Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 25 Aralık 2006 Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Sabahattin Âli gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin yirmincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Sabahattin Âli için hazırlanan belgesel filmle başlayacak…
Ali Kocatepe’nin Sabahattin Âli şiirlerinden yaptığı “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi” gibi unutulmaz bestelerini piyanoda seslendirip söyleyeceği gecede; Ali Fikirsindi, Aslıhan Özel, Başak Merev, Çağrı Merev, Çiğdem Üz, Evrim Şanlı, Sefer Boztaş, Sabur Ulus, Tülay Merev ve Veysel Kuyumcu’dan oluşan Grup Yeniden de “Aldırma Gönül” ve “Leylim Ley”in aralarında olduğu eserleri yorumlayacaklar…
Sabahattin Âli gecesinde, Gülsen Tuncer ustanın şiirlerini okurken Feyzi Tuna ve Yusuf Kurçenli yazarın yapıtlarından yaptıkları filmlerin öyküsünü anlatacaklar… Gecede Zeliha Berksoy’un konservatuardan öğrencileri de, Sabahattin Âli’nin yapıtlarını okuma tiyatrosu olarak seslendirecekler…
Yazarın kızı müzikbilimci ve eleştirmen Filiz Âli’nin de katılacağı programı Selen Domaç sunacak… Etkinlikte, Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Sennur Sezer ve Zeki Coşkun ustanın edebiyatçı yönü üzerine konuşacaklar…
“Ustalara Saygı” geceleri, 8 Ocak’ta İlber Ortaylı, 15 Ocak’ta Nâzım Hikmet ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısındaki cadde)
Kültür ve sanat ilintili web kaynakları, izlenimler, haberler...
Art and culture resources on the web...
- Avniye TANSUG
Perşembe, Aralık 21, 2006
Pazartesi, Aralık 04, 2006
PANDOMİM: "JEROME MURAT"
Cumartesi, Aralık 02, 2006
"MUINAR"

"Saldırgan sarı, fazla sıcak... Denize dönüp soluklandım, yüzü yok, benim yüzümü kullanıyor, ellerimi, ayaklarımı... Sürekli konuşuyor, sesi yok, konuşuyor yine de, benim sesimle konuşuyor.
'Göğsümden sızıp içime yerleştin' dedim, 'bir adın var mı? Sana nasıl sesleneceğimi söylersen... Sözlerimizi ayıramayacak olsaydım, günümü zamanımı şaşırırdım.'
'Zaman sizin nerenizden tutuyor da güveniyorsunuz ona o kadar, bilmiyorum ki... Benim adım Muinar"...
Dün çıktı...
-----------------
"Muinar" ile ilgili olarak:
- Zeynep Oral / Cumhuriyet:
"Latife Tekin’den “MUİNAR” Ya da Kadının, Doğanın, Edebiyatın gücü…
Latife Tekin’in “Muinar” kitabını (Everest Yayınları) biraz önce bitirdim… Daha gözyaşlarım kurumadan içimden şöyle haykırdığımı duydum:“Muinar gel! Gel de yeryüzünde soluk alıp vermeye çalışan her insanın içinde uyan! Mulinar gel! Sakın terk etme bizi! Sana öyle çok ihtiyacımız var ki! Muinar gel! Gel ve her birimize ışık dilini öğret!” Sonra haykırışıma kahkahalar karıştı. İyi ki Latife Tekin var, iyi ki Muinar ışık dilini öğretti ona, ve O da, ışık diliyle Muinar’ın romanını yazdı diye, kadınlara ait tüm ruhlara şükrettim! "
(devamı burada)
- Latife Tekin ile "Muinar" üzerine yapılmış -ancak 12 Ocak 2007 itibarıyle herhangi bir yerde yayınlanmamış- son derece ilginç bir röportaj: MedyaTAVA da !
- Birgün Pazar- Latife Tekin'in kendi kaleminden "Muinar Rüyaları"
- Meral Tamer- Milliyet: "Biz kadınlar, dünyanın kız kardeşleri olarak yarından tezi yok, dünyamızı kurtarmak için kolları sıvamalıyız. Ben Latife Tekin'in peşinden gitmeye varım. Ya siz?"
Perşembe, Kasım 23, 2006
USTALARA SAYGININ KONUĞU ORHAN VELİ
Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 27 Kasım 2006 Pazartesi akşamı yapılacak olan Orhan Veli Kanık gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin on sekizincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yönettiği gece, Orhan Veli’nin kızkardeşi Fürüzan Yolyapan’ın arşivinden daha önce yayınlanmamış görüntülerle başlayacak… Daha sonra sahneye gelecek olan Mücap Ofluoğlu, Orhan Kahyaoğlu ve Sezai Sarıoğlu, ustanın kültür ve sanat dünyasındaki yerinden söz ederlerken, Ofluoğlu, Kanık’ın kendisine imzaladığı kitabı da izleyicilere göstererek şairle anılarını anlatacak… Alayça Öztürk’ün sunacağı etkinlikte, Atilla Şendil, Beyti Engin, Didem Erdoğan, Selen Domaç, Tolga Gülcüler ve Zeliha Berksoy Orhan Veli Kanık’tan şiirler okuyacaklar… Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılmış bestelerin de dinlenebileceği gecede, ustanın fotoğraflarından oluşan bir dia gösterisi de yapılacak.
“Ustalara Saygı” geceleri 11 Aralık’ta Rıfat Ilgaz, 25 Aralık’ta Sabahattin Âli ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısı)
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin on sekizincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yönettiği gece, Orhan Veli’nin kızkardeşi Fürüzan Yolyapan’ın arşivinden daha önce yayınlanmamış görüntülerle başlayacak… Daha sonra sahneye gelecek olan Mücap Ofluoğlu, Orhan Kahyaoğlu ve Sezai Sarıoğlu, ustanın kültür ve sanat dünyasındaki yerinden söz ederlerken, Ofluoğlu, Kanık’ın kendisine imzaladığı kitabı da izleyicilere göstererek şairle anılarını anlatacak… Alayça Öztürk’ün sunacağı etkinlikte, Atilla Şendil, Beyti Engin, Didem Erdoğan, Selen Domaç, Tolga Gülcüler ve Zeliha Berksoy Orhan Veli Kanık’tan şiirler okuyacaklar… Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılmış bestelerin de dinlenebileceği gecede, ustanın fotoğraflarından oluşan bir dia gösterisi de yapılacak.
“Ustalara Saygı” geceleri 11 Aralık’ta Rıfat Ilgaz, 25 Aralık’ta Sabahattin Âli ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısı)
İSVEÇ'İN "EL YAPIMI İLETİŞİM"İYLE "HARİKA TOKYO", VİYANA'DA "TÜRK GELİYOR!" ve BİR KONFERANS...
Bir haber bülteninin peşinden çıkılan web yolculuğu...
Kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında bir uluslararası diyalog ve işbirliği projesi olan ve kendini "el yapımı iletişim" diye konumlayan "Craft in Dialogue", son etkinlikleriyle ilgili bir haber bülteni yollamış. Haberlerin içindeki Tokyo Büyük Şehir Belediyesi tarafından Japonya'nın genel kültür politikası paralelinde sürdürülen "Tokyo Wonder Site" çalışmaları -hele "İstanbul 2010" da gözönüne alındığında- çok dikkat çekici. "Kültürü ve sanatı kent yaşamına katmanın laboratuvarı" diye özetlenebilecek bu projeye İsveçli tasarımcılar da katılmış... "Tokyo Wonder Site" yönetmeni Yusaku Imamura -özetle- diyor ki;
Eh işte, İsveçli tasarım grubu da dünyanın dört bir tarafından katılan diğerleri gibi, gidip 1 hafta orada yaşayıp, "Harika Tokyo" projesine katkıda bulunuyorsa, Imamura da Tokyo da hedefine biraz daha yaklaşmış oluyor... Çağdaş, kimlikli ve akıllı yerel yönetim yaklaşımı böyle birşeyler de değilse nedir?
İşte bütün bu girişe yol açan haber bülteninin özgün metni:
News from Craft in Dialogue
Nov/Dec 2006
Sweden’s Visual Arts Committee (Sveriges bildkonstnärsfond) has decided that, following the Craft in Dialogue project, support for international exchanges on the part of craft/design professionals will be given a greater share of Iaspis’ regular operations. Planning these operations has taken time because of the need for a more rigorous analysis. A final decision will be made by the Visual Arts Committee in October and this will be submitted to the executive of the Arts Grants Committee in December.
UNIQUE VISIT BY HELLA JONGERIUS
Don't miss a unique visit to Stockholm by Hella Jongerius (NL) arranged by Craft in Dialogue. Hella Jongerius will talk to Mark Isitt, Editor of Forum. In collaboration with the Nationalmuseum, Stockholm
Date: Tuesday 28 November at 6pm.
Venue: Nationalmuseum, Stockholm
Language: English
www.nationalmuseum.se
http://www.jongeriuslab.com/www.forumaid.com
We have updated the Craft in Dialogue website with new materials from the Netherlands and Japan. Thimo Te Duits, design curator at the Boijmans van Beuningen Museum in Rotterdam has written an article about Hella Jongerius's art specially for Craft in Dialogue. The article is an excellent introduction and preparation for the forthcoming discussion at the Nationalmuseum in Stockholm.
Craft in Dialogue has interviewed Joanna van der Zanden, artistic director of Platform 21 in Amsterdam. Plattform 21 is a highly innovative institution in the design field.
Craft in Dialogue is collaborating with Tokyo Wonder Site. Design group Front has taken part in their Creator-in-residence programme.
Photos of the residency are posted on the Craft in Dialogue website.
(Read more about Front’s visit to Tokyo: www.frontdesign.se
Front’s project at TWS www.frontdesign.se/sketchfurniture
Tokyo Wonder Site: www.tokyo-ws.org/english )
Ikko Yokoyama has conducted a very interesting interview with Japanese curator and professor Hisako Hara dealing with a wide range of (art) topics.
Check our website for further information: http://www.iaspis.com/craftcraft
- - - - - -
O da ne? "Türkler ve Sarı Tehlike" mi???
Tam bu konuyu kapatacakken, "Craft in Dialog' web sitesinin arşivine de bir göz atayım" demiştim ki, "THE TURK IS COMING AND THE YELLOW PERIL IS ALREADY HERE" ("Türk Geliyor ve İstilacı Sarı Irk Çoktan Burada") diye bir makale başlığı... Seramik sanatçısı ve "el yapımı iletişim" projesinin yöneticilerinden Päivi Ernkvist 2005'te, Mart ayında yazmış
bu makaleyi. Ernkvist, Viyana'da "Die Kunsthalle" sanat müzesinde açılan Türklerle ilgili bir sergi haberi ile başladığı makalede, müze cephesinin ay yıldızlı bayrakla donatıldığını belirtiyor. Bu yaklaşımın "Viyana kuşatmasında tamamlanamayanın" şimdi "Türkiye'nin AB'ne girişi ile tamamlandığı yolunda bir provokasyon" olarak değerlendirildiğine dikkat çekiyor. Başlıktaki "Sarı tehlike"nin ise Türklerle doğrudan ilgisi yok. "Sarı tehlike" metaforu, yazarın Viyana'nın yine önemli uygulamalı ve çağdaş sanat müzelerinden MAK'ta yapılan ve Çin sanatının Avrupa sanatını nasıl etkilediğini kanıtlamayı amaçlayan çalışmalara bir gönderme. Yazar, Avrupa'nın "yabancı" saydığının aslında onun "çoktan içinde" olduğunu söylüyor. Yüzeyi biraz kazıyınca altından çıkan bu kültürel iletişimin bugünkü Avrupa'nın büyümesi için çok önemli olduğunu da ekleyerek...
Ne rastlantı! Tam da bugün, İstanbul'da, İsveç Araştırma Enstitüsü'nde bir konferans var. Konusu: "Johan-David Åkerblad – 18. yüzyıl sonlarındaki Şark konusunda uzman İsveçli". Åkerblad'ın İstanbul'daki çalışmalarını kapsayan Konferansı aynı konuda uzman Fredrik Thomasson verecek...
Baş ya da değil, AB müzakerecilerimizin ya da onların danışmanlarının bu gibi bilgi belge kaynaklarını görmesi/bilmesi herhalde iyi olurdu...
Kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında bir uluslararası diyalog ve işbirliği projesi olan ve kendini "el yapımı iletişim" diye konumlayan "Craft in Dialogue", son etkinlikleriyle ilgili bir haber bülteni yollamış. Haberlerin içindeki Tokyo Büyük Şehir Belediyesi tarafından Japonya'nın genel kültür politikası paralelinde sürdürülen "Tokyo Wonder Site" çalışmaları -hele "İstanbul 2010" da gözönüne alındığında- çok dikkat çekici. "Kültürü ve sanatı kent yaşamına katmanın laboratuvarı" diye özetlenebilecek bu projeye İsveçli tasarımcılar da katılmış... "Tokyo Wonder Site" yönetmeni Yusaku Imamura -özetle- diyor ki;
...Yaratıcılık bizi insan olarak diğer canlılardan ayıran şeydir. Zaten
canlı olmak yaratıcı bir etkinliğe bağlı olmak demektir. Onların farklı şeyler
olduğunu düşünmeye eğilimli olmamıza rağmen, aslında politika
ve ekonomi de yaratıcı çalışma biçimlerindendir....
...Büyük kentlerde yaratıcılığın türlü biçimleri çeşitleri birbiriyle
buluşur, karışır... Tokyo büyükkentinde de yaratıcılığın her türünün
filizlendiğini söylemek kesinlikle doğru olur. "Tokyo Wonder Site" (TWS) bu
bağlamda sürekli diyalog ve görüş ve değerlerin değiş tokuş edildiği bir
yer olmayı amaçlamaktadır. Çünkü dünya her ne kadar küçüldüyse de hala gerçek anlamda bir diyalog yok...
Eh işte, İsveçli tasarım grubu da dünyanın dört bir tarafından katılan diğerleri gibi, gidip 1 hafta orada yaşayıp, "Harika Tokyo" projesine katkıda bulunuyorsa, Imamura da Tokyo da hedefine biraz daha yaklaşmış oluyor... Çağdaş, kimlikli ve akıllı yerel yönetim yaklaşımı böyle birşeyler de değilse nedir?
İşte bütün bu girişe yol açan haber bülteninin özgün metni:
News from Craft in Dialogue
Nov/Dec 2006
Sweden’s Visual Arts Committee (Sveriges bildkonstnärsfond) has decided that, following the Craft in Dialogue project, support for international exchanges on the part of craft/design professionals will be given a greater share of Iaspis’ regular operations. Planning these operations has taken time because of the need for a more rigorous analysis. A final decision will be made by the Visual Arts Committee in October and this will be submitted to the executive of the Arts Grants Committee in December.
UNIQUE VISIT BY HELLA JONGERIUS
Don't miss a unique visit to Stockholm by Hella Jongerius (NL) arranged by Craft in Dialogue. Hella Jongerius will talk to Mark Isitt, Editor of Forum. In collaboration with the Nationalmuseum, Stockholm
Date: Tuesday 28 November at 6pm.
Venue: Nationalmuseum, Stockholm
Language: English
www.nationalmuseum.se
http://www.jongeriuslab.com/www.forumaid.com
We have updated the Craft in Dialogue website with new materials from the Netherlands and Japan. Thimo Te Duits, design curator at the Boijmans van Beuningen Museum in Rotterdam has written an article about Hella Jongerius's art specially for Craft in Dialogue. The article is an excellent introduction and preparation for the forthcoming discussion at the Nationalmuseum in Stockholm.
Craft in Dialogue has interviewed Joanna van der Zanden, artistic director of Platform 21 in Amsterdam. Plattform 21 is a highly innovative institution in the design field.
Craft in Dialogue is collaborating with Tokyo Wonder Site. Design group Front has taken part in their Creator-in-residence programme.

Photos of the residency are posted on the Craft in Dialogue website.
(Read more about Front’s visit to Tokyo: www.frontdesign.se
Front’s project at TWS www.frontdesign.se/sketchfurniture
Tokyo Wonder Site: www.tokyo-ws.org/english )
Ikko Yokoyama has conducted a very interesting interview with Japanese curator and professor Hisako Hara dealing with a wide range of (art) topics.
Check our website for further information: http://www.iaspis.com/craftcraft
- - - - - -
O da ne? "Türkler ve Sarı Tehlike" mi???
Tam bu konuyu kapatacakken, "Craft in Dialog' web sitesinin arşivine de bir göz atayım" demiştim ki, "THE TURK IS COMING AND THE YELLOW PERIL IS ALREADY HERE" ("Türk Geliyor ve İstilacı Sarı Irk Çoktan Burada") diye bir makale başlığı... Seramik sanatçısı ve "el yapımı iletişim" projesinin yöneticilerinden Päivi Ernkvist 2005'te, Mart ayında yazmış
bu makaleyi. Ernkvist, Viyana'da "Die Kunsthalle" sanat müzesinde açılan Türklerle ilgili bir sergi haberi ile başladığı makalede, müze cephesinin ay yıldızlı bayrakla donatıldığını belirtiyor. Bu yaklaşımın "Viyana kuşatmasında tamamlanamayanın" şimdi "Türkiye'nin AB'ne girişi ile tamamlandığı yolunda bir provokasyon" olarak değerlendirildiğine dikkat çekiyor. Başlıktaki "Sarı tehlike"nin ise Türklerle doğrudan ilgisi yok. "Sarı tehlike" metaforu, yazarın Viyana'nın yine önemli uygulamalı ve çağdaş sanat müzelerinden MAK'ta yapılan ve Çin sanatının Avrupa sanatını nasıl etkilediğini kanıtlamayı amaçlayan çalışmalara bir gönderme. Yazar, Avrupa'nın "yabancı" saydığının aslında onun "çoktan içinde" olduğunu söylüyor. Yüzeyi biraz kazıyınca altından çıkan bu kültürel iletişimin bugünkü Avrupa'nın büyümesi için çok önemli olduğunu da ekleyerek...Ne rastlantı! Tam da bugün, İstanbul'da, İsveç Araştırma Enstitüsü'nde bir konferans var. Konusu: "Johan-David Åkerblad – 18. yüzyıl sonlarındaki Şark konusunda uzman İsveçli". Åkerblad'ın İstanbul'daki çalışmalarını kapsayan Konferansı aynı konuda uzman Fredrik Thomasson verecek...
Baş ya da değil, AB müzakerecilerimizin ya da onların danışmanlarının bu gibi bilgi belge kaynaklarını görmesi/bilmesi herhalde iyi olurdu...
Çarşamba, Kasım 22, 2006
KÜLTÜR MİRASININ KORUNMASINDA İTALYAN MİMARİ RESTORASYON ve KENTSEL DÖNÜŞÜM DENEYİMLERİ, MALZEMELERİ ve TEKNOLOJİLERİ SEMİNERİ: 12-13 ARALIK 2006
İstanbul'daki İtalyan Başkonsolosluğu ve İtalyan Ticaret Merkezi, "İstanbul 2010 Girişim Grubu" işbirliği ile 12- 13 Aralık 2006 tarihlerinde İstanbul’un 2010 yılı için Avrupa kültür başkenti seçilmesi nedeniyle yapılacak olan restorasyon çalışmaları ve projeleri gözönüne alarak, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda bir seminer ve workshop düzenliyor.12 Aralık 2006 tarihindeki seminerde, İtalya’daki mimari restorasyon ve kentsel dönüşüm konusunda uzman danışmanlar, üniversitelerden profesörler ve özel firma yetkilileri İtalya’da ve dünyada uyguladıkları teknolojik yenilikleri, kullanılan malzemeleri ve deneyimlerini, İstanbul’daki ve Türkiye’deki kültür miraslarının korunmasında ve restorasyonunda uygulanması amacı ile, Türkiye’de bu sektörde faaliyet gösteren firmalara, mimarlara, kamu yetkililerine ve üniversite camiasına aktaracaklar.
Aynı gün öğleden sonra İtalyan ve Türk firmaları arasında ikili görüşmeler düzenleniyor.
Seminere ve ikili görüşmelere katılım için etkinliğin web sitesinde bulunan katılım formunun mutlaka doldurulması gerekiyor.
Katılım ücretsiz olup simultane tercüman servisi mevcut. "Kültür Miraslarının Korunmasında İtalyan Mimari Restorasyon ve Kentsel Dönüşüm Deneyimleri, Malzemeleri ve Teknolojileri" semineri ve ikili görüşmeleri, Türk ve İtalyan firmalarını ve yetkililerini biraraya getirerek karşılıklı işbirliklerinin kurulması amacıyla düzenleniyor.
Seminerin ayrıntılı programı şurada. Italyan katılımcı firmaların hangileri olduğu ve haklarındaki ayrıntılı bilgi burada.
[Bu etkinliğin 2002 yılında yapılanı hakkında da bir haber yazmışım ben: O da burada !]
Etkinlik süresince 9.30 - 17.00 saatleri arasında bir "Sergi"de açık olacak. Bu Sergide İtalyanların restorasyonda kullandıkları teknolojiler, malzemeler ve ekipmanların neler olduğu, ilintili projelerin panelleri üzerinde fotoğraflar ve projeksiyonla anlatılacak.
Pazartesi, Kasım 20, 2006
YEKTA KARA'NIN SOYUT CADILARI...
400. YILDÖNÜMÜNDE "MACBETH"
Yekta Kara'nın soyut bir anlayışla sahneye koyduğu, oyunun omurgasını oluşturan cadılara farklı anlamlar yükleyerek güç tutkusunu anlattığı "Macbeth" 23 yıllık bir aradan sonra İstanbul'da opera seyircisiyle yeniden buluşuyor.
Shakespeare'in dört büyük trajedisinden biri olan 'Macbeth' 400.yıldönümünde İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde sahneleniyor. 1606'da yazılıp oynanan oyun, ünlü italyan besteci Giuseppe Verdi'yi derinden etkilemiş, sanatçı ilk kez bir Shakespeare yapıtını ele alıp besteleyerek 'Macbeth'in opera seyircisine de ulaşmasını sağlamış. Shakespeare ile Verdi gibi iki büyük ustayı biraraya getiren,Verdi'nin erken dönem operaları içinde en çok sevdiği ve önemsediği opera olarak bilinen 'Macbeth', iktidar hırsının insanoğluna neler yaptırabileceğini bütün açıklığıyla sergiliyor.
Orkestrayı konuk şef Alexander Samoila'nın idare ettiği, dekorlarını Michael Scott'un, kostümlerini Şanda Zıpçı'nın yaptığı 'Macbeth' operasında koroyu Markus Baisch çalıştırmış.
Işık düzeni Ahmet Defne'nin.
Başrollerde Gökhan Koç, Perihan Nayır, Ayşe Tek, Murat Güney'in, öteki önemli rollerde ise Suat Arıkan, Necat Pınazoğlu, Gökhan Ürben, Hüseyin Likos, Turgut İpek, Şahin Öğüt, Deniz Erdoğan, Arzu Yüceer, Sevan Şencan, Barbaros Taştan'ın dönüşümlü olarak izleneceği 'Macbeth' operası perdelerini 25 Kasım'da açıyor.
Prömiyer: 25 Kasım Cumartesi, saat 15.30
Gala: 28 Kasım Salı, saat 20.00 (Daha ayrıntılı bilgi için resme ya da başlığa tıklayabilirsiniz)
Yekta Kara'nın soyut bir anlayışla sahneye koyduğu, oyunun omurgasını oluşturan cadılara farklı anlamlar yükleyerek güç tutkusunu anlattığı "Macbeth" 23 yıllık bir aradan sonra İstanbul'da opera seyircisiyle yeniden buluşuyor.
Shakespeare'in dört büyük trajedisinden biri olan 'Macbeth' 400.yıldönümünde İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde sahneleniyor. 1606'da yazılıp oynanan oyun, ünlü italyan besteci Giuseppe Verdi'yi derinden etkilemiş, sanatçı ilk kez bir Shakespeare yapıtını ele alıp besteleyerek 'Macbeth'in opera seyircisine de ulaşmasını sağlamış. Shakespeare ile Verdi gibi iki büyük ustayı biraraya getiren,Verdi'nin erken dönem operaları içinde en çok sevdiği ve önemsediği opera olarak bilinen 'Macbeth', iktidar hırsının insanoğluna neler yaptırabileceğini bütün açıklığıyla sergiliyor.Orkestrayı konuk şef Alexander Samoila'nın idare ettiği, dekorlarını Michael Scott'un, kostümlerini Şanda Zıpçı'nın yaptığı 'Macbeth' operasında koroyu Markus Baisch çalıştırmış.
Işık düzeni Ahmet Defne'nin.
Başrollerde Gökhan Koç, Perihan Nayır, Ayşe Tek, Murat Güney'in, öteki önemli rollerde ise Suat Arıkan, Necat Pınazoğlu, Gökhan Ürben, Hüseyin Likos, Turgut İpek, Şahin Öğüt, Deniz Erdoğan, Arzu Yüceer, Sevan Şencan, Barbaros Taştan'ın dönüşümlü olarak izleneceği 'Macbeth' operası perdelerini 25 Kasım'da açıyor.
Prömiyer: 25 Kasım Cumartesi, saat 15.30
Gala: 28 Kasım Salı, saat 20.00 (Daha ayrıntılı bilgi için resme ya da başlığa tıklayabilirsiniz)
Pazar, Kasım 19, 2006
ECZACIBAŞI SANAL MÜZESİNDE "FT"
ECZACIBAŞI SANAL MÜZESİ- Fatma Tülin
Perşembe, Kasım 02, 2006
İSVEÇLİ AKADEMİSYEN Dr. WALLIS'ten konferans: "MÜZİK SEKTÖRÜNDE DİJİTAL HAKLAR"
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 2006 – 2007 akademik yılında eğitim vermeye başlayan Kültür Yönetimi Bölümü, sektörün uluslararası platformda tanınmış profesyonellerini ve akademisyenlerini konuk ediyor. Bölüm, 9 Kasım 2006 Perşembe günü Müzik Endüstrisi ve Yönetimi dersi kapsamında Stokholm’deki KTH Royal Institute of Technology akademisyenlerinden Dr. Roger Wallis’in “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferansına evsahipliği yapacak.Türkiye’de ilk defa İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından açılan Kültür Yönetimi Bölümü, değişen kültürel, ekonomik ve sosyal çevrede; ulusal ve uluslararası düzeyde yaratıcı projeler ve yeni yaklaşımlar geliştirecek öğrenciler yetiştirmeyi hedefliyor. Bölüm bu amaçla, ulusal ve uluslararası alanda çalışmalar yürüten kültür yöneticilerini de öğrenciler ve İstanbullularla buluşturuyor.Stokholm’deki KTH Royal Institute of Technology’den Dr. Roger Wallis, Kültür Yönetimi Bölümü, Müzik Endüstrisi ve Yönetimi dersi kapsamında, 9 Kasım Perşembe günü “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferans vermek üzere konuk olacak. Müzik yönetimi, telif hakları rejimi ve bilgi toplumu alanlarında uzman olan Dr. Wallis, İsveç Besteciler Birliği’nin (SKAP) yönetim kurulu başkanlığını da yürütüyor. (SKAP yöneticileri arasında Alfons Karabuda da var.)Dr. Roger Wallis, “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferansta, dijital dünyada telif hakları (IPR) ve rekabet; AB’nin kültür ürünleri ve kültürel çeşitliliği ile ilgili olarak ithalat/ihracat konularını ele alacak. İngilizce yapılacak olan etkinlik ilgilenen herkesin katılımına açık olacak.
Tarih: 9 Kasım 2006, Perşembe
Saat: 16:00 –18.00
Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü,
AKO İnönü Cad. No. 28 Kuştepe, Şişli
Ayrıntılı bilgi için: Ceren NEFES 0212 311 53 05, cerenn@bilgi.edu.tr
Çarşamba, Kasım 01, 2006
AMELIE FILMININ MUZİĞİNİ DE SEVENLER İÇİN
Bir dostumuzun kızının yorumuyla:
YouTube - comptine d'un autre ete
YouTube - comptine d'un autre ete
Salı, Ekim 31, 2006
MEHMET SUCU YAZMIŞ BUGÜN: "Bu kuşak bir başka kuşak"
"ENTERNET" / MEHMET SUCU
Cumhuriyet, 31 Ekim 2006
---------------------------------------------------------------------------------
(Bu yazıda anlatılan "kuşak" aslında hallice geniş bir kesimi kapsıyor. Ama eminim "-Hah, işte tam da '68'i anlatmış" diyenler daha fazladır -benim gibi- belki... "d kuşağı" = "dinozor" eskiden olumsuz bağlamlar içerirdi, "yeniliğe direnç" gibi...
Kimler üstüne alındı, kimler alınmadı, kimler alınanlara alınacak, kimler hiç aldırmayacak bilemem. Ama ben bu yazıyı çok önemsedim ve Sayın Sucu burada kullanmam için izin verdi, içten teşekkürle- A.T.)
---------------------------------------------------------------------------------
Bu kuşak bir başka kuşak
Her şeyden önce onlar mütevazı bir kuşak... Gelişmeye karşı koymadılar, aksine hep açık oldular, sadece yozlaşmaya karşı durmaya çalıştılar. Dürüst olmak adına, öğrendikleri değerlerden ödün vermemek adına dinozor diye suçlanmayı göze aldılar.
Dünyayı değiştirmek istediler. Daha güzel, daha insanca yaşamak, daha mutlu olmak istediler. Geleceğe bağlandıkları idealleri oldu. Bu idealler için kavga ettiler ve ediyorlar.
Hiçbir zaman tatminsiz olmadılar. Yetinmeyi bildikleri gibi istemeyi de ihmal etmediler. Sınırsız bir özveriyle yardımseverliğin ne olduğunu gösterdiler.
Hemen hiçbiri, hiçbir zaman içindeki çocuğu öldürmedi. Muzip bir hınzırlıkla eleştirdiler ve eleştiriyorlar. Hayatın her adımında yaşadıklarını sorguladılar.
Küreselleşmeci değil enternasyonalizmden yanaydılar. Irkçılığa, her boydan milliyetçiliğe karşı dünyanın emekçilerinin eylem birliğini savundular.
Örgütlü olmanın erdemini hep üstün tuttular. Bireyciliğin sekter bir tavır olduğunu vurguladılar. Yeraltında veya yasal mutlaka bir örgütle bağları oldu. Kendilerine ait zamanı bencilce kullanmak yerine kitlesel eylemlerde yer almak onları hep daha çok mutlu etti.
İnterneti siteler içinde daldan dala gezinmek yerine örgütlenmek için kullanmayı da ilk kez onlar denedi.
Dağlarda tek tek ateşleri ilk onlar yaktı. Barikatları ilk onlar kurdu. İnandıkları gibi yaşamayı ilk onlar felsefe edindi.
Emekten yana olmak, halktan yana olmak, emperyalizme karşı olmak en önemli üç kıstasları oldu. Onlar çok politize bir kuşak. Kitaplar üzerine tartışmak, özeleştiri istemek ve vermek gündelik yaşamın olmazsa olmazı onlar için.
Aşk ise politik kavgaların gölgesinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Ancak yaşama hep sevgiyle, tutkuyla bağlıydılar. Daha insancıl, daha yaşanılır bir dünya için çabaladılar. Geleceği kurtaracak olan onlara göre hiçbir zaman para olmadı. Gelecek sadece elbirliğiyle savaşarak daha güzel olabilirdi.
Bu kuşak aslında belirli bir yaş grubunu da temsil etmiyor. Onlara biz 'd kuşağı' diyelim. Yani dinozor kuşağı.
Dinozor birçoklarına göre küçümseme içeren bir kelime.. ancak aslında bize dayatılan yeni yoz yaşam biçimine karşı duran bir avuç insanı tanımlayan bir terim.
Her ne kadar büyüklerimiz dinozorluğu kendilerine ait bir tanım olarak kullansalar da.. hemen her yaş grubundan bu kuşağa mensup insan bulmak çok olası. Kalkın bir çevrenize bakın.. onlardan çok göreceksiniz. Onlardan biri belki bir köşede oturmuş sessizce kitap okuyordur. Belki Taksim'de düzenlenen bir eylemde bağırıyordur. Ya da hemen yanı başınızda sessizce yürüyordur.
Hâlâ birini göremedinizse ve bu gazetede bu yazıyı okuyorsanız en yakındaki aynaya bakın, onu tanıyacaksınız.
Cumhuriyet, 31 Ekim 2006
---------------------------------------------------------------------------------
(Bu yazıda anlatılan "kuşak" aslında hallice geniş bir kesimi kapsıyor. Ama eminim "-Hah, işte tam da '68'i anlatmış" diyenler daha fazladır -benim gibi- belki... "d kuşağı" = "dinozor" eskiden olumsuz bağlamlar içerirdi, "yeniliğe direnç" gibi...
Kimler üstüne alındı, kimler alınmadı, kimler alınanlara alınacak, kimler hiç aldırmayacak bilemem. Ama ben bu yazıyı çok önemsedim ve Sayın Sucu burada kullanmam için izin verdi, içten teşekkürle- A.T.)
---------------------------------------------------------------------------------
Bu kuşak bir başka kuşak
Her şeyden önce onlar mütevazı bir kuşak... Gelişmeye karşı koymadılar, aksine hep açık oldular, sadece yozlaşmaya karşı durmaya çalıştılar. Dürüst olmak adına, öğrendikleri değerlerden ödün vermemek adına dinozor diye suçlanmayı göze aldılar.
Dünyayı değiştirmek istediler. Daha güzel, daha insanca yaşamak, daha mutlu olmak istediler. Geleceğe bağlandıkları idealleri oldu. Bu idealler için kavga ettiler ve ediyorlar.
Hiçbir zaman tatminsiz olmadılar. Yetinmeyi bildikleri gibi istemeyi de ihmal etmediler. Sınırsız bir özveriyle yardımseverliğin ne olduğunu gösterdiler.
Hemen hiçbiri, hiçbir zaman içindeki çocuğu öldürmedi. Muzip bir hınzırlıkla eleştirdiler ve eleştiriyorlar. Hayatın her adımında yaşadıklarını sorguladılar.
Küreselleşmeci değil enternasyonalizmden yanaydılar. Irkçılığa, her boydan milliyetçiliğe karşı dünyanın emekçilerinin eylem birliğini savundular.
Örgütlü olmanın erdemini hep üstün tuttular. Bireyciliğin sekter bir tavır olduğunu vurguladılar. Yeraltında veya yasal mutlaka bir örgütle bağları oldu. Kendilerine ait zamanı bencilce kullanmak yerine kitlesel eylemlerde yer almak onları hep daha çok mutlu etti.
İnterneti siteler içinde daldan dala gezinmek yerine örgütlenmek için kullanmayı da ilk kez onlar denedi.
Dağlarda tek tek ateşleri ilk onlar yaktı. Barikatları ilk onlar kurdu. İnandıkları gibi yaşamayı ilk onlar felsefe edindi.
Emekten yana olmak, halktan yana olmak, emperyalizme karşı olmak en önemli üç kıstasları oldu. Onlar çok politize bir kuşak. Kitaplar üzerine tartışmak, özeleştiri istemek ve vermek gündelik yaşamın olmazsa olmazı onlar için.
Aşk ise politik kavgaların gölgesinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Ancak yaşama hep sevgiyle, tutkuyla bağlıydılar. Daha insancıl, daha yaşanılır bir dünya için çabaladılar. Geleceği kurtaracak olan onlara göre hiçbir zaman para olmadı. Gelecek sadece elbirliğiyle savaşarak daha güzel olabilirdi.
Bu kuşak aslında belirli bir yaş grubunu da temsil etmiyor. Onlara biz 'd kuşağı' diyelim. Yani dinozor kuşağı.
Dinozor birçoklarına göre küçümseme içeren bir kelime.. ancak aslında bize dayatılan yeni yoz yaşam biçimine karşı duran bir avuç insanı tanımlayan bir terim.
Her ne kadar büyüklerimiz dinozorluğu kendilerine ait bir tanım olarak kullansalar da.. hemen her yaş grubundan bu kuşağa mensup insan bulmak çok olası. Kalkın bir çevrenize bakın.. onlardan çok göreceksiniz. Onlardan biri belki bir köşede oturmuş sessizce kitap okuyordur. Belki Taksim'de düzenlenen bir eylemde bağırıyordur. Ya da hemen yanı başınızda sessizce yürüyordur.
Hâlâ birini göremedinizse ve bu gazetede bu yazıyı okuyorsanız en yakındaki aynaya bakın, onu tanıyacaksınız.
Pazartesi, Ekim 23, 2006
Cuma, Ekim 13, 2006
NOBEL GELDİ, HOŞGELDİ!
Georgia Brown, Nobel web sitesinde Orhan Pamuk hakkında bilgi veriyor...
Bu da Orhan Pamuk resmi web sitesi...
"Dışarı"dakiler şaşkın. İçerdekiler de "bileğinin hakkıyla mı aldı, yoksa politik mi"yi tartışıyor...
Ama bu ülkeye bir Nobel gelmesi son derece hoş geliyor kulağa...
Burada Nobel komitesi adına Orhan Pamuk ile yapılan telefon röportajının ses kaydı var: Röportaj
Aynı Röportajın metni ise şöyle:
"Culture means a mix of things from other sources"Telephone interview with Orhan Pamuk immediately following the announcement of the 2006 Nobel Prize in Literature, October 12, 2006. The interviewer is Adam Smith, Editor-in-Chief of Nobelprize.org.
[Orhan Pamuk] – Hello.
[Adam Smith] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please? Hello?
[OP] – Hello.
[AS] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please?
[OP] – Speaking.
[AS] – Oh, my name is Adam Smith and I'm calling from the official website of the Nobel Foundation in Stockholm.
[OP] – Yes.
[AS] – We have a tradition of recording very short conversations with new Laureates immediately after the announcements.
[OP] – OK.
[AS] – So, first of all, many, many congratulations on being awarded ...
[OP] – Oh, thank you very much. It's such a great honour.
[AS] – I gather you're in New York. What were you doing when you received the news?
[OP] – Oh, I was sleeping, and thinking that, in a hour, probably they will announce the Nobel Prize, and then someone would maybe tell me who won it. And then I'm thinking, so what am I going to do, what's today's work? And I'm a little bit sleepy. And then the phone call, and then I'm "Oh, it's already half past seven". You know, this is New York and I don't know the light, so I don't feel pretty ... And I answered, and they said I won the Nobel Prize.
[AS] – That's an extraordinary phone call to receive. There was an enormous cheer went up at the press conference when they announced the prize.
[OP] – Really, of that's great, I'm very happy to hear this. This is great.
[AS] – We've recorded it on the website so you can, when finally you get off the phone you can go and relive the moment.
[OP] – And also I saw so many journalists you know, wanted me to have it, so I'm pleased about that. I'm very pleased about all these details. Thank you very much, sir.
[AS] – You're the first ever Turkish writer to be awarded a Nobel Prize for Literature. Does that give the award a special significance for you?
[OP] – Well, unfortunately, that makes the thing very precious in Turkey, which is good for Turkey of course, getting this prize, but makes it more extra sensitive and political and it somehow tends to make it as a sort of a burden.
[AS] – Yes, because it's been quite a public year for you.
[OP] – Yes.
[AS] – So I imagine this will add to that. The citation for the award refers particularly to your "quest for the melancholic soul of (your) native city", and there's an extremely long tradition of writing about Istanbul, and in praise of Istanbul. Could you describe briefly what it is about the city that has acted as such a strong draw for people's imagination over the years?
[OP] – Well, it was at the edge of Europe, but different. So it was the closest ‘other'. And it was really both close and, in a way, other. Mysterious, strange, uncompromising and totally un-European in ways, although in its spirit there was such a great place for Europe [words unclear].
[AS] – And referring to the phrase "melancholic soul", how would you describe Istanbul to those who've never seen it?
[OP] – I would say that it's one of the early modern cities where modernity decayed earlier than expected. I would say that the ruins of the past gave the city its melancholy, along with its poverty. But then I would also say that it's now recovering from this melancholy, hopefully.
[AS] – And another facet of your writing that was particularly emphasized in the citation, from the Committee, is the way that you deal with the interactions between different cultures. And of course it's a cliché to say that Turkey lies at the crossroads between East and West, but it does presumably offer the perfect vantage point from which to view the cross-cultural interface?
[OP] – This meet of East and West and clash of civilizations, this is unfortunately one of the most dangerous and horrific ideas that have been produced in the last twenty years, and is now serving for... This fanciful idea is now unfortunately getting to be real, and this theory is serving the clash of civilizations and the deaths of so many people.
[AS] – Because historically there has really been much more mixing of cultures than is popularly supposed.
[OP] – Culture is mix. Culture means a mix of things from other sources. And my town, Istanbul, was this kind of mix. Istanbul, in fact, and my work, is a testimony to the fact that East and West combine cultural gracefully, or sometimes in an anarchic way, came together, and that is what we should search for. This is getting to be a good interview by the way.
[AS] – Thank you, that's very kind of you. Many of your characters might be said to embody multiple cultural influences. I mean your writing indicates that they're far from uniformly either Eastern or Western, it's a mix.
[OP] – Yes.
[AS] – Do you write solely in Turkish?
[OP] – Yes. I think I wrote some six or seven articles in English, in international magazines, in Times Literary Supplement, in Village Voice.
[AS] – So there are presumably ...
[OP] – But of course I'm a Turkish writer, essentially, and live in the language. Language is me, in a way. Really, I feel it.
[AS] – Right, and there are ideas that you can express in Turkish, I assume, that would be very hard to capture in other languages?
[OP] – Exactly. Because thinking is composed of two things; language and images, and then yeah, half of thinking is the language. I agree, yes sir, please ask the question.
[AS] – Well, could you give an example of a concept that ...
[OP] – Wow! I can of course, but not on the day that I have received the Nobel Prize.
[AS] – That's fair enough, you don't really have to answer any questions on the day you receive the Nobel Prize.
[OP] – Yeah, OK.
[AS] – You can say anything you like.
[OP] – OK, thank you very much sir.
[AS] – So then an easy question. I mean the award will encourage a lot of new readers to dip into your work for the first time. Where would you recommend they start? What would you suggest to people, and also ...
[OP] – Oh, depending on the reader of course; the reader who buys books because the writer has received the Nobel Prize should start with My Name is Red. The reader who has already read that book should continue with The Black Book. The reader who is interested in more contemporary issues and politics should go ahead with Snow, so forth and so on.
(Burada araya girip kısa bir çevirelim: AS Pamuk'u ilk kez okuyacak dünya vatandaşlarına tavsiyesini soruyor. O da Nobel'i aldığı için "Benim Adım Kırmızı"dan başlanabileceğini belirtip, onun okuyanın ardından KAra Kitap'ı okumasını salık veriyor. Daha çağdaş sorunlarla ilgilenenlere ise "KAr"ı tavsiye ediyor)
[AS] – Wonderful, wonderful. And if your readers are lucky enough to be able to read in multiple languages, but can't manage Turkish, do you have a recommendation for which language most excellently captures the spirit?
[OP] – Of course English is the world's language now, and that's the language I've been checking my books with, and I'm proud with my translator and I'm also confident. So, basically English translations.
[AS] – OK, thank you very much.
[OP] – Thanks, as you see I'm a dutiful good boy, I did my homework very well now.
[AS] – Very well indeed! No, I'm thrilled with your cooperation. Thank you very much.
[OP] – Bye, bye. I'm have to hang now because my agent is calling and others, so many responsibilities that I have to address.
[AS] – Of course, quite so, thank you for sparing the time. See you soon, bye, bye.
[OP] – OK, bye, bye.
Bu da Orhan Pamuk resmi web sitesi...
"Dışarı"dakiler şaşkın. İçerdekiler de "bileğinin hakkıyla mı aldı, yoksa politik mi"yi tartışıyor...
Ama bu ülkeye bir Nobel gelmesi son derece hoş geliyor kulağa...
Burada Nobel komitesi adına Orhan Pamuk ile yapılan telefon röportajının ses kaydı var: Röportaj
Aynı Röportajın metni ise şöyle:
"Culture means a mix of things from other sources"Telephone interview with Orhan Pamuk immediately following the announcement of the 2006 Nobel Prize in Literature, October 12, 2006. The interviewer is Adam Smith, Editor-in-Chief of Nobelprize.org.
[Orhan Pamuk] – Hello.
[Adam Smith] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please? Hello?
[OP] – Hello.
[AS] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please?
[OP] – Speaking.
[AS] – Oh, my name is Adam Smith and I'm calling from the official website of the Nobel Foundation in Stockholm.
[OP] – Yes.
[AS] – We have a tradition of recording very short conversations with new Laureates immediately after the announcements.
[OP] – OK.
[AS] – So, first of all, many, many congratulations on being awarded ...
[OP] – Oh, thank you very much. It's such a great honour.
[AS] – I gather you're in New York. What were you doing when you received the news?
[OP] – Oh, I was sleeping, and thinking that, in a hour, probably they will announce the Nobel Prize, and then someone would maybe tell me who won it. And then I'm thinking, so what am I going to do, what's today's work? And I'm a little bit sleepy. And then the phone call, and then I'm "Oh, it's already half past seven". You know, this is New York and I don't know the light, so I don't feel pretty ... And I answered, and they said I won the Nobel Prize.
[AS] – That's an extraordinary phone call to receive. There was an enormous cheer went up at the press conference when they announced the prize.
[OP] – Really, of that's great, I'm very happy to hear this. This is great.
[AS] – We've recorded it on the website so you can, when finally you get off the phone you can go and relive the moment.
[OP] – And also I saw so many journalists you know, wanted me to have it, so I'm pleased about that. I'm very pleased about all these details. Thank you very much, sir.
[AS] – You're the first ever Turkish writer to be awarded a Nobel Prize for Literature. Does that give the award a special significance for you?
[OP] – Well, unfortunately, that makes the thing very precious in Turkey, which is good for Turkey of course, getting this prize, but makes it more extra sensitive and political and it somehow tends to make it as a sort of a burden.
[AS] – Yes, because it's been quite a public year for you.
[OP] – Yes.
[AS] – So I imagine this will add to that. The citation for the award refers particularly to your "quest for the melancholic soul of (your) native city", and there's an extremely long tradition of writing about Istanbul, and in praise of Istanbul. Could you describe briefly what it is about the city that has acted as such a strong draw for people's imagination over the years?
[OP] – Well, it was at the edge of Europe, but different. So it was the closest ‘other'. And it was really both close and, in a way, other. Mysterious, strange, uncompromising and totally un-European in ways, although in its spirit there was such a great place for Europe [words unclear].
[AS] – And referring to the phrase "melancholic soul", how would you describe Istanbul to those who've never seen it?
[OP] – I would say that it's one of the early modern cities where modernity decayed earlier than expected. I would say that the ruins of the past gave the city its melancholy, along with its poverty. But then I would also say that it's now recovering from this melancholy, hopefully.
[AS] – And another facet of your writing that was particularly emphasized in the citation, from the Committee, is the way that you deal with the interactions between different cultures. And of course it's a cliché to say that Turkey lies at the crossroads between East and West, but it does presumably offer the perfect vantage point from which to view the cross-cultural interface?
[OP] – This meet of East and West and clash of civilizations, this is unfortunately one of the most dangerous and horrific ideas that have been produced in the last twenty years, and is now serving for... This fanciful idea is now unfortunately getting to be real, and this theory is serving the clash of civilizations and the deaths of so many people.
[AS] – Because historically there has really been much more mixing of cultures than is popularly supposed.
[OP] – Culture is mix. Culture means a mix of things from other sources. And my town, Istanbul, was this kind of mix. Istanbul, in fact, and my work, is a testimony to the fact that East and West combine cultural gracefully, or sometimes in an anarchic way, came together, and that is what we should search for. This is getting to be a good interview by the way.
[AS] – Thank you, that's very kind of you. Many of your characters might be said to embody multiple cultural influences. I mean your writing indicates that they're far from uniformly either Eastern or Western, it's a mix.
[OP] – Yes.
[AS] – Do you write solely in Turkish?
[OP] – Yes. I think I wrote some six or seven articles in English, in international magazines, in Times Literary Supplement, in Village Voice.
[AS] – So there are presumably ...
[OP] – But of course I'm a Turkish writer, essentially, and live in the language. Language is me, in a way. Really, I feel it.
[AS] – Right, and there are ideas that you can express in Turkish, I assume, that would be very hard to capture in other languages?
[OP] – Exactly. Because thinking is composed of two things; language and images, and then yeah, half of thinking is the language. I agree, yes sir, please ask the question.
[AS] – Well, could you give an example of a concept that ...
[OP] – Wow! I can of course, but not on the day that I have received the Nobel Prize.
[AS] – That's fair enough, you don't really have to answer any questions on the day you receive the Nobel Prize.
[OP] – Yeah, OK.
[AS] – You can say anything you like.
[OP] – OK, thank you very much sir.
[AS] – So then an easy question. I mean the award will encourage a lot of new readers to dip into your work for the first time. Where would you recommend they start? What would you suggest to people, and also ...
[OP] – Oh, depending on the reader of course; the reader who buys books because the writer has received the Nobel Prize should start with My Name is Red. The reader who has already read that book should continue with The Black Book. The reader who is interested in more contemporary issues and politics should go ahead with Snow, so forth and so on.
(Burada araya girip kısa bir çevirelim: AS Pamuk'u ilk kez okuyacak dünya vatandaşlarına tavsiyesini soruyor. O da Nobel'i aldığı için "Benim Adım Kırmızı"dan başlanabileceğini belirtip, onun okuyanın ardından KAra Kitap'ı okumasını salık veriyor. Daha çağdaş sorunlarla ilgilenenlere ise "KAr"ı tavsiye ediyor)
[AS] – Wonderful, wonderful. And if your readers are lucky enough to be able to read in multiple languages, but can't manage Turkish, do you have a recommendation for which language most excellently captures the spirit?
[OP] – Of course English is the world's language now, and that's the language I've been checking my books with, and I'm proud with my translator and I'm also confident. So, basically English translations.
[AS] – OK, thank you very much.
[OP] – Thanks, as you see I'm a dutiful good boy, I did my homework very well now.
[AS] – Very well indeed! No, I'm thrilled with your cooperation. Thank you very much.
[OP] – Bye, bye. I'm have to hang now because my agent is calling and others, so many responsibilities that I have to address.
[AS] – Of course, quite so, thank you for sparing the time. See you soon, bye, bye.
[OP] – OK, bye, bye.
İFSAK 1. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienali devam ediyor!
İFSAK'ın 20 senelik Fotoğraf Günleri tecrübesinin üzerine inşa ettiği ilk "Fotoğraf Bienali", 15 Eylül – 31 Ekim 2006 tarihleri arasında. Fotoğraf Bienali'nin bu seneki teması, "Kent: Kaos ve Büyü". Sergiler, tarihi Darphane-i Amire binaları, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Kargart, Taksim Sanat Galerisi, Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi, Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru ve İstiklal Caddesi gibi pek çok mekanda takip edilebiliyor. Fotoğraf Bienali, sergilerin yanında, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçılarının atölye çalışmalarına yer vermeye devam ediyor.
Ana Mekan: Tarihi Darphane-i Amire binaları, Sultanahmet
Sultanahmet'teki tarihi Darphane-i Amire binalarında, Magnum üyesi Gueorgui Pinkhassov'un "Sightwalk / Seyir Yürüyüşü" sergisi, Michal Macku, Keith Gerling ve Sandy King'in alternatif teknik sergileri, Vehbi Koca küratörlüğünde gerçekleşen "Kent: Kaos ve Büyü" (David Bate, Mitra Tabrizian, Bianca Kadic, Zadoc Nava, Anna Sherwin ve Vehbi Koca'nın fotoğraf ve videoları), Ceyiz Makal ve Nezaket Tekin'in fotoğrafları ve "Zincirleme" fotoğraf sergisi izlenebilir. Darphane-i Amire İstanbul Sokağı'nda ise, Murat Germen'in küratörlüğünü yaptığı "Kent ve Aidiyet" görülebilir.
Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru
Darphane-i Amire'den sonraki durak, Karaköy-Kadıköy seferi yapan Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru'ndaki "Şehir Hayali, Hayali Şehir" olabilir. Haluk Çobanoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı proje kapsamında, Asya ile Avrupa arasında gidip gelen vapurda, Alexandra Boulat, Dario Mitidieri, Jonas Bendiksen, Nicos Economopoulos, Stanley Greene ve Gökşin Varan'ın "masal" şehirlerden büyülü fotoğrafları sergileniyor.
Kargart
Kadıköy'e doğru devam edilirse, Kadıköy-Pendik minibüslerinde sergilenen, minibüsleri, şoförleri ve yolcuları, minibüs içindeki gündelik hayatı anlatan Fatih Pınar sergisi takip edilebilir. Kargart'a uğranırsa ise, Lana Slezic'in "Afganistan'da Kadınlar" başlıklı etkileyici çalışmasından bir seçki ile, Sisli Ayna (Bir düş, altı düşünüş) ve 24 fps (Hakan Babacan) görülebilir.
İstiklal Caddesi: "Fanus"
İstiklal Caddesi'ne çıkınca ise, Ömer Orhun'un küratörlüğünü üstlendiği "Fanus", izleyiciyi karşılıyor. Sergi, İstiklal Caddesi boyunca yürürken tellerde asılı fotoğraflara bakarak izlenebiliyor.
Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Beyoğlu
İstiklal Caddesi'nde yürürken, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'ndeki Alexander Rodchenko sergisi ziyaret edilmeli. Rus avangardının en önemli temsilcilerinden Rodchenko'nun eserleri, MIR Trade AG'nin desteğiyle, Türkiye'de ilk defa sergileniyor. 1891-1956 yılları arasında yaşayan sanatçının fotoğraflarının orijinal baskıları, 28 Ekim'e kadar Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nde görülebilecek.
İFSAK Sergi Salonları
Taksim'e gelmişken, İFSAK Sergi Salonları'ndaki Galina Manikova sergisiyle Bekir İnce ve Çağatay Göktan'ın çalışmaları izlenebilir.
Taksim Sanat Galerisi
Taksim Sanat Galerisi'ndeki "İstanbul'la Buluşma" ve "Prens Adaları" sergileri, İFSAK'ta bir araya gelen fotoğrafçıların birlikte ürettikleri projeler. İlteriş Tezer Atölyesi'nin "İstanbul'la Buluşma" sergisi ve İbrahim Zaman'ın küratörlüğüyle İstanbul'u Fotoğraflayanlar Grubu'nun gerçekleştirdiği "Prens Adaları", İstanbul'a yeni bir gözle bakan projeler.
Timurtaş Onan ve Sadık Demiröz küratörlüğündeki "Açık Alanlar, Parklar ve Meydanlar sergileri" ise, Ekim ayı boyunca şehrin çeşitli yerlerindeki sürprizli etkinliklerle devam edecek.
Fotoğraf Bienali kapsamındaki ortak etkinliklerden "Çocukların Gözüyle…" Odakule'nin karşı duvarlarında devam ediyor. İnta Ruka sergisi ise, İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde. Paralel etkinliklerden EPSON Fotoğraf Ödülleri sergisi, Goethe Institut – Teutonia Haus'ta izlenebiliyor. Timurtaş Onan'ın "Beyoğlu Geceleri" sergisi ise, Fransız Kültür Merkezi'nde 3-27 Ekim tarihleri arasında görülebilecek.
Fotoğraf Bienali eş sponsorları Sony ve a DSLR-A100 işbirliğiyle gerçekleştirilen "DSLR-A100 Performans: Haliç'te Bir Gün", Metro City alışveriş merkezinde 31 Ekim'e kadar devam edecek.
6-8 Ekim'deki Uluslararası Fotoğraf Forumu, Victor Burgin, David Bate ve Laura Padgett gibi fotoğraf sanatçıları ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda konuşulanların tam metinlerinden oluşan kitap, 2007 Haziran'ında yayımlanacak.
Ayrıntılı program ve içerik, www.ifsak.org.tr/bienal adresinden takip edilebilir. Broşür ve kitapçık, İFSAK merkezi, Darphane-i Amire ve Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nden edinilebilir. "Fanus" sergisinin kataloğu da aynı mekanlardan temin edilebilir.
İFSAK
İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak No: 34 / 2 Beyoğlu
212 245 34 60 bienal@ifsak.org.tr
Ana Mekan: Tarihi Darphane-i Amire binaları, Sultanahmet
Sultanahmet'teki tarihi Darphane-i Amire binalarında, Magnum üyesi Gueorgui Pinkhassov'un "Sightwalk / Seyir Yürüyüşü" sergisi, Michal Macku, Keith Gerling ve Sandy King'in alternatif teknik sergileri, Vehbi Koca küratörlüğünde gerçekleşen "Kent: Kaos ve Büyü" (David Bate, Mitra Tabrizian, Bianca Kadic, Zadoc Nava, Anna Sherwin ve Vehbi Koca'nın fotoğraf ve videoları), Ceyiz Makal ve Nezaket Tekin'in fotoğrafları ve "Zincirleme" fotoğraf sergisi izlenebilir. Darphane-i Amire İstanbul Sokağı'nda ise, Murat Germen'in küratörlüğünü yaptığı "Kent ve Aidiyet" görülebilir.
Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru
Darphane-i Amire'den sonraki durak, Karaköy-Kadıköy seferi yapan Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru'ndaki "Şehir Hayali, Hayali Şehir" olabilir. Haluk Çobanoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı proje kapsamında, Asya ile Avrupa arasında gidip gelen vapurda, Alexandra Boulat, Dario Mitidieri, Jonas Bendiksen, Nicos Economopoulos, Stanley Greene ve Gökşin Varan'ın "masal" şehirlerden büyülü fotoğrafları sergileniyor.
Kargart
Kadıköy'e doğru devam edilirse, Kadıköy-Pendik minibüslerinde sergilenen, minibüsleri, şoförleri ve yolcuları, minibüs içindeki gündelik hayatı anlatan Fatih Pınar sergisi takip edilebilir. Kargart'a uğranırsa ise, Lana Slezic'in "Afganistan'da Kadınlar" başlıklı etkileyici çalışmasından bir seçki ile, Sisli Ayna (Bir düş, altı düşünüş) ve 24 fps (Hakan Babacan) görülebilir.
İstiklal Caddesi: "Fanus"
İstiklal Caddesi'ne çıkınca ise, Ömer Orhun'un küratörlüğünü üstlendiği "Fanus", izleyiciyi karşılıyor. Sergi, İstiklal Caddesi boyunca yürürken tellerde asılı fotoğraflara bakarak izlenebiliyor.
Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Beyoğlu
İstiklal Caddesi'nde yürürken, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'ndeki Alexander Rodchenko sergisi ziyaret edilmeli. Rus avangardının en önemli temsilcilerinden Rodchenko'nun eserleri, MIR Trade AG'nin desteğiyle, Türkiye'de ilk defa sergileniyor. 1891-1956 yılları arasında yaşayan sanatçının fotoğraflarının orijinal baskıları, 28 Ekim'e kadar Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nde görülebilecek.
İFSAK Sergi Salonları
Taksim'e gelmişken, İFSAK Sergi Salonları'ndaki Galina Manikova sergisiyle Bekir İnce ve Çağatay Göktan'ın çalışmaları izlenebilir.
Taksim Sanat Galerisi
Taksim Sanat Galerisi'ndeki "İstanbul'la Buluşma" ve "Prens Adaları" sergileri, İFSAK'ta bir araya gelen fotoğrafçıların birlikte ürettikleri projeler. İlteriş Tezer Atölyesi'nin "İstanbul'la Buluşma" sergisi ve İbrahim Zaman'ın küratörlüğüyle İstanbul'u Fotoğraflayanlar Grubu'nun gerçekleştirdiği "Prens Adaları", İstanbul'a yeni bir gözle bakan projeler.
Timurtaş Onan ve Sadık Demiröz küratörlüğündeki "Açık Alanlar, Parklar ve Meydanlar sergileri" ise, Ekim ayı boyunca şehrin çeşitli yerlerindeki sürprizli etkinliklerle devam edecek.
Fotoğraf Bienali kapsamındaki ortak etkinliklerden "Çocukların Gözüyle…" Odakule'nin karşı duvarlarında devam ediyor. İnta Ruka sergisi ise, İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde. Paralel etkinliklerden EPSON Fotoğraf Ödülleri sergisi, Goethe Institut – Teutonia Haus'ta izlenebiliyor. Timurtaş Onan'ın "Beyoğlu Geceleri" sergisi ise, Fransız Kültür Merkezi'nde 3-27 Ekim tarihleri arasında görülebilecek.
Fotoğraf Bienali eş sponsorları Sony ve a DSLR-A100 işbirliğiyle gerçekleştirilen "DSLR-A100 Performans: Haliç'te Bir Gün", Metro City alışveriş merkezinde 31 Ekim'e kadar devam edecek.
6-8 Ekim'deki Uluslararası Fotoğraf Forumu, Victor Burgin, David Bate ve Laura Padgett gibi fotoğraf sanatçıları ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda konuşulanların tam metinlerinden oluşan kitap, 2007 Haziran'ında yayımlanacak.
Ayrıntılı program ve içerik, www.ifsak.org.tr/bienal adresinden takip edilebilir. Broşür ve kitapçık, İFSAK merkezi, Darphane-i Amire ve Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nden edinilebilir. "Fanus" sergisinin kataloğu da aynı mekanlardan temin edilebilir.
İFSAK
İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak No: 34 / 2 Beyoğlu
212 245 34 60 bienal@ifsak.org.tr
Perşembe, Ekim 12, 2006
ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ GENEL MERKEZİ’NDEN DUYURU VAR:
Dünyadaki sayılı Sümerologlardan biri olan 93 yaşındaki bilim kadını Muazzez İlmiye Çığ’a, “Vatandaşlık Tepkilerim” isimli kitabında başörtüsünün ilk olarak Sümerlere dayandığını yazdığı için dava açılmıştır. Çığ’ın yazdıkları kendi uydurmaları değil Sümer tabletlerinin bilimsel çevirisidir.
Çağdaş Türk bilim kadınlarının en değerli temsilcilerinden biri olan ve “tarihsel gerçekleri” yazdığı için kendisine dava açılan Çığ’a, derneğimiz tarafından Atatürk’ün 125. yaşı anısına, bir Atatürk kızı olarak “Çağdaş Yaşam Ödülü” verilecektir.
14 Ekim 2006 Cumartesi Saat 14.00
İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde
değerli basın mensuplarımızdan, aşağıdaki programla yapılacak etkinliğimizi izlemelerini ve yayın organlarında yer vermelerini bekliyoruz.
Saygılarımızla,
PROGRAM
14.00 – 14.10 Açılış ve saygı duruşu
14.10 – 14.20 Açılış Konuşması
Prof. Dr. Türkel Minibaş, ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı
Konuşmacılar
14.20– 14.40 Necdet Sakaoğlu, Tarihçi, yazar
14.40 – 15.00 Yard. Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, MSÜ Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
15.00– 15.10 Prof. Dr. Türkan Saylan tarafından
Sayın Muazzez İlmiye Çığ’a ödülün verilmesi
15.10 Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını imzalaması...
Çağdaş Türk bilim kadınlarının en değerli temsilcilerinden biri olan ve “tarihsel gerçekleri” yazdığı için kendisine dava açılan Çığ’a, derneğimiz tarafından Atatürk’ün 125. yaşı anısına, bir Atatürk kızı olarak “Çağdaş Yaşam Ödülü” verilecektir.
14 Ekim 2006 Cumartesi Saat 14.00
İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde
değerli basın mensuplarımızdan, aşağıdaki programla yapılacak etkinliğimizi izlemelerini ve yayın organlarında yer vermelerini bekliyoruz.
Saygılarımızla,
PROGRAM
14.00 – 14.10 Açılış ve saygı duruşu
14.10 – 14.20 Açılış Konuşması
Prof. Dr. Türkel Minibaş, ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı
Konuşmacılar
14.20– 14.40 Necdet Sakaoğlu, Tarihçi, yazar
14.40 – 15.00 Yard. Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, MSÜ Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
15.00– 15.10 Prof. Dr. Türkan Saylan tarafından
Sayın Muazzez İlmiye Çığ’a ödülün verilmesi
15.10 Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını imzalaması...
Cuma, Ekim 06, 2006
“AVRUPA NEREDE BAŞLIYOR BURADA MI ORADA MI?”
Geniş toplum kesimlerinin katılımına açık ve sürdürülebilir projeler ile, kurulduğu bölge olan Haliç ve çevresinde yaşayan gençlere kültür sanatla dolaysız iletişim kuracakları bir ortam sunmaya hazırlanan santralistanbul; Fransa, Bulgaristan ve İtalya ortaklığıyla “AVRUPA NEREDE BAŞLIYOR BURADA MI ORADA MI?” başlıklı uluslararası bir tiyatro projesine imza atıyor. Proje, somut sanat çalışmaları yoluyla değişik sosyal kesimlerden gelen gençleri bir araya getirecek. Projede öncelikle sosyal olarak ihmal edilmiş bölgeler hedefleniyor.
“Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje Image Aigue Tiyatrosu (Fransa) öncülüğünde, Türkiye’den santralistanbul, Bulgaristan’dan Gençlik ve Spor Sahne Ajansı ve İtalya’dan Palermo Fransız Kültür Merkezi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Kültürlerarası tiyatro çalışmaları yoluyla toplumda duyarlılık yaratmayı hedefleyen projenin ilerleyen aşamalarında Yunanistan, Makedonya, İspanya ve İngiltere’nin de katılması bekleniyor.
Proje; Fransa, Türkiye, Bulgaristan ve İtalya’da özellikle sosyal ve ekonomik yönden gelişmeye muhtaç bölgelerde gençlere tiyatro eğitimi vererek yerel bilinci geliştirmeyi ve çoktaraflı bir perspektiften yerel çalışmalar yürütmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında dört ülkede gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve seminerler Ocak 2007’de başlayıp, Nisan 2008’e kadar devam edecek. Bu süreçte, merkez ve çevre arasında coğrafi ve sosyal etkileşimi sağlamak ve ihmal edilmiş bölgelerdeki nüfusu tiyatro yoluyla görünür kılmak öncelikli amaçlar arasında bulunuyor.
Gençlere, deneyimleyerek öğrenme metoduyla eğitim vermeyi hedefleyen proje, yenilikçi ve katılımcı bir sosyal laboratuvar görevi yapacak. Tiyatro ve sanat aracılığıyla gençlerle toplum arasında bir diyalog oluşturmayı amaçlayan çalışmalarda, gençlerin yanı sıra çocuklar, yaşlılar ve engelliler de hedefleniyor. “Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje, sürdürülebilir ve somut bir Avrupa projesi olması açısından Türkiye ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle ilişkili olarak da önem taşıyor.
Projenin öncüsü Image Aigue Tiyatrosu yöneticileri Christiane Véricel ve Nicolas Bertrand, 10-11 Ekim tarihlerinde, santralistanbul ve çevresini ziyaret etmek, İstanbul’da projeye konu olabilecek bölgeleri tanımak ve bazı kültür yöneticileriyle görüşmek amacıyla, santralistanbul’un davetlisi olarak İstanbul’da olacak.
Image Aigue:
Image Aigue Tiyatrosu, 23 yıl önce Christiane Véricel tarafından 10 kadar aktör, müzisyen ve sahne sanatçısının bir araya gelmesi ile kuruldu. Image Aigue’yü orijinal kılan iki özellikten biri; oyunların önceden yazılmış senaryolara değil, müzik, metin ve imajların kombinasyonuna dayalı olması. Diğer özellik ise; her yapımda, dünyanın çeşitli uluslarından, kimi Fransa’da kimi Fransa dışında yaşayan göçmen çocuk ve gençlerin kendi dillerini konuşarak sahne almaları. Tüm oyunlarda, oyunculara kendi kişiliği ve kültürü ile yer alma imkanı sağlanıyor. Oyunlarda iletişim; ifade, vurgu, müzik, hareket ve duygular yoluyla sağlandığı için sahnede on hatta daha fazla farklı dil konuşulsa da seyircilerde anlama güçlüğü yaşanmıyor.
Image Aigue, tiyatroyu dünyaya açılma mekanı olarak tanımlıyor. Sahnede ve sahne çevresinde; sanatçıları, genç oyuncuları, aileleri, çocukları, biliminsanlarını, öğretmenleri, kültür profesyonellerini ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları tiyatro yoluyla buluşturmayı amaçlıyor.
Arzu A. Girgin, Istanbul Bilgi Üniversitesi, Halkla İlişkiler Müdürü
aaslan at @bilgi.edu.tr
SORU: http://www.santralistanbul.com/ niçin hala "yapım aşaması"nda?
“Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje Image Aigue Tiyatrosu (Fransa) öncülüğünde, Türkiye’den santralistanbul, Bulgaristan’dan Gençlik ve Spor Sahne Ajansı ve İtalya’dan Palermo Fransız Kültür Merkezi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Kültürlerarası tiyatro çalışmaları yoluyla toplumda duyarlılık yaratmayı hedefleyen projenin ilerleyen aşamalarında Yunanistan, Makedonya, İspanya ve İngiltere’nin de katılması bekleniyor.
Proje; Fransa, Türkiye, Bulgaristan ve İtalya’da özellikle sosyal ve ekonomik yönden gelişmeye muhtaç bölgelerde gençlere tiyatro eğitimi vererek yerel bilinci geliştirmeyi ve çoktaraflı bir perspektiften yerel çalışmalar yürütmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında dört ülkede gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve seminerler Ocak 2007’de başlayıp, Nisan 2008’e kadar devam edecek. Bu süreçte, merkez ve çevre arasında coğrafi ve sosyal etkileşimi sağlamak ve ihmal edilmiş bölgelerdeki nüfusu tiyatro yoluyla görünür kılmak öncelikli amaçlar arasında bulunuyor.
Gençlere, deneyimleyerek öğrenme metoduyla eğitim vermeyi hedefleyen proje, yenilikçi ve katılımcı bir sosyal laboratuvar görevi yapacak. Tiyatro ve sanat aracılığıyla gençlerle toplum arasında bir diyalog oluşturmayı amaçlayan çalışmalarda, gençlerin yanı sıra çocuklar, yaşlılar ve engelliler de hedefleniyor. “Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje, sürdürülebilir ve somut bir Avrupa projesi olması açısından Türkiye ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle ilişkili olarak da önem taşıyor.
Projenin öncüsü Image Aigue Tiyatrosu yöneticileri Christiane Véricel ve Nicolas Bertrand, 10-11 Ekim tarihlerinde, santralistanbul ve çevresini ziyaret etmek, İstanbul’da projeye konu olabilecek bölgeleri tanımak ve bazı kültür yöneticileriyle görüşmek amacıyla, santralistanbul’un davetlisi olarak İstanbul’da olacak.
Image Aigue:
Image Aigue Tiyatrosu, 23 yıl önce Christiane Véricel tarafından 10 kadar aktör, müzisyen ve sahne sanatçısının bir araya gelmesi ile kuruldu. Image Aigue’yü orijinal kılan iki özellikten biri; oyunların önceden yazılmış senaryolara değil, müzik, metin ve imajların kombinasyonuna dayalı olması. Diğer özellik ise; her yapımda, dünyanın çeşitli uluslarından, kimi Fransa’da kimi Fransa dışında yaşayan göçmen çocuk ve gençlerin kendi dillerini konuşarak sahne almaları. Tüm oyunlarda, oyunculara kendi kişiliği ve kültürü ile yer alma imkanı sağlanıyor. Oyunlarda iletişim; ifade, vurgu, müzik, hareket ve duygular yoluyla sağlandığı için sahnede on hatta daha fazla farklı dil konuşulsa da seyircilerde anlama güçlüğü yaşanmıyor.
Image Aigue, tiyatroyu dünyaya açılma mekanı olarak tanımlıyor. Sahnede ve sahne çevresinde; sanatçıları, genç oyuncuları, aileleri, çocukları, biliminsanlarını, öğretmenleri, kültür profesyonellerini ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları tiyatro yoluyla buluşturmayı amaçlıyor.
Arzu A. Girgin, Istanbul Bilgi Üniversitesi, Halkla İlişkiler Müdürü
aaslan at @bilgi.edu.tr
SORU: http://www.santralistanbul.com/ niçin hala "yapım aşaması"nda?
Pazartesi, Ekim 02, 2006
Belgesel Festivali'nin bitimine 3 gün kaldı...
9. Uluslararası 1001 Belgesel Festivali kapsamında, Enis Rıza'nın "Bir Yurt Edinmek"ini izledik dün gece...
Belgesel seyrederken de ağlanır mı?
Kayaköy'lü Ayşe Nine'nin "çok zor gittiler, giderken buradaki topraklardan alıp koyunlarına koydular" deyişini izlerken... ben tutamadım gözyaşlarımı...
Filmin sonunda, Enis'in ekibini alkışlatması sırasında bir de...
Festival'in 3 gün kaldı bitimine...
Program için başlığa tıklayabilirsiniz...
Belgesel seyrederken de ağlanır mı?
Kayaköy'lü Ayşe Nine'nin "çok zor gittiler, giderken buradaki topraklardan alıp koyunlarına koydular" deyişini izlerken... ben tutamadım gözyaşlarımı...
Filmin sonunda, Enis'in ekibini alkışlatması sırasında bir de...
Festival'in 3 gün kaldı bitimine...
Program için başlığa tıklayabilirsiniz...
Pazar, Ekim 01, 2006
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ ve "GAZETECİ DİLİYLE" MİTOLOJİ...
Bardakçı öyle demiş kendi anlatımı için:
Hürriyet - Muazzez Hanım’ı 92 yaşında mahkemelik eden Sümer tanrıçası İnanna, bizim Mecnun’un Leylá’sıdır
Hürriyet - Muazzez Hanım’ı 92 yaşında mahkemelik eden Sümer tanrıçası İnanna, bizim Mecnun’un Leylá’sıdır
Çarşamba, Eylül 27, 2006
ENİS RIZA’NIN SON BELGESELİ “YENİ BİR YURT EDİNMEK” ‘9. ULUSLARARASI 1001 BELGESEL FİLM FESTİVALİ’ KAPSAMINDA GÖSTERİLİYOR
Belgesel yönetmeni Enis Rıza’nın son filmi “Yeni Bir Yurt Edinmek”,
Belgesel Sinemacılar Birliği tarafından düzenlenen 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında, İtalyan Kültür Merkezi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi-Kadıköy’de gösterime sunuluyor.

“Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeseli, Kayaköy/Livissi ve Fethiye/Makri’de yaşayan Anadolu Rumları’nın, 1922 yılında çıkan nüfus mübadelesi kanunu ile Yunanistan’a göçlerini ve Nea Makri’de kendilerine yeni bir yurt kurma aşamasında yaşadıkları süreçleri konu alıyor.
Belgeselin öyküsü, Enis Rıza tarafından 2001’de gerçekleştirilmiş olan “Ayrılığın Yurdu Hüzün...” filminin Yunanistan’daki gösterimleri ile başlıyor. “Yeni Fethiye” yani Nea Makri’liler bu filmi izledikten sonra Türkiye ve Türkiyeli komşularına karşı önyargılarını sorgulamaya başlıyorlar. Acıları ile oluşmuş duyguları dönüşüme uğruyor ve hikâyelerini yeniden anlatma ihtiyacı duyuyorlar. Yeni yurtlarını kurmak için verdikleri mücadeleleri, Nazi işgaline karşı direnme ruhunu ‘Anadolulu’ olmaya bağladıklarını ifade ederlerken, eski yurtları Anadolu’ya duydukları özlem ve merak bir kez daha bakışlarına yansıyor.
Belgesel film, insanları birbirinden uzaklaştıran, acı ve yokluklara neden olan savaşlar yerine, dostluk ve barışın korunmasının önemine bir kez daha vurgu yapıyor.
VTR Araştırma Yapım Yönetim tarafından gerçekleştirilen, yapımcılığını Nalân Sakızlı’nın üstlendiği “Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeselinin çekimleri 2003-2005 yılları arasında Fethiye-Kayaköy, Atina ve Nea Makri’de yapıldı. Nea Makri’de beş kişilik bir araştırma ekibi çalışmalara destek verdi.
TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finansal katkısı ve Yunanistan Başkonsolosluğu’nun çekim izinleri konusundaki desteği ile gerçekleştirilen filmin belgesel konusunda deneyimli ve profesyonel ekibinde görüntü yönetmeni Koray Kesik, editör Burak Dal ve yardımcı yönetmenler Ebru Şeremetli ve Bahriye Kabadayı, yapım yönetmeni Selda Salman görev aldı. Yrd. Doç. Dr. Elçin Macar’ın danışmanlığını üstlendiği belgeselin araştırma ve dokümantasyon çalışmaları Aran Kaynak tarafından yürütüldü. Filmin Yunanca danışmanlığını ve çevirilerini Anna Maria Aslanoğlu yaptı. Belgeselin müzikleri ise Sinan Sakızlı’ya ait.
Kurgu, müzik ve ses kayıtları Stüdyo Baykuş kayıt ve kurgu stüdyolarında
2006 yılı başında tamamlanan film bugüne kadar 1001 Belgesel Film Atölyesi, Alanya Belgesel Film Günleri, Bodrum Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Erivan Altın Kayısı Film Festivali gibi festivallerde ve özel gösterimlerde yer aldı.
“Yeni Bir Yurt Edinmek”in 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’ndeki
gösterim yerleri ve saatleri:
29 Eylül 2006 Cuma, 13:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
1 Ekim 2006 Pazar, 21:30, İtalyan Kültür Merkezi- Tepebaşı, Telefon: 0 212 293 98 48
2 Ekim 2006 Pazartesi, 20:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
Not: Gösterimler ücretsiz!
Daha fazla bilgi için: Ebru Şeremetli, Selda Salman
Tel: (212) 231 39 31, 32, Faks: (212) 232 61 47
mailto:selda@vtr.com.tr, www.vtr.com.tr
Belgesel Sinemacılar Birliği tarafından düzenlenen 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında, İtalyan Kültür Merkezi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi-Kadıköy’de gösterime sunuluyor.

“Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeseli, Kayaköy/Livissi ve Fethiye/Makri’de yaşayan Anadolu Rumları’nın, 1922 yılında çıkan nüfus mübadelesi kanunu ile Yunanistan’a göçlerini ve Nea Makri’de kendilerine yeni bir yurt kurma aşamasında yaşadıkları süreçleri konu alıyor.
Belgeselin öyküsü, Enis Rıza tarafından 2001’de gerçekleştirilmiş olan “Ayrılığın Yurdu Hüzün...” filminin Yunanistan’daki gösterimleri ile başlıyor. “Yeni Fethiye” yani Nea Makri’liler bu filmi izledikten sonra Türkiye ve Türkiyeli komşularına karşı önyargılarını sorgulamaya başlıyorlar. Acıları ile oluşmuş duyguları dönüşüme uğruyor ve hikâyelerini yeniden anlatma ihtiyacı duyuyorlar. Yeni yurtlarını kurmak için verdikleri mücadeleleri, Nazi işgaline karşı direnme ruhunu ‘Anadolulu’ olmaya bağladıklarını ifade ederlerken, eski yurtları Anadolu’ya duydukları özlem ve merak bir kez daha bakışlarına yansıyor.
Belgesel film, insanları birbirinden uzaklaştıran, acı ve yokluklara neden olan savaşlar yerine, dostluk ve barışın korunmasının önemine bir kez daha vurgu yapıyor.
VTR Araştırma Yapım Yönetim tarafından gerçekleştirilen, yapımcılığını Nalân Sakızlı’nın üstlendiği “Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeselinin çekimleri 2003-2005 yılları arasında Fethiye-Kayaköy, Atina ve Nea Makri’de yapıldı. Nea Makri’de beş kişilik bir araştırma ekibi çalışmalara destek verdi.
TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finansal katkısı ve Yunanistan Başkonsolosluğu’nun çekim izinleri konusundaki desteği ile gerçekleştirilen filmin belgesel konusunda deneyimli ve profesyonel ekibinde görüntü yönetmeni Koray Kesik, editör Burak Dal ve yardımcı yönetmenler Ebru Şeremetli ve Bahriye Kabadayı, yapım yönetmeni Selda Salman görev aldı. Yrd. Doç. Dr. Elçin Macar’ın danışmanlığını üstlendiği belgeselin araştırma ve dokümantasyon çalışmaları Aran Kaynak tarafından yürütüldü. Filmin Yunanca danışmanlığını ve çevirilerini Anna Maria Aslanoğlu yaptı. Belgeselin müzikleri ise Sinan Sakızlı’ya ait.
Kurgu, müzik ve ses kayıtları Stüdyo Baykuş kayıt ve kurgu stüdyolarında
2006 yılı başında tamamlanan film bugüne kadar 1001 Belgesel Film Atölyesi, Alanya Belgesel Film Günleri, Bodrum Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Erivan Altın Kayısı Film Festivali gibi festivallerde ve özel gösterimlerde yer aldı.
“Yeni Bir Yurt Edinmek”in 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’ndeki
gösterim yerleri ve saatleri:
29 Eylül 2006 Cuma, 13:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
1 Ekim 2006 Pazar, 21:30, İtalyan Kültür Merkezi- Tepebaşı, Telefon: 0 212 293 98 48
2 Ekim 2006 Pazartesi, 20:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
Not: Gösterimler ücretsiz!
Daha fazla bilgi için: Ebru Şeremetli, Selda Salman
Tel: (212) 231 39 31, 32, Faks: (212) 232 61 47
mailto:selda@vtr.com.tr, www.vtr.com.tr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)