Banu Çarmıklı yazmış:
“Çizmek Zihnimde Olup Bitenleri Anlamanın Bir Yolu” İNCİ EVİNER – İSTANBUL MODERN | Gezdim, Gördüm, Yazdım
Kültür ve sanat ilintili web kaynakları, izlenimler, haberler...
Art and culture resources on the web...
- Avniye TANSUG
Çarşamba, Haziran 29, 2016
Çarşamba, Haziran 08, 2016
Cuma, Haziran 03, 2016
"KAYIPKÖY'DEN MASALLAR" - HAYDAR KARABEY
Haydar Karabey'den yeni bir kitap!
Bu seferki bir öykü kitabı!
Şehircilik, kentsel tasarım, kentsel bellek, mimarlık, turizm,
eğitim konularında 50 yıldır düşünce üreten, projeler geliştiren mimar, akademisyen Karabey; Kuzey Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanan, muhteşem Anadolu kıyılarındaki turistikleşmemiş minik köylerin, Gümüşlük, Bodrum, Datça, Kos, Marmaris, Dalyan, Göcek, Kalkan, Meis, Kekova, Demre’nin KAYIPKÖY’lülerinin tuhaf öykülerini bir araya getirmiş...
Everest Yayınları'ndan çıkan kitap 172 sayfa!
Haydar Karabey, eserini şöyle anlatıyor:
“Bu öyküler, kapalı bir toplum yapısı içinde yaşamlarını mutlu sakin
sürdüren ama kimi zaman da yalnızlıktan, sıkıntıdan neredeyse çıldıran insanları anlatıyor. Kapalı dünyaları durgun, dingin ve biteviye gibi görünebilir.
Buna karşılık yapacak çok işleri vardır veya belki de çok işleri varmış
gibi yaparlar. Konuşacak konu yoksa dedikodu üretir, işleri olmadığı
zaman başlarına iş açarlar.
1980 sonrasında, yaklaşık bir otuz yıl kayıp köylerde dingin, onurlu ve
dayanışmacı yaşamların ‘dışarıdan’ gelenlerin etkileriyle para,
rekabet, hırs ile darmadağın oluğunu izledim.
Artık bu güzel insanlar (sayemizde) sonsuza dek sahneden çekildiler.
Bu tuhaf öyküleri, o güzel ve kayıp yerlerin, kayıp güzel insanlarına adıyorum.”
Bu seferki bir öykü kitabı!
Şehircilik, kentsel tasarım, kentsel bellek, mimarlık, turizm,
eğitim konularında 50 yıldır düşünce üreten, projeler geliştiren mimar, akademisyen Karabey; Kuzey Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanan, muhteşem Anadolu kıyılarındaki turistikleşmemiş minik köylerin, Gümüşlük, Bodrum, Datça, Kos, Marmaris, Dalyan, Göcek, Kalkan, Meis, Kekova, Demre’nin KAYIPKÖY’lülerinin tuhaf öykülerini bir araya getirmiş...
Everest Yayınları'ndan çıkan kitap 172 sayfa!
Haydar Karabey, eserini şöyle anlatıyor:
“Bu öyküler, kapalı bir toplum yapısı içinde yaşamlarını mutlu sakin
sürdüren ama kimi zaman da yalnızlıktan, sıkıntıdan neredeyse çıldıran insanları anlatıyor. Kapalı dünyaları durgun, dingin ve biteviye gibi görünebilir.
Buna karşılık yapacak çok işleri vardır veya belki de çok işleri varmış
gibi yaparlar. Konuşacak konu yoksa dedikodu üretir, işleri olmadığı
zaman başlarına iş açarlar.
1980 sonrasında, yaklaşık bir otuz yıl kayıp köylerde dingin, onurlu ve
dayanışmacı yaşamların ‘dışarıdan’ gelenlerin etkileriyle para,
rekabet, hırs ile darmadağın oluğunu izledim.
Artık bu güzel insanlar (sayemizde) sonsuza dek sahneden çekildiler.
Bu tuhaf öyküleri, o güzel ve kayıp yerlerin, kayıp güzel insanlarına adıyorum.”
Etiketler:
Akdeniz,
Anadolu,
Edebiyat,
Ege,
Everest,
Haydar Karabey,
Kayıpköyden Masallar,
kültürel miras,
mimari miras
Cumartesi, Nisan 09, 2016
Perşembe, Şubat 11, 2016
M. ŞEHMUS GÜZEL'DEN: "DÖRT E-KITAP HEDİYE"
Sayın M. Şehmus Güzel'den böyle bir mektup gelmiş:
...Geçmiş yeni yıl kutlamalarından kiminde özel bir kitap bastırıp arkadaş, dost ve yakınlarıma gönderiyor, bir parça değişik olması umuduyla, yeni yılı bu biçimde kutluyordum. 2012 sonunda Ergün Eşsizoğlu kardeşimin önerisi üzerine bu işi bizzat yapıp, hazırladığım Kıssadır Hayat : Şiirler Üç isimli kitabımı 2013’ün gelişi vesilesiyle pdf biçiminde birkaç arkadaş, meslektaş, eş ve dosta ve siteye gönderdim. Yeni yıl hediyemin gönderiminde kolaylık, çalışmanın yayınında hızlılık kazandım. Bundan iyisi can sağlığı.
Dahası çalışmam birkaç sitede pdf olarak, kimindeyse e-kitap biçiminde okuyuculara sunuldu ve çok da iyi oldu. Bu e-kitabın okunması artık bir tıklamaya bağlı. « Pahalıdır », « bulamadık » ve benzeri hiçbir mazeret artık geçerli olamayacak da.
Evet 2015 her bakımdan acılı, kanlı, dramatik olaylarla dopdolu bir yıl biçiminde ve tarihe ciddi olumsuz izler bırakarak geçti, böylesi belalı bir yılın sona erişini kutlamak mümkün, ancak 2016’nın daha beter bir yıl olması olasılığı maalesef yüksek, nitekim şu son kırkbeş gün içinde olup-bitenler bunun kanlı belirtileri. Ama her şeye rağmen ve yarınlarımızın daha barışçıl, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü ve bilhassa güneşli olması arzusuyla ve yeni yılın gelişi vesilesiyle benzer bir işe giriştim:
Aralık 2015’te, daha önce hazırladığım ve o günlerde hazırlamakta olduğum dört çalışmamı bitirdim, düzenledim ve pdf biçimine dönüştürdüm, bu çalışmaları, birçok akraba, arkadaş, meslektaş, eş ve dost yanında yazılarımı yayınladığım veya geçmişte yayınlamış olduğum sitelere gönderdim, her siteye ayrı bir e-kitap biçiminde. Bu işin kotarılmasında yardımcı olan site yöneticilerine en içten teşekkürlerimi, sevgi ve selamlarımı burada bir kez daha sunuyorum.
Bugün herbiri herkes tarafından bir tıklama sonrasında okunabilecek bu dört çalışmayı yayınlandıkları kaynaklarla birlikte burada dikkatinize sunmak istiyorum, arzu edenler hemen bulup okuyabilsinler umuduyla :
ÇOK KÜL-TÜRLÜ-LÜK : "gomanweb" sitesinde ; Emeğin Sanatı Dergisi ise Ali Ziya Çamur’un yardımı ve katkısıyla e-kitap biçiminde sundu : ıssuu.com/emeginsanati adresinde.
FOOTBUSİNESS-FUTŞENLİK : Şu ana kadar herhangi bir sitede yayınlanmadığını şimdi farkettim. Birçok arkadaşa, akrabaya gönderdim ama demek ki sitelere göndermeyi ihmal etmişim. Hemen insanokur sitesine iletiyorum. Umarım orada pdf biçiminde sunulur.
LEYLA ERBİL İLE : "ayorum" sitesinde.
PARİS’İN NABZI METRODA ATAR : webdekultursanat sitesinde. cerideimülkiye sitesinde. insanokur sitesinde.
Bu çalışmalardan birini, ikisini veya dördünü de okuyup gözlem ve önerilerini ileten bütün dost, arkadaş, akraba, hemşeri, meslektaş ve arkadaşa en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Yakın bir gelecekte bunlardan birini veya birkaçını basılı biçimde yayınlanmak fırsatını bulursam o zaman önerilerini ve katkılarını dikkate alacak, çalışmalarımı gözden geçirip öyle yayınlatacağım. Her yazarın da yakın okuyucularım gibi okuyuculara sahip olmalarını diliyorum.
Çalışmalarımı e-kitap biçiminde sunmak girişimim belki başka e-kitaplara da yol açar. Değişik sitelerde yazılarını zevkle okuduğumuz birçok dostumuzun da çalışmalarını bu yöntemle okuyucularımıza sunmak isteyeceklerini umuyorum, sezinliyorum. Onları bu konuda destekliyorum, teşvik ediyorum. Denemekte yarar var diyorum. E-kitap yayıncılığı belki daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmak için yeni bir olanak yaratacak, belki yayıncılığa yeni bir ivme kazandıracak. Bunu yakın gelecekte göreceğiz, bugün bu olanağı kullanmayı da ihmal etmemeliyiz diyorum.
Sunduğum her e-kitabın kapağı, göreceğiniz gibi, bizzat hazırladığım, seçtiğim, oluşturduğum bir fotoyla, bir kopyala-yapıştır ile veya bir desenle ve bilhassa çalışmanın içeriğine uygun gösel malzemeyle donatılı. Bu dört e-kitabı, künyesi, kendisi, kaynakçası, içindekileri ve beğendiğim fotolardan biriyle süslenmiş arka kapak yazısı ile, yani bir çalışmayı kitap biçimine dönüştüren bütün unsurlarıyla siz değerli okurlarımıza yeni yıl hediyesi olarak sunmaktan sevinç duyuyorum. Böylece hepinize teşekkür etmek, yeni yılda huzur, mutluluk, barış, esenlik, başarı dilemek olanağı da buluyorum. Nice yeni yıllara dostlarım, kardeşlerim.
Bu genel tanıtım yazısını bitirirken Çok Kül-Türlü-Lük başlıklı çalışmamın « sunu »sundan kısa bir alıntıyı « tadımlık » olarak hemen burada sunuyorum :
« Gidilen her yerde değişik ve pek çok değişik diller ve türküler dinlenecek. Sözcükler çalınacak kulaklarımıza :
Herkes hem kendi dilinde konuşacak, hem de diğer dillerle « alışveriş » yapacak : Ve her dilden sözcük(ler) alınacak. Sözlüğümüz zenginleşecek : Dil kurumlarına inat. Dil(ler)i kırılacak çünkü : Ece Ayhan duymalı bunu Ece Ayhan ! Dil kıran adam !
Yeni bir kültür oluşacak.
Yeni bir kültür oluşuyor : Yıllardan, on yıllardan, yüzyıllardan bu yana. Renkli, çok renkli bir kültürdür bu. Çok dilli. Çok sesli. Çok kimlikli. Pek çok kül-türlü. Çok halklı. Ve çok haklı.
Bunu farkedemeyenler tarihin dışına düşecekler. Çocukları günü gelince hesabını soracak : ‘ Herkes her yere giderken, herkes dolaşırken sizler nerelerdeydiniz ? Neden sadece evinizdeydiniz ? ’ Bu açıdan bakınca Asya’nın altı ve üstü ve Güney Amerika ile Kuzey Amerika ve elbette Avusturalya, ve bizzat kendi tarihimiz ve kendi ülkemiz geçmişimiz değil geleceğimizdir. »
ÖNEMLİ NOT : Bu dört e-kitaptan ve/veya diğer e-kitaplarımdan kaynakcası, yani künyesi, sayfası belirtilerek alıntı yapılabilir, onlara atıfta bulunulabilir. Bugün bu çalışmalara hangi sitelerde ulaşılabileceğini sunmakla alıntı yapacaklara bu bağlamda kolaylık oluşturmak ta istedim.
* * * * * * *
Etiketler:
E.Kitap,
M. Şehmus Güzel,
Paris,
Paris'in Nabzı Metroda Atar,
Paris'teki Türkler
Salı, Şubat 09, 2016
Louvre Müzesi - İngilizce Açıklamalı Yeni Video!
Ayarlarda, altyazının İngilizce olması tercih edildiğinde!
Salı, Ocak 19, 2016
“Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame De Sion 160 Yaşında” Sergisi
Notre Dame de Sion, kuruluşunun yüz altmışıncı yılını “Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame de Sion 160 Yaşında” adlı bir sergiyle kutluyor. Okulun eski öğrencilerinin kurmuş olduğu NDS’liler Derneği’nin girişimiyle; Vildan Gülçelik, Dürin Ababay Kariyo, Emine Perviz Erdem-Genpa, Habbib Pişan, Ayşin Arca-Tura Turizm ve Ahmet Kozikoğlu-Vista Turizm’in desteğiyle hazırlanan sergi 20 Ocak-12 Mart 2016 tarihleri arasında, okulun sergi salonunda gezilebilecek.
Notre Dame de Sion, yüz altmışıncı yılında tarihin sonsuz akışına bu sergiyle bir kayıt daha düşmeyi hedefliyor.
Serginin küratörü Saadet Özen anlatıyor:
Serginin küratörü Saadet Özen anlatıyor:
“Sergide, yüz elli kadar fotoğrafın yanı sıra yüz civarında öğrenci defteri, ders kitabı, kıyafet, okulun kendine has geleneklerini yansıtan ödül taçları, kuşaklar, kordonlar tarihî bir perspektifle ziyaretçilere sunulacak.
160. yıl sergisinin temeli, bundan on yıl önce, 2006’da, okulun yüz ellinci yılında yapılmış olan çalışmalara dayanıyor. O tarihte NDS’liler Derneği dönüm noktası sayılabilecek bu yıl dönümünü kurumun geçmişiyle yeni bir bağ kurmak için bir fırsat olarak görmüştü. Notre Dame de Sion, Fransa dışındaki ilk okullarından birini 1856’da, İstanbul’da, o dönemdeki adıyla Pangaltı’da açmıştı. Kuruluşunun yüz ellinci yılında okul hâlâ aynı yerdeydi. Okul on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın keskin dönemeçlerinde varlığını ve büyük değişimlerden geçmiş olmasına rağmen imgesini nasıl koruyabilmişti? Bu soruya cevap arayan mezunlar Roma’da ve Fransa’da bulunan NDS arşivlerine gitmiş, okulun eski öğretmen ve öğrencileriyle görüşmüş, ayrıca mektup, fotoğraf, karne, kıyafet gibi malzemeyi bir araya getirmişlerdi.
Bu çalışmalarla sadece kurumun tarihiyle değil Osmanlı ve Türkiye tarihiyle de ilgili değerli bilgilere ulaşılmış, okulun geçmişinin ancak bu büyük çerçevenin içinde anlam kazanacağı anlaşılmıştı. Bu çabalar 2006 yılında bir kitap (Saadet Özen, Notre Dame de Sion, 150 Yılın Tanığı, Yapı Kredi Yayınları), bir belgesel (Çalıkuşları, Notre Dame de Sion’un Çocukları, yön. Can Dündar) ve bir sergi (küratör Sadık Karamustafa, Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu) ile sonuçlanmıştı.
Çalışmaları üstlenenler, eskiye ait her tür izin - resmî belgeler kadar bireysel anılar, gündelik eşya vb.- geçmişin yeniden kurgulanmasında aynı derecede paya sahip olabileceğini görmüşlerdi. Bu doğrultuda NDS’liler Derneği kendi içinde düzenli bir arşiv oluşturarak bilgi ve belge toplamaya devam etti. Bunun yanı sıra Paris’te bulunan NDS arşivlerinde tekrar bir araştırma yürütülerek eldeki bilgiler zenginleştirildi. 160.yıl sergisi temel olarak bu yeni bilgilerin ışığında, tarihle yeni yaklaşımlarla hazırlandı. Yeni elde edilmiş olan bilgi ve malzemenin yanı sıra 2006’da yapılan çalışmalar sırasında kendileriyle görüşülmüş, kimi vefat etmiş olan okul mensupları da görüntü ve sesleriyle sergi salonunda yerlerini alacaklar.”
-Sergi, 20 Ocak’tan 12 Mart’a kadar (pazar günleri hariç) her gün saat 11.00-18.00 arası; gösteri ve konser günleri ise saat 20.00’ye kadar gezilebiliyor.
Serginin küratörü ve "Yüz Elli Yılın Tanığı Notre Dame de Sion" kitabının yazarı Saadet Özen de 24 Şubat 2016, Çarşamba günü, saat 15.30'da, sergi mekanında bir konferans verecek ve sergiyi gezdirecek. -Pazartesi, Ocak 11, 2016
MESLEKTE İZ BIRAKANLAR: ALİ GEVGİLİLİ'NİN 78. YAŞI KUTLANIYOR!
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği Meslekte İz Bırakanlar toplantıları devam ediyor. Bu toplantıların 16.’sı; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi, Basın Şeref Kartı Sahibi, -şu sıralar sağlık sorunu nedeniyle ABD'de bulunan- Ali Gevgilili'ye ayrıldı. Toplantı, 14 Ocak 2016, Perşembe günü, 14.00’te Cağaloğlu’nda bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılacak.
ONU KİMLER ANLATACAK?
Toplantının moderatörlüğünü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ve Başkan Vekili Vahap Munyar üstlenecek. Toplantıya; 1 Şubat 1979 yılında öldürülen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) önceki Başkan Vekillerinden Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, Dış Politika Yazarı Sami Kohen, Gazeteci-Yazar Yaşar Aksoy, Şair –Yazar Prof. Dr. Cevat Çapan, Ali Gevgilili'nin kızı, şair Elif Gevgilili konuşmacı olarak katılacak.
ALİ GEVGİLİLİ KİMDİR?
1938 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Özel Türk Koleji ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördü. Mesleğe 1954 yılında Ege Ekspres'te başladı. Yeni İstanbul, Vatan gazetelerinden sonra 1963'de Milliyet'e girdi. Burada "Günlük" başlığıyla köşe yazılarını uzun yıllar sürdürdü, forumlar yaptı, iktisat sayfasını yönetti. Abdi İpekçi'den sonra bir süre başyazarlık, İ.Ü. İletişim Fakültesi yüksek lisans programlarında öğretim üyeliği yaptı. Akademik ağırlıklı yazılarından başka sinema eleştirmenliğiyle de tanındı. Yedinci Sanat, Yeni Dergi, Milliyet Sanat Dergisi başta olmak üzere birçok dergide sinema yazıları yayınlandı. Basın Şeref Kartı taşıyor.
Yayınlanmış eserleri: Atatürkçü Dış Politika, NATO ve Türkiye, Türkiye'de 1971 Rejimi, Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiş Aşaması, Yükseliş ve Düşüş, Türkiye'de Yenileşme Düşüncesi, Sivil Toplum, Basın ve Atatürk, Çağını Sorgulayan Sinema, Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi ve Sosyal Sınıflar.
Etiketler:
Ali Gevgilili,
Basın,
Cağaloğlu,
Cevat Çapan,
eski Milliyet,
Milliyet,
Mukaddes Orçun,
Nükhet İpekçi,
Sami Kohen,
TGC,
Turgay Olcayto,
Türkiye gazeteciler Cemiyeti,
Vahap Munyar,
Yaşar Aksoy
Salı, Ocak 05, 2016
M. ŞEHMUS GÜZEL'DEN: "PARİS'İN NABZI METRODA ATAR"!
Yeni Yıl'ın bu ilk yazısı, yeni yıldan bir iki gün önce, "paylaşılmamak" kaydı ile bana yollanmış bir "armağan" hakkında olacak ama artık onu sizlerle de paylaşmam serbest!
Bu çok ilginç bir armağandı. Tıpkı ressamının "bitti" dediği bir resme ilk kez bakmak, bestecisinin "tamamdır" dediği bir müziği ilk dinleyen, bir dostunuzun yeni doğan bebeğini ailesinden sonra ilk kez gören olmak gibi duygular uyandıran bir armağan!
Son benzetiyle yola devam edersek, onu gönderen zaten "çok çocuklu" olup, daha önceleri Web'de Kültür Sanat'a da ilginç içerikleriyle "armağanlar" yollamıştı: M. Şehmus Güzel!
Ne rastlantı ki ilk armağanı da sekiz yıl önce gene bir yılbaşı arefesinde gelmişti... Paris'te yaşayan Sayın Güzel ile bugüne kadar hiç yüzyüze tanışmadık. Internet üzerinden tanışmamız ise, sevgili Güneş Karabuda ağabeyin, Yaşar Kemal fotoğrafları sergisi için Paris'e gidişimizin ardından yazdığım bir yazıdaki alıntı vesilesi ile olmuştu.
Eh, bu takdimden sonra -onu tanımayan ama yukarıdaki bağlantıları tıklayanlar- onun kim olduğunu çoktan görmüşlerdir... Tanıyanlar ise zaten sözünü ettiğim armağanın ne olduğunu anlamışlardır.
Evet, "Paris'in Nabzı Metroda Atar"dan sözediyorum. Şöyle bir e.posta mesajına ekli olarak geldi:
"...Uzun zamanlar öncesinde iletişim kurmuş, birkaç yazımı sitenizde yayınlamış, okuyucularınızla paylaşmıştım. Yaklaşan yeni yıl vesilesiyle, geçmiş yılların kiminde yaptığım gibi, yeni yıl armağanı olması arzusuyla bir e-kitap hazırladım: PARİS'İN NABZI METRODA ATAR.
...Hakiki bir kitap gibi yayınlanacak biçimde, ön kapağı, arka kapağı ve benzeri bütün unsurlarıyla hazırladığım bu kitabın Paris'i ziyaret edenlere, edeceklere ve merak edenlere yararı olacağını umuyorum.
NOT: Bu çalışmayı basılı biçimde hakiki bir kitap ve/veya e-kitap olarak sunmak üzere çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu iş biraz zaman alacağa benziyor. Bu konularda bir gelişme olursa ayrıca bildiririm..."
Pdf formatında yolladığı kitabın içeriğine hızla gözatarken bile birçok yerinde takılıp kaldım ve benim de anılarım olan istasyonlarla ilgili bölümlerin tamamını okumadan edemedim. "Paris'in Nabzı Metro'da Atar"; harika bir kitap. Hem bilgi verici, hem eğlendirici ve düşündürücü, hem sanatlı, hem de bir rehber kadar işlevsel... Tekrar çok teşekkürler Sayın Güzel...
Sayın Güzel, şimdi 2016 yeni yıl armağanını isteyen herkesle iki site üzerinden paylaşıma açmış bulunuyor:
1. İnsanOkur.Org: Prof. Dr. M. Şehmus Güzel / Paris'in Nabzı Metroda Atar
2. Ceride-i Mülkiye: Sayın yazarın kitabı Takdimi ve bağlantı.
Kitabın Bölümleri:
Sunu -
"Kül tablası adam" / Nerede o eski metrolar / Metropolitain / Metrosuz olmaz Paris / Sürücüsüz metro / İntihar istasyonları / Vurdumduymaz / Onaltı hat / "Yeni kentler" ve RER / 58.000 Kişilik dev şirket / "Fransa Adası" / Aynalar aynalar / Dikkat denetim! / Metroda lifting / Grev Meydanı / En yeni metro istasyonları / Metro şık metro şok / Robespierre’i de sorun / "Yeraltında Ahenk" / Tarihin bıraktığı / Metroda rock’n’roll / Metro "Divan" / Farzet ki bir serüven / Hırsız var / Cumartesi metroları / Biletiniz ? / "Dönen grevler" / Grev Parislileri insanlaştırıyor / Değişen günlük alışkanlıklar / Kamyonlar / Ya sonra / "Ofsayta düşmek istemiyorsanız" / Yeraltı çeteleri / Yaşam ve ölüm / Metronun yeni yüzü / Reklamlar : Daha çok tüketim, daha çok "firar" / Duvar gazetesi / Durak : Ölümün eşiğinde / Çankırılı Mehmet / İncelik / Aşk ve cinsellik dilencileri / Kısa kesilmişler / İçindekiler
Kitaptan Bir "Tadımlık":
"EN YENİ METRO İSTASYONLARI
Cluny-La Sorbonne metro istasyonu, Paris'in ünlü öğrenci mahallesi Quartier Latin’de. Mahalle kadar namlı Saint-Germain ve Saint-Michel bulvarlarının kesiştiği noktada. La Chope, Le Grand Cluny, Le Petit Cluny, ikisi birden veya ayrı ayrı, L’Escholier, Le Ramses gibi kahvehanelere/café’lere, anılarımıza ve gençliğimize ve ütopyalarımıza ve Sorbonne nam mekana ve bilhassa Auguste Comte heykeline iki adım. Paris’in tam göbeğinde. Adı üstünde işte Sorbonne’a iki adım diyorum ya.
Le Grand Cluny 1980’lerin başından itibaren uzun zaman Paris VII. Üniversitesi’ndeki derslerimden sonra her akşam üzeri düzenli uğradığım, oturduğum, eş, dost, meslektaş ve arkadaşlarla buluştuğum café. Türkiye’den ziyarete gelen dostlarla akşam yemeği öncesinde buluştuğumuz mekan. Birer kahve veya birer bardak bir şey içip söyleşme olanağı bulduğumuz yer. Özellikle birinci kattaki salonu: Rahat, bulvarların otomobil ve insan seli gürültüsünden uzak. Korkut Boratav, Mete Tunçay, Türker Alkan, Cevat Geray hemen ilk aklıma gelenler..."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Haddim olmayarak yazarına ilk tepkim, bu kadar emek verilmiş bir içeriğin yalnızca "free" ve Türkçe bir e.kitap değil, başta Fransızca olmak üzere batı dillerine de çevrilmiş, hatta matbaa baskısı bir kitap olması gerektiği oldu. "Özgür Yazılım" ya da "Açık Kaynak" konusunun en başından beri ciddi taraftarıyım. Ama "özgür içerik" konusunda hala soru işaretlerim var (buradaki "özgür" esasen "free"; "ücretsiz" bağlamında olup, Türkçe'ye çevrilirken "özgür"ü kullanmak yeğlendiği için böyle kalmış durumda). Öte yandan bazı ülkelerde ve -her ne kadar "temellük" gibi eski bir sözcüğü kullanarak da olsa- bizde de Internet ortamında "özgür içerikler" bulunması için ciddi çabalar veriliyor.
Bu çok ilginç bir armağandı. Tıpkı ressamının "bitti" dediği bir resme ilk kez bakmak, bestecisinin "tamamdır" dediği bir müziği ilk dinleyen, bir dostunuzun yeni doğan bebeğini ailesinden sonra ilk kez gören olmak gibi duygular uyandıran bir armağan!
Son benzetiyle yola devam edersek, onu gönderen zaten "çok çocuklu" olup, daha önceleri Web'de Kültür Sanat'a da ilginç içerikleriyle "armağanlar" yollamıştı: M. Şehmus Güzel!
Ne rastlantı ki ilk armağanı da sekiz yıl önce gene bir yılbaşı arefesinde gelmişti... Paris'te yaşayan Sayın Güzel ile bugüne kadar hiç yüzyüze tanışmadık. Internet üzerinden tanışmamız ise, sevgili Güneş Karabuda ağabeyin, Yaşar Kemal fotoğrafları sergisi için Paris'e gidişimizin ardından yazdığım bir yazıdaki alıntı vesilesi ile olmuştu.
Eh, bu takdimden sonra -onu tanımayan ama yukarıdaki bağlantıları tıklayanlar- onun kim olduğunu çoktan görmüşlerdir... Tanıyanlar ise zaten sözünü ettiğim armağanın ne olduğunu anlamışlardır.
Evet, "Paris'in Nabzı Metroda Atar"dan sözediyorum. Şöyle bir e.posta mesajına ekli olarak geldi:
"...Uzun zamanlar öncesinde iletişim kurmuş, birkaç yazımı sitenizde yayınlamış, okuyucularınızla paylaşmıştım. Yaklaşan yeni yıl vesilesiyle, geçmiş yılların kiminde yaptığım gibi, yeni yıl armağanı olması arzusuyla bir e-kitap hazırladım: PARİS'İN NABZI METRODA ATAR.
...Hakiki bir kitap gibi yayınlanacak biçimde, ön kapağı, arka kapağı ve benzeri bütün unsurlarıyla hazırladığım bu kitabın Paris'i ziyaret edenlere, edeceklere ve merak edenlere yararı olacağını umuyorum.
NOT: Bu çalışmayı basılı biçimde hakiki bir kitap ve/veya e-kitap olarak sunmak üzere çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu iş biraz zaman alacağa benziyor. Bu konularda bir gelişme olursa ayrıca bildiririm..."
Pdf formatında yolladığı kitabın içeriğine hızla gözatarken bile birçok yerinde takılıp kaldım ve benim de anılarım olan istasyonlarla ilgili bölümlerin tamamını okumadan edemedim. "Paris'in Nabzı Metro'da Atar"; harika bir kitap. Hem bilgi verici, hem eğlendirici ve düşündürücü, hem sanatlı, hem de bir rehber kadar işlevsel... Tekrar çok teşekkürler Sayın Güzel...
| Yazarının tasarımı kitap kapağı... |
Sayın Güzel, şimdi 2016 yeni yıl armağanını isteyen herkesle iki site üzerinden paylaşıma açmış bulunuyor:
1. İnsanOkur.Org: Prof. Dr. M. Şehmus Güzel / Paris'in Nabzı Metroda Atar
2. Ceride-i Mülkiye: Sayın yazarın kitabı Takdimi ve bağlantı.
![]() |
| Paris Metro Haritası |
Sunu -
"Kül tablası adam" / Nerede o eski metrolar / Metropolitain / Metrosuz olmaz Paris / Sürücüsüz metro / İntihar istasyonları / Vurdumduymaz / Onaltı hat / "Yeni kentler" ve RER / 58.000 Kişilik dev şirket / "Fransa Adası" / Aynalar aynalar / Dikkat denetim! / Metroda lifting / Grev Meydanı / En yeni metro istasyonları / Metro şık metro şok / Robespierre’i de sorun / "Yeraltında Ahenk" / Tarihin bıraktığı / Metroda rock’n’roll / Metro "Divan" / Farzet ki bir serüven / Hırsız var / Cumartesi metroları / Biletiniz ? / "Dönen grevler" / Grev Parislileri insanlaştırıyor / Değişen günlük alışkanlıklar / Kamyonlar / Ya sonra / "Ofsayta düşmek istemiyorsanız" / Yeraltı çeteleri / Yaşam ve ölüm / Metronun yeni yüzü / Reklamlar : Daha çok tüketim, daha çok "firar" / Duvar gazetesi / Durak : Ölümün eşiğinde / Çankırılı Mehmet / İncelik / Aşk ve cinsellik dilencileri / Kısa kesilmişler / İçindekiler
Kitaptan Bir "Tadımlık":
"EN YENİ METRO İSTASYONLARI
Cluny-La Sorbonne metro istasyonu, Paris'in ünlü öğrenci mahallesi Quartier Latin’de. Mahalle kadar namlı Saint-Germain ve Saint-Michel bulvarlarının kesiştiği noktada. La Chope, Le Grand Cluny, Le Petit Cluny, ikisi birden veya ayrı ayrı, L’Escholier, Le Ramses gibi kahvehanelere/café’lere, anılarımıza ve gençliğimize ve ütopyalarımıza ve Sorbonne nam mekana ve bilhassa Auguste Comte heykeline iki adım. Paris’in tam göbeğinde. Adı üstünde işte Sorbonne’a iki adım diyorum ya.
Le Grand Cluny 1980’lerin başından itibaren uzun zaman Paris VII. Üniversitesi’ndeki derslerimden sonra her akşam üzeri düzenli uğradığım, oturduğum, eş, dost, meslektaş ve arkadaşlarla buluştuğum café. Türkiye’den ziyarete gelen dostlarla akşam yemeği öncesinde buluştuğumuz mekan. Birer kahve veya birer bardak bir şey içip söyleşme olanağı bulduğumuz yer. Özellikle birinci kattaki salonu: Rahat, bulvarların otomobil ve insan seli gürültüsünden uzak. Korkut Boratav, Mete Tunçay, Türker Alkan, Cevat Geray hemen ilk aklıma gelenler..."
![]() |
| Yukarıdaki alıntıda sözü geçen, benim de -kızımdan dolayı- en sevdiğim istasyonlardan: "Cluny La Sorbonne" Fotoğraf-Kaynak: Wikimedia Commons |
(*) Haddim olmayarak yazarına ilk tepkim, bu kadar emek verilmiş bir içeriğin yalnızca "free" ve Türkçe bir e.kitap değil, başta Fransızca olmak üzere batı dillerine de çevrilmiş, hatta matbaa baskısı bir kitap olması gerektiği oldu. "Özgür Yazılım" ya da "Açık Kaynak" konusunun en başından beri ciddi taraftarıyım. Ama "özgür içerik" konusunda hala soru işaretlerim var (buradaki "özgür" esasen "free"; "ücretsiz" bağlamında olup, Türkçe'ye çevrilirken "özgür"ü kullanmak yeğlendiği için böyle kalmış durumda). Öte yandan bazı ülkelerde ve -her ne kadar "temellük" gibi eski bir sözcüğü kullanarak da olsa- bizde de Internet ortamında "özgür içerikler" bulunması için ciddi çabalar veriliyor.
Etiketler:
Bahane Arter,
Copyleft,
copyright,
E.Kitap,
Fransa,
FSEK,
Internet,
Koray Loker,
M. Şehmus Güzel,
Metro,
Özgür İçerik,
Paris,
Paris'in Nabzı Metroda Atar,
Paris'teki Türkler,
Telif Hakkı,
Toplu Ulaşım
Çarşamba, Eylül 23, 2015
Redaktör ve Editör ne iş yapar?
K24'de Savaş KILIÇ yazmış:
Türkçede genellikle çeviri bir metnin düzeltilmesi anlamına gelen redaksiyon, kitap yayıncılığının önemli bir aşamasını oluşturur. Çoğunlukla okurun gözünden ırak olan redaktörler tıpkı çevirmenler gibi bir bakıma isimsiz kahramanlardır; hakları okurdan ziyade aynı alanda çalışanlar, çoğunlukla da meslektaşları tarafından teslim edilir ancak. Kitap yayıncılığının temsilinde edebiyat çevirisi teori veya sosyal bilimler çevirisinin önünde tutulduğu gibi, teorik metinlerin redaksiyonu da –bütün meşakkatine rağmen– ilk akla gelen başlıklardan değildir. Bu alanın zorluklarını öğrenmek için deneyimli iki isme, Elçin Gen’e ve Bülent Doğan’a “mikrofon uzattık”....
Türkçede genellikle çeviri bir metnin düzeltilmesi anlamına gelen redaksiyon, kitap yayıncılığının önemli bir aşamasını oluşturur. Çoğunlukla okurun gözünden ırak olan redaktörler tıpkı çevirmenler gibi bir bakıma isimsiz kahramanlardır; hakları okurdan ziyade aynı alanda çalışanlar, çoğunlukla da meslektaşları tarafından teslim edilir ancak. Kitap yayıncılığının temsilinde edebiyat çevirisi teori veya sosyal bilimler çevirisinin önünde tutulduğu gibi, teorik metinlerin redaksiyonu da –bütün meşakkatine rağmen– ilk akla gelen başlıklardan değildir. Bu alanın zorluklarını öğrenmek için deneyimli iki isme, Elçin Gen’e ve Bülent Doğan’a “mikrofon uzattık”....
Etiketler:
Editör,
K24,
Kitap,
kültür sanat,
Redaktör,
Savaş Kılıç,
Yayıncılık
Pazartesi, Ağustos 24, 2015
MEZOPOTAMYA'DAN BATIYA...
Binlerce yıllık uygarlık kalıntılarının cahilce, canice yakılıp yıkıldığı günümüzde, batılı, çoluğuna çocuğuna Mezopotamya uygarlıklarını öğretiyor bir taraftan...
"Tarihte adı kayda geçen ilk kişi kimdi?" diyor.
"...O bir kral değildi, bir savaşçı değildi, bir şair de değildi" diye devam ediyor... Sonra Sümerlerden kalan ve resimli yazının bir şaheseri sayılan bu tableti gösterip, "o sadece Kushim adında bir saymandı" diyor... Meraklısı bu linki tıklarsa, bu tablette Uruk'taki Inanna tapınağında bira üretiminden sorumlu Kushim'e, 3 yıldan fazla bir süre 134 bin küsür litle arpa teslim edildiğini, arpasından, testi içindeki birasına kadar bir endüstriyel üretim sürecinin resmedildiği en eski tarihi belgenin de bu tablet olduğunu öğreniyor...
Sonra uygarlıklar beşiği Mezopotamyanın neresi, Sümerlerin kimler olduğunu, yazı çeşitlerini, bugün kimlerin sınırlarında bulunduğunu filan...
Kaynak: Who was the First Person in History? | Nat Geo Education Blog
"Tarihte adı kayda geçen ilk kişi kimdi?" diyor.
"...O bir kral değildi, bir savaşçı değildi, bir şair de değildi" diye devam ediyor... Sonra Sümerlerden kalan ve resimli yazının bir şaheseri sayılan bu tableti gösterip, "o sadece Kushim adında bir saymandı" diyor... Meraklısı bu linki tıklarsa, bu tablette Uruk'taki Inanna tapınağında bira üretiminden sorumlu Kushim'e, 3 yıldan fazla bir süre 134 bin küsür litle arpa teslim edildiğini, arpasından, testi içindeki birasına kadar bir endüstriyel üretim sürecinin resmedildiği en eski tarihi belgenin de bu tablet olduğunu öğreniyor...
Sonra uygarlıklar beşiği Mezopotamyanın neresi, Sümerlerin kimler olduğunu, yazı çeşitlerini, bugün kimlerin sınırlarında bulunduğunu filan...
Kaynak: Who was the First Person in History? | Nat Geo Education Blog
Pazar, Temmuz 19, 2015
Pazartesi, Temmuz 06, 2015
Google Kültür Enstitüsü / Google Cultural Institute
Google Kültür Enstitüsü, "Google Art Project" ile başlayan Google projelerinin -şimdilik!- en kolay ve hızlı erişilebilen kültür sanat kaynağı... Amacı Web'deki nitelikli kültür - sanat kaynaklarını bulup paylaşmak olan bu blogun da yıllardır gönderme yaptığı pek çok başka kaynağı bünyesinde toplamaya çalışıyor... İçinde Türkiye'den de katkılar var...
Haziran'da Japonya'da yazın gelişini kutlama geleneği ve 18. yy Japon kimonolarından bir seçki:
Google Cultural Institute - Google+
A selection of four unique katabira (帷子) from the Edo period to celebrate the first day of summer in the northern hemisphere. These unlined kimono garments were an elegant way to keep cool in 18th-century Japan.
From the collection of the Nara Prefectural Museum, on view at: https://goo.gl/b8ZvQY
Haziran'da Japonya'da yazın gelişini kutlama geleneği ve 18. yy Japon kimonolarından bir seçki:
Google Cultural Institute - Google+
A selection of four unique katabira (帷子) from the Edo period to celebrate the first day of summer in the northern hemisphere. These unlined kimono garments were an elegant way to keep cool in 18th-century Japan.
From the collection of the Nara Prefectural Museum, on view at: https://goo.gl/b8ZvQY
Cumartesi, Haziran 27, 2015
Pazar, Haziran 21, 2015
Cumartesi, Haziran 20, 2015
Dünya Müzeleri ve Temalı Parklar 2014 Endeksi
Dünya Müzeleri ve Temalı Parklar 2014 Endeksi
www.teaconnect.org/images/files/TEA_104_611784_150604.pdf
www.teaconnect.org/images/files/TEA_104_611784_150604.pdf
Pazartesi, Nisan 13, 2015
RASİM KONYAR'IN YENİ SERGİSİ: "DÖNÜŞÜM"! 9 Mayıs'tan - 31 Mayıs 2015'e kadar!
Rasim Konyar, 9 Mayıs'ta "Dönüşüm" başlıklı yeni bir sergi açıyor. Yeni heykellerini, yeni resimlerini göreceğiz...
Sergi metnini ise Gönül Karakan yazmış.
Benim çok hoşuma gitti Rasim'in sanatını anlatışı:
"Gerçek ilerleme, ilerici olmaktan değil, ilerliyor olmaktan meydana gelir…"
Bertolt Brecht, 1930
Tarihin en eski derinliklerindeki simge yüklü biçimlerden, Anadolu'nun isimsiz kahramanlarına, tanrıçalara, insana ve kışkırtıcılığına, gizlenen maskeli bedenlerden rütbelere, buluntu çanlardan; metal levhalara, taşa, bronza ve altına dokunuşun karşılığı olan "Alşimist formlar"a, mermer yontulardan, "Bronz Anadolu"ya… Rasim Konyar, kendi topraklarında uygarlığın izini sürerek, baştan beri değişime ve sürprizlere açık ilerleyen sanatını, her dönem değişkenlik gösteren malzemenin estetiğiyle akıcı bir kararlılık içinde bugüne taşımış bir sanatçı.
Sanat, yaşayan bir organizma olarak, diyalektiği, varoluşu gereği bedeninde taşır. Sanatçıların bir dönem somut biçim yaratmaya sonsuz özlem duyarken, biçimden uzaklaşmaya duyacağı özlemin de pek uzak olmayışı bu sebepten olsa gerek. Burada aslolan ilerlemenin temelinde yatan anafikrin sürekliliğidir. Bu yol üzerinde değişim kaçınılmaz olabilir. Rasim Konyar, heykellerinde hacim estetiğini oluştururken gösterdiği ciddiyeti, izleyici karşısında aynı oranda "masum bir gülümsemeye" çevirebilecek bir algı paradigmasına dönüştürmesi açısından Türk heykel sanatı içinde önemli bir yere sahip. Biçimsel oluşumunda malzemenin estetiğini, insanla ilgili organik bileşkeler ve niteliklerle oluşturan sanatçı, bugün aynı nitelikleri 20. yüzyılın başında olduğu gibi daha konstrüktif bir yapı içinde gizlemiş görünüyor. Geçmiş dönem sergilerinde gördüğümüz Anadolu Uygarlıkları ve müzelerdeki eserlerden etkilenerek, Anadolu tanrıçalarına ve arkeolojik buluntulara yaptığı göndermeler, yerini biçimsel değişimin çıkış noktası olan, gerçekçi anlayıştan, soyut bir anlayışa bırakıyor.
2008'de malzeme olarak metalin tercih edildiği "Alşimist Formlar" sergisi, "Bronz Anadolu" ile "Maskeler ve Rütbeler" sergilerindeki grotesk etkiden sıyrılıp, detayları eksilterek, formlarda sadelik arayışının ilk göstergelerini verir. Brecht'in dediği gibi; "ilerliyor olmaktan gelen bir ilerleme…"
Öte yandan, eserlerindeki döneme, dönemin estetiğine, topluma ve bireyin kendisine atfedilen hicvin, bugün yaptığı eserlerde de var olduğu gerçeğini reddedemeyiz. Üstelik, heykel sanatının ihtiyaç duyduğu ölçüde ve son derece kontrollü bir yol izleyerek. Konyar'ın yeni eserlerinde normal bildiğimiz görünür estetikten, bir "kavramlar estetiği"ne doğru kaydığını izliyoruz. Öyle ki bu kavramlar, Amerika California'da bir marangoz atölyesindeki atık tahta parçalarını yapılaştırıp, hazırladığı üç boyutlu geometrik formlara, giderek renkli metal heykellere ve demir levhalara dönüşecek kadar ileriye gitmiş. Bu eserlerde mimari bir etkinin de olduğu gözlenir. Yer yer abartılı ve çarpıtılmış bu formları bir araya getirerek oluşturduğu, endüstriyel demekten çekinmeyeceğimiz bu heykeller, her ne kadar bir bakışta mimari bir etki yaratsa da, son derece hesaplı organize edilmiş elemanları, şiirsel bir akış içinde zihne ulaştırır.
Konyar'ın büyük bir teknik çabayla renklendirdiği bu çalışmalarda, izleyici üzerinde "müziğin notaları gibi" bir izlenim bırakmak istemesi, yaptığı çarpıcı etkinin farkındalığını gösteriyor. Böylece sergide yeni olanın ipucunu da vermiş oluyor seyirciye. Çok iyi tecrübe edilmiş bir bilgi, ancak bu tecrübeden sonra bir oyuna dönüşebilir. Konyar, uzun yıllar deneyimlediği ve ustalaştığı metalin üzerinde, şimdi bir cambazlık oyunu sergiliyor… Elbette geçmişte iyi tanıdığı organik formları bu sefer eğip bükmek, keskinleştirmek ya da yetmeyerek renklendirmek ihtiyacı içinde olması doğaldır ve bunu da aklın egemenliğinde başarmıştır.
20. yüzyılın başında Konstrüktivizm'in, yalın geometrik biçimler ve endüstriyel malzemeden yararlanan heykel sanatının bir kolu olması, onu El Lissitzky'nin dediği gibi; "Çağımız artık içinde elektronik beynin bulunduğu dinamolu kafatasının çağıdır" gerçeğiyle örtüştürür. Hangi akım olursa olsun, bir alışkanlık olarak, izleyici sanatçıyı sınırlar içine yerleştirse de o görünmesi istenilen yerde değil, olmak istediği yerdedir.
Konyar, öteden beri biçime yüklediği insanla ilgili olan tüm organik niteliği, transavangard bir dönüşümün eşiğine taşıyor. Yeni dünyanın ve bugünün bireyine getirdiği eleştiriyi, eserleriyle sınarken; kaotik ve yaşamsal yapısına bugün keskin biçimlerin hicviyle yanıt veriyor. "Dönüşüm" sergisi, biçimi uzun yıllar değişik malzemelerle tecrübe etmiş bir sanatçı için hem formu yeniden ele alması, hem de renklendirilmiş üç boyutlu eleman olarak yeniden yorumlaması açısından büyük önem taşıyor.
Gönül Karakan
Şile, Mart 2015

Rasim Konyar
RASİM KONYAR / DÖNÜŞÜM
KIZILTOPRAK SANAT GALERİSİ / 9 Mayıs 2015- 31 Mayıs 2015
Kızıltoprak Sanat Galerisi
Pazar ve Pazartesi kapalı, diğer günler: 12:00 - 19:00 saatlerinde açık
Kızıltoprak, Rüştiye Sok. 47/1 Kadıköy 81030 İstanbul
(0216) 418 3806, kiziltopraksanatgalerisi.net
Not: Bu haberde yer alan yazılı bilgileri, buradaki ve diğer fotoğrafların tamamı ve yüksek çözünürlükteki versiyonlarını, burada yer alamayan Hümeyra Konyar tasarımı sergi kitapçığı ve diğer malzemeyi derli toplu ve bir arada bulup indirebileceğiniz adres; Banu Zeytinoğlu İletişim:!
Tıklayınız: http://medya.bkziletisim.com/RASIM_KONYAR/
HEYKELLER
RESİMLER
RASİM KONYAR
1951'de, İstanbul'da doğan Konyar, 1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu. Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü'nde bir yıl ihtisas yaptı.
1973-1976 Ankara Sanat Tiyatrosu'nun sahnelediği bazı oyunların dekor ve kostümlerini gerçekleştirdi.
1976-1980 yılları arasında School of Visual Arts (New York Görsel Sanatlar Yüksek Okulu) ve San Diego State University, California'da Roy Paul Madsen'dan animasyon ve film eğitimi aldı. Mezuniyet Projesi olan kısa metrajlı filmiyle "En iyi Kamera Ödülü"nü kazandı.
1986 "Vatan Yolu" adlı senaryosu Almanya'da ödül aldı.
1987-88 Bu senaryosundan yola çıkarak; aynı adlı uzun metrajlı filmin yönetmenliğini yaptı. Vatan Yolu adlı film; Hoff, Berlin, İstanbul, Chicago ve Cannes Film Festivalleri'nde gösterildi.
1989 "A Country Between Worlds" (Kıtalararasındaki Ülke) adlı Türkiye ve GAP Projesi üzerine iki ayrı belgesel çekti.
1989 California'da heykel ve resim çalışmaya başladı.
1992'ye kadar Los Angeles'da yaşayan sanatçı, Türkiye'ye dönüşünden sonra çalışmalarını İstanbul Şile'deki atölyesinde sürdürdü.
1994 Şubat ayında; Vakko İstanbul Sanat Galerisi'nde, Türkiye'deki ilk kişisel heykel sergisini açtı.
2009 yılında yeniden Amerika'ya yerleşen Konyar, çalışmalarını hem İstanbul Şile, hem de California San Diego'daki atölyelerinde yürütüyor.
Heykellerinde mermer, bronz, mozaik ve metal demir levha; resimlerinde ağırlıklı olarak tuval üzerine yağlı boya kullanan sanatçı, sergilerini "Maskeler ve Rütbeler, Bronz Anadolu, İnsan ve Varlık, Dengeler ve Cambazlar, Füseyfisa, Ağaçlar, Gemiler, Alşimist Formlar, Dönüşüm" gibi çeşitli konseptler altında topladı.
KURUMSAL HEYKELLER
1998 yılında başlayan ve TÜBİTAK-TTGV-TÜSİAD tarafından düzenlenen Teknoloji Kongresi'nin "Teknoloji Ödülü" ile "Başarı Ödülleri" heykellerinin tasarımını gerçekleştirdi. Bu ödüller her yıl tekrar ediliyor.
2000 yılında İstanbul'da düzenlenen "Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı Kongresi" için kalite ve yönetimi temsil eden kalıcı bir heykel yaptı. Bu heykel, her yıl kongrenin tekrarlandığı Avrupa kentlerine gönderilerek el değiştiriyor.
ANIT HEYKEL
2003 yılında, Nurol İnşaat tarafından gerçekleştirilen Kelkit Barajı için bir anıt tasarladı. "Kelkit Barajı'nda hayatını kaybedenler" anısına tasarladığı anıt heykel, aynı yıl baraj alanına monte edildi.
KOLEKSİYONLAR
Yapıtlarından bazıları Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Akbank, Garanti Bankası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Koleksiyonları'nda yer alıyor.
BÜSTLER
1993 TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği)'ın İstanbul'daki Genel Merkezi ile çeşitli illerdeki 14 temsilciliğine bronz Atatürk büstleri yaptı.
KİŞİSEL SERGİLER
1991 Santa Monica Stone Design / Los Angeles, Califoria, ABD
1994 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1994 Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1994 Arkeoloji Müzesi, Bodrum
1995 Vakko Sanat Galerisi, Ankara
1996 Maskeler ve Rütbeler / Aksanat, İstanbul
1997 Maskeler ve Rütbeler / Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1997 Bronz Anadolu / Armada Hotel, İstanbul
1997 Bronz Anadolu / Ankara, Bükreş, Sofya, Üsküp
1998 Bronz Anadolu / Uluslararası Eskişehir Festivali
1998 Bronz Anadolu / Selçuk Yaşar Sanat Galerisi, İzmir
1998 Bronz Anadolu / Turkuaz Sanat Galerisi, Ankara
1998 Bronz Anadolu / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
1999 Dengeler ve Cambazlar / PG Art Galeri, İstanbul
2000 İnsan ve Değişim / Karsu Sanat Galerisi, İstanbul
2001 İnsan ve Değişim / Armoni Sanat Galerisi, Ankara
2002 Kültür Bakanlığı, New York Konsolosluğu, ABD
2005 Galeri Artist, İstanbul
2005 Galeri Jazz Now Art, Bodrum
2007 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2008 Antik Park Sanat Galerisi, İstanbul
2011 Encinitas Public Library, San Diego, California, ABD
2012 Encinitas Civic Center, San Diego, California, ABD
2012 Terakki Vakfı Sanat Galerisi, İstanbul
2013 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2013 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2014 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2015 Dönüşüm / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2015 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
KARMA SERGİLER
1990 Los Angeles Art Association (Los Angeles Sanatçılar Birliği)
1991 Barakat Sanat Galerisi, Beverly Hills Rodeo Drive, Los Angeles
1995 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1996 6. İstanbul Sanat Fuarı
1997 7. İstanbul Sanat Fuarı
1997 13. İstanbul Antika ve Dekoratif Sanat Fuarı
1998 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), Atina
2000 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), İstanbul
2001 11. İstanbul Sanat Fuarı / Kızıltoprak Sanat Galerisi
2002 2. Ankara Sanat Fuarı / Armoni Sanat Galerisi
2004 Adalar Sanat Festivali
2004 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2007 İstanbul Sanat Fuarı
2008 Tolga Eti Sanatevi / İstanbul
2014 Tunca Sanat Galerisi / Akmerkez, İstanbul
Sergi metnini ise Gönül Karakan yazmış.
Benim çok hoşuma gitti Rasim'in sanatını anlatışı:
"Gerçek ilerleme, ilerici olmaktan değil, ilerliyor olmaktan meydana gelir…"
Bertolt Brecht, 1930
Tarihin en eski derinliklerindeki simge yüklü biçimlerden, Anadolu'nun isimsiz kahramanlarına, tanrıçalara, insana ve kışkırtıcılığına, gizlenen maskeli bedenlerden rütbelere, buluntu çanlardan; metal levhalara, taşa, bronza ve altına dokunuşun karşılığı olan "Alşimist formlar"a, mermer yontulardan, "Bronz Anadolu"ya… Rasim Konyar, kendi topraklarında uygarlığın izini sürerek, baştan beri değişime ve sürprizlere açık ilerleyen sanatını, her dönem değişkenlik gösteren malzemenin estetiğiyle akıcı bir kararlılık içinde bugüne taşımış bir sanatçı.
Sanat, yaşayan bir organizma olarak, diyalektiği, varoluşu gereği bedeninde taşır. Sanatçıların bir dönem somut biçim yaratmaya sonsuz özlem duyarken, biçimden uzaklaşmaya duyacağı özlemin de pek uzak olmayışı bu sebepten olsa gerek. Burada aslolan ilerlemenin temelinde yatan anafikrin sürekliliğidir. Bu yol üzerinde değişim kaçınılmaz olabilir. Rasim Konyar, heykellerinde hacim estetiğini oluştururken gösterdiği ciddiyeti, izleyici karşısında aynı oranda "masum bir gülümsemeye" çevirebilecek bir algı paradigmasına dönüştürmesi açısından Türk heykel sanatı içinde önemli bir yere sahip. Biçimsel oluşumunda malzemenin estetiğini, insanla ilgili organik bileşkeler ve niteliklerle oluşturan sanatçı, bugün aynı nitelikleri 20. yüzyılın başında olduğu gibi daha konstrüktif bir yapı içinde gizlemiş görünüyor. Geçmiş dönem sergilerinde gördüğümüz Anadolu Uygarlıkları ve müzelerdeki eserlerden etkilenerek, Anadolu tanrıçalarına ve arkeolojik buluntulara yaptığı göndermeler, yerini biçimsel değişimin çıkış noktası olan, gerçekçi anlayıştan, soyut bir anlayışa bırakıyor.
2008'de malzeme olarak metalin tercih edildiği "Alşimist Formlar" sergisi, "Bronz Anadolu" ile "Maskeler ve Rütbeler" sergilerindeki grotesk etkiden sıyrılıp, detayları eksilterek, formlarda sadelik arayışının ilk göstergelerini verir. Brecht'in dediği gibi; "ilerliyor olmaktan gelen bir ilerleme…"
Öte yandan, eserlerindeki döneme, dönemin estetiğine, topluma ve bireyin kendisine atfedilen hicvin, bugün yaptığı eserlerde de var olduğu gerçeğini reddedemeyiz. Üstelik, heykel sanatının ihtiyaç duyduğu ölçüde ve son derece kontrollü bir yol izleyerek. Konyar'ın yeni eserlerinde normal bildiğimiz görünür estetikten, bir "kavramlar estetiği"ne doğru kaydığını izliyoruz. Öyle ki bu kavramlar, Amerika California'da bir marangoz atölyesindeki atık tahta parçalarını yapılaştırıp, hazırladığı üç boyutlu geometrik formlara, giderek renkli metal heykellere ve demir levhalara dönüşecek kadar ileriye gitmiş. Bu eserlerde mimari bir etkinin de olduğu gözlenir. Yer yer abartılı ve çarpıtılmış bu formları bir araya getirerek oluşturduğu, endüstriyel demekten çekinmeyeceğimiz bu heykeller, her ne kadar bir bakışta mimari bir etki yaratsa da, son derece hesaplı organize edilmiş elemanları, şiirsel bir akış içinde zihne ulaştırır.
Konyar'ın büyük bir teknik çabayla renklendirdiği bu çalışmalarda, izleyici üzerinde "müziğin notaları gibi" bir izlenim bırakmak istemesi, yaptığı çarpıcı etkinin farkındalığını gösteriyor. Böylece sergide yeni olanın ipucunu da vermiş oluyor seyirciye. Çok iyi tecrübe edilmiş bir bilgi, ancak bu tecrübeden sonra bir oyuna dönüşebilir. Konyar, uzun yıllar deneyimlediği ve ustalaştığı metalin üzerinde, şimdi bir cambazlık oyunu sergiliyor… Elbette geçmişte iyi tanıdığı organik formları bu sefer eğip bükmek, keskinleştirmek ya da yetmeyerek renklendirmek ihtiyacı içinde olması doğaldır ve bunu da aklın egemenliğinde başarmıştır.
20. yüzyılın başında Konstrüktivizm'in, yalın geometrik biçimler ve endüstriyel malzemeden yararlanan heykel sanatının bir kolu olması, onu El Lissitzky'nin dediği gibi; "Çağımız artık içinde elektronik beynin bulunduğu dinamolu kafatasının çağıdır" gerçeğiyle örtüştürür. Hangi akım olursa olsun, bir alışkanlık olarak, izleyici sanatçıyı sınırlar içine yerleştirse de o görünmesi istenilen yerde değil, olmak istediği yerdedir.
Konyar, öteden beri biçime yüklediği insanla ilgili olan tüm organik niteliği, transavangard bir dönüşümün eşiğine taşıyor. Yeni dünyanın ve bugünün bireyine getirdiği eleştiriyi, eserleriyle sınarken; kaotik ve yaşamsal yapısına bugün keskin biçimlerin hicviyle yanıt veriyor. "Dönüşüm" sergisi, biçimi uzun yıllar değişik malzemelerle tecrübe etmiş bir sanatçı için hem formu yeniden ele alması, hem de renklendirilmiş üç boyutlu eleman olarak yeniden yorumlaması açısından büyük önem taşıyor.
Gönül Karakan
Şile, Mart 2015
Rasim Konyar
RASİM KONYAR / DÖNÜŞÜM
KIZILTOPRAK SANAT GALERİSİ / 9 Mayıs 2015- 31 Mayıs 2015
Kızıltoprak Sanat Galerisi
Pazar ve Pazartesi kapalı, diğer günler: 12:00 - 19:00 saatlerinde açık
Kızıltoprak, Rüştiye Sok. 47/1 Kadıköy 81030 İstanbul
(0216) 418 3806, kiziltopraksanatgalerisi.net
Not: Bu haberde yer alan yazılı bilgileri, buradaki ve diğer fotoğrafların tamamı ve yüksek çözünürlükteki versiyonlarını, burada yer alamayan Hümeyra Konyar tasarımı sergi kitapçığı ve diğer malzemeyi derli toplu ve bir arada bulup indirebileceğiniz adres; Banu Zeytinoğlu İletişim:!
Tıklayınız: http://medya.bkziletisim.com/RASIM_KONYAR/
HEYKELLER
|
|
|
||||||
|
|
|
||||||
|
|
|
||||||
|
|
|||||||
![]() |
| ÖRS |
RESİMLER
![]() |
| ADSIZ 1 |
![]() |
| ADSIZ 2 |
![]() |
| ADSIZ 3 |
![]() |
| ADSIZ 4 |
![]() |
| ADSIZ 5 |
RASİM KONYAR
1951'de, İstanbul'da doğan Konyar, 1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu. Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü'nde bir yıl ihtisas yaptı.
1973-1976 Ankara Sanat Tiyatrosu'nun sahnelediği bazı oyunların dekor ve kostümlerini gerçekleştirdi.
1976-1980 yılları arasında School of Visual Arts (New York Görsel Sanatlar Yüksek Okulu) ve San Diego State University, California'da Roy Paul Madsen'dan animasyon ve film eğitimi aldı. Mezuniyet Projesi olan kısa metrajlı filmiyle "En iyi Kamera Ödülü"nü kazandı.
1986 "Vatan Yolu" adlı senaryosu Almanya'da ödül aldı.
1987-88 Bu senaryosundan yola çıkarak; aynı adlı uzun metrajlı filmin yönetmenliğini yaptı. Vatan Yolu adlı film; Hoff, Berlin, İstanbul, Chicago ve Cannes Film Festivalleri'nde gösterildi.
1989 "A Country Between Worlds" (Kıtalararasındaki Ülke) adlı Türkiye ve GAP Projesi üzerine iki ayrı belgesel çekti.
1989 California'da heykel ve resim çalışmaya başladı.
1992'ye kadar Los Angeles'da yaşayan sanatçı, Türkiye'ye dönüşünden sonra çalışmalarını İstanbul Şile'deki atölyesinde sürdürdü.
1994 Şubat ayında; Vakko İstanbul Sanat Galerisi'nde, Türkiye'deki ilk kişisel heykel sergisini açtı.
2009 yılında yeniden Amerika'ya yerleşen Konyar, çalışmalarını hem İstanbul Şile, hem de California San Diego'daki atölyelerinde yürütüyor.
Heykellerinde mermer, bronz, mozaik ve metal demir levha; resimlerinde ağırlıklı olarak tuval üzerine yağlı boya kullanan sanatçı, sergilerini "Maskeler ve Rütbeler, Bronz Anadolu, İnsan ve Varlık, Dengeler ve Cambazlar, Füseyfisa, Ağaçlar, Gemiler, Alşimist Formlar, Dönüşüm" gibi çeşitli konseptler altında topladı.
KURUMSAL HEYKELLER
1998 yılında başlayan ve TÜBİTAK-TTGV-TÜSİAD tarafından düzenlenen Teknoloji Kongresi'nin "Teknoloji Ödülü" ile "Başarı Ödülleri" heykellerinin tasarımını gerçekleştirdi. Bu ödüller her yıl tekrar ediliyor.
2000 yılında İstanbul'da düzenlenen "Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı Kongresi" için kalite ve yönetimi temsil eden kalıcı bir heykel yaptı. Bu heykel, her yıl kongrenin tekrarlandığı Avrupa kentlerine gönderilerek el değiştiriyor.
ANIT HEYKEL
2003 yılında, Nurol İnşaat tarafından gerçekleştirilen Kelkit Barajı için bir anıt tasarladı. "Kelkit Barajı'nda hayatını kaybedenler" anısına tasarladığı anıt heykel, aynı yıl baraj alanına monte edildi.
KOLEKSİYONLAR
Yapıtlarından bazıları Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Akbank, Garanti Bankası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Koleksiyonları'nda yer alıyor.
BÜSTLER
1993 TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği)'ın İstanbul'daki Genel Merkezi ile çeşitli illerdeki 14 temsilciliğine bronz Atatürk büstleri yaptı.
KİŞİSEL SERGİLER
1991 Santa Monica Stone Design / Los Angeles, Califoria, ABD
1994 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1994 Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1994 Arkeoloji Müzesi, Bodrum
1995 Vakko Sanat Galerisi, Ankara
1996 Maskeler ve Rütbeler / Aksanat, İstanbul
1997 Maskeler ve Rütbeler / Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1997 Bronz Anadolu / Armada Hotel, İstanbul
1997 Bronz Anadolu / Ankara, Bükreş, Sofya, Üsküp
1998 Bronz Anadolu / Uluslararası Eskişehir Festivali
1998 Bronz Anadolu / Selçuk Yaşar Sanat Galerisi, İzmir
1998 Bronz Anadolu / Turkuaz Sanat Galerisi, Ankara
1998 Bronz Anadolu / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
1999 Dengeler ve Cambazlar / PG Art Galeri, İstanbul
2000 İnsan ve Değişim / Karsu Sanat Galerisi, İstanbul
2001 İnsan ve Değişim / Armoni Sanat Galerisi, Ankara
2002 Kültür Bakanlığı, New York Konsolosluğu, ABD
2005 Galeri Artist, İstanbul
2005 Galeri Jazz Now Art, Bodrum
2007 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2008 Antik Park Sanat Galerisi, İstanbul
2011 Encinitas Public Library, San Diego, California, ABD
2012 Encinitas Civic Center, San Diego, California, ABD
2012 Terakki Vakfı Sanat Galerisi, İstanbul
2013 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2013 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2014 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2015 Dönüşüm / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2015 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
KARMA SERGİLER
1990 Los Angeles Art Association (Los Angeles Sanatçılar Birliği)
1991 Barakat Sanat Galerisi, Beverly Hills Rodeo Drive, Los Angeles
1995 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1996 6. İstanbul Sanat Fuarı
1997 7. İstanbul Sanat Fuarı
1997 13. İstanbul Antika ve Dekoratif Sanat Fuarı
1998 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), Atina
2000 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), İstanbul
2001 11. İstanbul Sanat Fuarı / Kızıltoprak Sanat Galerisi
2002 2. Ankara Sanat Fuarı / Armoni Sanat Galerisi
2004 Adalar Sanat Festivali
2004 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2007 İstanbul Sanat Fuarı
2008 Tolga Eti Sanatevi / İstanbul
2014 Tunca Sanat Galerisi / Akmerkez, İstanbul
Pazar, Nisan 12, 2015
SANAT DOSTU NOTRE DAME de SION FRANSIZ LİSESİ
"Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nin ne kadar sanat dostu olduğunu meraklılar çok iyi bilir. Okulun web sitesinde de bu tür etkinliklerle ilgili tüm bilgiler bulunuyor bkz: Notre Dame de Sion Fransız LisesiŞu sıralar seri konserler var.
14 Nisan Salı akşamı Saat 19. 30'da, Florence Delaage piyano resitali
16 Nisan Salı da Aslı Özbayrak Çivicioğlu ve Burcu Aktaş Urgun'un Keman ve Piyano resitali...
Bu konuda okul ile iletişim kurmak isteyenler ndskulturetkinlikleri@nds.k12.tr adresine herhalde yazıp bilgi alabilirler...
Öte yandan, amacı dünyanın dört bir yanından seçilmiş, uluslararası düzeydeki profesyonel müzisyenleri bir araya getirmek ve tanıtmak olan, onbin dolar ödüllü "İstanbul Orchestra’Sion - Uluslararası Piyano Yarışması" da çok heyecan verici...
Pazar, Mart 22, 2015
"7. SANATA BİR ADIM" SERGİSİ ve KARINCA KISA FİLM SİNEMASI
Yaşasın!
Artık kısa filmlerin de bir sineması oluyor: Karınca Kısa Film Sineması!
2015 Nisan'ından itibaren hayata geçecek bu sinema, İstanbul'da, TÜRVAK'ın (Türker İnanoğlu Vakfı) 82 koltuk kapasiteli, donanımlı ve şık Sinema Müzesi salonunda yaşayacak... Haftanın her günü Türkiye'den ve dünyadan, ödüllü, önemli, başarılı kısa filmlerin dönüşümlü seanslar gösterileceği sinemada söyleşiler, paneller, açık oturumlar, atelye çalışmaları ve yarışmalar da yapılacak...
Adres: Yeni Çarşı Cad. No: 24, Galatasaray Meydanı, Beyoğlu.
Kısa Film Sineması'na bir başlangıç desteği olması amacıyla, Yönetmen, Tasarımcı, Resim ve Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Mustafa Ziya Ülkenciler de 27 Mart 2015, Cuma günü, Galatasaray Meydanı'nda "7. Sanata Bir Adım" başlıklı bir fotoğraf sergisi açıyor. Sergide göreceğiniz -sergiye gelemiyorsanız http://www.karincakisafilmsinemasi.com/wp/ adresinden bakıp beğeneceğiniz- (herbirinden 30x40 cm boyutunda sadece 30 adet olup 1'den 30'a kadar numaralanmış) fotoğrafların Ülkenciler'in özgün imzalı baskılarını, 250 TL karşılığında satın alabiliyorsunuz...
Hatta, haydi, hemen tıklayın, seçin! Sayfada verilen banka hesabına bedeli çevrimiçi transfer edin...
Böylece Kısa Film Sineması'na seyircisinin de bir kısa katkısı olsun...
Kısa Film Sineması'na şimdidien teşekkürler, içten başarılar...
Artık kısa filmlerin de bir sineması oluyor: Karınca Kısa Film Sineması!
2015 Nisan'ından itibaren hayata geçecek bu sinema, İstanbul'da, TÜRVAK'ın (Türker İnanoğlu Vakfı) 82 koltuk kapasiteli, donanımlı ve şık Sinema Müzesi salonunda yaşayacak... Haftanın her günü Türkiye'den ve dünyadan, ödüllü, önemli, başarılı kısa filmlerin dönüşümlü seanslar gösterileceği sinemada söyleşiler, paneller, açık oturumlar, atelye çalışmaları ve yarışmalar da yapılacak...
Adres: Yeni Çarşı Cad. No: 24, Galatasaray Meydanı, Beyoğlu.
Kısa Film Sineması'na bir başlangıç desteği olması amacıyla, Yönetmen, Tasarımcı, Resim ve Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Mustafa Ziya Ülkenciler de 27 Mart 2015, Cuma günü, Galatasaray Meydanı'nda "7. Sanata Bir Adım" başlıklı bir fotoğraf sergisi açıyor. Sergide göreceğiniz -sergiye gelemiyorsanız http://www.karincakisafilmsinemasi.com/wp/ adresinden bakıp beğeneceğiniz- (herbirinden 30x40 cm boyutunda sadece 30 adet olup 1'den 30'a kadar numaralanmış) fotoğrafların Ülkenciler'in özgün imzalı baskılarını, 250 TL karşılığında satın alabiliyorsunuz...
Hatta, haydi, hemen tıklayın, seçin! Sayfada verilen banka hesabına bedeli çevrimiçi transfer edin...
Böylece Kısa Film Sineması'na seyircisinin de bir kısa katkısı olsun...
Kısa Film Sineması'na şimdidien teşekkürler, içten başarılar...
Etiketler:
7. Sanat,
Fotoğraf,
Galatasaray Meydanı,
Karınca Kısa Film Sineması,
Kısa Film,
Mustafa Ziya Ülkenciler,
Sanat,
Sinema,
Tansug,
TÜRVAK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























