Avniye Tansuğ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avniye Tansuğ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Kasım 28, 2013

TARİHİ İSTANBUL ÇEŞMELERİ KAMPANYASI HAKKINDA SUNUM

Su Hakkı Kampanyası, 2 Kasım Cumartesi günü saat 13.00 ile 18.30 arasında “Su adaleti olmadan demokrasi olmaz! Ortak varlıklarımızı ve su hakkımızı savunuyoruz” adlı bir panel ve forum düzenledi. 100 kişiye yakın katılımcının olduğu toplantının panel kısmında sekiz konuşmacı su krizinden iklim değişikliğine, özelleştirmeden tekrar kamulaştırmaya kadar su meselesinin çeşitli boyutlarını dile getirdi. Bakınız: Panel notları

O Panel için hazırladığım "Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır Kampanyası" başlıklı Türkçe sunum burada!
Aynı içeriğin İngilizcesi de ("The Historical Fountains of Istanbul Should be Saved" presentation:) şurada.

Çarşamba, Temmuz 10, 2013

NTV TARİH DERGİSİ ve ÇEŞMELER

Taksim Gezi Direnişi'ne yer verdiği için yılların NTV Tarih Dergisi kapatıldı...
Neyse ki o basılamayan son sayı şuraya yüklendiği için erişilebiliyor:

http://www.yasarkenyazilantarih.com

Ben de daha önce yazdığım ve telif haklarına saygı kaygısıyla tamamını yıllardır yayınlayamadığım birşeyi onunla ilgili blogda yayınlamaya karar verdim en sonunda:

Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır Kampanyası/ İstanbul Ansiklopedisi'nde "Çeşmeler" maddesi!

Zaten referans verilerek ya da verilmeyerek bir sürü yerde kullanılıyordu. Bari böyle de işe yarasın...

Çarşamba, Mayıs 22, 2013

BUNU PAYLAŞMADAN GEÇEMEZDİM!

Şilenin Kabakoz koyu ile ilgili birşey ararken (*), şapka çıkarılacak bir emek ve yüksek nitelikli içerik buldum az önce:
"Bir Başka İstanbul" - Adres: http://birbaskaistanbul.blogspot.com
Sahibi ve yazarı Ayşe Gülay Hakyemez'i içten kutluyorum...



Hakyemez, Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği'nin de kurucu ve yöneticilerinden imiş.
Ne güzel insanlar ne güzel şeyler yapıyor.
Bunlardan haberdar olmadan bu şehirde yaşamak büyük kayıp aslında.

Bu gibi şeylerle karşılaşınca çok seviniyorum. "Öldük, bittik, battık, geriledik, bizden adam olmaz" ve benzeri teranelerden fena halde sıkılan içim, birazcık olsun aydınlanıyor, ferahlıyor, iyimserliğim tazeleniyor, o yüzden hemen paylaşmak istedim buradan. Belki benim gibi birkaçınız daha mutlu olur böylece...

Bu da o blog üzerinden bulduğum:
"Moda Semt Gazetesi"- Adres: http://modasemtgazetesi.blogspot.com

(*) Kabakoz koyunu ararken işi bırakıp, bütün bunları yazmama neden olan konu "Bir Başka İstanbul"daki şu  gönderi idi: Lokomotif'in Kabakoz'daki Sanat Rezidansı
Daha fazla birşey gösteremiyorum sizlere bu blogdan, çünkü Gülay Hanım hiç bir biçimde alıntı yapılamayacağını çok kesin bir dille belirtmiş. En güzeli tıklayın, kendiniz görün!

Cumartesi, Mart 30, 2013

ERKMEN SENAN ve WEB'DEKİ MİLLİYET...

Ayşegül Sönmez'in bugünkü Milliyet'te yayımlanan "Bizden Birşeyler Merakı" başlıklı yazısını okurken duydum adını ilk kez Erkmen Senan'ın... Hele çoğumuzu çok olumsuz etkileyen bir konuya odaklandığını da okuyunca daha önce tanımadığıma iyice hayıflandım... Sönmez şöyle diyordu:

"...Takıntılı bir şekilde Türkiye’nin bütün ören yerlerini geziyordu Erkmen. Fotoğraflıyor, blogunda yayınlıyordu. Resimlerinin konusu da bu kazı yerleriydi... Ama bütün ironisiyle...  
Antik mezar yanı tostçuları, lahite işeyen kotlu erkekleri, dor sütün bitişiği beton hediyelik eşyacılarıyla... Erkmen Senan’la sonra bir sergi yaptık. Rumeli Han’daki Artsumer’de. Artsumer, çoktan Karaköy’e taşındı. Erkmen Senan, geçtiğimiz salı günü hayata veda etti... "

Milliyet'in Internet versiyonu, nedense basılı gazeteden çok farklı bir politika izliyor. Gerek içerik gerek teknik olarak... En başta haberlerdeki bazı kelimelere verilen bağlantılar ("etiketleme") meselesi var. O bağlantıları tıklarsanız haberin içeriğiyle ilgisi olmayan binlerce başka içerik çıkıyor karşınıza ve tabii sağında solunda onlarca reklam. Neyse, bu başka bir konu. Sönmez'in haberini okuyan meraklı okur, Erkmen Senan'ın blogu'ndan bahsedilen yerde, arama motoruna gitmeden, o bloga bir link bulmayı beklemez mi? Elbette bekler. Beklemese bile bir Internet yayınının basılı yayından farkı da bu gibi özelliklere özen göstermiş olmasıdır... 

Eski bir Milliyet'li ve Milliyet'te web'deki anlamlı kültür sanat kaynaklarına dikkat çekmek için bu blogun doğmasına da yol açan haftalık yazılar yazmış biri olarak Erkmen Senan haberinin bağlantılarını bari buraya ben yazayım dedim!

Erkmen Senan- Kişisel Blogu

Salı, Mart 19, 2013

"SÜREÇSİZLİK ÖZLEMİ"

Hafta sonunda, Milliyet'te Mehmet Tez tarafından yazılmış,  Twitter'da, FaceBook'daki dil tartışma grumuzda, diğer bloglarımdan paylaşıp durduğum, önüme gelene de yana yakıla tavsiye ettiğim bir yazı var: "Süreçsizlik Özlemi". (Milliyet'in web versiyonundaki reklamlardan sıkılanlardansanız, aynı yazıyı Tez'in "Hafif Şeyler.Org" blogundan da sakin sakin okuyabilirsiniz!)

Son bir iki yıldır "süreç" sözcüğünün yerli yersiz, yalan yanlış, gereksiz kullanımının ne kadar da yaygınlaştığına fena halde aklını takmış biri olarak dertlenip duruyordum. Sonra bu yazıyı okuyunca içim ferahladı. Daha fazla lafı uzatma sürecine (!) girmemeyim, en iyisi hemen okuyun, yayın etrafa alabildiğine siz de. Lütfen!

Pazar, Şubat 26, 2012

EVDE SANAT

Bugünkü Hürriyet Pazar'da Tolga Tanış'ın "30-40 Yaş arası İçin IKEA Tablolarını Atma Vakti" başlıklı yazısını görünce hemen tıkladım!

Tanış, Doğan Hızlan'ın "Sanatı Orta Halliler Yaşatır" başlıklı yazısına gönderme yapmış.

Hızlan, o yazısında geçenlerde Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan "Rembrandt ve Çağdaşları" sergisi ile ilgili izlenimlerini yazarken, sergi kataloğunda dikkat çekilen önemli hususun altını çiziyor: "ressamların, saray ve kilisenin bittiği yerde, eserlerini seçkinler ve orta hallilere satabilmeleri!" Sonra da bizde de bir zamanlar orta hallilerin resim alabildiklerini, şimdi ise öyle olduğunu sanmadığını söylüyor.

Tanış, o orta halliler tarafından "duvar boş kalmasın" diye asılan "bet IKEA tabloları"nın yerini gerçek sanat eserlerinin alabilmesi için, pragmatik Amerikan yaklaşımlarından oluşan bir rehberi okurlarıyla paylaşıyor. Rehberin ilk maddeleri bana sanki "borsada oynamaya yeni başlayanlar için ipuçları" tadı verdi. Ama son madde çok gerçekçi: "Öğrenciler!"

"İlla Komet'i atölyesine kapatmak zorunda değilsiniz" diyor, Tanış, Amerika'da ev dekoratörlerinin başlattığı bu yöntemle "gidin Mimar Sinan'a, portfolyosunu beğendiğiniz bir öğrenciye iş verin!"

Bunu okuyunca aklıma Haldun Dostoğlu ile yıllar önce yaptığımız bir sohbette onun şöylece bir değindiği; villa tasarımlayan kimi "mimarların özgün tablolar için özel olarak bıraktıkları boşluklar" geldi...

Buradan da "evde gerçek sanat" arayanların, ille özgün eser alamıyorlarsa reprodüksiyon ya da özgün baskılar alabileceği...

Onu bunu bilmem, bizim duvarlarda hala onlardan var, 30-40 yaş arasındayken Galeri Nev'den aldığımız Abidin Dino'lar, Tiraje'ler! Mutluyuz onlarla.

Perşembe, Ocak 05, 2012

KOMET'İN KİBRİTLERİNDEN AYŞE'NİN TAKILARINA

Ayşe'nin gümüş takılarına oldum olası bayılırım...
Az önce e.posta kutuma düşen "Bir Kibrit Çakın" başlıklı koleksiyon duyurusu da çok ilgimi çekti...
Komet'in (*) kibritler serisinden yola çıkıp tasarımlamış bunları...

(*) Şurada da Komet'le yapılmış kimi röportaj videoları var!

Cumartesi, Aralık 24, 2011

"GALAT-I MEŞHUR"DAN "DİL MESELELERİ"NE...

"Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır"diye bir laf var (dı)...

Babam yanlış kullandığımı yakaladığı sözcükleri düzeltirken bunu sık sık tekrarlardı... Günümüzde durmadan tekrarlanan öyle Türkçe sözcükler var ki bana bu lafı hatırlatıyor, hem de her gün. Bunların bir kısmı yanlış olduğu halde yaygın kullanıldığı için doğru sanılanlar. Örneğin, "müsaitlik", "muhattap", "hakikatten", "ikametgah" -birinci a şapkalıymış gibi, ince telaffuz ediliyor-... 

Bir kısmı hiç olmayan sözcükler, ör. "ayrıyeten"! 

Bir de virüs gibi yayılan, dili çarpıtan moda sözcükler var. Bunların tek başına bir suçu yok, ama doğru yerde kullanılmıyorlar. En başta "adına" geliyor bu grubun. İngilizce "in the name of"da olduğu gibi; "birinin namına, onun yerine", ya da "bir şey uğruna" demek gerektiğinde kullanılacağı yerde düpedüz "için" yerine kullanılıyor bu "adına". Neden acaba? Laf daha firaklı, daha tumturaklı olsun diye mi? Sonra "Süreç"!.. "Süreç" de "süre" yerine kullanılmakta çoğunlukla. Hele haber yayınlarına bir kulak verildiğinde yüzlerce "süreç" sözcüğü duyuyorsunuz. 

Israrla birlikte kullanılan "ilgi ve alaka", "mutlu-mesut", "açık ve net"lere hiç değinmiyorum bile...

Ya "sonrasında"ya ne demeli. "Sonra" demek kesmiyor, illa ki "sonrasında" denecek. Nedense "önce" hala eski yerini koruyor, "öncesinde"lere o kadar teslim olmadı o sanki. 

"İçinde" demek yerine "i-çe-ri-sin-de" diye insanı kıl eden o gereksiz ses yığılımı ise çoktan genel kabul gördü, yayıldı yayılacağı kadar. Artık sadece "içinde" diyeni ara ki bulasın. "-Ayşe buraya ne zaman geliyor?" "-Üç gün içerisinde geliyor"!

Yıllar önce bu "içinde mi içerisinde mi" konusunun "içinden" ("içerisinden" değil elbette!) çıkamamış, o zamanlar Radikal'de "Dil Meseleleri" başlığıyla kılı kırk yaran Necmiye Alpay'a yazıp sormuştum. O da şöyle yanıt vermişti:

...Avniye Tansuğ'dan güzel bir soru geldi:"Bir 'Türkçe uzmanı' değilim ama 'hiç değilse ana dilimizi düzgün kullanmak' konusunda çok ısrarcıyım. Son yıllarda bir sözcük var ki beni deli ediyor. Nedenini de bilmiyorum doğrusu!O sözcük 'içerisinde'. Özellikle imzamı taşıyacak metinlerde onu hemen 'içinde'ye çevirmezsem içim rahat etmiyor. 'Dışarısında'ya da aynı işlemi uyguluyorum. Ama birincisi çok yaygın kullanılıyor, hem yazı hem konuşma dilinde. 'İçinde' deyince pekala anlatılıyor anlatılmak istenen. 'İçinde' varken niye 'içerisinde' denir ki?Yoksa benimki yalnızca bir takıntı mı? Bazı sözcüklere duygusal tavırlar takınmak mümkün tabii. Size bir danışayım dedim... Bir kural var mı bu konuda acaba?"Bu soruya kesin bir yanıt vermek zor ama, bazı fikirler ileri sürebilirim.Tansuğ'un duyduğu rahatsızlığın, dilde tasarruf duygusu ve müzik duygusu gibi nedenleri olabilir. Dilde tasarruf ilkesi, genellikle, aynı anlamı verebilen iki kullanımdan hangisi daha kısaysa onu yeğlememize yol açıyor. Bu durumda "içinde"yi yeğlememiz olağan. Üstelik, öylesine önemli yüklerle dolu ve bağımsızlık eğilimli bir sözcükle karşı karşıyayız ki, fazladan kullanılması harcandığı duygusuna da yol açıyor. "İçeri" bizim bütün bir iç dünyamızın, ayrıca hapisanelerin adı, vb.Müzik duygusundan kastım ise zihnimizdeki ritim ve ses ölçülerinin devreye girmesi. "İçerisinde" sözcüğünün çoğu kullanımı aruza göre bir felaket. "Binanın içinde" ya da "birkaç gün içinde" demenin müziği ile "binanın içerisinde" ya da "birkaç gün içerisinde" demenin müziğini karşılaştırmak yeter."

Babamın yukarıda değindim deyişiyle ilgili olarak Internet'te yaptığım aramada da gene Necmiye Alpay imdadıma yetişti. Radikal'deki köşe yazılarından birinde "Galatat -üçüncü a şapkalı olacak, buradaki Blogspot klavyesinde şapka koyamıyorum!- Sözlükleri"ni tanıtmış. Bilmiyordum böyle bir çalışma olduğunu. Çok sevindim. Hemen "İdefixee" üzerinden bir tane ısmarladım. Zuhal Kültüral yazmış bu sözlüğü.  Arka kapağında şöyle yazıyor:

"Yanlış, yanılma, hata" anlamına gelen galat, bir dil bilimi terimi olarak "bir dilden başka bir dile geçerken biçim ve anlam açısından değişikliğe uğrayan kelime veya kelime grupları" şeklinde tanımlanmaktadır. Kelimenin çokluk şekli galatât'dır. Yanlış anlamına geldiği halde herkesçe benimsenip kullanılan kelimelere galat-ı meşhur, hiçbir şekilde kullanımı uygun görülmeyen kelimelere de galat-fahiş denmektedir. Uzun bir geçmişe sahip olan ve bir imparatorluk dili haline gelen Türk dili, 13. ve 14. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılmaya başlamış, önce dilimize yerleşmeye başlayan Arapça ve Farsça kelimeler, daha sonra batı kökenli kelimeler, deyimler ve anlatım biçimleri de eklenmiştir. Ses veya anlam değişikliğine uğrayarak Türkçeye yerleşen bu yabancı öğeler konusunda bazı Osmanlı aydınları tarafından çeşitli sözlükler ve risaleler yazılmıştır. Bu eserde, galatlar konusunda yazılmış bu sözlükler tanıtılmış, yazarlarının galat konusundaki görüşleri ortaya konmuş ve sözlüklerde ele alınan konuların tasnifi yapılmıştır. Cumhuriyet sonrası, galatlar konusunda yazılmış eserleri ilk kez bir araya toplayan bu kitap, bir ilk olmanın yanı sıra, eserlerin yazıldığı dönemde dilin yabancı öğelerden arınması konusunda gösterilen hassasiyeti ortaya koyması bakımından da günümüz için bir örnek teşkil etmektedir. "
Necmiye Alpay ile hiç tanışmadık, ama Radikal'de yazdığı zamanlar onun sadık okurlarından biriydim. Şimdi de onu Twitter'dan izlemeye aldım. Twitter sayfasında bir blog açtığını da gördüm. Radikal yazılarını da ayrı bir blogda toplamış. "Dil Meseleleri"ni de belki aynı biçimde bir araya toplayacağını söylüyor. Keşke bir an önce öyle de yapsa. Yapsa da eski içeriklere erişim eskisi kadar kolay olmayabiliyor her zaman geleneksel "medya"nın arşivlerinde. Keşke "Dil Meseleleri" kitap olsa. Keşke dili "mesele" edebilenler çoğalsa... 

FaceBook'ta tam da bu konuda bir grup sayfası yapmak istiyorum aslında. Malum, çoğunluk "orada"! Aslında bu konuda bir girişimde de bulunmadım değil. Arkadaşlarımın içinde bu konuda "mesele"si olanları arıyorum şimdi. FaceBook'un ilk yıllarında esasen dil konusunu mesele edinen gruplar vardı. Örneğin "Dahi Anlamındaki 'de'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" ki şu anda bile 13.524 üyesi var gözüküyor. Gerçi içerik maalesef amacından sapmış, orası bir reklam duvarına dönüşmüş ama arada hala tek tük de olsa ilginç saptamalara rastlanıyor. Bu grubun bir de kardeşi var; "bağlaç olan 'ki'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" orada hiç üye gözükmüyor. 

Şimdi artık bu yazıyı noktalamanın ve bağlantıları FaceBook ve Twitter'a ve de diğer bloglara yollamanın zamanı geldi!


Pazar, Ekim 02, 2011

BEYOĞLU'NDA SANAT: ARTER ve SALT...

"İSTANBULLAŞMAK"

İstiklal Cad. 136
Salı-Cumartesi 12.00-20.00
Pazar 10.30-18.00



SALT Beyoğlu, kavramsal ve etkileşimli bir sergi sunuyor...
Anlatım ve izleyicinin dahli hayli ilginç.
SALT'ın kendisi de...
İnsanın İstanbullu olduğuna sevindiği nadir mekanlardan biri bence burası...

Kule, 2009, Kutlu Ataman
Hemen karşı sıradaki ARTER de öyle... Dün sergi gezme günü gibiydi benim için... SALT'tan çıkıp ARTER'e, Kutluğ Ataman'ın "Mezopotamya Dramaturjileri" sergisine girdim. Akşam kapanışa kadar da orada kaldım, hala giriş katındaki işlerden birini izlemek mümkün olamadı. Tekrar gitmek gerek... Özellikle "Aya Seyahat"a bayıldık. Daha ilginç olanı, Ataman'ın ne yaptığı ne ettiği hakkındaki uzun açıklamalar içeren film idi. Önce o filmi izleyip sergiyi sonra gezmek iyi oluyor...
Bugün bu konularda buraya not düşmek için Web'de ne var ne yok diye bakarken, dün sergideki işleri açıklayan etiketlerde yer alan "Yapım: Saatleri Ayarlama Enstitüsü" açıklamasındaki siteye de baktım. Ataman'ın projelerini somuta döndürmek için kurduğu "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nün web sitesi de başlı başına bir sanat!
Son olarak iki Biennal kitabının yanısıra ARTER'in hemen tüm sergi kitaplarının editörlüğünü yapan İlkay Baliç'e de kocaman bir "Bravo"!




Salı, Eylül 13, 2011

MİNE SANAT'TA "IŞIK-MEKAN-AHŞAP" Sergisi...

Sergilerine yaz mevsiminde de devam eden Mine Sanat Galerisi Eylül ayından başlayarak sergi süreleri boyunca yayınlayacağı "ÇAĞDAŞ1985 - contemporary1985" başlıklı bir gazete çıkarmış... 

Bu sanatsal gazeteyi sergi davetiyesi olarak da kullanacaklarmış...
Gazeten içeriğinde sergi bülteni ve metni dışında çeviri, röportaj ve etkinliklere de y
er vererek "çağdaş sanat takipçilerine yeni kaynaklar sunmayı" umuyorlar... Başarılar...




Not: Bu yayını görmek isteyenler onu minegulener (@) gmail.com adresinden isteyebilirler belki...

Pazartesi, Ağustos 08, 2011

"PAYLAŞMA" ÜZERİNE...

"Bir Gölgenin Ardından" aslında Prof. Dr. Ahmet Erözenci'nin kitaplarından birinin adı. Ama Radyo Cazkolik'te yapmaya başladığı kavramsal müzik programına da bu başlığı vermişti...
Sayın Erözenci, Nisan 2011'de Açık Radyo'da "Bilgi Çağının Hukuku" programında iki kez benim konuğum oldu.  Kendisi ile tıbbi bilginin felsefesi, bilgiye erişim, bilgi hırsızlığı, tıp ve sanat konuları etrafında söyleşi yapmıştık...
Sonra da geçen hafta ben ona konuk oldum Cazkolik'te.
Konu "Paylaşım" idi.
Müthiş muhalif ve "konuşkan"! bir günüme rastladı galiba bu söyleşi..
Merak eden olursa bu yayına "buradan" erişiliyor!