web iletişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
web iletişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

WEB GÜNLÜĞÜNDEN KİTABA: DÜŞLER VE GÖRÜŞLER



“…bırakalım şeffaflığı vergi mükelleflerine. Duygu ve fikir mükelleflerinin ise kara kutularının tadını bilelim, açmaya çalışmadan.”

Kitap içerikleri web'e taşınadursun, Ahmet Cafer Çelebiler de "Dreams and Perception" başlıklı web günlüğünü kitaba dönüştürmüş: "Düşler ve Görüşler"... Çok sevindim çünkü ülkemizde nitelikli web günlüğü içeriklerinin herkes ya da gerçek ilgilileri tarafından farkedilmesi önemli ve onların çoğu çevrimiçi değil...

Basın Bülteni'ndeki açıklama da şöyle:

Açılmayan Kara Kutular: Düşler ve Görüşler

Ahmet Cafer Çelebiler’in, metafizik yönünün de hayli ağır bastığı düzyazı ve şiirlerini derlediği Düşler ve Görüşler, seyahat anılarında da ifade ettiği gibi “incelenmesi, on adım geriye giderek temaşa edilmesi gereken” fikirlerin samimi bir dille aktarıldığı özenli bir eser.

Ahmet Cafer Çelebiler tarafından kaleme alınan Düşler ve Görüşler, gerçeklik duygusu yaratma kaygısı gütmeden, gerçeğin kendisini değil yazar tarafından görülen ve anlatılan imgelerini okurlarıyla paylaşıyor. Dil ve gerçeklik arasındaki kopukluk arasında kendi zihni içinde köprüler kuran yazar, gözlem sürecinin öznesi olarak yazıyor.

Düzyazı ve şiirlerinde Çelebiler, Holmes’un kara kutu veya zihin dediği yerde gözlediklerinden aldığı mesajları kendi algı süzgeçlerinden geçirerek duygularının, anılarının ve diğer yazınsal birikimlerinin üzerinden yeniden kodluyor. Mutluluk ve giz çözmenin insanlığın en değerli amacı olduğuna inananlara bir de sonuca varmaktan çok süreci yaşamanın anlamını hatırlatıyor: “…bırakalım şeffaflığı vergi mükelleflerine. Duygu ve fikir mükelleflerinin ise kara kutularının tadını bilelim, açmaya çalışmadan.”

İnsan ve kader üzerine eğilirken çok sesli olmayı başaran Çelebiler’in Düşler ve Görüşler’i, Orhan Veli Kanık’ın sadece nasırlarından şikayet ederek yaşayan ya da sadece öyle var olarak ölüp gitmiş Süleyman Efendi’si ile T.S. Eliot’ın toplumsal bakışın iğne gibi delerek geçtiğini hissederek yaşarken ölüme yaklaşan J. Alfred Prufrock’unu aynı metinde buluşturarak okurların tematik ve biçimsel düzeyde başka metinlerle de ilişkiye girmesini sağlıyor.

Anıştırma veya yansılama, yazarın bir yöntemi olarak değil de yüzünü yaşanan dünyaya çeviren bir insanın zihin süreçlerini eleştirel bir dil çerçevesinde paylaşması olarak karşımıza çıkıyor.

Düşler ve Görüşler, okuduktan sonra bakış açımızın ayarlarıyla oynamamızı sağlayan, algı aralığımızı açtıran, her sayfası görsellikle desteklenen bir kitap. Kimisini “İnsan kalabalığından uzaklaşıp, his kalabalığımıza, evimize döndük” diyerek sonlandırdığı anı yazılarıyla bir seyyah, Şamanlardan türetme fikirleri kuantum süzgecinden geçirmeye kalkıp aydınlanma getirdiğini sanan ama yüzlerce yıl öncesinin Cüneyd-i Bağdadi’sinin cübbesinin içindeki sırdan ya da onun öğrencisi Hallac-ı Mansur’un her şeyin bütünlüğü, birliği ve tekliğine varan tasavvufundan bihaber sansasyonel filmleri sorgularken bir eleştirmen, Prokofiev konçertosu misali inişli çıkışlı, canlı ve romantik Roma’dan söz ederken bir baba, şiirin kurallarını alt üst eden E.E. Cummings veya mizahi bir dille geleneklere arkasını dönen Ogden Nash’li göndermeleriyle çok dilli bir şair, şairlik ruhsatını sorgulayıcı gözlüklerle ele alışıyla bir eleştirmen, globalleşmenin özünü oluşturan yemek tariflerinden söz ederken bir gözlemci, Bernard Shaw’dan daha çok sevdiğini söylediği bir Belçikalı avant-garde tiyatrocuyu (Ghelderode) Rıza Paşa Yokuşunda buluşuyla bir kaşif, samimi ve en önemlisi de cevap istemeyen seslenişleri, riskli bir alemin öznesi oluşu ve çarpıcı deyişleriyle bir başka türlü bir öz yaşam öyküsünü dillendirdiği kitabıyla ve kendi deyişiyle bir “riskolojist” Çelebiler.

Ciltli, sert kapaklı ve özel kağıda basılmış olan Düşler ve Görüşler’i okurken, “ses geçiren duvarlar[ın] sessizlik de geçirdiğini”, “matruşkaların içinin ultrasonla veya endoskopiyle gözlenemediğini” veya “miyop gözlerin zamanı da yakınlaşmadıkça göremediklerini” fark edebiliyoruz.

Domino Yayın Grubu tarafından yayımlanan kitap ile ilgilenen okuyucular D&R’lardan, Homer Kitabevi’nden ve internetten Düşler ve Görüşler’i temin edebilirler.

Yazar Hakkında:
Ahmet Cafer Çelebiler 1944 ylında İstanbul’un Ayaspaşa semtinde doğdu. Sıkıcı olmayacağına inandığı bir risk ve sigorta kitabı ile yaşam mekanlarında ki geçmiş ve gelecek yolculukların ikinci kitabını planlıyor.

Lisede “Sevmek Günah mı?” sözcükleriyle okul defterlerini doldurarak başladı yazmaya. Sevmeden kimya mühendisliği, işletme, severek de tiyatro, edebiyat, psikoloji okudu. Hepsini birleştirmeye çalışarak lisansüstü eğitimini önce kitle haberleşmesi sonra sosyal-politik-ekonomik kalkınma ve planlama da yaptı.

Suudi Arabistan Planma Bakanlığı'nda 4 yılı aşkın danışmanlığı dışında memur, teknik müdür, yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu başkanı ve patron olarak sigorta sektöründe çalıştı. 20 yıldır muhtelif üniversitelerde eğitim veriyor. İnsan, tabiat ve öğrenme sevgisi ile her konuda ki merakını iki kızının annesi ve erişebildiği herkesle paylaşıyor. http://ahmetcafercelebiler.blogspot.com/

Pazar, Ocak 18, 2009

IGOA Ya Da Türk-Hint İşbirliğinin Önlenemez Yükselişi

Bugün web'de pazar gazetelerine bakarken, Nil Karaibrahimgil için yapılan bir web sitesi haberi gözüme çarptı önce:

"Açıldığı gün 20 bin hit alan ve Çin'deki üç tasarım sitesi tarafından tavsiye edilen site, hemen hemen her gün güncelleniyor. Karaibrahimgil'in kendi el yazısı ile kendini ti'ye aldığı site dünyadaki hiçbir sanatçının sitesine benzemiyor. Karaibrahimgil'in cesaret edemediği için hayata geçirmeyi bir sene beklettiği site, sanatçının şubat ayında çıkacak olan yeni albümü 'Nil Kıyısında'nın öncesinde açıldı. " (Sabah yazmış)

Sonra baktım siteye: "Niltakipte.com". "Nil'in alt benliğinin resmi..." diye açılan sitenin gerçekten de tasarımı muhteşem. NK'in "kurum kimliği"ne bu kadar uygun bir web sitesi yapılabilir... Yalnızca teknikler değil burada konuşturulan. Bir bütün olarak aklın ve zekanın devreye girdiği, "iletişim" işi hakkında "bilgi"nin, taktik, strateji, kültür, sanat, estetik, ne varsa hepsinin halli hamur edildiği bir "ürün"le karşı karşıya geldiğinizi görüp, şöyle bir durup, donup kalıyorsunuz. "Donup kalmak" abartı değil, çünkü bu kadar faktörün bir araya gelmesi de sık rastlanan bir durum değil...
Sonra bunu "kim yapmış?" sorusu geliyor doğal olarak.

Ve böylece "IGOA" çıkıyor sahneye.
"I"; İstanbul'ın "İ"si, "Goa" da Hindistan'daki bir şehir. IGOA bir Türk-Hint karması şirket. Kimlerden oluştuğunu sitelerinde açıkça yazmayan bu ekip, İstanbul ve Goa üzerinden muhteşem işler çıkarmış. Kendi web siteleri de harika. Ana Sayfalarında Flickr.com üzerinden dönüşerek yüklenen fotoğraflarla ziyaretçiyi adeta ipnotize ediyor, yakalıyorlar. (Aklıma Eli Acıman'ın "captured audience" kavramı, ve "captured audience'ye acıyın" sözü geliyor. Bunlar hiç acımıyorlar ama bakanı da memnun ediyorlar.) Arada ekipten kimilerinin fotoğrafları da gözüküyor. Esasen şurada bir web günlükleri, şurada da Facebook sayfaları var! (Ve oradan da Türk kahramanı buluyoruz: Borga Dinçler imiş! )

Hayli de iddialılar, "yalnızca web tasarımı yapmayız, herşeyi yaparız ama kendi yöntemlerimize göre yaparız" diyorlar.
Diğer işleri arasından en çok beğendiklerim:
Otto , AKM yapı firması, Jacobs kahve (Facebook'taki oyun sayfası yanısıra bir de kahve falı bölümü var; "Kahveloji" demişler, sitelerde kişisel bilgi topluyorlar ama bir gizlilik bildirimi yapmadan, o olmamış işte!) ve Soda Filmmakers...
Birçok web sitesi, ziyaretçiden kendi açılış sayfasını masaüstü yapmasını filan ister. Keşke IGOA'cılar da böyle bir şey yapsalarmış. Seçilmiş işleri arasında IGOA duvar kağıtları koymuşlar gerçi ama, aynı etkiyi yaratmıyor...

Ziyaretçi bu işte, verdikçe ister!
Bu akıllı insanları kutlayıp, bu içeriği de noktalıyorum artık...