Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 21, 2016

"HÜKÜM" - TÜRKER ARMANER'İN SON ROMANI

Güzel bir film seyrederken akla "rejisör nerede şu anda acaba?" sorusu hiç gelmez, film bitince de bittiğine üzülür ya insan, Armaner'in son romanı Hüküm de tıpkı öyle etkiledi beni. Okurken, hikayenin bir kurmaca olduğunu unutuyor, gerçek ve heyecanlı bir olaylar dizisiymişçesine soluksuz okuyor, son sayfalarına yaklaştıkça kitabın biteceğine üzülüyorsunuz. Hatta karakterlerin sesinden fiziğine, hareketlerine ve bulundukları ortamlara dair verdiği ayrıntılarla, sahneleri zihninizde görselleştiriyor, romanı mı okuyor, filmini mi seyrediyorsunuz, karıştırıyorsunuz...

Yazar, Kıyısız, Taş Hücre, Dalgakıran hikaye kitaplarında aralara serpiştirdiği, ilk romanı Tahta Saplı Bıçak'ta finalde yaptığı gibi, bu romanında da sürprizli bir sonla okuru şaşırtıyor, hatta irkiltiyor...

Öte yandan, Armaner'in inceleme kitabı Tarih ve Temsil'de ele aldığı, 19. yüzyıl Avrupası düşünce sistemlerinde önemli yer tutan, "aileye/vatana/ulusa... aidiyet", "zaman-mekân", "özgür irade - rastlantısallık", "iyi-kötü" gibi kavramlar, "Hüküm"de kahramanların iç seslerinde sıkça somutlaşıyor.  En çok da kendi kendileriyle tartışır, durumlarını sorgularken... "Ses" somut olarak da roller yükleniyor romanda. İyice gerçeküstü (!) ama bir o kadar etkileyici karakter; "Ölü duacısı kadın"ın ise ne dış ne iç sesini duyuyor okur! "Kukla ve kuklacı" kavramı bu kitapta da karşımızda.

Şehir ayrıntıları metne o kadar incelikli yedirilmiş ki 1920'lerin işgal altındaki İstanbul'unu bizzat yaşamış kadar oluyor, yeni şeyler de öğreniyorsunuz... Mesela Galata'daki ünlü Saint Pierre Hanı'nda hangi katta hangi büroların ve kimlerin çalıştığını, Tepebaşı'nda bir otelden dönüştürülen, çok katlı gazinonun çok uluslu casusların da gözde bir buluşma mekânı olduğunu, o yıl (1920) yasaklanan tombalanın yerini hamamböceği yarışlarının aldığını... Kısacası meraktan çok çabuk bitirdiğim "Hüküm"ü, bu kez ayrıntıların tadını çıkarmak için bir kere daha okuyabilirim. Biraz üstü geçsin şimdi...

(Güncelleme: Cumhuriyet-Kitap'da bugün bu kitap hakkında çok güzel bir yorum yayımlanmış:
"....Türker Armaner'in yeni romanı "Hüküm", galiplerin tarihi arasına sıkışmamak için uğraşan bir kahramanın hikâyesini anlatıyor. Bu kahramanın hikâyesi aslında Türkiye'deki vatanseverlik kavramının da tersten bakılarak yazılmış ama düzü görme amacındaki özeti..." Devamı şurada: Türker Armaner'in yeni romanı "Hüküm", galiplerin tarihi arasına sıkışmamak için uğraşan bir kahramanın hikâyesini anlatıyor. Bu kahramanın hikâyesi aslında Türkiye'deki vatanseverlik kavramının da tersten bakılarak yazılmış ama düzü görme amacındaki özeti..." 
Devamı şurada: Cumhuriyet - Kitap )



KaydetKaydet

Salı, Temmuz 05, 2011

"PLATON, BİR GÜN BİR ORNİTORENKLE BARA GİRER"den ÖZGÜR BAYKUT'A

Tatil okumalarından:
Platon Bir Gün Bir Ornitorenkle Bara Girer...

Bu kitap, "felsefenin mizah yoluyla daha kolay anlaşılması" amacıyla yazılmış, yazarları ve tüm yorumlar bunu vurguluyor.
Bana da başka bir şeyi bir kez daha doğruladı! O da kıta Avrupası ile Amerika arasındaki duruş ve üslup farkı.
Bu en başta "akademik yazı"larda kendini gösteriyor.
Birincisi bir konuda birşeyler yazıp çizerken, ne kadar ciddi, ne kadar çetrefil olursa o kadar değerli, diğeri aynı şeyi hiç "kasmadan", ne kadar basite indirgeyip ne kadar kolay anlaşılır kılarsa o kadar!
Onlar, bunu yaparken yazın dünyasının akla gelebilecek her türlü anlatım aracını kullanabiliyorlar.
Örneğin "mahremiyet" / "Right to privacy" konusunda okuduğum "Privacy In Atlantis" başlıklı bir makale, antik tiyatro metin formatında kaleme alınmıştı. Oradaki çeşitli karakterler arasında bir de "filozof" vardı. İşte geçenlerde çıktığımız bir haftalık kısa tatilde yanıma aldığım kitaplardan yukardakini okurken, sık sık bunu hatırladım.

Yazarlar Cathcart ve Klein, Harvard'da felsefe okumuşlar, sonra felsefe ile ilintili işlerin peşinde koşmuşlar. Bu arada yazıp durmuşlar. Şimdi birlikte yapıyorlar bu işi. Türkçe'ye Algan Sezgintüredi'nin çevirdiği kitap Aylak Kitap tarafından yayınlanmış. Web sitelerinde diğer kitapları olan ve Türkçe'ye "Nietzsche Öldü Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu" başlığıyla çevrilen "Heidegger and a Hippo Walk Through Those Pearly Gates" sesli olarak da yayında... Ana Sayfa'ya Descartes, Berkeley ve Kierkegaard'ın felsefe yaklaşımlarının "kolay yoldan" anlaşılacağı videolar konulmuş.

Ve Özgür Baykut...

Cathcart ve Klein, aynı sitede okuyucu görüşlerine de yer vermişler ki o sayfaya bakarken "bizden" de bir yorum gördüm.
Özgür Baykut yazmış. Kendi blogunun adresini de ekleyerek: ozgurbaykut.com  !
Eh, elbette bu adres de tıklandı... İnanılmaz zenginlikte bir içerik cennetinin içinde buldum kendimi. Bir önceki site de birden son derece yavan geldi. Tasarımı da harika bu blog, "Alaçatı", "Ben çektim", "Keyif Zamanı" ve "Ben Yazdım" başlıklı dört ana bölümden oluşuyor. İran ve Azerbaycan dahil, dünyanın dört bir yanından çekilmiş fotoğraflar, sergi/kitap/müzik yorumları ve Baykut'un kitapları ile çeşitli yazıları keyifle izlenip/okunuyor...

Baykut'un blogunda -ne rastlantı- benim bu yazıma neden olan kısa / Ege yaz tatilinin geçtiği yerlerin çoğu çok ilginç görseller ve ipuçlarıyla birlikte yer alıyordu. (Örneğin bu sayfaya uğrarlarsa, sevgili Gürel Yontan ve Bilge için şurada asla bir daha başka adresle karıştırılmayacak bir "Kırçiçeği" tarifi var! Karabuda'lar da herhalde buraya ilgiyle bakarlar! Ayşe'nin Dolabı'na ben de bayılmıştım!)

1972 doğumlu iş adamı/çok yönlü sanatçı ve yazar Özgür Baykut'un "Tanrı'nın Oyunu" adında bir deneme kitabı ve "40" adında bir romanı yayınlanmış. Üçüncü kitabını yazıyormuş...


Şimdi okurken en çok ne içmeyi seviyorsanız, ondan alın elinize, arkanıza yaslanın ve bu blogu keşfe çıkın bence!

Ha, "ornitorenk" neyin nesi mi?
İşte şuymuş:
John Gould print image of Ornithorhynchus anatinus (platypus), 1863

Pazar, Ekim 12, 2008

J.F.RAUZIER ve HİPER-FOTOĞRAFLAR: "İdeal Kütüphane"

Jean François Rauzier, 1952 Normandiya doğumlu ve dünyaca tanınmış (bilmesi gerekenlerin bildiği ya da) bir sanatçı... Resim, heykel ve fotoğraf ürün verdiği alanlar.
Web sitesinde eserlerini gruplandırmış. "Haiku"serisi fotoğraflara bayıldım...

Dijital fotoğrafa geçtikten sonra "Hyper-photo" diye tanımladığı teknikle fotoğrafın içine felsefe ve sanat katmış.

"Web'de Kültür Sanat"ın arayıp da bulamadığı konu tam da bu işte...

Hiper-foto'ları görmek için açılan fotoğrafın sağ alt köşesine tıklıyorsunuz. Ayrı bir ekranda açılan büyük boy fotoğrafın üzerine tıklayarak detayları görebilir ya da tıklamadan sadece dolaştırarak (kırmızı bir kare belirdiğinde o kareye tıklayarak) insan gözünün ilk bakışta algılayamadıklarını görebilirsiniz. Sonuncular tele-objektifle çekilmiş ve reel görüntüler...

"İdeal Kütüphane"

"Son Akşam Yemeği":

Paris:

ve diğerleri...

Cumartesi, Şubat 16, 2008

ÖRSAN K.ÖYMEN'İN "SORBONNE" KONFERANSI

20 Şubat 2008, Çarşamba günü, Örsan Öymen Paris, Sorbonne Üniversitesi'nde
"Nietzsche ve Kuşkuculuk" başlıklı bir konferans verecek... (*)

"Assos'ta Felsefe"nin kurucusu Öymen'in bu konferansından önceki günlerde, Assos'ta da hayli ilginç bir program var:
16-17 Şubat 2008
Karl Marx'ın Felsefesi
16 Şubat Cumartesi
12:00 Oruç Aruoba: "Marx'ın Gözü"
15:00 Barış Parkan: "Komünizm: Başka Bir Algılayış"
18:00 Türker Armaner: "Marx ve Kendine Yabancılaşan 19. Yüzyıl"
20:30 Nazlıhan Restaurant'ta Akşam Yemeği
22:30 Uzun Ev'de Parti

17 Şubat Pazar
11:00 Sinan Özbek: "Marx Ekoloji Körü Mü?"
14:00 Çetin Türkyılmaz: "Marx Bir Anti-Hümanist Mi?"

(Bu içeriği buraya girmeme vesile olan Koray ÖZGEN'e teşekkür etmem gerek!/ A.T.)
-----------------------------------------
(*): The Paris Philosophy Forum
mercredi 20 février, 2008,
10h00-12h00
Örsan ÖYMEN, Professeur associé au Département de Philosophie de l’Université Yeditepe (Istanbul)
"Nietzsche and Scepticism"
Cette conférence sera prononcée en anglais
12, place du Panthéonsalle 216 (2e étage)