Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Nisan 12, 2015

SANAT DOSTU NOTRE DAME de SION FRANSIZ LİSESİ

"Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nin ne kadar sanat dostu olduğunu meraklılar çok iyi bilir. Okulun web sitesinde de bu tür etkinliklerle ilgili tüm bilgiler bulunuyor bkz: Notre Dame de Sion Fransız Lisesi

Şu sıralar seri konserler var.

14 Nisan Salı akşamı Saat 19. 30'da, Florence Delaage piyano resitali
16 Nisan Salı da Aslı Özbayrak Çivicioğlu ve Burcu Aktaş Urgun'un Keman ve Piyano resitali... 
Bu konuda okul ile iletişim kurmak isteyenler ndskulturetkinlikleri@nds.k12.tr adresine herhalde yazıp bilgi alabilirler...
Öte yandan, amacı dünyanın dört bir yanından seçilmiş, uluslararası düzeydeki profesyonel müzisyenleri bir araya getirmek ve tanıtmak olan, onbin dolar ödüllü "İstanbul Orchestra’Sion - Uluslararası Piyano Yarışması" da çok heyecan verici... 

Pazar, Şubat 19, 2012

WILHELM CARLSSON'A KRAL'DAN MADALYA!

Tarihimiz ve müzelerimiz türlü "madalya" ile dolu...
Keşke kültür ve sanat tarihimiz de öyle olsaydı...
Kültür ve sanat insanlarını yaşarken ödüllendirmek ise ayrı bir kültür olsa gerek!
Bizde genellikle onlar gittikten sonra "ah-vah" edilir. Eminim şu anda geleneksel kitle iletişim yayınlarının arşivlerini kurcalasak, belli bir yaşa gelmiş sanatçıların yaşam öykülerini içeren malzemenin bir kenarda hazır tutulduğunu görürüz. Nedeni de "o an" gelip çattığında diğerlerinden önce o içeriği hemen "yayına girmek" içindir.

İsveç, kültür-sanat üretimini akıllıca desteklemeyi bir devlet politikası olarak benimsemiş toplumlara iyi bir örnek.

Kral Gustav ve Wilhelm Carlsson- İsveç Kraliyet Sarayı
Kraliçe ödül diplomalarını veriyor...
İşte kadim dostumuz, Türkiye Cumhuriyeti'nin taze vatandaşı, İsveç'in medar-ı iftiharı Wilhelm Carlsson'a İsveç Kralı'nın verdiği madalya da bunun son örneklerinden. Carlsson, daha geçen ay Uppsala Üniversitesi'nde  "Operanın Ordinaryüs Profesörü" olarak ödüllendirilmişti. Bundan bir hafta önce, 16 Şubat, 2012'de de İsveç Kralı Gustav, diğer bir grup sanat, kültür ve bilim insanı ile birlikte dostumuza da bir altın madalya verdi.


Litteris et Arbitus

Kral bunu yaparken, Kraliçe de aynı kişilerin bu ödüle ilişkin "Diploma"larını veriyordu

Denize Karabuda ve Wilhelm Carlsson sarayda!
Carlsson'un aldığı madalya "Litteris et Artibus" ("Bilim ve Sanat"ın Latincesi) kategorisinde. İlk kez Kral Charles XV tarafından 1853'de çıkarılan bu madalya, başta müzik, drama ve edebiyat olmak üzere sanat alanında üstün başarıları ve katkıları olanlara veriliyor. Bir yüzünde "Litteris et Arbitus" yazısı, diğer yüzünde kralın resmi bulunan bu madalya, kime veriliyorsa onun adı da çepere yazılıyor. Aynı törende bu madalya ile ödüllendirilen Anders Paulsson, madalyasının ayrıntılarını evire çevire blogunda görüntülemiş. Meraklılar bu fotoğrafları da şu bağlantıdan görebilir!

Şimdiii... Bu içeriği -izin aldıktan sonra- böyle uzun uzun kaleme almamın aslında başka bir nedeni daha var! Bu havadisi ilk kez bizlerle paylaşan Denize Karabuda, tıpkı eşi Wilhelm gibi övünmekten hiç hoşlanmaz. O yüzden bu haberi de Türkiye'ye iletirken yalnızca dostları ile paylaşmıştı. Bu yüzden bizim ülkede pek haber konusu da olmadı sanıyorum. Oysa Carlsson'un geçenlerde aynı zamanda Türk vatandaşı da olmak istemesi üzerine Türk basınında çıkan haberlerin haddi hesabı yoktu! Bu haber de bizim basına yansımış olsaydı acaba nasıl başlık atılırdı? İlk aklıma gelen şu oldu:
"Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!"
Hani bazı iyi biten maçlardan sonra olduğu ya da "Türk Bilim Adamının Başarısı!" türünden  haberlerde alışılageldiği gibi.
Yanılıyor muyum? ;)

Pazar, Haziran 03, 2007

İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ'NİN 35. YIL AÇILIŞI MUHTEŞEMDİ...

Uluslararası Istanbul Müzik Festivali'nin dün akşam Aya İrini'de yapılan 35. Yıl Açılışı muhteşemdi. "Muhteşem", "ihtişam"... belki de klişe bir niteleme. Daha uygununu bulamadığım için böyle dedim şimdi. Gerek Ödül Töreni ve sunumlar gerekse repertuvar A'dan Z'ye "dialektik" bir yaklaşımla planlanmıştı, uygulaması da sanırım istenen ile örtüştü... Doğu, "yatay ve analitik" düşünüyor diye Batı'yı önemsemeyedursun, İKSV; dün akşam gerçekleşen etkinlikte "dün-bugün-yarın" bağlantısını son derece estetik ve işlevsel biçimde zihinlere çaktı!

İşte bazı izler dün akşamdan:

* "İKSV ve Festival"in geçmişini ve gelişimini özetleyen filmin kısacık bir zaman diliminde "35 yıl öncesinden bugüne"yi hap yapıp içirmesi...
* İdil Biret ve Ayla Erduran'a Onur Ödülleri verilmeden önce, onlar hakkında gösterilen kısa filmler... (İdil Biret çocukken, Fransa'daki radyo istasyonlarından birinin onunla yaptığı röportaj "canlandırma" değil "özgün" idiyse onu yayınlamak, "yazısız toplum" kompleksimize tam bir meydan okumaydı... )
* 35 yıl önceki ilk İstanbul Festivali’nin açılış konserinde, Vivaldi’nin Üç Keman Konçertosu’nu Suna Kan ve Yehudi Menuhin’le yorumlayan Ayla Erduran'ın, bu kez Bach’ın Üç Keman Konçertosu’nu Cihat Aşkın ve genç kemancı Özcan Ulucan ile seslendirmesi...
* 11 yaşındayken Wilhelm Kempff’le birlikte Mozart’ın İki Piyano Konçertosu’nu seslendiren İdil Biret'in, bu kez 11 yaşındaki genç piyanist Mertol Demirelli ile Bach’ın İki Piyano Konçertosu’nu yorumlaması... Arada Mertol'a gözüyle, jestleriyle "tamam, oluyor" yollu yüreklendirmeler yollaması...
* Biret ve Erduran'a ödüllerini veren Leyla Gencer'in yaptığı konuşma da kültür sanat ve insanlık tarihine geçecek türdendi. (Konuşmasının bir yerinde "hepimiz yok olup gittikten sonra da kültür sanat var olacak" diye başladığı cümleyi hemen "yani önce; başta ben gittikten sonra" diye değiştirme gereğini duyacak kadar insani inceliklerini koruyan bir beyin...)
* Şakir Eczacıbaşı'nın Aya İrini'yi yaptıran Bizans hükümdarı Konstantin ile İstanbul'u alan Fatih Sultan Mehmet'e "mekan sponsorları" bağlamında gönderdiği teşekkür...
* Yıldızlar Orkestrası’nın seslendirdiği ve düzenlemesi P.Heidrich’e ait “Happy Birthday Çeşitlemeleri”nin Açılış Konseri’nin sürprizi olması...

Ha, bu kadar olumlunun yanında biraz "nazarlık" da olacaktı elbet... Sunucu Sanem Ceylan'ın dili sürçüp, "Rahmaninof"u "Rahminanof" diye telaffuz etmesi üzerine salondan yükselen uğultu... ("Yemeyiz, yanlış yaptın, seni seniii!" mi?)

İyi de bu tepkiyi veren aynı kitle, keşke Konçertolar çalınırken, bölüm aralarında "bitti" sanıp, alkış patlatma ferasetsizliğini göstermeseydi!
Neyse.
Olacak o kadar diyelim...

Son birşey daha: Bu satırları yazarken yukarıda kullandığım dün akşama ait resim ve verdiğim bağlantıları habire Vakfın web sitesinden alıp duruyorum. Uzağa gitmeye gerek kalmıyor. Eskiden bir gece onceki bir etkinliği, ertesi gün sitede hem de görselleriyle bulmak pek mümkün olmazdı. Bu da son derece sevindirici bir durum. Tekrar tebrikler İKSV!
Nice yıllara...