Heykel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Heykel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 13, 2015

RASİM KONYAR'IN YENİ SERGİSİ: "DÖNÜŞÜM"! 9 Mayıs'tan - 31 Mayıs 2015'e kadar!

Rasim Konyar, 9 Mayıs'ta "Dönüşüm" başlıklı yeni bir sergi açıyor. Yeni heykellerini, yeni resimlerini göreceğiz...
Sergi metnini ise Gönül Karakan yazmış.
Benim çok hoşuma gitti Rasim'in sanatını anlatışı:

"Gerçek ilerleme, ilerici olmaktan değil, ilerliyor olmaktan meydana gelir…"
Bertolt Brecht, 1930

Tarihin en eski derinliklerindeki simge yüklü biçimlerden, Anadolu'nun isimsiz kahramanlarına, tanrıçalara, insana ve kışkırtıcılığına, gizlenen maskeli bedenlerden rütbelere, buluntu çanlardan; metal levhalara, taşa, bronza ve altına dokunuşun karşılığı olan "Alşimist formlar"a, mermer yontulardan, "Bronz Anadolu"ya…  Rasim Konyar, kendi topraklarında uygarlığın izini sürerek, baştan beri değişime ve sürprizlere açık ilerleyen sanatını, her dönem değişkenlik gösteren malzemenin estetiğiyle akıcı bir kararlılık içinde bugüne  taşımış bir sanatçı.

Sanat, yaşayan bir organizma olarak, diyalektiği, varoluşu gereği bedeninde taşır. Sanatçıların bir dönem somut biçim yaratmaya sonsuz özlem duyarken, biçimden uzaklaşmaya duyacağı özlemin de pek uzak olmayışı bu sebepten olsa gerek. Burada aslolan ilerlemenin temelinde yatan anafikrin sürekliliğidir. Bu yol üzerinde değişim kaçınılmaz olabilir. Rasim Konyar, heykellerinde hacim estetiğini oluştururken gösterdiği ciddiyeti, izleyici karşısında aynı oranda "masum bir gülümsemeye" çevirebilecek bir algı paradigmasına dönüştürmesi açısından Türk heykel sanatı içinde önemli bir yere sahip. Biçimsel oluşumunda malzemenin estetiğini, insanla ilgili organik bileşkeler ve niteliklerle oluşturan sanatçı, bugün aynı nitelikleri 20. yüzyılın başında olduğu gibi daha konstrüktif bir yapı içinde gizlemiş görünüyor. Geçmiş dönem sergilerinde gördüğümüz Anadolu Uygarlıkları ve müzelerdeki eserlerden etkilenerek, Anadolu tanrıçalarına ve arkeolojik buluntulara yaptığı göndermeler, yerini biçimsel değişimin çıkış noktası olan, gerçekçi anlayıştan, soyut bir anlayışa bırakıyor.

2008'de malzeme olarak metalin tercih edildiği "Alşimist Formlar" sergisi, "Bronz Anadolu" ile "Maskeler ve Rütbeler" sergilerindeki grotesk etkiden sıyrılıp, detayları eksilterek, formlarda sadelik arayışının ilk göstergelerini verir. Brecht'in dediği gibi; "ilerliyor olmaktan gelen bir ilerleme…"
Öte yandan, eserlerindeki döneme, dönemin estetiğine, topluma ve bireyin kendisine atfedilen hicvin, bugün yaptığı eserlerde de var olduğu gerçeğini reddedemeyiz. Üstelik, heykel sanatının ihtiyaç duyduğu ölçüde ve son derece kontrollü bir yol izleyerek. Konyar'ın yeni eserlerinde normal bildiğimiz görünür estetikten, bir "kavramlar estetiği"ne doğru kaydığını izliyoruz. Öyle ki bu kavramlar, Amerika California'da bir marangoz atölyesindeki atık tahta parçalarını yapılaştırıp, hazırladığı üç boyutlu geometrik formlara, giderek renkli metal heykellere ve demir levhalara dönüşecek kadar ileriye gitmiş. Bu eserlerde mimari bir etkinin de olduğu gözlenir. Yer yer abartılı ve çarpıtılmış bu formları bir araya getirerek oluşturduğu, endüstriyel demekten çekinmeyeceğimiz bu heykeller, her ne kadar bir bakışta mimari bir etki yaratsa da, son derece hesaplı organize edilmiş elemanları, şiirsel bir akış içinde zihne ulaştırır.

Konyar'ın büyük bir teknik çabayla renklendirdiği bu çalışmalarda, izleyici üzerinde "müziğin notaları gibi" bir izlenim bırakmak istemesi, yaptığı çarpıcı etkinin farkındalığını gösteriyor. Böylece sergide yeni olanın ipucunu da vermiş oluyor seyirciye. Çok iyi tecrübe edilmiş bir bilgi, ancak bu tecrübeden sonra bir oyuna dönüşebilir. Konyar, uzun yıllar deneyimlediği ve ustalaştığı metalin üzerinde, şimdi bir cambazlık oyunu sergiliyor… Elbette geçmişte iyi tanıdığı organik formları bu sefer eğip bükmek, keskinleştirmek ya da yetmeyerek renklendirmek ihtiyacı içinde olması doğaldır ve bunu da aklın egemenliğinde başarmıştır.

20. yüzyılın başında Konstrüktivizm'in, yalın geometrik biçimler ve endüstriyel malzemeden yararlanan heykel sanatının bir kolu olması, onu El Lissitzky'nin dediği gibi; "Çağımız artık içinde elektronik beynin bulunduğu dinamolu kafatasının çağıdır" gerçeğiyle örtüştürür. Hangi akım olursa olsun, bir alışkanlık olarak, izleyici sanatçıyı sınırlar içine yerleştirse de o görünmesi istenilen yerde değil, olmak istediği yerdedir.

Konyar, öteden beri biçime yüklediği insanla ilgili olan tüm organik niteliği, transavangard bir dönüşümün eşiğine taşıyor. Yeni dünyanın ve bugünün bireyine getirdiği eleştiriyi, eserleriyle sınarken; kaotik ve yaşamsal yapısına bugün keskin biçimlerin hicviyle yanıt veriyor.  "Dönüşüm" sergisi, biçimi uzun yıllar değişik malzemelerle tecrübe etmiş bir sanatçı için hem formu yeniden ele alması, hem de renklendirilmiş üç boyutlu eleman olarak yeniden yorumlaması açısından büyük önem taşıyor.

Gönül Karakan
Şile, Mart 2015

Rasim Konyar
Rasim Konyar


RASİM KONYAR / DÖNÜŞÜM
KIZILTOPRAK SANAT GALERİSİ / 9 Mayıs 2015- 31 Mayıs 2015

Kızıltoprak Sanat Galerisi
Pazar ve Pazartesi kapalı, diğer günler: 12:00 - 19:00 saatlerinde açık
Kızıltoprak, Rüştiye Sok. 47/1 Kadıköy 81030 İstanbul
(0216) 418 3806, kiziltopraksanatgalerisi.net

Not: Bu haberde yer alan yazılı bilgileri, buradaki ve diğer fotoğrafların tamamı ve yüksek çözünürlükteki versiyonlarını, burada yer alamayan Hümeyra Konyar tasarımı sergi kitapçığı ve diğer malzemeyi derli toplu ve bir arada bulup indirebileceğiniz adres; Banu Zeytinoğlu İletişim:! 
Tıklayınız: http://medya.bkziletisim.com/RASIM_KONYAR/ 



HEYKELLER
ERK
AĞIRLIK
BASAMAK
EĞRİLERİN TOPLAMI
KUTULAR
MONO
RAMPA
SEF
SORTİ
WALT
MICHAEL
ÖRS


RESİMLER

 
ADSIZ 1
ADSIZ 2
ADSIZ 3
ADSIZ 4
ADSIZ 5

RASİM KONYAR

1951'de, İstanbul'da doğan Konyar, 1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu. Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü'nde bir yıl ihtisas yaptı.
1973-1976 Ankara Sanat Tiyatrosu'nun sahnelediği bazı oyunların dekor ve kostümlerini gerçekleştirdi.
1976-1980 yılları arasında School of Visual Arts (New York Görsel Sanatlar Yüksek Okulu)  ve San Diego State University, California'da Roy Paul Madsen'dan animasyon ve film eğitimi aldı. Mezuniyet Projesi olan kısa metrajlı filmiyle "En iyi Kamera Ödülü"nü kazandı.
1986 "Vatan Yolu" adlı senaryosu Almanya'da ödül aldı.
1987-88 Bu senaryosundan yola çıkarak; aynı adlı uzun metrajlı filmin yönetmenliğini yaptı. Vatan Yolu adlı film; Hoff, Berlin, İstanbul, Chicago ve Cannes Film Festivalleri'nde gösterildi.
1989 "A Country Between Worlds" (Kıtalararasındaki Ülke) adlı Türkiye ve GAP Projesi üzerine iki ayrı belgesel çekti.
1989 California'da heykel ve resim çalışmaya başladı.
1992'ye kadar Los Angeles'da yaşayan sanatçı, Türkiye'ye dönüşünden sonra çalışmalarını İstanbul Şile'deki atölyesinde sürdürdü.
1994 Şubat ayında; Vakko İstanbul Sanat Galerisi'nde, Türkiye'deki ilk kişisel heykel sergisini açtı.
2009 yılında yeniden Amerika'ya yerleşen Konyar, çalışmalarını hem İstanbul Şile, hem de California San Diego'daki atölyelerinde yürütüyor.
Heykellerinde mermer, bronz, mozaik ve metal demir levha; resimlerinde ağırlıklı olarak tuval üzerine yağlı boya kullanan sanatçı, sergilerini "Maskeler ve Rütbeler, Bronz Anadolu, İnsan ve Varlık, Dengeler ve Cambazlar, Füseyfisa, Ağaçlar, Gemiler, Alşimist Formlar, Dönüşüm" gibi çeşitli konseptler altında topladı.

KURUMSAL HEYKELLER 
1998 yılında başlayan ve TÜBİTAK-TTGV-TÜSİAD tarafından düzenlenen Teknoloji Kongresi'nin "Teknoloji Ödülü" ile "Başarı Ödülleri" heykellerinin tasarımını gerçekleştirdi. Bu ödüller her yıl tekrar ediliyor.
2000 yılında İstanbul'da düzenlenen "Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı Kongresi" için kalite ve yönetimi temsil eden kalıcı bir heykel yaptı. Bu heykel, her yıl kongrenin tekrarlandığı Avrupa kentlerine gönderilerek el değiştiriyor.

ANIT HEYKEL 
2003 yılında, Nurol İnşaat tarafından gerçekleştirilen Kelkit Barajı için bir anıt tasarladı. "Kelkit Barajı'nda hayatını kaybedenler" anısına tasarladığı anıt heykel,  aynı yıl baraj alanına monte edildi.

KOLEKSİYONLAR 
Yapıtlarından bazıları Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Akbank, Garanti Bankası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Koleksiyonları'nda yer alıyor.

BÜSTLER 
1993 TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği)'ın  İstanbul'daki Genel Merkezi ile çeşitli illerdeki 14 temsilciliğine bronz Atatürk büstleri yaptı.

KİŞİSEL SERGİLER 
1991 Santa Monica Stone Design / Los Angeles, Califoria, ABD
1994 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1994 Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1994 Arkeoloji Müzesi, Bodrum
1995 Vakko Sanat Galerisi, Ankara
1996 Maskeler ve Rütbeler / Aksanat, İstanbul
1997 Maskeler ve Rütbeler / Vakko Sanat Galerisi, İzmir
1997 Bronz Anadolu / Armada Hotel, İstanbul
1997 Bronz Anadolu / Ankara, Bükreş, Sofya, Üsküp
1998 Bronz Anadolu / Uluslararası Eskişehir Festivali
1998 Bronz Anadolu / Selçuk Yaşar Sanat Galerisi, İzmir
1998 Bronz Anadolu / Turkuaz Sanat Galerisi, Ankara
1998 Bronz Anadolu / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
1999 Dengeler ve Cambazlar / PG Art Galeri, İstanbul
2000 İnsan ve Değişim / Karsu Sanat Galerisi, İstanbul
2001 İnsan ve Değişim / Armoni Sanat Galerisi, Ankara
2002 Kültür Bakanlığı, New York Konsolosluğu, ABD
2005 Galeri Artist, İstanbul
2005 Galeri Jazz Now Art, Bodrum
2007 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2008 Antik Park Sanat Galerisi, İstanbul
2011 Encinitas Public Library, San Diego, California, ABD
2012 Encinitas Civic Center, San Diego, California, ABD
2012 Terakki Vakfı Sanat Galerisi, İstanbul
2013 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2013 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2014 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD
2015 Dönüşüm / Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2015 San Diego Botanic Garden, Sculpture in the Garden, ABD

KARMA SERGİLER 
1990 Los Angeles Art Association (Los Angeles Sanatçılar Birliği)
1991 Barakat Sanat Galerisi, Beverly Hills Rodeo Drive, Los Angeles
1995 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1996 6. İstanbul Sanat Fuarı
1997 7. İstanbul Sanat Fuarı
1997 13. İstanbul Antika ve Dekoratif Sanat Fuarı
1998 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), Atina
2000 Yüzyüze (Türk ve Yunan Sanatçıları Karma Sergisi), İstanbul
2001 11. İstanbul Sanat Fuarı / Kızıltoprak Sanat Galerisi
2002 2. Ankara Sanat Fuarı / Armoni Sanat Galerisi
2004 Adalar Sanat  Festivali
2004 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 İSTART İstanbul Sanat Fuarı
2005 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
2007 İstanbul Sanat Fuarı
2008 Tolga Eti Sanatevi / İstanbul
2014 Tunca Sanat Galerisi / Akmerkez, İstanbul

Pazar, Kasım 04, 2012

RASİM KONYAR'DAN YENİ BİR SERGİ!

Rasim Konyar, İstanbul'da 8 Kasım 2012-1 Aralık 2012 tarihleri arasında, Terakki Sanat Vakfı'nda "Dokunduklarımız" başlıklı yeni bir sergi açıyor!


Konyar, iki yıl aradan sonra; yeni dönem resimlerini de  bu sergide gösterecek. Keza "Gemiler", "Ağaçlar", "Alşimist Formlar", "Dengeler Cambazlar" adlı heykel serilerini de...

1951 yılında, İstanbul’da doğan Konyar, 1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar Bölümü’nden mezun oldu. Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü’nde bir yıl ihtisas yaptı.

1976-1980 yılları arasında School of Visual Arts (New York Görsel Sanatlar Yüksek Okulu) ve San Diego State University, California’da Roy Paul Madsen’dan animasyon ve film eğitimi aldı. Mezuniyet Projesi olan kısa metrajlı filmiyle "En iyi Kamera Ödülü"nü kazandı.


1989 yılında, "A Country Between Worlds" (Kıtalararasındaki Ülke) adlı Türkiye ve GAP Projesi üzerine iki ayrı belgesel çekti ve aynı yıl heykel ve resim çalışmalarına başladı.
1992’ye kadar Los Angeles’da yaşayan sanatçı, Türkiye’ye dönüşünden sonra çalışmalarını İstanbul Şile’deki atölyesinde sürdürmeye başladı.


1994 Şubat ayında; Vakko İstanbul Sanat Galerisi’nde, Türkiye’deki ilk kişisel heykel sergisini açtı. 2009 yılında yeniden California eyaletinin San Diego şehrine yerleşen Rasim Konyar, çalışmalarını halen, hem İstanbul Şile’de hem de San Diego’daki atölyelerinde yürütüyor.

Heykellerinde mermer, bronz ve mozaik; resimlerinde ağırlıklı olarak tuval üzerine yağlı boya kullanan sanatçı, sergilerini Maskeler ve Rütbeler, Bronz Anadolu, İnsan ve Varlık, Dengeler ve Cambazlar, Füseyfisa, Ağaçlar, Gemiler, Alşimist Formlar, Transformasyon gibi çeşitli konseptler altında topladı.
* * * * * * * * * 
Açılıştan:
Sağda Rasim Konyar
Hümeyra Konyar, Mehmet Tansuğ

Salı, Mayıs 17, 2011

15 MAYIS AKŞAMI ERKMEN'İN TÜNEL'DEKİ HEYKELİ


15 Mayıs 2011 akşamı... Tünel Meydanı... Ayşe Erkmen'in "Tünel'e Heykel" adını verdiği ve yakın geçmişte türlü tahribata maruz kalan ferforje dikilitaş, bu kez onbinlerin katıldığı "Internet'ime Dokunma" yürüyüşünün pankart ve mesajlarına çok anlamlı bir ev sahipliği yapıyor...

Çarşamba, Nisan 14, 2010

"COŞKUN’LA: BİR PAZAR ÖĞLEDEN SONRASINDA SANAT VE HAYAT" - M. Şehmus Güzel

İmza Günü: Özgül Kitabevi'nde 23.04.2010 saat:18.00'de!
"Web'de Kültür Sanat", kendini bildi bileli hiç bu kadar nitelikli, bu kadar ilginç, bu kadar okunası ve özgün içeriklere kendiliğinden sahip olmamıştı... Öyle ya, bu sitenin -daha önce de aynı başlıkla Milliyet'e yazılan makalelerin- varlık nedeni web'deki nitelikli içerikleri kazıya kazıya bulup çıkarmak ve Internet'i "snobe" eden aydınlarımıza sunmak değil miydi? Oysa şimdi buraya kendiliğinden içerik/kaynak/haber/makale gönderen bir dostumuz oldu: Sayın M. Şehmus Güzel... Paris'te yaşayan bir bilim/sanat/kültür insanı ve akademisyeni Sayın Güzel bize Paris'teki Türk sanatçılarını tanıtıyor hanidir... Bu kez de heykeltraş Coşkun'u tanımamıza vesile oluyor... Bu arada 23 Nisan 2010'da Paris'te kitap imza günü de olan Sayın Güzel'e tekrar teşekkür ederek makalesini ve görüntüleri yayınlıyoruz...
* * * * * *
COŞKUN’LA: BİR PAZAR ÖĞLEDEN SONRASINDA SANAT VE HAYAT

M. Şehmus Güzel
28 Mart pazar. Bir gün önce kayınbiraderin ve bizzat kendimin yaş yıldönümlerini ailecek mailecek kutladık. Epey içtik. Epey yedik. Epey sohbet ettik. Bu pazar kültürel faaliyetlerimize kaldığımız yerden devam etmeliyiz diyoruz ve otomobile atlıyoruz. Françoise direksiyonda, bendeniz « birinci vitesteyim ». Dere tepe düz gittik,  kırk mı otuz mu kilometre sonra aa bir de baktık gelmişiz. « Herkes iniyor ». 

Burası « La Maison Elsa Triolet-Aragon ». Elsa’nın ve Aragon’un 1951’de satın aldıkları, dayayıp döşedikleri « değirmen »den oluşturulan « yavru saray » veya « saray yavrusu », yok canım o kadar da değil sadece « Ev » de yeter. Peki : « Ev » doğanın içinde. Doğa da « ev »in içinde. Burası onlar yaşarken kitap ve şiir yazma ve yaratma « fabrikası »ydı. Malumunuzdur « Aragon günde yirmi saat çalışıyordu. » Elsa’yı 16 Haziran 1970’de yitirmesinden sonra hızı ve yaratıcılığı azalsa bile bu hep böyleydi. Akıntıya karşı kürek çekilebilir ama efsaneye karşı olmaz. Buna da peki. Sonra Aragon da « gitti ». Ve « ev » sergi mekanına ve müzeye dönüştürüldü. Elsa ve Aragon çok ta uzağa gitmiş sayılmazlar,  çünkü « son durakları » hemen şu karşıki tepede ve oradan her zamanki gibi bütün olup-bitenleri izliyor ve eminim « günlüklerine » yazıyorlardır. 

Bugün burada iki sergi var izlenecek.  Kadim dost François Féret’nin sergisi evin alt salonunda ve Coşkun’un sergisi evin önünde yayılan geniş « park »ta.

François Féret her zamanki resim tekniğiyle yeryüzüyle gökyüzü, insanla uzay, yaratıcıyla yaratılan arasındaki ilişkileri sorguluyor. Uzak ve yakın dünyalar arasında gidip geliyor.  Ona kalırsa rüyalarımızın « anası », rüyalarımızın  « yaratıcısı » « yukarıda »dır. Buna isterseniz « uzay », isterseniz « gökyüzü », isterseniz başka bir isim takın, sonuç değişmez. « Tavanımız » başımızın üstündedir ve başımızı her  kaldırdığımızda onunla yüzyüze ve gözgöze veya gökyüze-göZyüze geleceğiz. Bunun başka çaresi de yoktur. En azından yeni bir emre kadar.  En çarpıcı güzellikler yukarıda mıdır ? Ressama kalırsa evet. Bu tartışılabilir. Ama ressam aynı zamanda uzay « makinelerini » öyle iğrelterek veriyor ki bunları bir « savaş », bir uzay savaşı sonrasında dünya çöplüğünde  resimlemiş sanabilirsiniz. François Féret kötümser midir ? Yoksa en iyimser kötümser midir ? Bu soruyu bir süre daha sorabiliriz. Ama yanıtını bulmakta da geçikmesek iyi olacak. Çünkü Çinlilere kalırsa « uzayda bir şey aramanın hiç bir anlamı yoktur », ama Ruslar ve Amerikalılar aynı kanıda değiller ve « yarış », rakipler birarada bile olsa, sürüyor. Bizse izlemeyi sürdürüyoruz. 

« Ev »den ve salonundan çıkıyoruz. 

"Torse"
« Park »ta, kimlik cüzdanında Salih Coşkun ama sanat hüviyetinde sadece Coşkun yazan değerli sanatcımızın anıtsal heykelleri ile karşı karşıya kalıyoruz ve nefesimiz kesiliyor. En başta « Torse » isimli ve sergi davetiyesi, duyurusu ve « Ev »in sitesinde ve diğer sitelerde görüntüsü bulunan dev yapıt.

Yapıt görkemli. Güçlü. Başı, kolları ve elleri, bacakları ve ayakları olmayan bir  « gövde ». « Aleti »yle. Peki bu eserde bu  kadar çarpıcı olan nedir?  İnsanoğlu binbir biçime girdi çıktı, girdi çıktı ve böylece kalakaldı mı ? Böyle de olabilir  mi ? 
M. Şehmus Güzel (solda), Coşkun (sağda) 

Olabilir diyor sanatcımız. İnsanoğlunun en önemli eylemlerinden biri « aşk yapmak » ve « yaratmak » olmalı. Mutlaka. Coşkun  bu en önemli eylemi kendine özgü görüntüleriyle yansıtıyor. Duygulanmamak elde değil. Meseleye « erkek gözüyle » bakıyor. Girişimci, eylemci ve « işi bitirmeci » hep erkek. Olabilir. Böyle « durumlar » var. Kadınlar ama sadece bacaklarını kaldırmak ve kalçalarını ayırmakla yetinmiyorlar. Kimi « asılanlar » da ellerini kaldırıyor ve « teslim oluyorlar ». Hepsi tek tek irdelenmeye açık ve duygu yüklü eserler. Coşkun’un  kadın ve erkek feministler tarafından « topa tutulma» olasılığı bulunuyor. O nedenle bu  meseleyi bir dahaki sefere onunla mutlaka konuşmalıyım diyorum. Bu arada ve bu vesileyle sanatcımızı savunmak için « çift »lerini kürsüye çağırıyorum. Daha önce birkaç sergisinde görücüye çıkan « çift »ler yaratıcılarını savunuyorlar, « Coşkun’da kadın ve erkek arasında ayrıcalık yoktur » diyorlar. İnanıyorum ve ben de onlara katılıyorum. Sanatcının tarzını eleştirmemek gerekli elbette. Neden böyle yarattığını sormalı. Peki. Bi dakka serginin 23 mayıs 2010’a kadar açık olduğunu yazmadan geçmek yok. 

Sonra Coşkun’un Les Ulis’teki « Être ainsi » isimli ve « dünya kültüründe kadınlık durumuna » ilişkin karma sergideki eserlerini görmek için otomobile atladığımız gibi kendimizi bu şirin ve bir ölçüde yalnız bırakılmış « yeni kent »te bulduk. Orada da « Espace Culturel Boris Vian »ı. Çevrede şalvarımsı geniş pantolonlarıyla ve renkler karmaşası eşarplarıyla kiminin başı örtülü birkaç yurttaşımızı gördük. Yanlarında daha genç ve şipşirin çocuklarıyla. Grup olarak onlar da sergiyi gezmeye, medar-ı iftiharları sanatcılarımızın eserlerini görmeye gelmişler. Burada Coşkun tek değil. Gökşin Sipahioğlu da var : Kasım 1962’de Küba’dan, Temmuz 1964’te Nijerya’dan, Nisan 1965’te Pekin’den, Mayıs 1968’de Paris’ten ve aynı zaman dilimlerinden birinde  İstanbul’dan getirdiği birer kadın portresiyle katılıyor. Gökşin’i ve fotoğraflarını ayrıca yazmak lazım. 

Sanat tarihcisi Laurence d’İst’in özenle ve büyük çabalar sonucunda hazırladığı ve başarıyla sunduğu "Etre Ainsi"  başlığını taşıyan ve « dünya kültüründe kadın varlığını » simgeleyen bu sergide Coşkun ve Gökşin yalnız değil. Yanlarında son derece yetkin, ünlü birçok sanatcı da yapıtlarını sergiliyorlar. Onları anmadan geçmeyelim : 

Finlandiya’dan Kaarina Kaikkonen,
Polognya'dan Ludwika Ogorzelec,
Hollanda’dan Mark Brusse,
Almanya’dan Uwe Schloen,
Fransa’nın deniz ötesi bölgesi La Reunion'dan Sentier,
Danimarka'dan Denis Virlogeux,
« Güzellik Adası » Korsika'dan Aude Ambroggi,
Fas'tan Najia Mehadji,
Fransa’nın en önemli plastique sanatçılarından Ernest Pignon-Ernest, Jacque Villeglé, Jacques Bosser, Aurélie Foutel, Rivaboren, Christine Jean, Laurence Drocourt, Christophe Ronel, Alman ve Fransız Michael Gaumnitz. Toplam on dokuz, ve her biri diğerinden farklı ve her biri büyük sanatcı 800 metrekarelik sergi alanını baştan aşağıya, tabandan tavana donatmış. Seyirciye dolaşmak, seyreylemek ve kendinden geçmek kalıyor. 

Şimdi gelin Coşkun’un eserlerine bakalım : Serginin bir tür tiyatro sahnesi gibi hazırlanmış en iyi köşesine kurulmuş Coşkun’un « yaratıkları » bir bütünlük yansıtan, birbirleriyle ilintili, biri havada « dolaşan » veya kanatlarıyla uçuşan/uçuşmaya çalışan, her isteyen uçamaz çünkü kanatlı bile olsa, birçok parçadan oluşuyor.
"Diabesque"
Tümünü anlatmaya kalksam roman olur. Şakası yok bunun. Önce eserlerinden birkaçının ismini yazmalıyım : « Hop », « Gant d’Or », « Sultan », « Femme Jaune », « Diabesque », « Grappe », « Sekulad »... İşte görüyorsunuz her biri bir roman. En iyisi bunlardan birkaçı konusunda Coşkun’a sorduğum soruya verdiği yanıtı aktarmak :

MŞG : « Diabesque », « grappe » ve « hop » isimleri nereden gelip nereye gidiyorlar ? 

Coşkun : Heykellerime değişik isimler koyuyorum. İşte örnegin   "Diabesque». Temelinde  Türkçe arabesk  ile Fransızca « diable » (şeytan anlamına geliyor) sözcükleri bulunuyor,  ikisinin  karışımı ile dillerde ve sözlüklerde bulunmayan bir sözcük  ortaya çıkardım. Aynen heykelim gibi,  özü bir ağaç olan bu « figure »  benim devreye girmemle nasıl heykele dönüşüyorsa, bu sözcükte iki ayrı dildeki iki ayrı  kelimeden böyle çıktı ortaya.

« Grappe » Fransızca bir sözcük. Eski Yunan yada Romen heykellerinde insan « alet »leri saklanmaz yada örtülmezdi, Rönesans döneminde insan « alet »leri  üzüm yaprağıyla sansürlü bir biçimde saklanmaya baslandı.Günümüzde bunu  anımsatmak istedim : Bunun için Les Ulis'teki benekli « couple » (« çift »)  heykelinde olduğu  gibi, yaratıklarımı ellerinde üzüm salkımıyla « alet »lerini saklıyorlar biçimde yansıttım. O zaman da ismini « grappe » (« salkım ») koymak şarttı artık. 

« Hop »a gelince bu ismin yaratıcısı Laurence d’İst. Bildiğin gibi sanat tarihcisi ve küratör, sergi yaratıcısı diyelim istersen, ismi o koydu. Mutlaka bir bildiği, bir düşündüğü vardır, en iyisi soruyu ona sormalı.

Söz veriyorum bunu bir dahaki sefere Coşkun’un eşi Laurence d’İst’e soracağım. Burada bir Türkçe bir Fransızca kelimeyi alıp çalkalayıp, sarsalayıp, sersemletip, tırtıklayıp hiçbir yerde bulunmayan yeni, orijinal, çarpıcı ve birkaç anlamı birden içeren, birçok imgeyi çağrıştıran sözcük yaratma alışkanlığının bizim deli fişek biraz da ıslanmış tabanca Fikret Muallâ’da bir tür « hastalık » biçimini aldığını anımsatmak istiyorum. Onun « yarattığı » sözcüklerden küçük bir « Fikret Muallâ dili » bile yaratılabilir sanıyorum. Kimbilir ? Bir de iyi bir dişi yarış atının isminin « diabesque » olduğunu anımsıyorum. 

Her şey olabilir, ama şeytanımsı bir yaratıkla, girintili çıkıntılı, kıvrımlı, bezeli ve gizemli, kelebek kanatlı ve bir parça tedirgin edici ve renkli bir yapıt ortaya çıkarmak ise Coşkun’a özgü. O yapıtın  isminin « diabesque » olması artık kaçınılamaz(dı). Böylesi de ona yakışır. 

GÜNDEMDEKİ SERGİLERİ :

COŞKUN’UN anıtsal heykellerini Paris’e ve aynı zamanda birbirine çok yakın iki ayrı mekanda izlemek mümkün :

Les Ulis nam kentte Espace Culturel Boris Vian’da 3 nisan 2010’a kadar. 

Saint-Arnoult-En-Yvelines’te Moulin de Villenuve isimli «La Maison Elsa Triolet-Aragon »da 23 Mayıs 2010’a kadar.

Başka mekanlarda ve yakında İstanbul’da sanatseverlere merhaba diyecek anıtsal heykelleri ve Coşkun. 
**********************************************


Salı, Mart 02, 2010

Kültürel Kahvaltı...

Armada Pazar Kahvaltısı konuklarını Arkeoloji Müzesi'ne, "Disk Atan Adam" heykelini görmeye götürüyor!
Ayrıntılar şurada!

Cuma, Ocak 01, 2010

ALAIN VALTAT ISTANBUL'DA!

...“Demir bence çağdaş heykelin en mükemmel malzemesi. İnsan düşüncesinin hâlâ prehistorik çağda olduğunu düşünüyorum, bu nedenle de yirmibes yıldır 'Demir Çağı' heykelleri üzerine çalışıyorum. Heykeltraşın işi, insanların imgeleminde anımsama yaratmaktır, tüm sanatçılar da bu nedenle yaşadıkları toplumun tanıklarıdır aynı zamanda. Heykel de bu rolden kurtaramaz kendini. Bu bakışı dönüştürmenin çok önemli olduğunu sanıyorum. Unutmayın ki demir yer kabuğunun yüzde beşini temsil ediyor." 
Alain VALTAT

"Demir Adam" diye de anılan Valtat İstanbul'da sergi açıyor.
Ayrıntılar şurada.

Cuma, Kasım 21, 2008

RASİM KONYAR'IN "ALŞİMİST FORMLAR" Sergisi


28 Kasım 2008'den itibaren 1 aylığına İstinye Park'taki Antik Sanat Galerisi'nde...

Şöyle diyor Konyar:

Alşimist Formlar derken...

Heykellerimi oluşturuken, çoğunlukla elle şekilllendirdiğim malzeme yerine, bu kez kendine özgü biçimi olan formları, çanları seçtim... Yuvarlaklığı, boyutları, yalınlığı, yıllardır içinde sakladığı zengin biçimi ile yıllardan beri hayranı olduğum çıngıraklı çanlar, yepyeni bir heyecanın kapısını araladı...
Kısıtlanmış formlarla çıkılan yolculukta, sadelikten çok sese geçerken, ortaya Alşimist Formlar çıktı...

Resim Kaynağı: Lebriz.Com'da Rasim Konyar Atelyesi

Pazar, Nisan 22, 2007

RASİM'İN KADINLARI...

Rasim Konyar'ın "sıcak kadınları" teker teker, birer ikişer ve kalabalık gruplar halinde ağaçlara tırmanmaya başlamış. Yanlarına bereket simgesi narlarını da alarak... "Ağaç Heykeller" serisinde onları çevrimiçi izleyebilirsiniz...

Dün, -aynı zamanda bizim PDA'nın "Şile karargahı"! olan evin yakınındaki- atölyesinde onların daha farklı yolculuklara hazırlandıklarını da gördük. Ama resim çekmeye izin yoktu! O yüzden başka ipucu da veremiyorum, kusura bakmayın!

Rasim'in bu kadınlarını çok severim. Çünkü onlar bana yalnızca uygarlıkların ve dahi "Avrupa'nın anası" Anadolu'yu çağrıştırmakla kalmaz, bir tür "bedenle barışma" sinyalleri de yollarlar.

Bu arada Ağaçlar Serisi'nden bir grup, Kızıltoprak Sanat Galerisi'nde 5 Mayıs'a kadar sergileniyor. Kaçırmayın!

(Galeri adresi: Rüştiye Sok. No:47 Kızıltoprak, Kadıköy, 0216 418 3806- Pazartesi kapalı, diğer günler 11.00-19.00 arası, Pazar 14.00-18.00 arası açık.)