Önce Bergman, ardından
BBC Turkish.com Avrupa Michelangelo Antonioni öldü
Kültür ve sanat ilintili web kaynakları, izlenimler, haberler...
Art and culture resources on the web...
- Avniye TANSUG
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
Salı, Temmuz 10, 2007
ISTIRAP ICINDEKI KURBAGA ile ARIF AŞCI
Istırap İçerisindeki ("İçerisindeki" niye, "İçindeki"nin nesi var? A.T.) Kurbağa: Türkiye’de fotoğraf eleştirisi geleneğinin olmamasının ardında yatan neden ya da nedenler sizce nedir/nelerdir?
Arif Aşçı: Ülkemizdeki fotoğraf topluluğu oldukça küçük. Bu yüzden ekseriyetle izleyiciler de fotoğrafçı kökenli insanlar oluyor. Çok küçük bir topluluk olduğu içinde, doğrusu kimse kimsenin kalbini eleştiri yaparak kırmak istemiyor. Çünkü muhtemelen bir sonraki sergide kişiler tekrar bir araya gelip, yine kadeh tokuşturulacaklar. Belki 2 sene sonra biri diğerinin sergisine gidecek. Yada bir kişi eleştirdiği insanı kendi sergisine davet edecek. Bundan ötürü camia olarak bir aile gibi, kol kırılır, yen içinde kalır mantığıyla hareket ediyoruz.
Ama Türk insanının karakterinde de bu sorun var. Toplumumuz iki yüzlü bir toplum...
Devamı için tıklayın:
Gölge Fanzin
Arif Aşçı: Ülkemizdeki fotoğraf topluluğu oldukça küçük. Bu yüzden ekseriyetle izleyiciler de fotoğrafçı kökenli insanlar oluyor. Çok küçük bir topluluk olduğu içinde, doğrusu kimse kimsenin kalbini eleştiri yaparak kırmak istemiyor. Çünkü muhtemelen bir sonraki sergide kişiler tekrar bir araya gelip, yine kadeh tokuşturulacaklar. Belki 2 sene sonra biri diğerinin sergisine gidecek. Yada bir kişi eleştirdiği insanı kendi sergisine davet edecek. Bundan ötürü camia olarak bir aile gibi, kol kırılır, yen içinde kalır mantığıyla hareket ediyoruz.
Ama Türk insanının karakterinde de bu sorun var. Toplumumuz iki yüzlü bir toplum...
Devamı için tıklayın:
Gölge Fanzin
Pazar, Haziran 03, 2007
İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ'NİN 35. YIL AÇILIŞI MUHTEŞEMDİ...
İşte bazı izler dün akşamdan:
* "İKSV ve Festival"in geçmişini ve gelişimini özetleyen filmin kısacık bir zaman diliminde "35 yıl öncesinden bugüne"yi hap yapıp içirmesi...
* İdil Biret ve Ayla Erduran'a Onur Ödülleri verilmeden önce, onlar hakkında gösterilen kısa filmler... (İdil Biret çocukken, Fransa'daki radyo istasyonlarından birinin onunla yaptığı röportaj "canlandırma" değil "özgün" idiyse onu yayınlamak, "yazısız toplum" kompleksimize tam bir meydan okumaydı... )
* 35 yıl önceki ilk İstanbul Festivali’nin açılış konserinde, Vivaldi’nin Üç Keman Konçertosu’nu Suna Kan ve Yehudi Menuhin’le yorumlayan Ayla Erduran'ın, bu kez Bach’ın Üç Keman Konçertosu’nu Cihat Aşkın ve genç kemancı Özcan Ulucan ile seslendirmesi...
* 11 yaşındayken Wilhelm Kempff’le birlikte Mozart’ın İki Piyano Konçertosu’nu seslendiren İdil Biret'in, bu kez 11 yaşındaki genç piyanist Mertol Demirelli ile Bach’ın İki Piyano Konçertosu’nu yorumlaması... Arada Mertol'a gözüyle, jestleriyle "tamam, oluyor" yollu yüreklendirmeler yollaması...
* Biret ve Erduran'a ödüllerini veren Leyla Gencer'in yaptığı konuşma da kültür sanat ve insanlık tarihine geçecek türdendi. (Konuşmasının bir yerinde "hepimiz yok olup gittikten sonra da kültür sanat var olacak" diye başladığı cümleyi hemen "yani önce; başta ben gittikten sonra" diye değiştirme gereğini duyacak kadar insani inceliklerini koruyan bir beyin...)
* Şakir Eczacıbaşı'nın Aya İrini'yi yaptıran Bizans hükümdarı Konstantin ile İstanbul'u alan Fatih Sultan Mehmet'e "mekan sponsorları" bağlamında gönderdiği teşekkür...
* Yıldızlar Orkestrası’nın seslendirdiği ve düzenlemesi P.Heidrich’e ait “Happy Birthday Çeşitlemeleri”nin Açılış Konseri’nin sürprizi olması...
Ha, bu kadar olumlunun yanında biraz "nazarlık" da olacaktı elbet... Sunucu Sanem Ceylan'ın dili sürçüp, "Rahmaninof"u "Rahminanof" diye telaffuz etmesi üzerine salondan yükselen uğultu... ("Yemeyiz, yanlış yaptın, seni seniii!" mi?)
İyi de bu tepkiyi veren aynı kitle, keşke Konçertolar çalınırken, bölüm aralarında "bitti" sanıp, alkış patlatma ferasetsizliğini göstermeseydi!
Neyse.
Olacak o kadar diyelim...
Son birşey daha: Bu satırları yazarken yukarıda kullandığım dün akşama ait resim ve verdiğim bağlantıları habire Vakfın web sitesinden alıp duruyorum. Uzağa gitmeye gerek kalmıyor. Eskiden bir gece onceki bir etkinliği, ertesi gün sitede hem de görselleriyle bulmak pek mümkün olmazdı. Bu da son derece sevindirici bir durum. Tekrar tebrikler İKSV!
Nice yıllara...
Cuma, Haziran 01, 2007
KULLANILMAYAN NESNELER MÜZESİ
İstanbul Modern, "Eğitim" bağlamında yine çok ilginç bir atelye çalışmasında rol alıyor:
"Kullanılmayan Nesneler Müzesi"!
Centre Georges Pompidou (Paris) Müzesi ile ortaklaşa düzenlenen ve dünyanın 4 farklı ülkesinde aynı anda yapılacak bu etkinlik, Internet'ten de canlı olarak izlenebilecek (2-3 Haziran 2007, cocuklarla birlikte katılım, herkes kendi kullanılmayan eşyaları ile -10.00, 13.00 ve 15.00 saatlerinde- kendi müzesini kuracak)...
Katılan Müzeler:
Castello di Rivoli, Museo d'Arte Contemporanea (Italya)
Istanbul Modern,
Taipeï Fine Arts Museum (Tayvan)
Pompidou web sitesinde bu konuyla ilgili ayrıntı da işte şurada!
Çok ilginç! Bu asırda çocuk olmak varmış!
Pazar, Nisan 22, 2007
RASİM'İN KADINLARI...
Rasim Konyar'ın
"sıcak kadınları" teker teker, birer ikişer ve kalabalık gruplar halinde ağaçlara tırmanmaya başlamış. Yanlarına bereket simgesi narlarını da alarak... "Ağaç Heykeller" serisinde onları çevrimiçi izleyebilirsiniz...
Dün, -aynı zamanda bizim PDA'nın "Şile karargahı"! olan evin yakınındaki- atölyesinde onların daha farklı yolculuklara hazırlandıklarını da gördük. Ama resim çekmeye izin yoktu! O yüzden başka ipucu da veremiyorum, kusura bakmayın!
Rasim'in bu kadınlarını çok severim. Çünkü onlar bana yalnızca uygarlıkların ve dahi "Avrupa'nın anası" Anadolu'yu çağrıştırmakla kalmaz, bir tür "bedenle barışma" sinyalleri de yollarlar.
Bu arada Ağaçlar Serisi'nden bir grup, Kızıltoprak Sanat Galerisi'nde 5 Mayıs'a kadar sergileniyor. Kaçırmayın!
(Galeri adresi: Rüştiye Sok. No:47 Kızıltoprak, Kadıköy, 0216 418 3806- Pazartesi kapalı, diğer günler 11.00-19.00 arası, Pazar 14.00-18.00 arası açık.)
Dün, -aynı zamanda bizim PDA'nın "Şile karargahı"! olan evin yakınındaki- atölyesinde onların daha farklı yolculuklara hazırlandıklarını da gördük. Ama resim çekmeye izin yoktu! O yüzden başka ipucu da veremiyorum, kusura bakmayın!
Rasim'in bu kadınlarını çok severim. Çünkü onlar bana yalnızca uygarlıkların ve dahi "Avrupa'nın anası" Anadolu'yu çağrıştırmakla kalmaz, bir tür "bedenle barışma" sinyalleri de yollarlar.
Bu arada Ağaçlar Serisi'nden bir grup, Kızıltoprak Sanat Galerisi'nde 5 Mayıs'a kadar sergileniyor. Kaçırmayın!
(Galeri adresi: Rüştiye Sok. No:47 Kızıltoprak, Kadıköy, 0216 418 3806- Pazartesi kapalı, diğer günler 11.00-19.00 arası, Pazar 14.00-18.00 arası açık.)
Perşembe, Nisan 12, 2007
KERİM AFŞAR'A SAYGI
Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri, 16 Nisan Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Kerim Afşar gecesi ile sürüyor.
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleriyle izleyiciyle buluştuğu gecelerin yirmi sekizincisi saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi).
Faruk Şüyün’ün hazırlayıp Rutkay Aziz’in yönettiği etkinlikte; 2003 yılında kaybettiğimiz Türk tiyatrosunun usta isimlerinden oyuncu ve yönetmen Kerim Afşar’ı hepsi alanlarında isim sahibi olmuş dostları anlatacaklar. Gecede Kerim Afşar’ın sevdiği ezgiler de yorumlanacak. Esin Afşar şarkılarıyla, Hakan Aysev Napolitenleriyle, Ufuk Karakoç sazı ve türküleriyle, Zafer Erdaş aryaları, türküleri ve sazıyla Kerim Afşar’a saygılarını sunacaklar. Sanatçılara piyanoda Aslıgül Ayaf ve Süleyman Alnıtemiz eşlik edecek.
Kerim Afşar’ın hayatını anlatan bir DVD’nin gösterileceği etkinlik de unutulmaz “Arkadaş” filminden de bir bölüm izlenebilecek. Selen Domaç’ın sunacağı gecede, Ali Düşenkalkar da Nâzım Hikmet’ten Kerim Afşar’ın sevdiği dizeleri seslendirecek.
Bilgi için : Faruk Şüyün 0.533. 468 30 63
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleriyle izleyiciyle buluştuğu gecelerin yirmi sekizincisi saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi).
Faruk Şüyün’ün hazırlayıp Rutkay Aziz’in yönettiği etkinlikte; 2003 yılında kaybettiğimiz Türk tiyatrosunun usta isimlerinden oyuncu ve yönetmen Kerim Afşar’ı hepsi alanlarında isim sahibi olmuş dostları anlatacaklar. Gecede Kerim Afşar’ın sevdiği ezgiler de yorumlanacak. Esin Afşar şarkılarıyla, Hakan Aysev Napolitenleriyle, Ufuk Karakoç sazı ve türküleriyle, Zafer Erdaş aryaları, türküleri ve sazıyla Kerim Afşar’a saygılarını sunacaklar. Sanatçılara piyanoda Aslıgül Ayaf ve Süleyman Alnıtemiz eşlik edecek.
Kerim Afşar’ın hayatını anlatan bir DVD’nin gösterileceği etkinlik de unutulmaz “Arkadaş” filminden de bir bölüm izlenebilecek. Selen Domaç’ın sunacağı gecede, Ali Düşenkalkar da Nâzım Hikmet’ten Kerim Afşar’ın sevdiği dizeleri seslendirecek.
Bilgi için : Faruk Şüyün 0.533. 468 30 63
ULUSLARARASI İSTANBUL DANS KONFERANSI
Türkiye’de ve Dünyada Dansın Bugünü
14 Nisan 2007 Cumartesi 09:30 – 12:30
İTÜ Maçka Kampusu, İTÜ Sosyal Tesisleri Konferans Salonu
UNESCO bünyesinde 1973 yılında kurulan ve günümüzde dünya dansının şemsiye örgütü olarak faaliyet gösteren Uluslararası Dans Konseyi (CID), İstanbul’da gerçekleştireceği 17. Genel Kurul Toplantısı vesilesiyle, Türkiye’deki dans çalışmalarını yakından görmek, bu alanda çalışmalar yapan kişi ve kurumlarla ilişki kurmak amacıyla, İstanbul Uluslararası Dans Konferansında ilk defa ülkemizdeki dans insanlarıyla bir araya geliyor. Konferans, salon kapasitesi dahilinde ülkemizin tüm dans insanlarına açık olacaktır.
Konuşmacılar
Prof. Alkis Raftis
CID-Uluslararası Dans Konseyi Başkanı, UNESCO, Fransa
Ulrich Roehm
Alman Federal Dans Eğitmenleri Birliği Başkanı, Almanya
Prof. Marie-Helene Delavaud-Roux
Antik Tarih Profesörü, Brest Üniversitesi, Fransa
Aliou Sow
Dans Eğitmeni, Gine-Bissau
Prof. Vasiliki Tyrovola
Dans Profesörü, Atina Üniversitesi, Yunanistan
Hayati Asılyazıcı
Bale Eleştirmeni
Şinasi Pala
Kültür ve Turizm Bakanlığı - Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü
Doç. Nihal Ötken
İTÜ TMDK Halk Oyunları Bölüm Başkanı
Yard. Doç.Tuğçe Ulugün Tuna
Dansçı, Eğitmen, Koreograf
Cemal Atila
Dans Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
İletişim : İSTANBUL TURKUAZ TURİZM FOLKLOR DERNEĞİ
Adres : Rıhtım Caddesi, İskele Sokak No 54-A Kadıköy 34716 İstanbul
Tel-Fax : 0216 3482547 (hafta içi 17.30 - 20.30 ve Cumartesi 15.30-20.30 arası)
Gsm : 0532 2534888
E-mail : info@istanbulturkuaz.com - uncuoglu@superonline.com
Web : http://www.istanbulturkuaz.com/
http://www.istanbulturkuaz.com/cid-istanbul/CID-Istanbul.htm
DANS DERGİSİ
Tel : 0212 – 244 85 63
E-mail : ziyaret@dansdergisi.com
Merkez:
International Dance Council CID
UNESCO
1 rue Miollis, FR-75732 Paris, France
http://www.cid-unesco.org/
CID HAKKINDA
Uluslararası Dans Konseyi CID, tüm dünya ülkelerindeki bütün dans biçimlerini içine alan resmi şemsiye organizasyondur. Kar amacı gütmeyen uluslararası sivil bir organizasyon olan CID, 1973 yılında halen yerleşik bulunduğu UNESCO Paris Merkezi bünyesinde kurulmuştur.
CID dansta aktif olan uluslararası, ulusal ve yerel organizasyonları ve öne çıkan bireyleri biraraya getiren dünya çapında bir forumdur. CID genel anlamda dans sanatını temsil eder ve UNESCO’ya, ulusal ve yerel yönetim birimlerine, uluslararası organizasyon ve kuruluşlara tavsiyede bulunur. Üyeleri 140’tan fazla ülkedeki öne çıkan federasyonlar, kuruluşlar, okullar, gruplar ve bireylerden oluşmaktadır.
Başlıca özellikleri:
Uluslararası Dans Konseyi CID, UNESCO ile resmi danışma ve istişare ilişkisi içinde olan dünya çapında bir sivil kuruluştur. CID, üyelerinden farklı düzeyde gelişmesi anlamında bir şemsiye kuruluştur. Herhangi bir dans okuluna, gruba, federasyona veya başka bir kuruluşa bağlı değildir. Festivaller, atölye çalışmaları ya da yarışmalar düzenlemez.
Kesinlikle ticari değildir; herhangi bir ürün ya da servis satışı yoktur. Hükümetlerden, politik ideolojilerden ve ekonomik çıkarlardan bağımsız bir kuruluştur. CID dansın tüm biçimlerine eşit davranır. Dansın bir sanat biçimi, bir eğitim aracı ve bir araştırma konusu olması anlamında evrensel karakterini kabul eder ve herhangi bir dans görüşünü öne çıkarmaz. Ayırımcı değildir. Birleşmiş Milletler ve UNESCO’nun prensiplerini yansıtacak şekilde, ırk, cinsiyet, din, siyasi tutum ya da sosyal konumlara karşı önyargılı olmaksızın dansa yönelik her türlü yaklaşıma açıktır.
Bugün itibariyle CID üyeleri 140 ülkeden 100 üniversite profesörü, 100 doktora ünvanlı akademisyen, 300 kuruluş (federasyon, okul, grup, müsabaka, tiyatro, ve diğer) ve 1800 bireyden (koreograf, eğitmen, dans tarihçisi, yönetici ve diğer) oluşmaktadır. CID üyeliğe açık olup, dans konusunda yeterli ehliyete sahip kuruluş, organizasyon ve bireylerin üyelikleri kabul edilmektedir
14 Nisan 2007 Cumartesi 09:30 – 12:30
İTÜ Maçka Kampusu, İTÜ Sosyal Tesisleri Konferans Salonu
UNESCO bünyesinde 1973 yılında kurulan ve günümüzde dünya dansının şemsiye örgütü olarak faaliyet gösteren Uluslararası Dans Konseyi (CID), İstanbul’da gerçekleştireceği 17. Genel Kurul Toplantısı vesilesiyle, Türkiye’deki dans çalışmalarını yakından görmek, bu alanda çalışmalar yapan kişi ve kurumlarla ilişki kurmak amacıyla, İstanbul Uluslararası Dans Konferansında ilk defa ülkemizdeki dans insanlarıyla bir araya geliyor. Konferans, salon kapasitesi dahilinde ülkemizin tüm dans insanlarına açık olacaktır.
Konuşmacılar
Prof. Alkis Raftis
CID-Uluslararası Dans Konseyi Başkanı, UNESCO, Fransa
Ulrich Roehm
Alman Federal Dans Eğitmenleri Birliği Başkanı, Almanya
Prof. Marie-Helene Delavaud-Roux
Antik Tarih Profesörü, Brest Üniversitesi, Fransa
Aliou Sow
Dans Eğitmeni, Gine-Bissau
Prof. Vasiliki Tyrovola
Dans Profesörü, Atina Üniversitesi, Yunanistan
Hayati Asılyazıcı
Bale Eleştirmeni
Şinasi Pala
Kültür ve Turizm Bakanlığı - Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü
Doç. Nihal Ötken
İTÜ TMDK Halk Oyunları Bölüm Başkanı
Yard. Doç.Tuğçe Ulugün Tuna
Dansçı, Eğitmen, Koreograf
Cemal Atila
Dans Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
İletişim : İSTANBUL TURKUAZ TURİZM FOLKLOR DERNEĞİ
Adres : Rıhtım Caddesi, İskele Sokak No 54-A Kadıköy 34716 İstanbul
Tel-Fax : 0216 3482547 (hafta içi 17.30 - 20.30 ve Cumartesi 15.30-20.30 arası)
Gsm : 0532 2534888
E-mail : info@istanbulturkuaz.com - uncuoglu@superonline.com
Web : http://www.istanbulturkuaz.com/
http://www.istanbulturkuaz.com/cid-istanbul/CID-Istanbul.htm
DANS DERGİSİ
Tel : 0212 – 244 85 63
E-mail : ziyaret@dansdergisi.com
Merkez:
International Dance Council CID
UNESCO
1 rue Miollis, FR-75732 Paris, France
http://www.cid-unesco.org/
CID HAKKINDA
Uluslararası Dans Konseyi CID, tüm dünya ülkelerindeki bütün dans biçimlerini içine alan resmi şemsiye organizasyondur. Kar amacı gütmeyen uluslararası sivil bir organizasyon olan CID, 1973 yılında halen yerleşik bulunduğu UNESCO Paris Merkezi bünyesinde kurulmuştur.
CID dansta aktif olan uluslararası, ulusal ve yerel organizasyonları ve öne çıkan bireyleri biraraya getiren dünya çapında bir forumdur. CID genel anlamda dans sanatını temsil eder ve UNESCO’ya, ulusal ve yerel yönetim birimlerine, uluslararası organizasyon ve kuruluşlara tavsiyede bulunur. Üyeleri 140’tan fazla ülkedeki öne çıkan federasyonlar, kuruluşlar, okullar, gruplar ve bireylerden oluşmaktadır.
Başlıca özellikleri:
Uluslararası Dans Konseyi CID, UNESCO ile resmi danışma ve istişare ilişkisi içinde olan dünya çapında bir sivil kuruluştur. CID, üyelerinden farklı düzeyde gelişmesi anlamında bir şemsiye kuruluştur. Herhangi bir dans okuluna, gruba, federasyona veya başka bir kuruluşa bağlı değildir. Festivaller, atölye çalışmaları ya da yarışmalar düzenlemez.
Kesinlikle ticari değildir; herhangi bir ürün ya da servis satışı yoktur. Hükümetlerden, politik ideolojilerden ve ekonomik çıkarlardan bağımsız bir kuruluştur. CID dansın tüm biçimlerine eşit davranır. Dansın bir sanat biçimi, bir eğitim aracı ve bir araştırma konusu olması anlamında evrensel karakterini kabul eder ve herhangi bir dans görüşünü öne çıkarmaz. Ayırımcı değildir. Birleşmiş Milletler ve UNESCO’nun prensiplerini yansıtacak şekilde, ırk, cinsiyet, din, siyasi tutum ya da sosyal konumlara karşı önyargılı olmaksızın dansa yönelik her türlü yaklaşıma açıktır.
Bugün itibariyle CID üyeleri 140 ülkeden 100 üniversite profesörü, 100 doktora ünvanlı akademisyen, 300 kuruluş (federasyon, okul, grup, müsabaka, tiyatro, ve diğer) ve 1800 bireyden (koreograf, eğitmen, dans tarihçisi, yönetici ve diğer) oluşmaktadır. CID üyeliğe açık olup, dans konusunda yeterli ehliyete sahip kuruluş, organizasyon ve bireylerin üyelikleri kabul edilmektedir
Perşembe, Mart 22, 2007
TANGO PASION...
Omar Ocampo ve Monica Romero ikilisi 25 Mart'ta Armada'da bir özel gösteri yapacak...
Ayrıntılar şurada.
Pazartesi, Mart 19, 2007
"CARİYE" OKUNMADAN HAREM GEZİLMEMELİ!
Eskiden Topkapı Sarayı'nın "Harem" bölümü uzun yıllar ziyarete kapalıydı... Neden sonra ziyarete açıldığında çocuklar gibi sevinmiş, koşup
görmeye gitmiştik. Bendeki izlenim "düş kırıklığı" olmuştu. O zaman bu kitap olsaydı eminim çok daha tad alarak gezebilirdim Harem'i... Sanat tarihi profesörü Gül İrepoğlu'nun "Cariye"sini kasdediyorum. Daha bitirmedim ama ele alınınca sonuna gelmeden bırakılmayacak türden bir çalışma bu. Hem sürükleyici hem öğretici... İrepoğlu ile geçen hafta içinde sohbet ettik. İki yeni romana birden başladığından sözetti. Ben de ona bir web kütüğü açmasını önerdim. Durun bakalım, takip edeceğim bu konuyu! İrepoğlu web kütüğünün ilk duyurusunu buradan yapmayı çok istiyorum!
Pazartesi, Mart 05, 2007
SEMAVER KUMPANYA MART PROGRAMI
* 12 Mart 2007 saat 20:30 Trainspotting Gala
* 11 Mart Bir Varmış Hiç Yokmuş Prömiyer
Muammer Karaca Tiyatrosu
İstiklal Cad. Karaca Çıkmazı No: 3 Galatasaray
Tel: 0212 252 44 56
TIM Show Center - Türker İnanoğlu Gösteri Merkezi
Büyükdere Cad. Derbent Mevkii (Darüşşafaka Köprüsü Yanı)
Tel: 0212 286 66 86
Çevre Tiyatrosu Kuvai Milliye Cd. Çevre Tiyatrosu Sk. No:43
Kocamustafapaşa Tel : 0212 585 59 35
Ayrıntılı bilgi:
http://www.semaverkumpanya.com/oyunlar.aspx
* 11 Mart Bir Varmış Hiç Yokmuş Prömiyer
Muammer Karaca Tiyatrosu
İstiklal Cad. Karaca Çıkmazı No: 3 Galatasaray
Tel: 0212 252 44 56
TIM Show Center - Türker İnanoğlu Gösteri Merkezi
Büyükdere Cad. Derbent Mevkii (Darüşşafaka Köprüsü Yanı)
Tel: 0212 286 66 86
Çevre Tiyatrosu Kuvai Milliye Cd. Çevre Tiyatrosu Sk. No:43
Kocamustafapaşa Tel : 0212 585 59 35
Ayrıntılı bilgi:
http://www.semaverkumpanya.com/oyunlar.aspx
ZOR OLAN, NEŞEYİ CİDDİYE ALMAK...
Aydın Boysan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı
“Hayat Tatlı Zehir”i 17 Mart 2007 Cumartesi günü, 15.00 – 17.30 arasında
EKAV Sanat Merkezi’nde imzalayacak.
Cesurca yaşamış, bilmediği denizlere açılmaktan çekinmemiş, uzun hayatında yaşadıklarından ve dostluklarından süzdüklerini, sentezlemiş bir hayat bilgesi olan
Aydın Boysan, hayatından süzdüklerini yeni kitabında anlatıyor:
“İnsanlar en çok, ölüm ve hastalık gibi şeyleri ciddiye almış görünüyorlar. Kolayına kaçmak bu! Zor olan, neşeyi ciddiye almak.”
EKAV SANAT MERKEZİ
Zincirlikuyu-İstanbul
Tel: (0212) 336 10 46
http://www.ekav.org
“Hayat Tatlı Zehir”i 17 Mart 2007 Cumartesi günü, 15.00 – 17.30 arasında
EKAV Sanat Merkezi’nde imzalayacak.
Cesurca yaşamış, bilmediği denizlere açılmaktan çekinmemiş, uzun hayatında yaşadıklarından ve dostluklarından süzdüklerini, sentezlemiş bir hayat bilgesi olan
Aydın Boysan, hayatından süzdüklerini yeni kitabında anlatıyor:
“İnsanlar en çok, ölüm ve hastalık gibi şeyleri ciddiye almış görünüyorlar. Kolayına kaçmak bu! Zor olan, neşeyi ciddiye almak.”
EKAV SANAT MERKEZİ
Zincirlikuyu-İstanbul
Tel: (0212) 336 10 46
http://www.ekav.org
Cumartesi, Mart 03, 2007
"ÇİZGİLİ BLOG"
cizgiliblog.com bir Mehmet Saygın yayını... "Animasyon, ilüstrasyon çalışmalarından örnekler sunar. Diğer çizerler, ilgili kitaplar, forumlar hakkında mesajlar içerir. Fransızca Rock müziğe ilgi duyar, gruplar, albümler hakkında fikir vermeye çalışır. Budur." diye kendini tanıtıyor.
Son mesajında şöyle diyor Saygın: "ÇizgiliBlog 100 mesaja ulaştı. Üşenmeden, okunmadan, keyif alarak geldim 100 mesaja, yolun çoğunu tek başıma gittim sanıyorum, ufak ufak ekmek kırıntıları bıraktım arkamda, meraklı, keyifli kuşlar yesin diye :)"
Çizgili'den P.D.A sayesinde haberdar oldum. Saygın, aynı zamanda bir pembe domates serüvencisi imiş. Bizim gibi. Böyle bir üye kazandırdığı için pembelere "medyun-u şükranız"!
Son mesajında şöyle diyor Saygın: "ÇizgiliBlog 100 mesaja ulaştı. Üşenmeden, okunmadan, keyif alarak geldim 100 mesaja, yolun çoğunu tek başıma gittim sanıyorum, ufak ufak ekmek kırıntıları bıraktım arkamda, meraklı, keyifli kuşlar yesin diye :)"
Çizgili'den P.D.A sayesinde haberdar oldum. Saygın, aynı zamanda bir pembe domates serüvencisi imiş. Bizim gibi. Böyle bir üye kazandırdığı için pembelere "medyun-u şükranız"!
Salı, Şubat 20, 2007
AYFER TUNÇTAN: "HARİTADAKİ ADAYA VARMAK"
Haritadaki Adaya Varmak

Cem Uçan'ın bu kitap hakkındaki editor yorumundan bir alıntı:
"... harita nedir? Bütün bir dünya, insanlığın tapusu, hayatın ve hayatların tamamı, geçmişin ve geleceğin sınırlarıdır. İnsanın varolduğu yer daima bir harita içindedir, evrendeki yerimizi harita resmeder. Haritadaki adaya edebiyatla varmak, bütün bir hayatı edebiyat aracılığıyla okumak anlamına da gelir..."
"...İşte Ayfer Tunç bu kez kendi edebiyat haritasında dolaştırıyor okuru, akıcı, samimi diliyle teslim alıyor, isteyerek bırakıyoruz kendimizi. Harita üzerinde yönümüzü kaybetmememiz için bir pusula görevi görüyor. Zaman içerisinde karşılaştığı kişileri bizlerle tanıştırıyor. Bunu yaparken farklı kimliklere bürünüyor: Bir okur olarak, kendi okuma “tarihinin” bazı duraklarına kısa ziyaretler yaptırıyor. Bir yazar olarak edebiyatını besleyen damarların ipuçlarını veriyor. Bir okuryazar olarak ona dokunan hayatın içinden okura sesleniyor. Herkesin haritasında bir adası vardır, bir gün varmak istediği... Herkes farklı yollardan ulaşmak için çabalar. Kimi kısa yoldan satın almak ister, ada sadece bir araçtır. Kimi hayal etmekle yetinir, bu yeterlidir onun için. Kimi de yalnız o adayı hayal etmekle kalmaz oraya edebiyatla varmak ister, Ayfer Tunç'un dediği gibi.
Bu kitap onlar; okurlar, yazarlar, okuryazarlar için..."
Hemen indirmeye başlıyorum! Teşekkürler AltKitap...
Cem Uçan'ın bu kitap hakkındaki editor yorumundan bir alıntı:
"... harita nedir? Bütün bir dünya, insanlığın tapusu, hayatın ve hayatların tamamı, geçmişin ve geleceğin sınırlarıdır. İnsanın varolduğu yer daima bir harita içindedir, evrendeki yerimizi harita resmeder. Haritadaki adaya edebiyatla varmak, bütün bir hayatı edebiyat aracılığıyla okumak anlamına da gelir..."
"...İşte Ayfer Tunç bu kez kendi edebiyat haritasında dolaştırıyor okuru, akıcı, samimi diliyle teslim alıyor, isteyerek bırakıyoruz kendimizi. Harita üzerinde yönümüzü kaybetmememiz için bir pusula görevi görüyor. Zaman içerisinde karşılaştığı kişileri bizlerle tanıştırıyor. Bunu yaparken farklı kimliklere bürünüyor: Bir okur olarak, kendi okuma “tarihinin” bazı duraklarına kısa ziyaretler yaptırıyor. Bir yazar olarak edebiyatını besleyen damarların ipuçlarını veriyor. Bir okuryazar olarak ona dokunan hayatın içinden okura sesleniyor. Herkesin haritasında bir adası vardır, bir gün varmak istediği... Herkes farklı yollardan ulaşmak için çabalar. Kimi kısa yoldan satın almak ister, ada sadece bir araçtır. Kimi hayal etmekle yetinir, bu yeterlidir onun için. Kimi de yalnız o adayı hayal etmekle kalmaz oraya edebiyatla varmak ister, Ayfer Tunç'un dediği gibi.
Bu kitap onlar; okurlar, yazarlar, okuryazarlar için..."
Hemen indirmeye başlıyorum! Teşekkürler AltKitap...
Cuma, Şubat 16, 2007
"KAPILARA DİKKAT" BAŞARIYLA GÖSTERİME GİRDİ
-Bu Türkçe haberin tamamını okumak için lütfen haber başlığına ya da buraya tıklayınız! -
Not: Deniz Karabuda bu filmin "casting" aşamasında başroldeki "Dr. Sinan"ı oyanacak Türk aktörü ararken, Korhan Abay ile onların bir araya gelmesine "Web'de Kültür Sanat" vesile olmuştu. Resimde o anın (Ekim 2005, Armada Otel, İstanbul) bir görüntüsü var! O tarihte Korhan Abay hiç İsveççe bilmiyordu ve "el sıkıştıktan" sonra 3 ay içinde bu dili de öğrendi... Hepsini içten kutluyor, Deniz'in sıradaki filmini merakla bekliyoruz!
Etiketler:
Armada Otel,
Avrupa Sineması,
Denize Karabuda,
İsveç,
Korhan Abay,
Sinema
Cuma, Şubat 02, 2007
TÜRK İSVEÇ YAPIMI: "KAPILARA DİKKAT"! "MIND THE GAP" -
17 Ocak 2007'de Gothenburg Film Festivali'nde gösterime giren film beğenildi. Abay, gerek oyunu, gerek kısa sürede öğrendiği İsveççesi gerekse incelikli ve disiplinli tavırlarıyla tüm kadronun sempatisini toplamış. Rasim Öztekin'in de konuk oyuncu olarak yer aldığı film hakkında "Variety"de çıkan güzel bir yorum aşağıda... Denize Karabuda ve Abay'ı içten kutluyoruz...
******************
"Mind the Gap"
"Se Upp For Dararna" (Sweden) A Svensk release of a Sweetwater Filmright II production, in association with Svensk, TV4, Cinema Art Prods., Succefilm, with participation of Break Even. (International sales: Svensk, Stockholm.) Produced by Colin Nutley. Co-producer, Waldemar Bergendahl. Directed by Helena Bergstrom. Screenplay, Denize Karabuda, from an idea by Bergstrom, Karabuda. With: Rakel Warmlander, Nina Zanjani, Korhan Abay, Zinat Pirzadeh, Dan Ekborg, Birgitte Sondergaard, Mattias Redbo, Lars Bethke, Stella Enciso, Erik Johansson.(Swedish, Turkish dialogue)
By GUNNAR REHLIN
Popular Swedish actress Helena Bergstrom makes a surprisingly assured helming bow with "Mind the Gap." Energetic romantic comedy with an immigrant twist is fun and entertaining while still keeping a foot firmly in reality. Aided by positive reviews and Bergstrom's built-in audience, pic should score locally; offshore chances also look bright.
Yasmin (Nina Zanjani) is a Turkish woman in her mid-20s who lives with her father, Sinan (Turkish thesp Korhan Abay), mother Ayse (Zinat Pirzadeh) and younger sister Dilek (Stella Enciso). Having grown up in Sweden, she has a liberated attitude and wants to become a policewoman.
Back in Turkey, Sinan was a highly respected surgeon before being forced to leave the country. In Sweden, he applied for a similar job but was refused and now drives subway trains. Unhappy and bitter, and with a limited knowledge of Swedish, he still rehearses the hand movements of a surgeon by night.
At the police academy, Yasmin meets Elin (Rakel Warmlander), a woman her own age, and the two immediately hit it off. Yasmin also meets Elin's b.f., Henke (Mattias Redbo), and they clearly find each other attractive. When Elin sleeps with one of the men at the police academy, and Yasmin and Henke get cozy, the friendship between the two women becomes strained.
Though it's a romantic comedy, pic still takes care to reflect the realities of racial prejudice in contempo Sweden, where many skilled immigrants are forced to take jobs beneath their qualifications.
Since 1990, Bergstrom has worked closely with her husband, helmer Colin Nutley, playing the lead in all his films. (Nutley is the producer of "Mind the Gap," and editor is Nutley regular Perry Schaffer.) However, where Nutley's films are often meditative, Bergstrom's is as lively as the actress herself. Her enthusiasm for the characters shines despite her lack of experience as a director.
Warmlander and Zanjani are very good as the two women, and Bergstrom pushes both actresses further than usual. Other actors are all fine, with Abay bringing dignity to the immigrant father who's light years away from the cliche immigrant fathers in other Swedish films.
Pic is loaded with amusing incidents, both from the police academy and from the private lives of the protags. The only subplot that feels redundant sees Elin and Yasmin suspecting a racist classmate at the academy of being a right-wing criminal, which feels like something lifted from a detective movie for kids. Camera (color), Olof Johnson; editor, Perry Schaffer; music, Per Andreasson; art director, Pernilla Olsson; costume designer, Maria Strid; sound (Dolby Digital), Lasse Liljeholm, Eddie Axberg. Reviewed at Svensk screening room, Stockholm, Jan. 17, 2007. (In Gothenburg Film Festival.) Running time: 102 MIN.
Read the full article at:http://www.variety.com/story.asp?l=story&r=VE1117932635&c=%categoryid%
Perşembe, Şubat 01, 2007
DEVRİM ERBİL “İSTANBUL-RENK-RİTM” SERGİSİ
Ayrıntılı bilgi: Sanat Tanıtım'da!
Resim: Devrim Erbil, İstanbul, Galata Kulesi
Salı, Ocak 16, 2007
15 MAYIS 2007'e KADAR KATILIM ŞANSI VAR!
TeatrOrfeo - La biblioteca di babele
Bir samimi çağrı ki demeyin gitsin! Bu arada "Multimedia" için "Çoklubasın" kullanımı da dikkatimi çekti...
Buyrun:
"Italya'nin Torino kenti tiyatro ve kültürlerarasi iletisim derneklerinden Teatro Orfeo, "La Biblioteca di Babele" (Babil Kütüphanesi) adli ana dilde edebiyat ve çoklubasin(multimedya) yarismasinin ikinci sürümünü baslatiyor. Sen de katil! Eger ana dilinde amatörce film veya müzik yapiyorsan, siir, düz yazi veya tiyatro oyunu yaziyorsan ne bekliyorsun!? "
Bir samimi çağrı ki demeyin gitsin! Bu arada "Multimedia" için "Çoklubasın" kullanımı da dikkatimi çekti...
Buyrun:
"Italya'nin Torino kenti tiyatro ve kültürlerarasi iletisim derneklerinden Teatro Orfeo, "La Biblioteca di Babele" (Babil Kütüphanesi) adli ana dilde edebiyat ve çoklubasin(multimedya) yarismasinin ikinci sürümünü baslatiyor. Sen de katil! Eger ana dilinde amatörce film veya müzik yapiyorsan, siir, düz yazi veya tiyatro oyunu yaziyorsan ne bekliyorsun!? "
ANADOLU SANATÇILAR DERNEĞİ'NİN YENİ SERGİSİ: KARTAL'DA!
"2002 yılında kurulan Anadolu Sanatçılar Derneği , bugüne değin altısı yurtdışında toplam otuz dört sergi gerçekleştirdi.
Paris’te , Duisburg’da yada Cannes’da gerçekleştirdiğimiz sergilerle Anadolunun herhengi bir yerinde gerçekleştirdiğimiz sergiler arasında bir fark görmüyoruz.
35. sergimizi Kartal’da , dernek merkezinde gerçekleştireceğiz.
Sergimizin amacı , resimde desenin önemine vurgu yapmaktır.
Resimli dünyada tartışma kabul etmeyen bir gerçek var; gördüklerini, düşündüklerini yada düşlediklerini kalem veya füzen gibi araçlarla kağıda geçmeyi başaramayan,yani “desen sorunu” olan birinin ressam olabilmesi zordur. Bu nedenle ressam olmak isteyenlere şunu öneriyoruz : önce kalem, sonra yine kalem ve fırça!..
Yeni etkinliklerde buluşmak dileğiyle ."
Sadık VARER ( ASD Sözcüsü )
Sergiye katılan sanatçılar ve sanatçı adayları :
Ali Ekber ATAŞ - Ali Naki İLHAN - Aynur KIZILTAN - Aysun BARBAROS - Azimet KARAMAN - Bahar EMRE - Bahar ERGER - Baki DEMİR - Berna SAPAZ - Canan AKAR -Cevahir AYMA - Derya PARLAK - Dilek KILIÇ - Diren BALKANLI - Ferit ÇENGELLİ - Gültekin ŞAMLI - Hande ÇINAR - Hasan DEMİR - Hasan ÖKTEM - Hazel AĞAÇ - İlker VARER - Merve YILDIRIM - Meryem ŞİMŞEK - Necati BADEM - Nihal DOĞANAY - Nizamettin YILMAZ - Rüveyda TEZCAN - Sadık VARER - Selin AKSOY - Serpil AKTAŞ - Sevim AK - Sibel ERGÜN - Şefika İNCE - Tülay ER - Zarif POYRAZ - Zehra (SARI) BAŞOFLAS - Zeynep ÜNLÜ ve Züleyha DEMİR.
Sergi tarihi: 20 – 1 – 2007 / 5 – 2 – 2007.
Açılış kokteyli: 20 –1 –2007 . saat ; 17,30 – 19,30 arası.
Adres: Anadolu Sanatçılar Derneği ( Çırçır Cad. Atabey Apt. No, 12 / 1 .Kartal – İstanbul)
İletişim: 0216 353 48 54 e-posta ; varers@gmail.com
Web: http://www.anatoliart.com/
Paris’te , Duisburg’da yada Cannes’da gerçekleştirdiğimiz sergilerle Anadolunun herhengi bir yerinde gerçekleştirdiğimiz sergiler arasında bir fark görmüyoruz.
35. sergimizi Kartal’da , dernek merkezinde gerçekleştireceğiz.
Sergimizin amacı , resimde desenin önemine vurgu yapmaktır.
Resimli dünyada tartışma kabul etmeyen bir gerçek var; gördüklerini, düşündüklerini yada düşlediklerini kalem veya füzen gibi araçlarla kağıda geçmeyi başaramayan,yani “desen sorunu” olan birinin ressam olabilmesi zordur. Bu nedenle ressam olmak isteyenlere şunu öneriyoruz : önce kalem, sonra yine kalem ve fırça!..
Yeni etkinliklerde buluşmak dileğiyle ."
Sadık VARER ( ASD Sözcüsü )
Sergiye katılan sanatçılar ve sanatçı adayları :
Ali Ekber ATAŞ - Ali Naki İLHAN - Aynur KIZILTAN - Aysun BARBAROS - Azimet KARAMAN - Bahar EMRE - Bahar ERGER - Baki DEMİR - Berna SAPAZ - Canan AKAR -Cevahir AYMA - Derya PARLAK - Dilek KILIÇ - Diren BALKANLI - Ferit ÇENGELLİ - Gültekin ŞAMLI - Hande ÇINAR - Hasan DEMİR - Hasan ÖKTEM - Hazel AĞAÇ - İlker VARER - Merve YILDIRIM - Meryem ŞİMŞEK - Necati BADEM - Nihal DOĞANAY - Nizamettin YILMAZ - Rüveyda TEZCAN - Sadık VARER - Selin AKSOY - Serpil AKTAŞ - Sevim AK - Sibel ERGÜN - Şefika İNCE - Tülay ER - Zarif POYRAZ - Zehra (SARI) BAŞOFLAS - Zeynep ÜNLÜ ve Züleyha DEMİR.
Sergi tarihi: 20 – 1 – 2007 / 5 – 2 – 2007.
Açılış kokteyli: 20 –1 –2007 . saat ; 17,30 – 19,30 arası.
Adres: Anadolu Sanatçılar Derneği ( Çırçır Cad. Atabey Apt. No, 12 / 1 .Kartal – İstanbul)
İletişim: 0216 353 48 54 e-posta ; varers@gmail.com
Web: http://www.anatoliart.com/
Pazar, Ocak 14, 2007
NİĞDE KARATLI’DA ANTİK MEZARLAR
Aşağıdaki metni Sayın Fethi GÜRER e-posta ile yollamış bugün... "Elinize sağlık" diyerek aynen sunuyorum:
Güneş’in ilk ışıklarıyla yola çıktım. Amacım, Niğde Karatlı ve Dikilitaş bölgesi’ndeki kaya mezarları görmekti. Gerçekten bilen, gören için Niğde uçsuz bucaksız tarihi zenginliklerle dolu. Niğde- Kayseri yolundan sağa dönüş yaparak sağlı sollu etrafında patates tarlalarının uzandığı asfalt yoldan Merkeze 36 k
ilometre uzaklıktaki Karatlı Kasabası’na ulaştım. 1989 yılında belediye olan kasabada, belediye hizmet binası önünde bize rehberlik edecek olan Bülent Yılmaz ile buluştuk.
Bizans, Roma hatta daha ötesinin bölgede yerleştiğine dair çokça veri vardı. Kiminde kamyonetle yol aldık, kiminde tarlaları aşarak yürüdük.
Karatlı Kasabası’nın orta yerinde Romalılardan kalan tarihi kale ilk durağımız oldu. Kaleden geriye çok az bir bölüm kalmıştı. O kısımdaki surlarda duvar olarak kullanılıyordu. Görkemli olduğu kalıntılarından anlaşılan kalenin tamamı yıkılmıştı. Ayakta kalan çok az bir sur parçasının çevresi temizlenip bir pano koyularak kalıntı olarak yaşatılma şansı hala var. Dikkatlice bakınca kale surlarındaki taşlar Kemerhisar’daki Tyana kemer taşlarına benziyordu.
Kale ile ilgilendiğimizi gören vatandaşlar yanımıza geldi. Birçok değişik hikaye anlattılar. Hemen yanında bir yıkıntı göstererek, bu bölgede define çıktığını söylediler. Kale taşları çevredeki evlerde duvar taşı olarak kullanılmış. Niğde bölgesinde ovada kurulu izleri kalan tek yapı olan kalenin yakınında bir yıkıntıya doğru yürüdük. Manastır olduğu söylenen yapıda yerle bir olmuştu. Yıkıntılar içinde bir kovuk görülüyordu. Bu yapıdan açılan bir giriş ile metrelerce uzanan bir yeraltı şehrine ulaşıldığını söylediler. Giriş ağzını temizledik ama içine girmeye cesaret edemedik.
Karatlı kalesi, manastır ve çevredeki evler dikkate değer yapılardı. Birkaç ev resmi çekince kasabalının biri “aman hemşehrim fazla çekme, define var diye gece evi yıkarlar” dedi. Bölgedeki durumu anlatan en iyi söz işte bu cümlede gizli idi.
Karatlı Kasabası kaya mezarlarının olduğu yere doğru yola devam ettik. Kayardı’yı geçtikten sonra çıkış yönünde uzanan vadi de çok sayıda kaya mezarı karşımıza çıktı. Kasabanın güney batısında yer alan bölgede vadinin iki yanında kaya mezarları dikkat çeker biçimde görülüyordu. 15 tane kaya mezar ilk göze çarpanlardı. Gördüğümüz kadarıyla bu vadi bir dere yatağıydı ve zaman içinde dolmuş, vadi özelliğini yitirmiş. Temizlendiğinde mutlaka daha çok kaya mezar açığa çıkabilir düşüncesi ile çevreye baktım. Vadinin güney yamacında 11 kuzey yamacında 4 kaya mezar girişi vardı. Bir kaya meza
r havaya uçurulmuş, anlaşılan bir şeyler aranmış keza çevrede çok sayıda yer oyulmuş, kaya mezar içleri de talan edilmişti. Vadide kasabaya yakın bölgedeki Kaya mezarın birisi diğerlerinden farklı olarak iki katlı idi. Sanıyorum, dönemin önemli kişilerinden birisine ait bir mezar olsa gerek. Kaya mezar kapıları kare ya da dikdörtgen ve bazıları kemerli yapılmış, bir kişinin gireceği genişlikte. Kayalara oyularak yapılan mezar içlerinde kiminde iki kiminde üç mezar yeri, oturma alanı ve bazılarında da duvara yapılmış çizimler vardı. En ilginç olanı görülür durumda kalan dağ keçisini kovalayan köpek figürü olandı. Aşı boyası ile çizilen bu resim fotoraflanacak kadar günümüze gelen önemli bir değerdi.
Her Kaya mezar girişlerinde farklı işaretler bulunuyor. Bu işaretler belli ki bir şeyleri anlatıyor. Kayalık alan üzerinde yer alan ana kayaya oyulmuş mezar yerleri de vardı. Ne yazık ki; Niğde genelinde olduğu gibi kaçak kazı yapanlar tarafından bölge talan edilmişti. Roma döneminden kaldığı varsayılan kaya mezarlar görülmeye değer dünü anlatan belgeler.
Kaya mezarları için gezi yolları yapılması, tanıtım panoları koyulması ve ilgi çekecek tanıtımlar yapılması gerekirdi.
Kaya mezarların olduğu vadiden bir kilometre ötede kasaba mezarlığı var. Bu alanda eski dikili mezar taşları da ilginç, üzerlerinde bir işaret yok ama farklı özellikte dikili taşlar var. Yolumuza devam ediyoruz. Şifan(yulaf) ekili tarlalardan araç ile gidemez olunca yürüyerek lahitleri andıran mezar taşlarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Gördüklerimiz şaşkınlığımızı artırıyor. Karatlı Tatarlar Mezarlığı olarak tanımlanan alan 24. 01. 1991 tarihinde 947 sayılı karar ile Tarihi sit alanı olarak belirlenmiş, Ne yazık ki Sit alanın korunmadığı gibi bir bölümü yok edilip bir de verici direği dikilmiş. Duvar ile çevrili alanda 20’den fazla lahit taşını andıran mezar yeri var. Bazılarında bulunan şekiller, yazılar ve Semboller Hitit dönemindeki işaretlere benziyor. Bir tek farklı taş ise Osmanlıca yazılı bir mermer taşı. Bu taşın bulunduğu yerden alındığı ancak kendiliğinden sonra tekrar geldiği anlatılıyor. Bölge halkı tarafından orada yatanın önemli bir zat olduğuna inanılıyor. En azından bu sayede mezar taşı parçalanmaktan kurtulmuş.
Çevrede kaçak define avcıları tarafından oyulmuş yerler var. Taşların çoğu yerinden oynatılmış. Kiminin mezarları dahi parçalamış. Birden çok çocuk mezarı da o arada dikkat çekiyor. İlginç bir
durumda bu tarihi mezar alanına yeni cenazelerinde koyuluyor olması. İnanılır gibi değil. Kapısı olmayan duvardan girişe müsait bu alanda da yağma var.
Niğdenin bilinmeyen bir yüzünü daha ilgi ile geziyoruz. Amasya’daki kaya mezarlarına benzeyen ama bilinmeyen, tanıtılmayan kaya mezarlarından sonra talan edilmiş lahiti andıran mezar taşları ile üzüntüyü yaşıyoruz. Bir il bu denli sahipsiz kalır mı?
Karatlı Kasabası’ndan rehberliğimizi yapan Bülent Yılmaz’a ‘kuş figürleri olan’ mezarlığı soruyoruz. ‘O yer ovada’ diyor ve kasabanın içine geri dönüyoruz. 5 bin nüfuslu bir belediye olan kasabada bu sefer ovada yol alıyoruz. Otomobil ile gidilemediği için kamyonetle yola devam ediyoruz. Patates tarlalarını aşıyoruz. Yollar çamur. Zor bir yolculukla önce Kırkgöz Mağaralarına ulaşıyoruz. Çevrede onlarca yeraltı yapısı var. Bu bölgede batık bir kent karşımıza çıkıyor. Bir giriş yeraltı şehrine açılıyor. Girenlerin bir süre sonra koşullar nedeni ile geri döndüğü bu yeraltı şehri dışında çok sayıda odalı yapı var. Yeraltındaki yapıların hemen yanındaki kayalara oyulmuş kağnı izlerinin yer aldığı İpek Yolu olduğu söylenen yol net olarak görünüyor. Bölge inceleme araştırma ve ilgi için bekliyor. Kalıntıların birinden diğerine geze geze yoruluyoruz. Duvarlarda şekil yok ama kimi tahripte edilmiş olsa onca yerleşim alanı bölgede yer alıyor. Daha önceki lahit mezarları andıran taşlarla yapılmış mezarlığa ulaşıyoruz. İnanılır gibi değil ama bu yerde belediye sondaj vurmuş ve ağaçlandırma çalışmaları yapıyor. Oysa kimi lahit taşları toprağa gömülü duruyor. İçlerinden birisindeki kuş kabartmaları dikkat çekiyor. Çevredeki her lahit birbirinden farklı ama hepsi altı oyulmuş, yer değiştirmiş. Burada da mezarlar açılıp içinde bir şeyler aranmış, taşları ise taşımak olası olmadığı için bırakmışlar.
Bu arada köylüler de bizi defineci sanarak etraftaki tarlalardan yanımıza geliyorlar. Resim çektiğimizi görünce rahatlıyorlar. Öylesine talan edilmiş ki çoğu lahit yerinden oynatılmış. Bu arada köylüler patates tarlalarından toprağı sürerken halen kemik çıktığını anlatıyorlar. İki lahit mezar taşından oluşan alanın da etrafı çevrilmiş ama kapısı yok.
Bölgede mutlaka çok kapsamlı bir kazı ile araştırma yapılırsa inanılmaz bulgulara erileceği görünenlerden anlaşılıyor.
Bizans, Roma hatta daha ötesinin bölgede yerleştiğine dair çokça veri vardı. Kiminde kamyonetle yol aldık, kiminde tarlaları aşarak yürüdük.
Karatlı Kasabası’nın orta yerinde Romalılardan kalan tarihi kale ilk durağımız oldu. Kaleden geriye çok az bir bölüm kalmıştı. O kısımdaki surlarda duvar olarak kullanılıyordu. Görkemli olduğu kalıntılarından anlaşılan kalenin tamamı yıkılmıştı. Ayakta kalan çok az bir sur parçasının çevresi temizlenip bir pano koyularak kalıntı olarak yaşatılma şansı hala var. Dikkatlice bakınca kale surlarındaki taşlar Kemerhisar’daki Tyana kemer taşlarına benziyordu.
Kale ile ilgilendiğimizi gören vatandaşlar yanımıza geldi. Birçok değişik hikaye anlattılar. Hemen yanında bir yıkıntı göstererek, bu bölgede define çıktığını söylediler. Kale taşları çevredeki evlerde duvar taşı olarak kullanılmış. Niğde bölgesinde ovada kurulu izleri kalan tek yapı olan kalenin yakınında bir yıkıntıya doğru yürüdük. Manastır olduğu söylenen yapıda yerle bir olmuştu. Yıkıntılar içinde bir kovuk görülüyordu. Bu yapıdan açılan bir giriş ile metrelerce uzanan bir yeraltı şehrine ulaşıldığını söylediler. Giriş ağzını temizledik ama içine girmeye cesaret edemedik.
Karatlı kalesi, manastır ve çevredeki evler dikkate değer yapılardı. Birkaç ev resmi çekince kasabalının biri “aman hemşehrim fazla çekme, define var diye gece evi yıkarlar” dedi. Bölgedeki durumu anlatan en iyi söz işte bu cümlede gizli idi.
Karatlı Kasabası kaya mezarlarının olduğu yere doğru yola devam ettik. Kayardı’yı geçtikten sonra çıkış yönünde uzanan vadi de çok sayıda kaya mezarı karşımıza çıktı. Kasabanın güney batısında yer alan bölgede vadinin iki yanında kaya mezarları dikkat çeker biçimde görülüyordu. 15 tane kaya mezar ilk göze çarpanlardı. Gördüğümüz kadarıyla bu vadi bir dere yatağıydı ve zaman içinde dolmuş, vadi özelliğini yitirmiş. Temizlendiğinde mutlaka daha çok kaya mezar açığa çıkabilir düşüncesi ile çevreye baktım. Vadinin güney yamacında 11 kuzey yamacında 4 kaya mezar girişi vardı. Bir kaya meza
Her Kaya mezar girişlerinde farklı işaretler bulunuyor. Bu işaretler belli ki bir şeyleri anlatıyor. Kayalık alan üzerinde yer alan ana kayaya oyulmuş mezar yerleri de vardı. Ne yazık ki; Niğde genelinde olduğu gibi kaçak kazı yapanlar tarafından bölge talan edilmişti. Roma döneminden kaldığı varsayılan kaya mezarlar görülmeye değer dünü anlatan belgeler.
Kaya mezarları için gezi yolları yapılması, tanıtım panoları koyulması ve ilgi çekecek tanıtımlar yapılması gerekirdi.
Kaya mezarların olduğu vadiden bir kilometre ötede kasaba mezarlığı var. Bu alanda eski dikili mezar taşları da ilginç, üzerlerinde bir işaret yok ama farklı özellikte dikili taşlar var. Yolumuza devam ediyoruz. Şifan(yulaf) ekili tarlalardan araç ile gidemez olunca yürüyerek lahitleri andıran mezar taşlarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Gördüklerimiz şaşkınlığımızı artırıyor. Karatlı Tatarlar Mezarlığı olarak tanımlanan alan 24. 01. 1991 tarihinde 947 sayılı karar ile Tarihi sit alanı olarak belirlenmiş, Ne yazık ki Sit alanın korunmadığı gibi bir bölümü yok edilip bir de verici direği dikilmiş. Duvar ile çevrili alanda 20’den fazla lahit taşını andıran mezar yeri var. Bazılarında bulunan şekiller, yazılar ve Semboller Hitit dönemindeki işaretlere benziyor. Bir tek farklı taş ise Osmanlıca yazılı bir mermer taşı. Bu taşın bulunduğu yerden alındığı ancak kendiliğinden sonra tekrar geldiği anlatılıyor. Bölge halkı tarafından orada yatanın önemli bir zat olduğuna inanılıyor. En azından bu sayede mezar taşı parçalanmaktan kurtulmuş.
Çevrede kaçak define avcıları tarafından oyulmuş yerler var. Taşların çoğu yerinden oynatılmış. Kiminin mezarları dahi parçalamış. Birden çok çocuk mezarı da o arada dikkat çekiyor. İlginç bir
Niğdenin bilinmeyen bir yüzünü daha ilgi ile geziyoruz. Amasya’daki kaya mezarlarına benzeyen ama bilinmeyen, tanıtılmayan kaya mezarlarından sonra talan edilmiş lahiti andıran mezar taşları ile üzüntüyü yaşıyoruz. Bir il bu denli sahipsiz kalır mı?
Karatlı Kasabası’ndan rehberliğimizi yapan Bülent Yılmaz’a ‘kuş figürleri olan’ mezarlığı soruyoruz. ‘O yer ovada’ diyor ve kasabanın içine geri dönüyoruz. 5 bin nüfuslu bir belediye olan kasabada bu sefer ovada yol alıyoruz. Otomobil ile gidilemediği için kamyonetle yola devam ediyoruz. Patates tarlalarını aşıyoruz. Yollar çamur. Zor bir yolculukla önce Kırkgöz Mağaralarına ulaşıyoruz. Çevrede onlarca yeraltı yapısı var. Bu bölgede batık bir kent karşımıza çıkıyor. Bir giriş yeraltı şehrine açılıyor. Girenlerin bir süre sonra koşullar nedeni ile geri döndüğü bu yeraltı şehri dışında çok sayıda odalı yapı var. Yeraltındaki yapıların hemen yanındaki kayalara oyulmuş kağnı izlerinin yer aldığı İpek Yolu olduğu söylenen yol net olarak görünüyor. Bölge inceleme araştırma ve ilgi için bekliyor. Kalıntıların birinden diğerine geze geze yoruluyoruz. Duvarlarda şekil yok ama kimi tahripte edilmiş olsa onca yerleşim alanı bölgede yer alıyor. Daha önceki lahit mezarları andıran taşlarla yapılmış mezarlığa ulaşıyoruz. İnanılır gibi değil ama bu yerde belediye sondaj vurmuş ve ağaçlandırma çalışmaları yapıyor. Oysa kimi lahit taşları toprağa gömülü duruyor. İçlerinden birisindeki kuş kabartmaları dikkat çekiyor. Çevredeki her lahit birbirinden farklı ama hepsi altı oyulmuş, yer değiştirmiş. Burada da mezarlar açılıp içinde bir şeyler aranmış, taşları ise taşımak olası olmadığı için bırakmışlar.
Bu arada köylüler de bizi defineci sanarak etraftaki tarlalardan yanımıza geliyorlar. Resim çektiğimizi görünce rahatlıyorlar. Öylesine talan edilmiş ki çoğu lahit yerinden oynatılmış. Bu arada köylüler patates tarlalarından toprağı sürerken halen kemik çıktığını anlatıyorlar. İki lahit mezar taşından oluşan alanın da etrafı çevrilmiş ama kapısı yok.
Bölgede mutlaka çok kapsamlı bir kazı ile araştırma yapılırsa inanılmaz bulgulara erileceği görünenlerden anlaşılıyor.
Niğde Müzesine en azından üzerinde şekiller olan mezar taşları taşınarak yazıları incelenip, bahçede bu ve bunlara benzer mezar taşlarının bulunduğu bir alan oluşturulamaz mı? Çünkü Dikilitaş ile Karatlı’da yer alan bunca kaya mezar ve o döneme ait bilgilere Niğde ile ilgili yazılmış kaynaklarda rastlamak olası değil. Bu nedenle ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor. Lahitlerdeki semboller incelenerek geçmişle ilgili detaylı bilgiye erişilebilir.
Hitit dönemi sembollerini andıran bu eserler incelenebilir. Sonradan konduğu anlaşılan Osmanlıca mezar taşı dahi okunduğunda bir özelliğin açığa çıkması bakımından önemlidir.
Mutlaka inceleme ve araştırma yapılmayı bekleyen bölgeden; ilgisizlikten yok olup giden tarihi düşünerek üzüntüyle ayrıldım. Umarım bu ve benzeri alanlarda gerekli çalışmalar kısa sürede başlatılır.
X X X X X
Cumartesi, Ocak 13, 2007
TANTANA: Tan Oral Sergisi...
TANTANA
Dostların Çizgileriyle Tan Oral Portreleri Sergisi
Tan Oral Önceki yıl “YÜZYÜZE” adıyla bir portreler sergisi açmış ve sergide yer alan çizimleri aynı adla yayımladığı bir kitapta toplamıştı.
Sergi ve kitabın tanıtımında ;
“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ın kalemine takılan, tanıdık, tanımadık yüzlerce bildik yüz çizimleri” sözleri yer alıyordu. Bu kez bu serginin tam zıdd ile karşılaşıyoruz ve“TANTANA” adıyla açılacak olan bu yeni serginin tanıtımında;
Dostların Çizgileriyle Tan Oral Portreleri Sergisi
Tan Oral Önceki yıl “YÜZYÜZE” adıyla bir portreler sergisi açmış ve sergide yer alan çizimleri aynı adla yayımladığı bir kitapta toplamıştı.
Sergi ve kitabın tanıtımında ;
“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ın kalemine takılan, tanıdık, tanımadık yüzlerce bildik yüz çizimleri” sözleri yer alıyordu. Bu kez bu serginin tam zıdd ile karşılaşıyoruz ve“TANTANA” adıyla açılacak olan bu yeni serginin tanıtımında;
“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ı kalemine takan, tanıdık tanımadık yüzlerce bildik çizer, onu benzetmeye çalıştılar” sözleri yer alıyor.
Sergi, Galata’da Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 18 Ocak 2007 Perşembe günü saat 18oo de açılıyor ve 25 Şubat’a kadar devam ediyor.
Sergi, Galata’da Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 18 Ocak 2007 Perşembe günü saat 18oo de açılıyor ve 25 Şubat’a kadar devam ediyor.
Salı, Ocak 09, 2007
SİDNEY'DEN PARİS'E YA DA TERSİ: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005" Sergisi
Fransızlar Video sanatının Pompidou Sanat Merkezi'yle örtüşen 40 yılını bir gezici sergiye dönüştürmüş: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005". İçinde Pompidou'nun yeni medyalar koleksiyonundaki en eski eser olan Nam June Paik'in "En Eski TV Aydır" ("The Moon is The Oldest TV") eserinden, günümüzün sürprizli, web-tabanlı pratiklerine kadar 30 kadar sanatçının işini barındıran sergi Şubat sonuna kadar Sidney, Avustralya'daki "Çağdaş Sanatlar Müzesi"nde (MCA) izlenebiliyor...
Niye mi buraya yazıyorum? Bu sitenin ziyaretçi istatistikleri dünyanın olmadık coğrafyalarından girilip okunduğunu gösteriyor, bir kere o yüzden. Bizden birileri oralardaysa bakarsınız bu bilgi işe yarar, gider gezerler! İkinci neden "MCA" web sitesini beğendim, paylaşmak için. Üçüncüsü de bu serginin etkileşimli gezilmesi amacıyla yapılmış ve aynı siteden indirebileceğiniz harika bir
broşür var! Bütün bunları da Rhizome'da gördüm!
Niye mi buraya yazıyorum? Bu sitenin ziyaretçi istatistikleri dünyanın olmadık coğrafyalarından girilip okunduğunu gösteriyor, bir kere o yüzden. Bizden birileri oralardaysa bakarsınız bu bilgi işe yarar, gider gezerler! İkinci neden "MCA" web sitesini beğendim, paylaşmak için. Üçüncüsü de bu serginin etkileşimli gezilmesi amacıyla yapılmış ve aynı siteden indirebileceğiniz harika bir
broşür var! Bütün bunları da Rhizome'da gördüm!
Perşembe, Aralık 21, 2006
SABAHATTİN ALİ'YE SAYGI...
Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 25 Aralık 2006 Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Sabahattin Âli gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin yirmincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Sabahattin Âli için hazırlanan belgesel filmle başlayacak…
Ali Kocatepe’nin Sabahattin Âli şiirlerinden yaptığı “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi” gibi unutulmaz bestelerini piyanoda seslendirip söyleyeceği gecede; Ali Fikirsindi, Aslıhan Özel, Başak Merev, Çağrı Merev, Çiğdem Üz, Evrim Şanlı, Sefer Boztaş, Sabur Ulus, Tülay Merev ve Veysel Kuyumcu’dan oluşan Grup Yeniden de “Aldırma Gönül” ve “Leylim Ley”in aralarında olduğu eserleri yorumlayacaklar…
Sabahattin Âli gecesinde, Gülsen Tuncer ustanın şiirlerini okurken Feyzi Tuna ve Yusuf Kurçenli yazarın yapıtlarından yaptıkları filmlerin öyküsünü anlatacaklar… Gecede Zeliha Berksoy’un konservatuardan öğrencileri de, Sabahattin Âli’nin yapıtlarını okuma tiyatrosu olarak seslendirecekler…
Yazarın kızı müzikbilimci ve eleştirmen Filiz Âli’nin de katılacağı programı Selen Domaç sunacak… Etkinlikte, Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Sennur Sezer ve Zeki Coşkun ustanın edebiyatçı yönü üzerine konuşacaklar…
“Ustalara Saygı” geceleri, 8 Ocak’ta İlber Ortaylı, 15 Ocak’ta Nâzım Hikmet ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısındaki cadde)
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin yirmincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Sabahattin Âli için hazırlanan belgesel filmle başlayacak…
Ali Kocatepe’nin Sabahattin Âli şiirlerinden yaptığı “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi” gibi unutulmaz bestelerini piyanoda seslendirip söyleyeceği gecede; Ali Fikirsindi, Aslıhan Özel, Başak Merev, Çağrı Merev, Çiğdem Üz, Evrim Şanlı, Sefer Boztaş, Sabur Ulus, Tülay Merev ve Veysel Kuyumcu’dan oluşan Grup Yeniden de “Aldırma Gönül” ve “Leylim Ley”in aralarında olduğu eserleri yorumlayacaklar…
Sabahattin Âli gecesinde, Gülsen Tuncer ustanın şiirlerini okurken Feyzi Tuna ve Yusuf Kurçenli yazarın yapıtlarından yaptıkları filmlerin öyküsünü anlatacaklar… Gecede Zeliha Berksoy’un konservatuardan öğrencileri de, Sabahattin Âli’nin yapıtlarını okuma tiyatrosu olarak seslendirecekler…
Yazarın kızı müzikbilimci ve eleştirmen Filiz Âli’nin de katılacağı programı Selen Domaç sunacak… Etkinlikte, Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Sennur Sezer ve Zeki Coşkun ustanın edebiyatçı yönü üzerine konuşacaklar…
“Ustalara Saygı” geceleri, 8 Ocak’ta İlber Ortaylı, 15 Ocak’ta Nâzım Hikmet ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısındaki cadde)
Pazartesi, Aralık 04, 2006
PANDOMİM: "JEROME MURAT"
Cumartesi, Aralık 02, 2006
"MUINAR"
"Saldırgan sarı, fazla sıcak... Denize dönüp soluklandım, yüzü yok, benim yüzümü kullanıyor, ellerimi, ayaklarımı... Sürekli konuşuyor, sesi yok, konuşuyor yine de, benim sesimle konuşuyor.
'Göğsümden sızıp içime yerleştin' dedim, 'bir adın var mı? Sana nasıl sesleneceğimi söylersen... Sözlerimizi ayıramayacak olsaydım, günümü zamanımı şaşırırdım.'
'Zaman sizin nerenizden tutuyor da güveniyorsunuz ona o kadar, bilmiyorum ki... Benim adım Muinar"...
Dün çıktı...
-----------------
"Muinar" ile ilgili olarak:
- Zeynep Oral / Cumhuriyet:
"Latife Tekin’den “MUİNAR” Ya da Kadının, Doğanın, Edebiyatın gücü…
Latife Tekin’in “Muinar” kitabını (Everest Yayınları) biraz önce bitirdim… Daha gözyaşlarım kurumadan içimden şöyle haykırdığımı duydum:“Muinar gel! Gel de yeryüzünde soluk alıp vermeye çalışan her insanın içinde uyan! Mulinar gel! Sakın terk etme bizi! Sana öyle çok ihtiyacımız var ki! Muinar gel! Gel ve her birimize ışık dilini öğret!” Sonra haykırışıma kahkahalar karıştı. İyi ki Latife Tekin var, iyi ki Muinar ışık dilini öğretti ona, ve O da, ışık diliyle Muinar’ın romanını yazdı diye, kadınlara ait tüm ruhlara şükrettim! "
(devamı burada)
- Latife Tekin ile "Muinar" üzerine yapılmış -ancak 12 Ocak 2007 itibarıyle herhangi bir yerde yayınlanmamış- son derece ilginç bir röportaj: MedyaTAVA da !
- Birgün Pazar- Latife Tekin'in kendi kaleminden "Muinar Rüyaları"
- Meral Tamer- Milliyet: "Biz kadınlar, dünyanın kız kardeşleri olarak yarından tezi yok, dünyamızı kurtarmak için kolları sıvamalıyız. Ben Latife Tekin'in peşinden gitmeye varım. Ya siz?"
Perşembe, Kasım 23, 2006
USTALARA SAYGININ KONUĞU ORHAN VELİ
Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 27 Kasım 2006 Pazartesi akşamı yapılacak olan Orhan Veli Kanık gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin on sekizincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yönettiği gece, Orhan Veli’nin kızkardeşi Fürüzan Yolyapan’ın arşivinden daha önce yayınlanmamış görüntülerle başlayacak… Daha sonra sahneye gelecek olan Mücap Ofluoğlu, Orhan Kahyaoğlu ve Sezai Sarıoğlu, ustanın kültür ve sanat dünyasındaki yerinden söz ederlerken, Ofluoğlu, Kanık’ın kendisine imzaladığı kitabı da izleyicilere göstererek şairle anılarını anlatacak… Alayça Öztürk’ün sunacağı etkinlikte, Atilla Şendil, Beyti Engin, Didem Erdoğan, Selen Domaç, Tolga Gülcüler ve Zeliha Berksoy Orhan Veli Kanık’tan şiirler okuyacaklar… Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılmış bestelerin de dinlenebileceği gecede, ustanın fotoğraflarından oluşan bir dia gösterisi de yapılacak.
“Ustalara Saygı” geceleri 11 Aralık’ta Rıfat Ilgaz, 25 Aralık’ta Sabahattin Âli ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısı)
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin on sekizincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yönettiği gece, Orhan Veli’nin kızkardeşi Fürüzan Yolyapan’ın arşivinden daha önce yayınlanmamış görüntülerle başlayacak… Daha sonra sahneye gelecek olan Mücap Ofluoğlu, Orhan Kahyaoğlu ve Sezai Sarıoğlu, ustanın kültür ve sanat dünyasındaki yerinden söz ederlerken, Ofluoğlu, Kanık’ın kendisine imzaladığı kitabı da izleyicilere göstererek şairle anılarını anlatacak… Alayça Öztürk’ün sunacağı etkinlikte, Atilla Şendil, Beyti Engin, Didem Erdoğan, Selen Domaç, Tolga Gülcüler ve Zeliha Berksoy Orhan Veli Kanık’tan şiirler okuyacaklar… Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılmış bestelerin de dinlenebileceği gecede, ustanın fotoğraflarından oluşan bir dia gösterisi de yapılacak.
“Ustalara Saygı” geceleri 11 Aralık’ta Rıfat Ilgaz, 25 Aralık’ta Sabahattin Âli ile sürecek…
Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısı)
İSVEÇ'İN "EL YAPIMI İLETİŞİM"İYLE "HARİKA TOKYO", VİYANA'DA "TÜRK GELİYOR!" ve BİR KONFERANS...
Bir haber bülteninin peşinden çıkılan web yolculuğu...
Kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında bir uluslararası diyalog ve işbirliği projesi olan ve kendini "el yapımı iletişim" diye konumlayan "Craft in Dialogue", son etkinlikleriyle ilgili bir haber bülteni yollamış. Haberlerin içindeki Tokyo Büyük Şehir Belediyesi tarafından Japonya'nın genel kültür politikası paralelinde sürdürülen "Tokyo Wonder Site" çalışmaları -hele "İstanbul 2010" da gözönüne alındığında- çok dikkat çekici. "Kültürü ve sanatı kent yaşamına katmanın laboratuvarı" diye özetlenebilecek bu projeye İsveçli tasarımcılar da katılmış... "Tokyo Wonder Site" yönetmeni Yusaku Imamura -özetle- diyor ki;
Eh işte, İsveçli tasarım grubu da dünyanın dört bir tarafından katılan diğerleri gibi, gidip 1 hafta orada yaşayıp, "Harika Tokyo" projesine katkıda bulunuyorsa, Imamura da Tokyo da hedefine biraz daha yaklaşmış oluyor... Çağdaş, kimlikli ve akıllı yerel yönetim yaklaşımı böyle birşeyler de değilse nedir?
İşte bütün bu girişe yol açan haber bülteninin özgün metni:
News from Craft in Dialogue
Nov/Dec 2006
Sweden’s Visual Arts Committee (Sveriges bildkonstnärsfond) has decided that, following the Craft in Dialogue project, support for international exchanges on the part of craft/design professionals will be given a greater share of Iaspis’ regular operations. Planning these operations has taken time because of the need for a more rigorous analysis. A final decision will be made by the Visual Arts Committee in October and this will be submitted to the executive of the Arts Grants Committee in December.
UNIQUE VISIT BY HELLA JONGERIUS
Don't miss a unique visit to Stockholm by Hella Jongerius (NL) arranged by Craft in Dialogue. Hella Jongerius will talk to Mark Isitt, Editor of Forum. In collaboration with the Nationalmuseum, Stockholm
Date: Tuesday 28 November at 6pm.
Venue: Nationalmuseum, Stockholm
Language: English
www.nationalmuseum.se
http://www.jongeriuslab.com/www.forumaid.com
We have updated the Craft in Dialogue website with new materials from the Netherlands and Japan. Thimo Te Duits, design curator at the Boijmans van Beuningen Museum in Rotterdam has written an article about Hella Jongerius's art specially for Craft in Dialogue. The article is an excellent introduction and preparation for the forthcoming discussion at the Nationalmuseum in Stockholm.
Craft in Dialogue has interviewed Joanna van der Zanden, artistic director of Platform 21 in Amsterdam. Plattform 21 is a highly innovative institution in the design field.
Craft in Dialogue is collaborating with Tokyo Wonder Site. Design group Front has taken part in their Creator-in-residence programme.
Photos of the residency are posted on the Craft in Dialogue website.
(Read more about Front’s visit to Tokyo: www.frontdesign.se
Front’s project at TWS www.frontdesign.se/sketchfurniture
Tokyo Wonder Site: www.tokyo-ws.org/english )
Ikko Yokoyama has conducted a very interesting interview with Japanese curator and professor Hisako Hara dealing with a wide range of (art) topics.
Check our website for further information: http://www.iaspis.com/craftcraft
- - - - - -
O da ne? "Türkler ve Sarı Tehlike" mi???
Tam bu konuyu kapatacakken, "Craft in Dialog' web sitesinin arşivine de bir göz atayım" demiştim ki, "THE TURK IS COMING AND THE YELLOW PERIL IS ALREADY HERE" ("Türk Geliyor ve İstilacı Sarı Irk Çoktan Burada") diye bir makale başlığı... Seramik sanatçısı ve "el yapımı iletişim" projesinin yöneticilerinden Päivi Ernkvist 2005'te, Mart ayında yazmış
bu makaleyi. Ernkvist, Viyana'da "Die Kunsthalle" sanat müzesinde açılan Türklerle ilgili bir sergi haberi ile başladığı makalede, müze cephesinin ay yıldızlı bayrakla donatıldığını belirtiyor. Bu yaklaşımın "Viyana kuşatmasında tamamlanamayanın" şimdi "Türkiye'nin AB'ne girişi ile tamamlandığı yolunda bir provokasyon" olarak değerlendirildiğine dikkat çekiyor. Başlıktaki "Sarı tehlike"nin ise Türklerle doğrudan ilgisi yok. "Sarı tehlike" metaforu, yazarın Viyana'nın yine önemli uygulamalı ve çağdaş sanat müzelerinden MAK'ta yapılan ve Çin sanatının Avrupa sanatını nasıl etkilediğini kanıtlamayı amaçlayan çalışmalara bir gönderme. Yazar, Avrupa'nın "yabancı" saydığının aslında onun "çoktan içinde" olduğunu söylüyor. Yüzeyi biraz kazıyınca altından çıkan bu kültürel iletişimin bugünkü Avrupa'nın büyümesi için çok önemli olduğunu da ekleyerek...
Ne rastlantı! Tam da bugün, İstanbul'da, İsveç Araştırma Enstitüsü'nde bir konferans var. Konusu: "Johan-David Åkerblad – 18. yüzyıl sonlarındaki Şark konusunda uzman İsveçli". Åkerblad'ın İstanbul'daki çalışmalarını kapsayan Konferansı aynı konuda uzman Fredrik Thomasson verecek...
Baş ya da değil, AB müzakerecilerimizin ya da onların danışmanlarının bu gibi bilgi belge kaynaklarını görmesi/bilmesi herhalde iyi olurdu...
Kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında bir uluslararası diyalog ve işbirliği projesi olan ve kendini "el yapımı iletişim" diye konumlayan "Craft in Dialogue", son etkinlikleriyle ilgili bir haber bülteni yollamış. Haberlerin içindeki Tokyo Büyük Şehir Belediyesi tarafından Japonya'nın genel kültür politikası paralelinde sürdürülen "Tokyo Wonder Site" çalışmaları -hele "İstanbul 2010" da gözönüne alındığında- çok dikkat çekici. "Kültürü ve sanatı kent yaşamına katmanın laboratuvarı" diye özetlenebilecek bu projeye İsveçli tasarımcılar da katılmış... "Tokyo Wonder Site" yönetmeni Yusaku Imamura -özetle- diyor ki;
...Yaratıcılık bizi insan olarak diğer canlılardan ayıran şeydir. Zaten
canlı olmak yaratıcı bir etkinliğe bağlı olmak demektir. Onların farklı şeyler
olduğunu düşünmeye eğilimli olmamıza rağmen, aslında politika
ve ekonomi de yaratıcı çalışma biçimlerindendir....
...Büyük kentlerde yaratıcılığın türlü biçimleri çeşitleri birbiriyle
buluşur, karışır... Tokyo büyükkentinde de yaratıcılığın her türünün
filizlendiğini söylemek kesinlikle doğru olur. "Tokyo Wonder Site" (TWS) bu
bağlamda sürekli diyalog ve görüş ve değerlerin değiş tokuş edildiği bir
yer olmayı amaçlamaktadır. Çünkü dünya her ne kadar küçüldüyse de hala gerçek anlamda bir diyalog yok...
Eh işte, İsveçli tasarım grubu da dünyanın dört bir tarafından katılan diğerleri gibi, gidip 1 hafta orada yaşayıp, "Harika Tokyo" projesine katkıda bulunuyorsa, Imamura da Tokyo da hedefine biraz daha yaklaşmış oluyor... Çağdaş, kimlikli ve akıllı yerel yönetim yaklaşımı böyle birşeyler de değilse nedir?
İşte bütün bu girişe yol açan haber bülteninin özgün metni:
News from Craft in Dialogue
Nov/Dec 2006
Sweden’s Visual Arts Committee (Sveriges bildkonstnärsfond) has decided that, following the Craft in Dialogue project, support for international exchanges on the part of craft/design professionals will be given a greater share of Iaspis’ regular operations. Planning these operations has taken time because of the need for a more rigorous analysis. A final decision will be made by the Visual Arts Committee in October and this will be submitted to the executive of the Arts Grants Committee in December.
UNIQUE VISIT BY HELLA JONGERIUS
Don't miss a unique visit to Stockholm by Hella Jongerius (NL) arranged by Craft in Dialogue. Hella Jongerius will talk to Mark Isitt, Editor of Forum. In collaboration with the Nationalmuseum, Stockholm
Date: Tuesday 28 November at 6pm.
Venue: Nationalmuseum, Stockholm
Language: English
www.nationalmuseum.se
http://www.jongeriuslab.com/www.forumaid.com
We have updated the Craft in Dialogue website with new materials from the Netherlands and Japan. Thimo Te Duits, design curator at the Boijmans van Beuningen Museum in Rotterdam has written an article about Hella Jongerius's art specially for Craft in Dialogue. The article is an excellent introduction and preparation for the forthcoming discussion at the Nationalmuseum in Stockholm.
Craft in Dialogue has interviewed Joanna van der Zanden, artistic director of Platform 21 in Amsterdam. Plattform 21 is a highly innovative institution in the design field.
Craft in Dialogue is collaborating with Tokyo Wonder Site. Design group Front has taken part in their Creator-in-residence programme.
Photos of the residency are posted on the Craft in Dialogue website.
(Read more about Front’s visit to Tokyo: www.frontdesign.se
Front’s project at TWS www.frontdesign.se/sketchfurniture
Tokyo Wonder Site: www.tokyo-ws.org/english )
Ikko Yokoyama has conducted a very interesting interview with Japanese curator and professor Hisako Hara dealing with a wide range of (art) topics.
Check our website for further information: http://www.iaspis.com/craftcraft
- - - - - -
O da ne? "Türkler ve Sarı Tehlike" mi???
Tam bu konuyu kapatacakken, "Craft in Dialog' web sitesinin arşivine de bir göz atayım" demiştim ki, "THE TURK IS COMING AND THE YELLOW PERIL IS ALREADY HERE" ("Türk Geliyor ve İstilacı Sarı Irk Çoktan Burada") diye bir makale başlığı... Seramik sanatçısı ve "el yapımı iletişim" projesinin yöneticilerinden Päivi Ernkvist 2005'te, Mart ayında yazmış
Ne rastlantı! Tam da bugün, İstanbul'da, İsveç Araştırma Enstitüsü'nde bir konferans var. Konusu: "Johan-David Åkerblad – 18. yüzyıl sonlarındaki Şark konusunda uzman İsveçli". Åkerblad'ın İstanbul'daki çalışmalarını kapsayan Konferansı aynı konuda uzman Fredrik Thomasson verecek...
Baş ya da değil, AB müzakerecilerimizin ya da onların danışmanlarının bu gibi bilgi belge kaynaklarını görmesi/bilmesi herhalde iyi olurdu...
Çarşamba, Kasım 22, 2006
KÜLTÜR MİRASININ KORUNMASINDA İTALYAN MİMARİ RESTORASYON ve KENTSEL DÖNÜŞÜM DENEYİMLERİ, MALZEMELERİ ve TEKNOLOJİLERİ SEMİNERİ: 12-13 ARALIK 2006
12 Aralık 2006 tarihindeki seminerde, İtalya’daki mimari restorasyon ve kentsel dönüşüm konusunda uzman danışmanlar, üniversitelerden profesörler ve özel firma yetkilileri İtalya’da ve dünyada uyguladıkları teknolojik yenilikleri, kullanılan malzemeleri ve deneyimlerini, İstanbul’daki ve Türkiye’deki kültür miraslarının korunmasında ve restorasyonunda uygulanması amacı ile, Türkiye’de bu sektörde faaliyet gösteren firmalara, mimarlara, kamu yetkililerine ve üniversite camiasına aktaracaklar.
Aynı gün öğleden sonra İtalyan ve Türk firmaları arasında ikili görüşmeler düzenleniyor.
Seminere ve ikili görüşmelere katılım için etkinliğin web sitesinde bulunan katılım formunun mutlaka doldurulması gerekiyor.
Katılım ücretsiz olup simultane tercüman servisi mevcut. "Kültür Miraslarının Korunmasında İtalyan Mimari Restorasyon ve Kentsel Dönüşüm Deneyimleri, Malzemeleri ve Teknolojileri" semineri ve ikili görüşmeleri, Türk ve İtalyan firmalarını ve yetkililerini biraraya getirerek karşılıklı işbirliklerinin kurulması amacıyla düzenleniyor.
Seminerin ayrıntılı programı şurada. Italyan katılımcı firmaların hangileri olduğu ve haklarındaki ayrıntılı bilgi burada.
[Bu etkinliğin 2002 yılında yapılanı hakkında da bir haber yazmışım ben: O da burada !]
Etkinlik süresince 9.30 - 17.00 saatleri arasında bir "Sergi"de açık olacak. Bu Sergide İtalyanların restorasyonda kullandıkları teknolojiler, malzemeler ve ekipmanların neler olduğu, ilintili projelerin panelleri üzerinde fotoğraflar ve projeksiyonla anlatılacak.
Pazartesi, Kasım 20, 2006
YEKTA KARA'NIN SOYUT CADILARI...
400. YILDÖNÜMÜNDE "MACBETH"
Yekta Kara'nın soyut bir anlayışla sahneye koyduğu, oyunun omurgasını oluşturan cadılara farklı anlamlar yükleyerek güç tutkusunu anlattığı "Macbeth" 23 yıllık bir aradan sonra İstanbul'da opera seyircisiyle yeniden buluşuyor.
Shakespeare'in dört büyük trajedisinden biri olan 'Macbeth' 400.yıldönümünde İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde sahneleniyor. 1606'da yazılıp oynanan oyun, ünlü italyan besteci Giuseppe Verdi'yi derinden etkilemiş, sanatçı ilk kez bir Shakespeare yapıtını ele alıp besteleyerek 'Macbeth'in opera seyircisine de ulaşmasını sağlamış. Shakespeare ile Verdi gibi iki büyük ustayı biraraya getiren,Verdi'nin erken dönem operaları içinde en çok sevdiği ve önemsediği opera olarak bilinen 'Macbeth', iktidar hırsının insanoğluna neler yaptırabileceğini bütün açıklığıyla sergiliyor.
Orkestrayı konuk şef Alexander Samoila'nın idare ettiği, dekorlarını Michael Scott'un, kostümlerini Şanda Zıpçı'nın yaptığı 'Macbeth' operasında koroyu Markus Baisch çalıştırmış.
Işık düzeni Ahmet Defne'nin.
Başrollerde Gökhan Koç, Perihan Nayır, Ayşe Tek, Murat Güney'in, öteki önemli rollerde ise Suat Arıkan, Necat Pınazoğlu, Gökhan Ürben, Hüseyin Likos, Turgut İpek, Şahin Öğüt, Deniz Erdoğan, Arzu Yüceer, Sevan Şencan, Barbaros Taştan'ın dönüşümlü olarak izleneceği 'Macbeth' operası perdelerini 25 Kasım'da açıyor.
Prömiyer: 25 Kasım Cumartesi, saat 15.30
Gala: 28 Kasım Salı, saat 20.00 (Daha ayrıntılı bilgi için resme ya da başlığa tıklayabilirsiniz)
Yekta Kara'nın soyut bir anlayışla sahneye koyduğu, oyunun omurgasını oluşturan cadılara farklı anlamlar yükleyerek güç tutkusunu anlattığı "Macbeth" 23 yıllık bir aradan sonra İstanbul'da opera seyircisiyle yeniden buluşuyor.
Orkestrayı konuk şef Alexander Samoila'nın idare ettiği, dekorlarını Michael Scott'un, kostümlerini Şanda Zıpçı'nın yaptığı 'Macbeth' operasında koroyu Markus Baisch çalıştırmış.
Işık düzeni Ahmet Defne'nin.
Başrollerde Gökhan Koç, Perihan Nayır, Ayşe Tek, Murat Güney'in, öteki önemli rollerde ise Suat Arıkan, Necat Pınazoğlu, Gökhan Ürben, Hüseyin Likos, Turgut İpek, Şahin Öğüt, Deniz Erdoğan, Arzu Yüceer, Sevan Şencan, Barbaros Taştan'ın dönüşümlü olarak izleneceği 'Macbeth' operası perdelerini 25 Kasım'da açıyor.
Prömiyer: 25 Kasım Cumartesi, saat 15.30
Gala: 28 Kasım Salı, saat 20.00 (Daha ayrıntılı bilgi için resme ya da başlığa tıklayabilirsiniz)
Pazar, Kasım 19, 2006
ECZACIBAŞI SANAL MÜZESİNDE "FT"
ECZACIBAŞI SANAL MÜZESİ- Fatma Tülin
Perşembe, Kasım 02, 2006
İSVEÇLİ AKADEMİSYEN Dr. WALLIS'ten konferans: "MÜZİK SEKTÖRÜNDE DİJİTAL HAKLAR"
Dr. Roger Wallis, “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferansta, dijital dünyada telif hakları (IPR) ve rekabet; AB’nin kültür ürünleri ve kültürel çeşitliliği ile ilgili olarak ithalat/ihracat konularını ele alacak. İngilizce yapılacak olan etkinlik ilgilenen herkesin katılımına açık olacak.
Tarih: 9 Kasım 2006, Perşembe
Saat: 16:00 –18.00
Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü,
AKO İnönü Cad. No. 28 Kuştepe, Şişli
Ayrıntılı bilgi için: Ceren NEFES 0212 311 53 05, cerenn@bilgi.edu.tr
Çarşamba, Kasım 01, 2006
AMELIE FILMININ MUZİĞİNİ DE SEVENLER İÇİN
Bir dostumuzun kızının yorumuyla:
YouTube - comptine d'un autre ete
YouTube - comptine d'un autre ete
Salı, Ekim 31, 2006
MEHMET SUCU YAZMIŞ BUGÜN: "Bu kuşak bir başka kuşak"
"ENTERNET" / MEHMET SUCU
Cumhuriyet, 31 Ekim 2006
---------------------------------------------------------------------------------
(Bu yazıda anlatılan "kuşak" aslında hallice geniş bir kesimi kapsıyor. Ama eminim "-Hah, işte tam da '68'i anlatmış" diyenler daha fazladır -benim gibi- belki... "d kuşağı" = "dinozor" eskiden olumsuz bağlamlar içerirdi, "yeniliğe direnç" gibi...
Kimler üstüne alındı, kimler alınmadı, kimler alınanlara alınacak, kimler hiç aldırmayacak bilemem. Ama ben bu yazıyı çok önemsedim ve Sayın Sucu burada kullanmam için izin verdi, içten teşekkürle- A.T.)
---------------------------------------------------------------------------------
Bu kuşak bir başka kuşak
Her şeyden önce onlar mütevazı bir kuşak... Gelişmeye karşı koymadılar, aksine hep açık oldular, sadece yozlaşmaya karşı durmaya çalıştılar. Dürüst olmak adına, öğrendikleri değerlerden ödün vermemek adına dinozor diye suçlanmayı göze aldılar.
Dünyayı değiştirmek istediler. Daha güzel, daha insanca yaşamak, daha mutlu olmak istediler. Geleceğe bağlandıkları idealleri oldu. Bu idealler için kavga ettiler ve ediyorlar.
Hiçbir zaman tatminsiz olmadılar. Yetinmeyi bildikleri gibi istemeyi de ihmal etmediler. Sınırsız bir özveriyle yardımseverliğin ne olduğunu gösterdiler.
Hemen hiçbiri, hiçbir zaman içindeki çocuğu öldürmedi. Muzip bir hınzırlıkla eleştirdiler ve eleştiriyorlar. Hayatın her adımında yaşadıklarını sorguladılar.
Küreselleşmeci değil enternasyonalizmden yanaydılar. Irkçılığa, her boydan milliyetçiliğe karşı dünyanın emekçilerinin eylem birliğini savundular.
Örgütlü olmanın erdemini hep üstün tuttular. Bireyciliğin sekter bir tavır olduğunu vurguladılar. Yeraltında veya yasal mutlaka bir örgütle bağları oldu. Kendilerine ait zamanı bencilce kullanmak yerine kitlesel eylemlerde yer almak onları hep daha çok mutlu etti.
İnterneti siteler içinde daldan dala gezinmek yerine örgütlenmek için kullanmayı da ilk kez onlar denedi.
Dağlarda tek tek ateşleri ilk onlar yaktı. Barikatları ilk onlar kurdu. İnandıkları gibi yaşamayı ilk onlar felsefe edindi.
Emekten yana olmak, halktan yana olmak, emperyalizme karşı olmak en önemli üç kıstasları oldu. Onlar çok politize bir kuşak. Kitaplar üzerine tartışmak, özeleştiri istemek ve vermek gündelik yaşamın olmazsa olmazı onlar için.
Aşk ise politik kavgaların gölgesinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Ancak yaşama hep sevgiyle, tutkuyla bağlıydılar. Daha insancıl, daha yaşanılır bir dünya için çabaladılar. Geleceği kurtaracak olan onlara göre hiçbir zaman para olmadı. Gelecek sadece elbirliğiyle savaşarak daha güzel olabilirdi.
Bu kuşak aslında belirli bir yaş grubunu da temsil etmiyor. Onlara biz 'd kuşağı' diyelim. Yani dinozor kuşağı.
Dinozor birçoklarına göre küçümseme içeren bir kelime.. ancak aslında bize dayatılan yeni yoz yaşam biçimine karşı duran bir avuç insanı tanımlayan bir terim.
Her ne kadar büyüklerimiz dinozorluğu kendilerine ait bir tanım olarak kullansalar da.. hemen her yaş grubundan bu kuşağa mensup insan bulmak çok olası. Kalkın bir çevrenize bakın.. onlardan çok göreceksiniz. Onlardan biri belki bir köşede oturmuş sessizce kitap okuyordur. Belki Taksim'de düzenlenen bir eylemde bağırıyordur. Ya da hemen yanı başınızda sessizce yürüyordur.
Hâlâ birini göremedinizse ve bu gazetede bu yazıyı okuyorsanız en yakındaki aynaya bakın, onu tanıyacaksınız.
Cumhuriyet, 31 Ekim 2006
---------------------------------------------------------------------------------
(Bu yazıda anlatılan "kuşak" aslında hallice geniş bir kesimi kapsıyor. Ama eminim "-Hah, işte tam da '68'i anlatmış" diyenler daha fazladır -benim gibi- belki... "d kuşağı" = "dinozor" eskiden olumsuz bağlamlar içerirdi, "yeniliğe direnç" gibi...
Kimler üstüne alındı, kimler alınmadı, kimler alınanlara alınacak, kimler hiç aldırmayacak bilemem. Ama ben bu yazıyı çok önemsedim ve Sayın Sucu burada kullanmam için izin verdi, içten teşekkürle- A.T.)
---------------------------------------------------------------------------------
Bu kuşak bir başka kuşak
Her şeyden önce onlar mütevazı bir kuşak... Gelişmeye karşı koymadılar, aksine hep açık oldular, sadece yozlaşmaya karşı durmaya çalıştılar. Dürüst olmak adına, öğrendikleri değerlerden ödün vermemek adına dinozor diye suçlanmayı göze aldılar.
Dünyayı değiştirmek istediler. Daha güzel, daha insanca yaşamak, daha mutlu olmak istediler. Geleceğe bağlandıkları idealleri oldu. Bu idealler için kavga ettiler ve ediyorlar.
Hiçbir zaman tatminsiz olmadılar. Yetinmeyi bildikleri gibi istemeyi de ihmal etmediler. Sınırsız bir özveriyle yardımseverliğin ne olduğunu gösterdiler.
Hemen hiçbiri, hiçbir zaman içindeki çocuğu öldürmedi. Muzip bir hınzırlıkla eleştirdiler ve eleştiriyorlar. Hayatın her adımında yaşadıklarını sorguladılar.
Küreselleşmeci değil enternasyonalizmden yanaydılar. Irkçılığa, her boydan milliyetçiliğe karşı dünyanın emekçilerinin eylem birliğini savundular.
Örgütlü olmanın erdemini hep üstün tuttular. Bireyciliğin sekter bir tavır olduğunu vurguladılar. Yeraltında veya yasal mutlaka bir örgütle bağları oldu. Kendilerine ait zamanı bencilce kullanmak yerine kitlesel eylemlerde yer almak onları hep daha çok mutlu etti.
İnterneti siteler içinde daldan dala gezinmek yerine örgütlenmek için kullanmayı da ilk kez onlar denedi.
Dağlarda tek tek ateşleri ilk onlar yaktı. Barikatları ilk onlar kurdu. İnandıkları gibi yaşamayı ilk onlar felsefe edindi.
Emekten yana olmak, halktan yana olmak, emperyalizme karşı olmak en önemli üç kıstasları oldu. Onlar çok politize bir kuşak. Kitaplar üzerine tartışmak, özeleştiri istemek ve vermek gündelik yaşamın olmazsa olmazı onlar için.
Aşk ise politik kavgaların gölgesinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Ancak yaşama hep sevgiyle, tutkuyla bağlıydılar. Daha insancıl, daha yaşanılır bir dünya için çabaladılar. Geleceği kurtaracak olan onlara göre hiçbir zaman para olmadı. Gelecek sadece elbirliğiyle savaşarak daha güzel olabilirdi.
Bu kuşak aslında belirli bir yaş grubunu da temsil etmiyor. Onlara biz 'd kuşağı' diyelim. Yani dinozor kuşağı.
Dinozor birçoklarına göre küçümseme içeren bir kelime.. ancak aslında bize dayatılan yeni yoz yaşam biçimine karşı duran bir avuç insanı tanımlayan bir terim.
Her ne kadar büyüklerimiz dinozorluğu kendilerine ait bir tanım olarak kullansalar da.. hemen her yaş grubundan bu kuşağa mensup insan bulmak çok olası. Kalkın bir çevrenize bakın.. onlardan çok göreceksiniz. Onlardan biri belki bir köşede oturmuş sessizce kitap okuyordur. Belki Taksim'de düzenlenen bir eylemde bağırıyordur. Ya da hemen yanı başınızda sessizce yürüyordur.
Hâlâ birini göremedinizse ve bu gazetede bu yazıyı okuyorsanız en yakındaki aynaya bakın, onu tanıyacaksınız.
Pazartesi, Ekim 23, 2006
Cuma, Ekim 13, 2006
NOBEL GELDİ, HOŞGELDİ!
Georgia Brown, Nobel web sitesinde Orhan Pamuk hakkında bilgi veriyor...
Bu da Orhan Pamuk resmi web sitesi...
"Dışarı"dakiler şaşkın. İçerdekiler de "bileğinin hakkıyla mı aldı, yoksa politik mi"yi tartışıyor...
Ama bu ülkeye bir Nobel gelmesi son derece hoş geliyor kulağa...
Burada Nobel komitesi adına Orhan Pamuk ile yapılan telefon röportajının ses kaydı var: Röportaj
Aynı Röportajın metni ise şöyle:
"Culture means a mix of things from other sources"Telephone interview with Orhan Pamuk immediately following the announcement of the 2006 Nobel Prize in Literature, October 12, 2006. The interviewer is Adam Smith, Editor-in-Chief of Nobelprize.org.
[Orhan Pamuk] – Hello.
[Adam Smith] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please? Hello?
[OP] – Hello.
[AS] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please?
[OP] – Speaking.
[AS] – Oh, my name is Adam Smith and I'm calling from the official website of the Nobel Foundation in Stockholm.
[OP] – Yes.
[AS] – We have a tradition of recording very short conversations with new Laureates immediately after the announcements.
[OP] – OK.
[AS] – So, first of all, many, many congratulations on being awarded ...
[OP] – Oh, thank you very much. It's such a great honour.
[AS] – I gather you're in New York. What were you doing when you received the news?
[OP] – Oh, I was sleeping, and thinking that, in a hour, probably they will announce the Nobel Prize, and then someone would maybe tell me who won it. And then I'm thinking, so what am I going to do, what's today's work? And I'm a little bit sleepy. And then the phone call, and then I'm "Oh, it's already half past seven". You know, this is New York and I don't know the light, so I don't feel pretty ... And I answered, and they said I won the Nobel Prize.
[AS] – That's an extraordinary phone call to receive. There was an enormous cheer went up at the press conference when they announced the prize.
[OP] – Really, of that's great, I'm very happy to hear this. This is great.
[AS] – We've recorded it on the website so you can, when finally you get off the phone you can go and relive the moment.
[OP] – And also I saw so many journalists you know, wanted me to have it, so I'm pleased about that. I'm very pleased about all these details. Thank you very much, sir.
[AS] – You're the first ever Turkish writer to be awarded a Nobel Prize for Literature. Does that give the award a special significance for you?
[OP] – Well, unfortunately, that makes the thing very precious in Turkey, which is good for Turkey of course, getting this prize, but makes it more extra sensitive and political and it somehow tends to make it as a sort of a burden.
[AS] – Yes, because it's been quite a public year for you.
[OP] – Yes.
[AS] – So I imagine this will add to that. The citation for the award refers particularly to your "quest for the melancholic soul of (your) native city", and there's an extremely long tradition of writing about Istanbul, and in praise of Istanbul. Could you describe briefly what it is about the city that has acted as such a strong draw for people's imagination over the years?
[OP] – Well, it was at the edge of Europe, but different. So it was the closest ‘other'. And it was really both close and, in a way, other. Mysterious, strange, uncompromising and totally un-European in ways, although in its spirit there was such a great place for Europe [words unclear].
[AS] – And referring to the phrase "melancholic soul", how would you describe Istanbul to those who've never seen it?
[OP] – I would say that it's one of the early modern cities where modernity decayed earlier than expected. I would say that the ruins of the past gave the city its melancholy, along with its poverty. But then I would also say that it's now recovering from this melancholy, hopefully.
[AS] – And another facet of your writing that was particularly emphasized in the citation, from the Committee, is the way that you deal with the interactions between different cultures. And of course it's a cliché to say that Turkey lies at the crossroads between East and West, but it does presumably offer the perfect vantage point from which to view the cross-cultural interface?
[OP] – This meet of East and West and clash of civilizations, this is unfortunately one of the most dangerous and horrific ideas that have been produced in the last twenty years, and is now serving for... This fanciful idea is now unfortunately getting to be real, and this theory is serving the clash of civilizations and the deaths of so many people.
[AS] – Because historically there has really been much more mixing of cultures than is popularly supposed.
[OP] – Culture is mix. Culture means a mix of things from other sources. And my town, Istanbul, was this kind of mix. Istanbul, in fact, and my work, is a testimony to the fact that East and West combine cultural gracefully, or sometimes in an anarchic way, came together, and that is what we should search for. This is getting to be a good interview by the way.
[AS] – Thank you, that's very kind of you. Many of your characters might be said to embody multiple cultural influences. I mean your writing indicates that they're far from uniformly either Eastern or Western, it's a mix.
[OP] – Yes.
[AS] – Do you write solely in Turkish?
[OP] – Yes. I think I wrote some six or seven articles in English, in international magazines, in Times Literary Supplement, in Village Voice.
[AS] – So there are presumably ...
[OP] – But of course I'm a Turkish writer, essentially, and live in the language. Language is me, in a way. Really, I feel it.
[AS] – Right, and there are ideas that you can express in Turkish, I assume, that would be very hard to capture in other languages?
[OP] – Exactly. Because thinking is composed of two things; language and images, and then yeah, half of thinking is the language. I agree, yes sir, please ask the question.
[AS] – Well, could you give an example of a concept that ...
[OP] – Wow! I can of course, but not on the day that I have received the Nobel Prize.
[AS] – That's fair enough, you don't really have to answer any questions on the day you receive the Nobel Prize.
[OP] – Yeah, OK.
[AS] – You can say anything you like.
[OP] – OK, thank you very much sir.
[AS] – So then an easy question. I mean the award will encourage a lot of new readers to dip into your work for the first time. Where would you recommend they start? What would you suggest to people, and also ...
[OP] – Oh, depending on the reader of course; the reader who buys books because the writer has received the Nobel Prize should start with My Name is Red. The reader who has already read that book should continue with The Black Book. The reader who is interested in more contemporary issues and politics should go ahead with Snow, so forth and so on.
(Burada araya girip kısa bir çevirelim: AS Pamuk'u ilk kez okuyacak dünya vatandaşlarına tavsiyesini soruyor. O da Nobel'i aldığı için "Benim Adım Kırmızı"dan başlanabileceğini belirtip, onun okuyanın ardından KAra Kitap'ı okumasını salık veriyor. Daha çağdaş sorunlarla ilgilenenlere ise "KAr"ı tavsiye ediyor)
[AS] – Wonderful, wonderful. And if your readers are lucky enough to be able to read in multiple languages, but can't manage Turkish, do you have a recommendation for which language most excellently captures the spirit?
[OP] – Of course English is the world's language now, and that's the language I've been checking my books with, and I'm proud with my translator and I'm also confident. So, basically English translations.
[AS] – OK, thank you very much.
[OP] – Thanks, as you see I'm a dutiful good boy, I did my homework very well now.
[AS] – Very well indeed! No, I'm thrilled with your cooperation. Thank you very much.
[OP] – Bye, bye. I'm have to hang now because my agent is calling and others, so many responsibilities that I have to address.
[AS] – Of course, quite so, thank you for sparing the time. See you soon, bye, bye.
[OP] – OK, bye, bye.
Bu da Orhan Pamuk resmi web sitesi...
"Dışarı"dakiler şaşkın. İçerdekiler de "bileğinin hakkıyla mı aldı, yoksa politik mi"yi tartışıyor...
Ama bu ülkeye bir Nobel gelmesi son derece hoş geliyor kulağa...
Burada Nobel komitesi adına Orhan Pamuk ile yapılan telefon röportajının ses kaydı var: Röportaj
Aynı Röportajın metni ise şöyle:
"Culture means a mix of things from other sources"Telephone interview with Orhan Pamuk immediately following the announcement of the 2006 Nobel Prize in Literature, October 12, 2006. The interviewer is Adam Smith, Editor-in-Chief of Nobelprize.org.
[Orhan Pamuk] – Hello.
[Adam Smith] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please? Hello?
[OP] – Hello.
[AS] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please?
[OP] – Speaking.
[AS] – Oh, my name is Adam Smith and I'm calling from the official website of the Nobel Foundation in Stockholm.
[OP] – Yes.
[AS] – We have a tradition of recording very short conversations with new Laureates immediately after the announcements.
[OP] – OK.
[AS] – So, first of all, many, many congratulations on being awarded ...
[OP] – Oh, thank you very much. It's such a great honour.
[AS] – I gather you're in New York. What were you doing when you received the news?
[OP] – Oh, I was sleeping, and thinking that, in a hour, probably they will announce the Nobel Prize, and then someone would maybe tell me who won it. And then I'm thinking, so what am I going to do, what's today's work? And I'm a little bit sleepy. And then the phone call, and then I'm "Oh, it's already half past seven". You know, this is New York and I don't know the light, so I don't feel pretty ... And I answered, and they said I won the Nobel Prize.
[AS] – That's an extraordinary phone call to receive. There was an enormous cheer went up at the press conference when they announced the prize.
[OP] – Really, of that's great, I'm very happy to hear this. This is great.
[AS] – We've recorded it on the website so you can, when finally you get off the phone you can go and relive the moment.
[OP] – And also I saw so many journalists you know, wanted me to have it, so I'm pleased about that. I'm very pleased about all these details. Thank you very much, sir.
[AS] – You're the first ever Turkish writer to be awarded a Nobel Prize for Literature. Does that give the award a special significance for you?
[OP] – Well, unfortunately, that makes the thing very precious in Turkey, which is good for Turkey of course, getting this prize, but makes it more extra sensitive and political and it somehow tends to make it as a sort of a burden.
[AS] – Yes, because it's been quite a public year for you.
[OP] – Yes.
[AS] – So I imagine this will add to that. The citation for the award refers particularly to your "quest for the melancholic soul of (your) native city", and there's an extremely long tradition of writing about Istanbul, and in praise of Istanbul. Could you describe briefly what it is about the city that has acted as such a strong draw for people's imagination over the years?
[OP] – Well, it was at the edge of Europe, but different. So it was the closest ‘other'. And it was really both close and, in a way, other. Mysterious, strange, uncompromising and totally un-European in ways, although in its spirit there was such a great place for Europe [words unclear].
[AS] – And referring to the phrase "melancholic soul", how would you describe Istanbul to those who've never seen it?
[OP] – I would say that it's one of the early modern cities where modernity decayed earlier than expected. I would say that the ruins of the past gave the city its melancholy, along with its poverty. But then I would also say that it's now recovering from this melancholy, hopefully.
[AS] – And another facet of your writing that was particularly emphasized in the citation, from the Committee, is the way that you deal with the interactions between different cultures. And of course it's a cliché to say that Turkey lies at the crossroads between East and West, but it does presumably offer the perfect vantage point from which to view the cross-cultural interface?
[OP] – This meet of East and West and clash of civilizations, this is unfortunately one of the most dangerous and horrific ideas that have been produced in the last twenty years, and is now serving for... This fanciful idea is now unfortunately getting to be real, and this theory is serving the clash of civilizations and the deaths of so many people.
[AS] – Because historically there has really been much more mixing of cultures than is popularly supposed.
[OP] – Culture is mix. Culture means a mix of things from other sources. And my town, Istanbul, was this kind of mix. Istanbul, in fact, and my work, is a testimony to the fact that East and West combine cultural gracefully, or sometimes in an anarchic way, came together, and that is what we should search for. This is getting to be a good interview by the way.
[AS] – Thank you, that's very kind of you. Many of your characters might be said to embody multiple cultural influences. I mean your writing indicates that they're far from uniformly either Eastern or Western, it's a mix.
[OP] – Yes.
[AS] – Do you write solely in Turkish?
[OP] – Yes. I think I wrote some six or seven articles in English, in international magazines, in Times Literary Supplement, in Village Voice.
[AS] – So there are presumably ...
[OP] – But of course I'm a Turkish writer, essentially, and live in the language. Language is me, in a way. Really, I feel it.
[AS] – Right, and there are ideas that you can express in Turkish, I assume, that would be very hard to capture in other languages?
[OP] – Exactly. Because thinking is composed of two things; language and images, and then yeah, half of thinking is the language. I agree, yes sir, please ask the question.
[AS] – Well, could you give an example of a concept that ...
[OP] – Wow! I can of course, but not on the day that I have received the Nobel Prize.
[AS] – That's fair enough, you don't really have to answer any questions on the day you receive the Nobel Prize.
[OP] – Yeah, OK.
[AS] – You can say anything you like.
[OP] – OK, thank you very much sir.
[AS] – So then an easy question. I mean the award will encourage a lot of new readers to dip into your work for the first time. Where would you recommend they start? What would you suggest to people, and also ...
[OP] – Oh, depending on the reader of course; the reader who buys books because the writer has received the Nobel Prize should start with My Name is Red. The reader who has already read that book should continue with The Black Book. The reader who is interested in more contemporary issues and politics should go ahead with Snow, so forth and so on.
(Burada araya girip kısa bir çevirelim: AS Pamuk'u ilk kez okuyacak dünya vatandaşlarına tavsiyesini soruyor. O da Nobel'i aldığı için "Benim Adım Kırmızı"dan başlanabileceğini belirtip, onun okuyanın ardından KAra Kitap'ı okumasını salık veriyor. Daha çağdaş sorunlarla ilgilenenlere ise "KAr"ı tavsiye ediyor)
[AS] – Wonderful, wonderful. And if your readers are lucky enough to be able to read in multiple languages, but can't manage Turkish, do you have a recommendation for which language most excellently captures the spirit?
[OP] – Of course English is the world's language now, and that's the language I've been checking my books with, and I'm proud with my translator and I'm also confident. So, basically English translations.
[AS] – OK, thank you very much.
[OP] – Thanks, as you see I'm a dutiful good boy, I did my homework very well now.
[AS] – Very well indeed! No, I'm thrilled with your cooperation. Thank you very much.
[OP] – Bye, bye. I'm have to hang now because my agent is calling and others, so many responsibilities that I have to address.
[AS] – Of course, quite so, thank you for sparing the time. See you soon, bye, bye.
[OP] – OK, bye, bye.
İFSAK 1. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienali devam ediyor!
İFSAK'ın 20 senelik Fotoğraf Günleri tecrübesinin üzerine inşa ettiği ilk "Fotoğraf Bienali", 15 Eylül – 31 Ekim 2006 tarihleri arasında. Fotoğraf Bienali'nin bu seneki teması, "Kent: Kaos ve Büyü". Sergiler, tarihi Darphane-i Amire binaları, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Kargart, Taksim Sanat Galerisi, Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi, Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru ve İstiklal Caddesi gibi pek çok mekanda takip edilebiliyor. Fotoğraf Bienali, sergilerin yanında, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçılarının atölye çalışmalarına yer vermeye devam ediyor.
Ana Mekan: Tarihi Darphane-i Amire binaları, Sultanahmet
Sultanahmet'teki tarihi Darphane-i Amire binalarında, Magnum üyesi Gueorgui Pinkhassov'un "Sightwalk / Seyir Yürüyüşü" sergisi, Michal Macku, Keith Gerling ve Sandy King'in alternatif teknik sergileri, Vehbi Koca küratörlüğünde gerçekleşen "Kent: Kaos ve Büyü" (David Bate, Mitra Tabrizian, Bianca Kadic, Zadoc Nava, Anna Sherwin ve Vehbi Koca'nın fotoğraf ve videoları), Ceyiz Makal ve Nezaket Tekin'in fotoğrafları ve "Zincirleme" fotoğraf sergisi izlenebilir. Darphane-i Amire İstanbul Sokağı'nda ise, Murat Germen'in küratörlüğünü yaptığı "Kent ve Aidiyet" görülebilir.
Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru
Darphane-i Amire'den sonraki durak, Karaköy-Kadıköy seferi yapan Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru'ndaki "Şehir Hayali, Hayali Şehir" olabilir. Haluk Çobanoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı proje kapsamında, Asya ile Avrupa arasında gidip gelen vapurda, Alexandra Boulat, Dario Mitidieri, Jonas Bendiksen, Nicos Economopoulos, Stanley Greene ve Gökşin Varan'ın "masal" şehirlerden büyülü fotoğrafları sergileniyor.
Kargart
Kadıköy'e doğru devam edilirse, Kadıköy-Pendik minibüslerinde sergilenen, minibüsleri, şoförleri ve yolcuları, minibüs içindeki gündelik hayatı anlatan Fatih Pınar sergisi takip edilebilir. Kargart'a uğranırsa ise, Lana Slezic'in "Afganistan'da Kadınlar" başlıklı etkileyici çalışmasından bir seçki ile, Sisli Ayna (Bir düş, altı düşünüş) ve 24 fps (Hakan Babacan) görülebilir.
İstiklal Caddesi: "Fanus"
İstiklal Caddesi'ne çıkınca ise, Ömer Orhun'un küratörlüğünü üstlendiği "Fanus", izleyiciyi karşılıyor. Sergi, İstiklal Caddesi boyunca yürürken tellerde asılı fotoğraflara bakarak izlenebiliyor.
Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Beyoğlu
İstiklal Caddesi'nde yürürken, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'ndeki Alexander Rodchenko sergisi ziyaret edilmeli. Rus avangardının en önemli temsilcilerinden Rodchenko'nun eserleri, MIR Trade AG'nin desteğiyle, Türkiye'de ilk defa sergileniyor. 1891-1956 yılları arasında yaşayan sanatçının fotoğraflarının orijinal baskıları, 28 Ekim'e kadar Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nde görülebilecek.
İFSAK Sergi Salonları
Taksim'e gelmişken, İFSAK Sergi Salonları'ndaki Galina Manikova sergisiyle Bekir İnce ve Çağatay Göktan'ın çalışmaları izlenebilir.
Taksim Sanat Galerisi
Taksim Sanat Galerisi'ndeki "İstanbul'la Buluşma" ve "Prens Adaları" sergileri, İFSAK'ta bir araya gelen fotoğrafçıların birlikte ürettikleri projeler. İlteriş Tezer Atölyesi'nin "İstanbul'la Buluşma" sergisi ve İbrahim Zaman'ın küratörlüğüyle İstanbul'u Fotoğraflayanlar Grubu'nun gerçekleştirdiği "Prens Adaları", İstanbul'a yeni bir gözle bakan projeler.
Timurtaş Onan ve Sadık Demiröz küratörlüğündeki "Açık Alanlar, Parklar ve Meydanlar sergileri" ise, Ekim ayı boyunca şehrin çeşitli yerlerindeki sürprizli etkinliklerle devam edecek.
Fotoğraf Bienali kapsamındaki ortak etkinliklerden "Çocukların Gözüyle…" Odakule'nin karşı duvarlarında devam ediyor. İnta Ruka sergisi ise, İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde. Paralel etkinliklerden EPSON Fotoğraf Ödülleri sergisi, Goethe Institut – Teutonia Haus'ta izlenebiliyor. Timurtaş Onan'ın "Beyoğlu Geceleri" sergisi ise, Fransız Kültür Merkezi'nde 3-27 Ekim tarihleri arasında görülebilecek.
Fotoğraf Bienali eş sponsorları Sony ve a DSLR-A100 işbirliğiyle gerçekleştirilen "DSLR-A100 Performans: Haliç'te Bir Gün", Metro City alışveriş merkezinde 31 Ekim'e kadar devam edecek.
6-8 Ekim'deki Uluslararası Fotoğraf Forumu, Victor Burgin, David Bate ve Laura Padgett gibi fotoğraf sanatçıları ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda konuşulanların tam metinlerinden oluşan kitap, 2007 Haziran'ında yayımlanacak.
Ayrıntılı program ve içerik, www.ifsak.org.tr/bienal adresinden takip edilebilir. Broşür ve kitapçık, İFSAK merkezi, Darphane-i Amire ve Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nden edinilebilir. "Fanus" sergisinin kataloğu da aynı mekanlardan temin edilebilir.
İFSAK
İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak No: 34 / 2 Beyoğlu
212 245 34 60 bienal@ifsak.org.tr
Ana Mekan: Tarihi Darphane-i Amire binaları, Sultanahmet
Sultanahmet'teki tarihi Darphane-i Amire binalarında, Magnum üyesi Gueorgui Pinkhassov'un "Sightwalk / Seyir Yürüyüşü" sergisi, Michal Macku, Keith Gerling ve Sandy King'in alternatif teknik sergileri, Vehbi Koca küratörlüğünde gerçekleşen "Kent: Kaos ve Büyü" (David Bate, Mitra Tabrizian, Bianca Kadic, Zadoc Nava, Anna Sherwin ve Vehbi Koca'nın fotoğraf ve videoları), Ceyiz Makal ve Nezaket Tekin'in fotoğrafları ve "Zincirleme" fotoğraf sergisi izlenebilir. Darphane-i Amire İstanbul Sokağı'nda ise, Murat Germen'in küratörlüğünü yaptığı "Kent ve Aidiyet" görülebilir.
Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru
Darphane-i Amire'den sonraki durak, Karaköy-Kadıköy seferi yapan Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru'ndaki "Şehir Hayali, Hayali Şehir" olabilir. Haluk Çobanoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı proje kapsamında, Asya ile Avrupa arasında gidip gelen vapurda, Alexandra Boulat, Dario Mitidieri, Jonas Bendiksen, Nicos Economopoulos, Stanley Greene ve Gökşin Varan'ın "masal" şehirlerden büyülü fotoğrafları sergileniyor.
Kargart
Kadıköy'e doğru devam edilirse, Kadıköy-Pendik minibüslerinde sergilenen, minibüsleri, şoförleri ve yolcuları, minibüs içindeki gündelik hayatı anlatan Fatih Pınar sergisi takip edilebilir. Kargart'a uğranırsa ise, Lana Slezic'in "Afganistan'da Kadınlar" başlıklı etkileyici çalışmasından bir seçki ile, Sisli Ayna (Bir düş, altı düşünüş) ve 24 fps (Hakan Babacan) görülebilir.
İstiklal Caddesi: "Fanus"
İstiklal Caddesi'ne çıkınca ise, Ömer Orhun'un küratörlüğünü üstlendiği "Fanus", izleyiciyi karşılıyor. Sergi, İstiklal Caddesi boyunca yürürken tellerde asılı fotoğraflara bakarak izlenebiliyor.
Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Beyoğlu
İstiklal Caddesi'nde yürürken, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'ndeki Alexander Rodchenko sergisi ziyaret edilmeli. Rus avangardının en önemli temsilcilerinden Rodchenko'nun eserleri, MIR Trade AG'nin desteğiyle, Türkiye'de ilk defa sergileniyor. 1891-1956 yılları arasında yaşayan sanatçının fotoğraflarının orijinal baskıları, 28 Ekim'e kadar Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nde görülebilecek.
İFSAK Sergi Salonları
Taksim'e gelmişken, İFSAK Sergi Salonları'ndaki Galina Manikova sergisiyle Bekir İnce ve Çağatay Göktan'ın çalışmaları izlenebilir.
Taksim Sanat Galerisi
Taksim Sanat Galerisi'ndeki "İstanbul'la Buluşma" ve "Prens Adaları" sergileri, İFSAK'ta bir araya gelen fotoğrafçıların birlikte ürettikleri projeler. İlteriş Tezer Atölyesi'nin "İstanbul'la Buluşma" sergisi ve İbrahim Zaman'ın küratörlüğüyle İstanbul'u Fotoğraflayanlar Grubu'nun gerçekleştirdiği "Prens Adaları", İstanbul'a yeni bir gözle bakan projeler.
Timurtaş Onan ve Sadık Demiröz küratörlüğündeki "Açık Alanlar, Parklar ve Meydanlar sergileri" ise, Ekim ayı boyunca şehrin çeşitli yerlerindeki sürprizli etkinliklerle devam edecek.
Fotoğraf Bienali kapsamındaki ortak etkinliklerden "Çocukların Gözüyle…" Odakule'nin karşı duvarlarında devam ediyor. İnta Ruka sergisi ise, İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde. Paralel etkinliklerden EPSON Fotoğraf Ödülleri sergisi, Goethe Institut – Teutonia Haus'ta izlenebiliyor. Timurtaş Onan'ın "Beyoğlu Geceleri" sergisi ise, Fransız Kültür Merkezi'nde 3-27 Ekim tarihleri arasında görülebilecek.
Fotoğraf Bienali eş sponsorları Sony ve a DSLR-A100 işbirliğiyle gerçekleştirilen "DSLR-A100 Performans: Haliç'te Bir Gün", Metro City alışveriş merkezinde 31 Ekim'e kadar devam edecek.
6-8 Ekim'deki Uluslararası Fotoğraf Forumu, Victor Burgin, David Bate ve Laura Padgett gibi fotoğraf sanatçıları ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda konuşulanların tam metinlerinden oluşan kitap, 2007 Haziran'ında yayımlanacak.
Ayrıntılı program ve içerik, www.ifsak.org.tr/bienal adresinden takip edilebilir. Broşür ve kitapçık, İFSAK merkezi, Darphane-i Amire ve Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nden edinilebilir. "Fanus" sergisinin kataloğu da aynı mekanlardan temin edilebilir.
İFSAK
İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak No: 34 / 2 Beyoğlu
212 245 34 60 bienal@ifsak.org.tr
Perşembe, Ekim 12, 2006
ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ GENEL MERKEZİ’NDEN DUYURU VAR:
Dünyadaki sayılı Sümerologlardan biri olan 93 yaşındaki bilim kadını Muazzez İlmiye Çığ’a, “Vatandaşlık Tepkilerim” isimli kitabında başörtüsünün ilk olarak Sümerlere dayandığını yazdığı için dava açılmıştır. Çığ’ın yazdıkları kendi uydurmaları değil Sümer tabletlerinin bilimsel çevirisidir.
Çağdaş Türk bilim kadınlarının en değerli temsilcilerinden biri olan ve “tarihsel gerçekleri” yazdığı için kendisine dava açılan Çığ’a, derneğimiz tarafından Atatürk’ün 125. yaşı anısına, bir Atatürk kızı olarak “Çağdaş Yaşam Ödülü” verilecektir.
14 Ekim 2006 Cumartesi Saat 14.00
İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde
değerli basın mensuplarımızdan, aşağıdaki programla yapılacak etkinliğimizi izlemelerini ve yayın organlarında yer vermelerini bekliyoruz.
Saygılarımızla,
PROGRAM
14.00 – 14.10 Açılış ve saygı duruşu
14.10 – 14.20 Açılış Konuşması
Prof. Dr. Türkel Minibaş, ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı
Konuşmacılar
14.20– 14.40 Necdet Sakaoğlu, Tarihçi, yazar
14.40 – 15.00 Yard. Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, MSÜ Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
15.00– 15.10 Prof. Dr. Türkan Saylan tarafından
Sayın Muazzez İlmiye Çığ’a ödülün verilmesi
15.10 Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını imzalaması...
Çağdaş Türk bilim kadınlarının en değerli temsilcilerinden biri olan ve “tarihsel gerçekleri” yazdığı için kendisine dava açılan Çığ’a, derneğimiz tarafından Atatürk’ün 125. yaşı anısına, bir Atatürk kızı olarak “Çağdaş Yaşam Ödülü” verilecektir.
14 Ekim 2006 Cumartesi Saat 14.00
İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde
değerli basın mensuplarımızdan, aşağıdaki programla yapılacak etkinliğimizi izlemelerini ve yayın organlarında yer vermelerini bekliyoruz.
Saygılarımızla,
PROGRAM
14.00 – 14.10 Açılış ve saygı duruşu
14.10 – 14.20 Açılış Konuşması
Prof. Dr. Türkel Minibaş, ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı
Konuşmacılar
14.20– 14.40 Necdet Sakaoğlu, Tarihçi, yazar
14.40 – 15.00 Yard. Doç. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, MSÜ Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi
15.00– 15.10 Prof. Dr. Türkan Saylan tarafından
Sayın Muazzez İlmiye Çığ’a ödülün verilmesi
15.10 Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını imzalaması...
Cuma, Ekim 06, 2006
“AVRUPA NEREDE BAŞLIYOR BURADA MI ORADA MI?”
Geniş toplum kesimlerinin katılımına açık ve sürdürülebilir projeler ile, kurulduğu bölge olan Haliç ve çevresinde yaşayan gençlere kültür sanatla dolaysız iletişim kuracakları bir ortam sunmaya hazırlanan santralistanbul; Fransa, Bulgaristan ve İtalya ortaklığıyla “AVRUPA NEREDE BAŞLIYOR BURADA MI ORADA MI?” başlıklı uluslararası bir tiyatro projesine imza atıyor. Proje, somut sanat çalışmaları yoluyla değişik sosyal kesimlerden gelen gençleri bir araya getirecek. Projede öncelikle sosyal olarak ihmal edilmiş bölgeler hedefleniyor.
“Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje Image Aigue Tiyatrosu (Fransa) öncülüğünde, Türkiye’den santralistanbul, Bulgaristan’dan Gençlik ve Spor Sahne Ajansı ve İtalya’dan Palermo Fransız Kültür Merkezi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Kültürlerarası tiyatro çalışmaları yoluyla toplumda duyarlılık yaratmayı hedefleyen projenin ilerleyen aşamalarında Yunanistan, Makedonya, İspanya ve İngiltere’nin de katılması bekleniyor.
Proje; Fransa, Türkiye, Bulgaristan ve İtalya’da özellikle sosyal ve ekonomik yönden gelişmeye muhtaç bölgelerde gençlere tiyatro eğitimi vererek yerel bilinci geliştirmeyi ve çoktaraflı bir perspektiften yerel çalışmalar yürütmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında dört ülkede gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve seminerler Ocak 2007’de başlayıp, Nisan 2008’e kadar devam edecek. Bu süreçte, merkez ve çevre arasında coğrafi ve sosyal etkileşimi sağlamak ve ihmal edilmiş bölgelerdeki nüfusu tiyatro yoluyla görünür kılmak öncelikli amaçlar arasında bulunuyor.
Gençlere, deneyimleyerek öğrenme metoduyla eğitim vermeyi hedefleyen proje, yenilikçi ve katılımcı bir sosyal laboratuvar görevi yapacak. Tiyatro ve sanat aracılığıyla gençlerle toplum arasında bir diyalog oluşturmayı amaçlayan çalışmalarda, gençlerin yanı sıra çocuklar, yaşlılar ve engelliler de hedefleniyor. “Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje, sürdürülebilir ve somut bir Avrupa projesi olması açısından Türkiye ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle ilişkili olarak da önem taşıyor.
Projenin öncüsü Image Aigue Tiyatrosu yöneticileri Christiane Véricel ve Nicolas Bertrand, 10-11 Ekim tarihlerinde, santralistanbul ve çevresini ziyaret etmek, İstanbul’da projeye konu olabilecek bölgeleri tanımak ve bazı kültür yöneticileriyle görüşmek amacıyla, santralistanbul’un davetlisi olarak İstanbul’da olacak.
Image Aigue:
Image Aigue Tiyatrosu, 23 yıl önce Christiane Véricel tarafından 10 kadar aktör, müzisyen ve sahne sanatçısının bir araya gelmesi ile kuruldu. Image Aigue’yü orijinal kılan iki özellikten biri; oyunların önceden yazılmış senaryolara değil, müzik, metin ve imajların kombinasyonuna dayalı olması. Diğer özellik ise; her yapımda, dünyanın çeşitli uluslarından, kimi Fransa’da kimi Fransa dışında yaşayan göçmen çocuk ve gençlerin kendi dillerini konuşarak sahne almaları. Tüm oyunlarda, oyunculara kendi kişiliği ve kültürü ile yer alma imkanı sağlanıyor. Oyunlarda iletişim; ifade, vurgu, müzik, hareket ve duygular yoluyla sağlandığı için sahnede on hatta daha fazla farklı dil konuşulsa da seyircilerde anlama güçlüğü yaşanmıyor.
Image Aigue, tiyatroyu dünyaya açılma mekanı olarak tanımlıyor. Sahnede ve sahne çevresinde; sanatçıları, genç oyuncuları, aileleri, çocukları, biliminsanlarını, öğretmenleri, kültür profesyonellerini ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları tiyatro yoluyla buluşturmayı amaçlıyor.
Arzu A. Girgin, Istanbul Bilgi Üniversitesi, Halkla İlişkiler Müdürü
aaslan at @bilgi.edu.tr
SORU: http://www.santralistanbul.com/ niçin hala "yapım aşaması"nda?
“Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje Image Aigue Tiyatrosu (Fransa) öncülüğünde, Türkiye’den santralistanbul, Bulgaristan’dan Gençlik ve Spor Sahne Ajansı ve İtalya’dan Palermo Fransız Kültür Merkezi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Kültürlerarası tiyatro çalışmaları yoluyla toplumda duyarlılık yaratmayı hedefleyen projenin ilerleyen aşamalarında Yunanistan, Makedonya, İspanya ve İngiltere’nin de katılması bekleniyor.
Proje; Fransa, Türkiye, Bulgaristan ve İtalya’da özellikle sosyal ve ekonomik yönden gelişmeye muhtaç bölgelerde gençlere tiyatro eğitimi vererek yerel bilinci geliştirmeyi ve çoktaraflı bir perspektiften yerel çalışmalar yürütmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında dört ülkede gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve seminerler Ocak 2007’de başlayıp, Nisan 2008’e kadar devam edecek. Bu süreçte, merkez ve çevre arasında coğrafi ve sosyal etkileşimi sağlamak ve ihmal edilmiş bölgelerdeki nüfusu tiyatro yoluyla görünür kılmak öncelikli amaçlar arasında bulunuyor.
Gençlere, deneyimleyerek öğrenme metoduyla eğitim vermeyi hedefleyen proje, yenilikçi ve katılımcı bir sosyal laboratuvar görevi yapacak. Tiyatro ve sanat aracılığıyla gençlerle toplum arasında bir diyalog oluşturmayı amaçlayan çalışmalarda, gençlerin yanı sıra çocuklar, yaşlılar ve engelliler de hedefleniyor. “Avrupa Nerede Başlıyor Burada mı Orada mı?” adlı proje, sürdürülebilir ve somut bir Avrupa projesi olması açısından Türkiye ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle ilişkili olarak da önem taşıyor.
Projenin öncüsü Image Aigue Tiyatrosu yöneticileri Christiane Véricel ve Nicolas Bertrand, 10-11 Ekim tarihlerinde, santralistanbul ve çevresini ziyaret etmek, İstanbul’da projeye konu olabilecek bölgeleri tanımak ve bazı kültür yöneticileriyle görüşmek amacıyla, santralistanbul’un davetlisi olarak İstanbul’da olacak.
Image Aigue:
Image Aigue Tiyatrosu, 23 yıl önce Christiane Véricel tarafından 10 kadar aktör, müzisyen ve sahne sanatçısının bir araya gelmesi ile kuruldu. Image Aigue’yü orijinal kılan iki özellikten biri; oyunların önceden yazılmış senaryolara değil, müzik, metin ve imajların kombinasyonuna dayalı olması. Diğer özellik ise; her yapımda, dünyanın çeşitli uluslarından, kimi Fransa’da kimi Fransa dışında yaşayan göçmen çocuk ve gençlerin kendi dillerini konuşarak sahne almaları. Tüm oyunlarda, oyunculara kendi kişiliği ve kültürü ile yer alma imkanı sağlanıyor. Oyunlarda iletişim; ifade, vurgu, müzik, hareket ve duygular yoluyla sağlandığı için sahnede on hatta daha fazla farklı dil konuşulsa da seyircilerde anlama güçlüğü yaşanmıyor.
Image Aigue, tiyatroyu dünyaya açılma mekanı olarak tanımlıyor. Sahnede ve sahne çevresinde; sanatçıları, genç oyuncuları, aileleri, çocukları, biliminsanlarını, öğretmenleri, kültür profesyonellerini ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları tiyatro yoluyla buluşturmayı amaçlıyor.
Arzu A. Girgin, Istanbul Bilgi Üniversitesi, Halkla İlişkiler Müdürü
aaslan at @bilgi.edu.tr
SORU: http://www.santralistanbul.com/ niçin hala "yapım aşaması"nda?
Pazartesi, Ekim 02, 2006
Belgesel Festivali'nin bitimine 3 gün kaldı...
9. Uluslararası 1001 Belgesel Festivali kapsamında, Enis Rıza'nın "Bir Yurt Edinmek"ini izledik dün gece...
Belgesel seyrederken de ağlanır mı?
Kayaköy'lü Ayşe Nine'nin "çok zor gittiler, giderken buradaki topraklardan alıp koyunlarına koydular" deyişini izlerken... ben tutamadım gözyaşlarımı...
Filmin sonunda, Enis'in ekibini alkışlatması sırasında bir de...
Festival'in 3 gün kaldı bitimine...
Program için başlığa tıklayabilirsiniz...
Belgesel seyrederken de ağlanır mı?
Kayaköy'lü Ayşe Nine'nin "çok zor gittiler, giderken buradaki topraklardan alıp koyunlarına koydular" deyişini izlerken... ben tutamadım gözyaşlarımı...
Filmin sonunda, Enis'in ekibini alkışlatması sırasında bir de...
Festival'in 3 gün kaldı bitimine...
Program için başlığa tıklayabilirsiniz...
Pazar, Ekim 01, 2006
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ ve "GAZETECİ DİLİYLE" MİTOLOJİ...
Bardakçı öyle demiş kendi anlatımı için:
Hürriyet - Muazzez Hanım’ı 92 yaşında mahkemelik eden Sümer tanrıçası İnanna, bizim Mecnun’un Leylá’sıdır
Hürriyet - Muazzez Hanım’ı 92 yaşında mahkemelik eden Sümer tanrıçası İnanna, bizim Mecnun’un Leylá’sıdır
Çarşamba, Eylül 27, 2006
ENİS RIZA’NIN SON BELGESELİ “YENİ BİR YURT EDİNMEK” ‘9. ULUSLARARASI 1001 BELGESEL FİLM FESTİVALİ’ KAPSAMINDA GÖSTERİLİYOR
Belgesel yönetmeni Enis Rıza’nın son filmi “Yeni Bir Yurt Edinmek”,
Belgesel Sinemacılar Birliği tarafından düzenlenen 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında, İtalyan Kültür Merkezi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi-Kadıköy’de gösterime sunuluyor.

“Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeseli, Kayaköy/Livissi ve Fethiye/Makri’de yaşayan Anadolu Rumları’nın, 1922 yılında çıkan nüfus mübadelesi kanunu ile Yunanistan’a göçlerini ve Nea Makri’de kendilerine yeni bir yurt kurma aşamasında yaşadıkları süreçleri konu alıyor.
Belgeselin öyküsü, Enis Rıza tarafından 2001’de gerçekleştirilmiş olan “Ayrılığın Yurdu Hüzün...” filminin Yunanistan’daki gösterimleri ile başlıyor. “Yeni Fethiye” yani Nea Makri’liler bu filmi izledikten sonra Türkiye ve Türkiyeli komşularına karşı önyargılarını sorgulamaya başlıyorlar. Acıları ile oluşmuş duyguları dönüşüme uğruyor ve hikâyelerini yeniden anlatma ihtiyacı duyuyorlar. Yeni yurtlarını kurmak için verdikleri mücadeleleri, Nazi işgaline karşı direnme ruhunu ‘Anadolulu’ olmaya bağladıklarını ifade ederlerken, eski yurtları Anadolu’ya duydukları özlem ve merak bir kez daha bakışlarına yansıyor.
Belgesel film, insanları birbirinden uzaklaştıran, acı ve yokluklara neden olan savaşlar yerine, dostluk ve barışın korunmasının önemine bir kez daha vurgu yapıyor.
VTR Araştırma Yapım Yönetim tarafından gerçekleştirilen, yapımcılığını Nalân Sakızlı’nın üstlendiği “Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeselinin çekimleri 2003-2005 yılları arasında Fethiye-Kayaköy, Atina ve Nea Makri’de yapıldı. Nea Makri’de beş kişilik bir araştırma ekibi çalışmalara destek verdi.
TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finansal katkısı ve Yunanistan Başkonsolosluğu’nun çekim izinleri konusundaki desteği ile gerçekleştirilen filmin belgesel konusunda deneyimli ve profesyonel ekibinde görüntü yönetmeni Koray Kesik, editör Burak Dal ve yardımcı yönetmenler Ebru Şeremetli ve Bahriye Kabadayı, yapım yönetmeni Selda Salman görev aldı. Yrd. Doç. Dr. Elçin Macar’ın danışmanlığını üstlendiği belgeselin araştırma ve dokümantasyon çalışmaları Aran Kaynak tarafından yürütüldü. Filmin Yunanca danışmanlığını ve çevirilerini Anna Maria Aslanoğlu yaptı. Belgeselin müzikleri ise Sinan Sakızlı’ya ait.
Kurgu, müzik ve ses kayıtları Stüdyo Baykuş kayıt ve kurgu stüdyolarında
2006 yılı başında tamamlanan film bugüne kadar 1001 Belgesel Film Atölyesi, Alanya Belgesel Film Günleri, Bodrum Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Erivan Altın Kayısı Film Festivali gibi festivallerde ve özel gösterimlerde yer aldı.
“Yeni Bir Yurt Edinmek”in 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’ndeki
gösterim yerleri ve saatleri:
29 Eylül 2006 Cuma, 13:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
1 Ekim 2006 Pazar, 21:30, İtalyan Kültür Merkezi- Tepebaşı, Telefon: 0 212 293 98 48
2 Ekim 2006 Pazartesi, 20:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
Not: Gösterimler ücretsiz!
Daha fazla bilgi için: Ebru Şeremetli, Selda Salman
Tel: (212) 231 39 31, 32, Faks: (212) 232 61 47
mailto:selda@vtr.com.tr, www.vtr.com.tr
Belgesel Sinemacılar Birliği tarafından düzenlenen 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında, İtalyan Kültür Merkezi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi-Kadıköy’de gösterime sunuluyor.
“Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeseli, Kayaköy/Livissi ve Fethiye/Makri’de yaşayan Anadolu Rumları’nın, 1922 yılında çıkan nüfus mübadelesi kanunu ile Yunanistan’a göçlerini ve Nea Makri’de kendilerine yeni bir yurt kurma aşamasında yaşadıkları süreçleri konu alıyor.
Belgeselin öyküsü, Enis Rıza tarafından 2001’de gerçekleştirilmiş olan “Ayrılığın Yurdu Hüzün...” filminin Yunanistan’daki gösterimleri ile başlıyor. “Yeni Fethiye” yani Nea Makri’liler bu filmi izledikten sonra Türkiye ve Türkiyeli komşularına karşı önyargılarını sorgulamaya başlıyorlar. Acıları ile oluşmuş duyguları dönüşüme uğruyor ve hikâyelerini yeniden anlatma ihtiyacı duyuyorlar. Yeni yurtlarını kurmak için verdikleri mücadeleleri, Nazi işgaline karşı direnme ruhunu ‘Anadolulu’ olmaya bağladıklarını ifade ederlerken, eski yurtları Anadolu’ya duydukları özlem ve merak bir kez daha bakışlarına yansıyor.
Belgesel film, insanları birbirinden uzaklaştıran, acı ve yokluklara neden olan savaşlar yerine, dostluk ve barışın korunmasının önemine bir kez daha vurgu yapıyor.
VTR Araştırma Yapım Yönetim tarafından gerçekleştirilen, yapımcılığını Nalân Sakızlı’nın üstlendiği “Yeni Bir Yurt Edinmek” belgeselinin çekimleri 2003-2005 yılları arasında Fethiye-Kayaköy, Atina ve Nea Makri’de yapıldı. Nea Makri’de beş kişilik bir araştırma ekibi çalışmalara destek verdi.
TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finansal katkısı ve Yunanistan Başkonsolosluğu’nun çekim izinleri konusundaki desteği ile gerçekleştirilen filmin belgesel konusunda deneyimli ve profesyonel ekibinde görüntü yönetmeni Koray Kesik, editör Burak Dal ve yardımcı yönetmenler Ebru Şeremetli ve Bahriye Kabadayı, yapım yönetmeni Selda Salman görev aldı. Yrd. Doç. Dr. Elçin Macar’ın danışmanlığını üstlendiği belgeselin araştırma ve dokümantasyon çalışmaları Aran Kaynak tarafından yürütüldü. Filmin Yunanca danışmanlığını ve çevirilerini Anna Maria Aslanoğlu yaptı. Belgeselin müzikleri ise Sinan Sakızlı’ya ait.
Kurgu, müzik ve ses kayıtları Stüdyo Baykuş kayıt ve kurgu stüdyolarında
2006 yılı başında tamamlanan film bugüne kadar 1001 Belgesel Film Atölyesi, Alanya Belgesel Film Günleri, Bodrum Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Erivan Altın Kayısı Film Festivali gibi festivallerde ve özel gösterimlerde yer aldı.
“Yeni Bir Yurt Edinmek”in 9. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’ndeki
gösterim yerleri ve saatleri:
29 Eylül 2006 Cuma, 13:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
1 Ekim 2006 Pazar, 21:30, İtalyan Kültür Merkezi- Tepebaşı, Telefon: 0 212 293 98 48
2 Ekim 2006 Pazartesi, 20:30, Nazım Kültür Merkezi- Kadıköy, Telefon: 0 216 414 22 39
Not: Gösterimler ücretsiz!
Daha fazla bilgi için: Ebru Şeremetli, Selda Salman
Tel: (212) 231 39 31, 32, Faks: (212) 232 61 47
mailto:selda@vtr.com.tr, www.vtr.com.tr
Pazartesi, Eylül 18, 2006
Salı, Eylül 12, 2006
"FARAZİ KOSMOS"DAN "DOMATOZAN"A...
Merhaba,
Çünkü "Grafi 2000-2001 Flash Animasyon Yarışması Birincisi"; "Farazi Kosmos"u gerçekten çok sevmiştim... Özgün, kimlikli ve özenli tasarımlara açız ya...
Korkmaz web tasarımından müzik dünyasına doğru bir geçiş yapmış aradan geçen 5 yıl içinde... Bestesini de vokalini de kendisinin yaptığı "demo"lar dinleyip oy vermenizi bekliyor "Gümbürtüye gittim, ("geleceğim" diyememiş tabii!) gelicem" dediği yeni sitede... Aktüel'ciler onu geçenlerde verdiği bir röportajda "Acıların rockçusu" diye konumlamışlar... Espri ürettiği gibi kaldırmayı da beceren Korkmaz, bu konumlamayı "İlk bakışta arockbesk bir lezzet taşıyor gibi görünse de bence olayın tümünü harika özetlemiş" diye yorumluyor. Aynı siteye eklediği web-kütüğünde ise "yorum yazmak yerine düşündüklerini" yazıyor.
Güven Erkin Erkal, Maximum Rock isimli radyo programında "Anadolu Rock tarzı ve Barış
Manço ekolünün kötü örneklerinin karikatürünü çizen müzisyen" diye nitelediği Faruk Korkmaz'ın "Domatozan" çalışmasını paylaşmış dinleyicilerle... Domatesli desene tıklarsanız siz de bu ropörtajı ve de -bu girişi yazmaya başladığım son 10 dakikadır benim yaptığım gibi- "Domatozan"ı dinleyebilirsiniz. Üstelik aynı Faruk Korkmaz, bizim Evde Pembe Domates Serüveni başladığında,
Web'de Kültür Sanat'a gelen e-postalar özel bir klasörde toplanıyor, Temmuz'da gelmiş ve telaşeden göremediğim bu mesajı bugün farkeder etmez hemen koşup baktım siteye...2001 yılında; haber yapmıştınız benimle ilgili. google'da kendimi ararken hatırladım. o günlerden bu günlere, neler değişti göstermek istedim size; http://www.farukkorkmaz.com adresinde, yeni dünyama bekliyorum sizi / Faruk :)
Çünkü "Grafi 2000-2001 Flash Animasyon Yarışması Birincisi"; "Farazi Kosmos"u gerçekten çok sevmiştim... Özgün, kimlikli ve özenli tasarımlara açız ya...
Korkmaz web tasarımından müzik dünyasına doğru bir geçiş yapmış aradan geçen 5 yıl içinde... Bestesini de vokalini de kendisinin yaptığı "demo"lar dinleyip oy vermenizi bekliyor "Gümbürtüye gittim, ("geleceğim" diyememiş tabii!) gelicem" dediği yeni sitede... Aktüel'ciler onu geçenlerde verdiği bir röportajda "Acıların rockçusu" diye konumlamışlar... Espri ürettiği gibi kaldırmayı da beceren Korkmaz, bu konumlamayı "İlk bakışta arockbesk bir lezzet taşıyor gibi görünse de bence olayın tümünü harika özetlemiş" diye yorumluyor. Aynı siteye eklediği web-kütüğünde ise "yorum yazmak yerine düşündüklerini" yazıyor.
Güven Erkin Erkal, Maximum Rock isimli radyo programında "Anadolu Rock tarzı ve Barış
diyerek bir yorum yazmıştı ama o zaman becerip dinleyememiştim parçayı bir türlü. Şimdi bu açığı da kapatmış olduk. Hoy! Vay! Oy!"Desteğimi "domatOzan" isimli bestemle vermek istiyorum; www.farukkorkmaz.com adresinden dinleyebilirsiniz.
Kolay gelsin :) "
Eline sağlık sevgili Korkmaz "yeni dünyan" ve bu yaratıcı destek için -çok gecikmiş de olsa- çok teşekkürler!
"Domatozan"ı şimdi doğru pembelerin sitesine linklemeye gidiyorum ben! Yüzümde -nedenini parçayı dinlediğinizde anlayabileceğiniz- gülümseme, kulağımda da kendini tekrarlayıp duran melodi: Domatozan, domat ozan, Sofranı donat ozan, Kuru ekmek, bir bardak çay, Domatesi paylaş ozan! Nimetini paylaş ozan. Vay, oy, hoy... Fiyat fahiş kese mafiş, Domatozan ne eylesin! Vay, vay, oy, hoy... :)
YASAL, SAYISAL, KLASİK FİLMLER...
Kuzuloğlu yazmış, 11/09/2006 tarihi itibarıyla haberi okuyan 2500. kişi ben olmuşum:
YASAL, KLASİK FİLM DEPOSU!
500'den fazla film var Her ay 120 bin farklı kullanıcıyı kendisine çeken ve 700 bin sayfa gösteren Public Domain Torrents sitesi, internetin en popüler paylaşım protokolü Bittorrent'i kullanarak telif hakları herkesin paylaşımına açılmış film ve televizyon dizilerinin izini tutuyor. Sessiz dönem filmlerinden birçok örneğin bulunabileceği sitede sesli siyah-beyaz döneme ait klasiklere de ulaşmak mümkün. Özellikle bilim- kurgu alanındaki örnekler internet tutkunlarının kaçırmaması gereken cinsten. Last man on earth, Plan 9 from Outerspace, Little Shop of Horrors, Living Dead, Reefer Madness ve Sex Madness gibi klasiklerin yanı sıra Dick Tracy, Flash Gordon, Tarzan, Zorro gibi klasik televizyon dizilerini de bu sistem sayesinde çekip seyretmek mümkün. DivX formatındaki bu video dosyalarının aynı zamanda el bilgisayarları, Sony Playstation Portable ve iPod cihazları için de özel sürümleri yer alıyor. Yapımları DVD ya da VHS kaset formatında satın almak isteyenler için satış ağlarına bağlantılar da bulunuyor. Filmleri çekmek istemeyenler için bazı başlıklar Google Video hizmeti altında web üstünden de seyredilebiliyor. Bunun için gerekli bağlantılar yine sitenin sayfalarında bulunuyor. 500'den fazla başlığın yer aldığı site klasik tutkunları için benzersiz bir hizmet sunuyor. Sitenin tasarımından başka bir kusuru yok. : publicdomaintorrents.com
YASAL, KLASİK FİLM DEPOSU!
500'den fazla film var Her ay 120 bin farklı kullanıcıyı kendisine çeken ve 700 bin sayfa gösteren Public Domain Torrents sitesi, internetin en popüler paylaşım protokolü Bittorrent'i kullanarak telif hakları herkesin paylaşımına açılmış film ve televizyon dizilerinin izini tutuyor. Sessiz dönem filmlerinden birçok örneğin bulunabileceği sitede sesli siyah-beyaz döneme ait klasiklere de ulaşmak mümkün. Özellikle bilim- kurgu alanındaki örnekler internet tutkunlarının kaçırmaması gereken cinsten. Last man on earth, Plan 9 from Outerspace, Little Shop of Horrors, Living Dead, Reefer Madness ve Sex Madness gibi klasiklerin yanı sıra Dick Tracy, Flash Gordon, Tarzan, Zorro gibi klasik televizyon dizilerini de bu sistem sayesinde çekip seyretmek mümkün. DivX formatındaki bu video dosyalarının aynı zamanda el bilgisayarları, Sony Playstation Portable ve iPod cihazları için de özel sürümleri yer alıyor. Yapımları DVD ya da VHS kaset formatında satın almak isteyenler için satış ağlarına bağlantılar da bulunuyor. Filmleri çekmek istemeyenler için bazı başlıklar Google Video hizmeti altında web üstünden de seyredilebiliyor. Bunun için gerekli bağlantılar yine sitenin sayfalarında bulunuyor. 500'den fazla başlığın yer aldığı site klasik tutkunları için benzersiz bir hizmet sunuyor. Sitenin tasarımından başka bir kusuru yok. : publicdomaintorrents.com
Pazar, Eylül 03, 2006
15. PARİS BİENALİ - BASIN TOPLANTISI
26 Eylül'de yolu Paris'ten geçecek kültür-sanat gazetecilerini ilgilendirebilir:
XV BIENNALE DE PARIS
*****************************************************************
INFORMATION NOTE – SEPTEMBER 8, 2006
*****************************************************************
Press Conference – September 26, 11am – Maison de Radio France
Almost fifty years after it was first celebrated, the XVth Biennale de Paris will be held in Paris, France and abroad, mostly between 1 and 31 October 2006.
Nearly 100 projects from more than 20 countries will take part : 58 projects in Paris and its surrounding area, 11 in the provinces and 29 in foreign countries.
The approaches presented speak for themselves. The Biennale de Paris no longer imposes objects, works, artists or ideas.
The catalogue (1185 pages) brings together a comprehensive selection of unpublished documents and is available from Paris Musées http://www.parismusees.com or from the following website: http://www.biennaledeparis.org
The Biennale de Paris would like to thank all its partners for their precious support. http://www.biennaledeparis.org/2006/en/associates.htm
The press conference will be held on 26 September at 11 am at the Centre for Foreign Press in France (Maison de Radio France).116 Avenue du Président Kennedy 75220 Paris Cedex 16Phone. : + 33 (0)1 56 40 15 15http://www.capefrance.com
Accès : RER C, Bus 70 ou 72.
- Translated by Abadenn Multilingue Internationale -
------------------------------------------
Biennale de ParisBP 35875868 Paris cedex 18FranceT: + 33 (0)1 42 29 48 23E: contact@biennaledeparis.orghttp://www.biennaledeparis.org
XV BIENNALE DE PARIS
*****************************************************************
INFORMATION NOTE – SEPTEMBER 8, 2006
*****************************************************************
Press Conference – September 26, 11am – Maison de Radio France
Almost fifty years after it was first celebrated, the XVth Biennale de Paris will be held in Paris, France and abroad, mostly between 1 and 31 October 2006.
Nearly 100 projects from more than 20 countries will take part : 58 projects in Paris and its surrounding area, 11 in the provinces and 29 in foreign countries.
The approaches presented speak for themselves. The Biennale de Paris no longer imposes objects, works, artists or ideas.
The catalogue (1185 pages) brings together a comprehensive selection of unpublished documents and is available from Paris Musées http://www.parismusees.com or from the following website: http://www.biennaledeparis.org
The Biennale de Paris would like to thank all its partners for their precious support. http://www.biennaledeparis.org/2006/en/associates.htm
The press conference will be held on 26 September at 11 am at the Centre for Foreign Press in France (Maison de Radio France).116 Avenue du Président Kennedy 75220 Paris Cedex 16Phone. : + 33 (0)1 56 40 15 15http://www.capefrance.com
Accès : RER C, Bus 70 ou 72.
- Translated by Abadenn Multilingue Internationale -
------------------------------------------
Biennale de ParisBP 35875868 Paris cedex 18FranceT: + 33 (0)1 42 29 48 23E: contact@biennaledeparis.orghttp://www.biennaledeparis.org
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)