Pazar, Ocak 18, 2009

IGOA Ya Da Türk-Hint İşbirliğinin Önlenemez Yükselişi

Bugün web'de pazar gazetelerine bakarken, Nil Karaibrahimgil için yapılan bir web sitesi haberi gözüme çarptı önce:

"Açıldığı gün 20 bin hit alan ve Çin'deki üç tasarım sitesi tarafından tavsiye edilen site, hemen hemen her gün güncelleniyor. Karaibrahimgil'in kendi el yazısı ile kendini ti'ye aldığı site dünyadaki hiçbir sanatçının sitesine benzemiyor. Karaibrahimgil'in cesaret edemediği için hayata geçirmeyi bir sene beklettiği site, sanatçının şubat ayında çıkacak olan yeni albümü 'Nil Kıyısında'nın öncesinde açıldı. " (Sabah yazmış)

Sonra baktım siteye: "Niltakipte.com". "Nil'in alt benliğinin resmi..." diye açılan sitenin gerçekten de tasarımı muhteşem. NK'in "kurum kimliği"ne bu kadar uygun bir web sitesi yapılabilir... Yalnızca teknikler değil burada konuşturulan. Bir bütün olarak aklın ve zekanın devreye girdiği, "iletişim" işi hakkında "bilgi"nin, taktik, strateji, kültür, sanat, estetik, ne varsa hepsinin halli hamur edildiği bir "ürün"le karşı karşıya geldiğinizi görüp, şöyle bir durup, donup kalıyorsunuz. "Donup kalmak" abartı değil, çünkü bu kadar faktörün bir araya gelmesi de sık rastlanan bir durum değil...
Sonra bunu "kim yapmış?" sorusu geliyor doğal olarak.

Ve böylece "IGOA" çıkıyor sahneye.
"I"; İstanbul'ın "İ"si, "Goa" da Hindistan'daki bir şehir. IGOA bir Türk-Hint karması şirket. Kimlerden oluştuğunu sitelerinde açıkça yazmayan bu ekip, İstanbul ve Goa üzerinden muhteşem işler çıkarmış. Kendi web siteleri de harika. Ana Sayfalarında Flickr.com üzerinden dönüşerek yüklenen fotoğraflarla ziyaretçiyi adeta ipnotize ediyor, yakalıyorlar. (Aklıma Eli Acıman'ın "captured audience" kavramı, ve "captured audience'ye acıyın" sözü geliyor. Bunlar hiç acımıyorlar ama bakanı da memnun ediyorlar.) Arada ekipten kimilerinin fotoğrafları da gözüküyor. Esasen şurada bir web günlükleri, şurada da Facebook sayfaları var! (Ve oradan da Türk kahramanı buluyoruz: Borga Dinçler imiş! )

Hayli de iddialılar, "yalnızca web tasarımı yapmayız, herşeyi yaparız ama kendi yöntemlerimize göre yaparız" diyorlar.
Diğer işleri arasından en çok beğendiklerim:
Otto , AKM yapı firması, Jacobs kahve (Facebook'taki oyun sayfası yanısıra bir de kahve falı bölümü var; "Kahveloji" demişler, sitelerde kişisel bilgi topluyorlar ama bir gizlilik bildirimi yapmadan, o olmamış işte!) ve Soda Filmmakers...
Birçok web sitesi, ziyaretçiden kendi açılış sayfasını masaüstü yapmasını filan ister. Keşke IGOA'cılar da böyle bir şey yapsalarmış. Seçilmiş işleri arasında IGOA duvar kağıtları koymuşlar gerçi ama, aynı etkiyi yaratmıyor...

Ziyaretçi bu işte, verdikçe ister!
Bu akıllı insanları kutlayıp, bu içeriği de noktalıyorum artık...

Salı, Aralık 23, 2008

"ISTANBUL PHOTO CONTEST"

Nurdoğan Şengüler (Les Arts Turcs) 'ün Türk Kahvesi'nden sonraki bir diğer başarılı projesi; "İstanbul Photo Contest" (Uluslararası Istanbul Fotoğraf Yarışması) bu akşam Binbirdirek Sarnıcı'nda yapılacak ve Kültür ve Turizm Bakanı'nın da katılacağı bir ödül töreni ile noktalanıyor...
Tebrikler...
:)

Cuma, Kasım 21, 2008

RASİM KONYAR'IN "ALŞİMİST FORMLAR" Sergisi


28 Kasım 2008'den itibaren 1 aylığına İstinye Park'taki Antik Sanat Galerisi'nde...

Şöyle diyor Konyar:

Alşimist Formlar derken...

Heykellerimi oluşturuken, çoğunlukla elle şekilllendirdiğim malzeme yerine, bu kez kendine özgü biçimi olan formları, çanları seçtim... Yuvarlaklığı, boyutları, yalınlığı, yıllardır içinde sakladığı zengin biçimi ile yıllardan beri hayranı olduğum çıngıraklı çanlar, yepyeni bir heyecanın kapısını araladı...
Kısıtlanmış formlarla çıkılan yolculukta, sadelikten çok sese geçerken, ortaya Alşimist Formlar çıktı...

Resim Kaynağı: Lebriz.Com'da Rasim Konyar Atelyesi

Pazar, Ekim 12, 2008

J.F.RAUZIER ve HİPER-FOTOĞRAFLAR: "İdeal Kütüphane"

Jean François Rauzier, 1952 Normandiya doğumlu ve dünyaca tanınmış (bilmesi gerekenlerin bildiği ya da) bir sanatçı... Resim, heykel ve fotoğraf ürün verdiği alanlar.
Web sitesinde eserlerini gruplandırmış. "Haiku"serisi fotoğraflara bayıldım...

Dijital fotoğrafa geçtikten sonra "Hyper-photo" diye tanımladığı teknikle fotoğrafın içine felsefe ve sanat katmış.

"Web'de Kültür Sanat"ın arayıp da bulamadığı konu tam da bu işte...

Hiper-foto'ları görmek için açılan fotoğrafın sağ alt köşesine tıklıyorsunuz. Ayrı bir ekranda açılan büyük boy fotoğrafın üzerine tıklayarak detayları görebilir ya da tıklamadan sadece dolaştırarak (kırmızı bir kare belirdiğinde o kareye tıklayarak) insan gözünün ilk bakışta algılayamadıklarını görebilirsiniz. Sonuncular tele-objektifle çekilmiş ve reel görüntüler...

"İdeal Kütüphane"

"Son Akşam Yemeği":

Paris:

ve diğerleri...

Cuma, Ağustos 15, 2008

EMINE SARI'NIN JAPONYA BAŞARISI

Japonya'da yaşayan Emine SARI, katıldığı müzik yarışmasında ön elemelerde onlarca Japon rakiplerini eleyerek 7 Eylül'de Osaka kentinde yapılacak büyük finale adını yazdırmayı başardı.

Finale kalan tek yabancı olan Hatay doğumlu 34 yaşındaki Emine Sarı altı dil biliyor. Kurallar bakımından 'American Idol' yarışmasına benzeyen yarışmanın finaline Japonya'nın her yerinden en iyi sesler katılıyor.

Ayrıntılar burada:
EMINE SARI | music

Cumartesi, Ağustos 02, 2008

Ekavart.tv Türkiye'nin ilk çevrimiçi sanat televizyonu yayında...

Ekavart.tv Türkiye'nin ilk online sanat televizyonu

Dünyanın dört bir köşesinden sergiler, sanat etkinlikleri, röportajlar, sanat fuarları ve sanat festivalleri bir ''tık''la karşınızda!
Yayınlanmasını istediğiniz sanat etkinliklerinin video çekimlerini cd içinde Ekavart.Tv'ye gönderebiliyor ya da internet sitesine kendiniz yükleyebiliyorsunuz...

Cuma, Temmuz 11, 2008

ÜÇ BOYUTLU GUERNICA

Picasso'nun İspanya iç savaşı'nda faşistlerin bombalayıp katliam yaptığı Guernica şehrinin acısını ve Franko'culara duyduğu nefreti resmettiği ünlü tablosu Guernica'yı Lena Gieseke 3 boyutlu bir gösteri haline getirmiş:
http://guernica.lena-gieseke.com/movie.html

Pazar, Temmuz 06, 2008

SANAL MÜZE BİLGİ YARIŞMASI

Eczacıbaşı Sanal Müze Bilgi Yarışması sonuçlanmış ve de yenisi başlamış...
Katılımcılardan Gökçe ALTUNAY, Melike YILDIRIM ve Hüseyin CEYLAN 10 sorunun tümünü doğru yanıtlamış ve 3 ciltlik ECZACIBAŞI SANAT ANSİKLOPEDİSİ kazanmışlar.
Yeni yarışmada 10 sorunun tümüne doğru cevap veren ilk 3 yarışmacıya 3 ciltlik Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, diğer 7 başarılı yarışmacıya ise 60 YIL 60 SANATÇI Sergisi Kataloğu verilecekmiş...

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Cuma, Mayıs 02, 2008

Pangea Day, İstanbul’da, Sultanahmet'te!

10 Mayıs 2008 tarihinde, Kahire, Dharamsala, Kudüs, Kigali, Londra, New York, Ramallah ve Rio de Janeiro’dan canlı bağlantı ile gerçekleşecek Pangea Day etkinliği, tüm dünya ile aynı anda İstanbul’da izlenebilecek. İstanbul organizasyonu İltek tarafından yapılan Pangea Day, 10 Mayıs 2008 Cumartesi Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleşecek. Katılımın ücretsiz olacağı etkinlik saat 21:00’de başlayacak.

4 saat sürecek etkinlikte, “dünya için dünyanın yaptığı 24 kısa film” gösterilecek. 100’den fazla ülkenin sunduğu 2500 çalışma arasından seçilen bu filmler, “dünyayı diğer insanların gözünden göstermeyi” amaçlayan çok özel yapımlar. Filmlerin yanı sıra, vizyoner konuşmacıların ve canlı müzik performanslarının yer alacağı etkinlikte, Ürdün Kraliçesi Nur, dünyanın en ünlü kadın savaş muhabirlerinden Christiane Amanpour, Bob Geldof ve İran’ın rock yıldızı Hypernova gibi isimler olacak. Pangea Day, internet, televizyon, dijital sinemalar ve cep telefonları aracılığı ile tüm dünyada canlı olarak izlenebilecek.

Pangea Day , her yıl Kaliforniya Monterey’de düzenlenen TED konferansının 2006 yılı ödül sahibi, belgesel film yapımcısı Jehane Noujaim tarafından başlatılan bir organizasyon. Sinemanın ve görselliğin gücünü kullanarak, farklı kültürlerden milyonlarca insanı bir araya getiriyor. Daha iyi bir gelecek için, kendini dünyada fark yaratmaya adayan global bir topluluk oluşturmayı amaçlıyor.

Dünyanın sınırlarla, çatışmalarla, farklılıklarla bölündüğü bir yüzyılda diğer insanlarla ortak noktalarımız olduğunu unutabiliriz. Pangea Day,(Pangea, Dünya'da yaşam başladığında bütün kıtaların bir ada gibi birbirine birleşik haline verilen addır.) bununla başetme, filmin gücü sayesinde insanlara kendilerini başkalarında görme ve başka dünyaları tanıma yolunu açıyor.

Pangea Day ile ilgili ayrıntılı bilgi için: www.pangeaday.org

İletişim: Nazlı Kalmuk - İltek İletişim Hizmetleri (212) 231 40 40

Not: Bu etkinliğin Sultanahmet'te yapılmasını sağlayan Tarihi Yarımada İçin Eminönü Sivil Girişimi'ni kutlamak gerek!

Pazar, Nisan 27, 2008

KÜLTÜRE KARABUDA ÇIKARTMASI!






Güneş Karabuda "Duvarların Dili"sergisi (25 Nisan -16 Mayıs 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek... II. Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Avrupa’da gerçekleşen bu en güçlü sosyal başkaldırı hareketine; Mayıs 1968'e tanıklık eden sergide "40. Yılında Paris '68" fotoğrafları var, ayrıca Atelier Populaire’de kolektif çalışmayla üretilen ve dönemin simgesi olan sloganları taşıyan afişler, o günlerde Paris’te yaşayan ve olaylara tanıklık eden sanatçıların portreleri ve Karabuda’ların çektiği belgeseli izlemek de mümkün)


Barbro Karabuda Türkçe'ye çevrilen ve Çivi Yazıları yayınevinden çıkan (kapak tasarımı Gürel Yontan'a ait) "Zeytin Ağacının Gölgesinde" kitabı ile... Karabuda'lar İstanbul kültür dünyasına gene harika bir çıkartma yaptılar...





İsveç Konsolosluğu- Barbro Karabuda Yaşar Kemal'e kitabını imzalıyor...
Gürel Yontan


2008 Dünya Dans Günü ve Türkiye mesajları...

2008 International Dance Day Message
By Gladys Faith AGULHAS
The spirit of Dance has No colour, No selected shape or sizeBut Embraces the Power of Unity, Strength,And Beauty found within us.
Each Dancing Soul, Young, Old, person livng with a disABILITYCreates and transforms ideas into life changing moving Art.Dance is the mirror reflecting the impossible made possible.For all to touch, hear, feel and experience.
Sounds from our hearts and Soul is our rhythm,Our every move reveals the history of mankind.It is the element where the Human Spirit can embrace the ultimate Freedom.
Whenever our hands touch, something beautiful happens,What the Soul remembers, the body portrays through movement.Dance is therefore the healing force for all to access,You are my eyes and I am your feet.
Celebrate INTERNATIONAL DANCE Day,
Use your Passion for Dance to heal each other, Unify your dance community, Most importantly be the Best that you can be in your Own Right,
We are able to stand unified through the Power and Spirit of Dance.
GLADYS FAITH AGULHAS

______________________________________________________________


DÜNYA DANS GÜNÜ’NDE TÜRKİYE’DEN MERHABA!

Osman ŞENGEZER

Dil, din, ırk, renk, kültür, ayrımına karşı çıkan, hiçbir aracıya, çevirmene gerek duymayan, evrenseli yakalamış bir sanat dalı. İnsanı insana, insan bedeniyle anlatan, yorumlayan bir sanat.

İnanılmaz çok yönlülüğü, engin kültürü ve de insanlığı şaşırtan dehasıyla Atatürk
1936’da Ankara Devlet Konservatuvarını kurdurdu. Konservatuvarda bale de öngörüldüyse de, bu olgu 1950’de gerçekleşebildi. Türkiye’ye 1947’de gelen dünyanın on büyük bale otoritesinden biri olan Dame Rinette Valois 1948’de Yeşilköy’de Bale Okulu’nu kurdu. Sevgili “Madam” Türk balesini 100 yaşına kadar yalnız bırakmadı.

1950’de Ankara’ya taşınan Valois’in Devlet Konservatuvarı’nda bir avuç gençle başlattığı bayrak yarışı sürüp gitti. Avrupa’da yarım asır önce başlamış bu sanata hızla adapte oldu. Alt yapısı zengin bir folklör kültürüne dayanan insanımız bu oluşuma ayak uydurdu. İlk kuşak dansçılar uzun yıllar büyük uğraş vererek, bizde yeni bu sanat anlayışını yaygınlaştırdılar, anlattılar, sevdirdiler.

Devlet Tiyatroları bünyesindeki Opera Bölümü, uzun politik ve ekonomik uğraşlardan sonra ayrılıp Devlet Operası adını aldı. Baleye yakınlıyla bilinen, büyük opera adamı Aydın Gün, bu oluşumu yeterli bulmadı ve de Valois’nın katkılarıyla ismi değiştirilerek Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü kuruldu.

Yetişen yeni kuşaklar çoğalarak koreograf, besteci, notatör, öğretmen, repetitör sahne gerisi kadrolarını oluşturdular. Buna paralel olarak orkestralar kuruldu; müzikçiler çoğaldı, dekoratörler kostüm çizerleri bale için çalışmaya başladı. Yurt genelinde konservaturların sayısı arttı. Üniversitelere dans bölümleri eklendi; özel bale, dans okulları yaygınlaştı. Yayımlanan kitaplar, dergiler, düzenlenen sempozyumlar, belgesel filmler, yarışmalar bir güç oluşturdu. Eleştirmenleri, araştırma yazarlarıyla birleşip; ülke çapında bir “Dev” olarak nefes olmaya başladı. Politik ve siyasi çalkantıları ustalıkla atlatıp, kendi yolunda ustalığa, olgunluk çağına ulaştı. Doğal olarak ülke kültür politikalarında daha aşılacak çok virajlar bulunmakta. Ama bu potansiyel güç, bir çok çözüm geliştirecektir.

International Theatre Institute UNESCO - Uluslar arası Tiyatro Enstitüsü UNESCO 1982’den bu yana her 29 Nisan’da Dünya Dans Günü’nü kutluyor. Klasik balesiyle, modern dansıyla, tiyatro balesiyle, caz ve salon danslarıyla, folklör danslarıyla Dünya Dans Gününe “Merhaba!”.

Perşembe, Mart 20, 2008

SANATIN SAVAŞA DAYANILMAZ TANIKLIĞI...

"BEARING WITNESS: 5 Years of Reporting War in Iraq"
A REUTERS Visual Project by Ayperi Ecer Karabuda - Jassim Ahmad

TR açıklama için tıklayınız.

"GOOD MORNING AMERICA" IRAN'DAKI SANAT BANKASINDA!

Emine Çaykara yollamış bağlantıyı:
http://abcnews.go.com/Video/playerIndex?id=4369467

Önce bir kısa reklam izlettirseler de ardından gösterilen sanat eserlerini, onların saklanış biçimini, GMA muhabiri hatunun başındaki eşarbı, ... görmeye değer...

Cumartesi, Mart 08, 2008

AÇIK RADYO'YA SAHİP ÇIKMA GÜNLERİ...

Hep Birlikte Açık Radyo!
Açık Radyo'nun Dinleyici Destek Projesi özel yayını
5. yılına başlıyor!
Adalet ve barış, hukuk ve insan hakları, demokrasi, küresel iklim krizi, rock, caz, klasik müzik, edebiyat, çocuk, mimarlık, opera, rebetiko, sağlık, kedi, köpek, elektronik müzik, hip-hop, bilim kurgu, atçılık, deniz, teknoloji, yemek, dünya müziği... Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine Açık Radyo, 13 yıldır bağımsız yayın deneyimini, 94.9 frekansından kâinata seslenerek sürdürüyor.
Müstesna konukların programcılar ve dinleyicilerle birlikte yayın yapacakları Dinleyici Destek Projesi, 5. yıl özel yayınına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde başlıyor. Feryal Öney, Ayşe Kadıoğlu, Aylin Aslım, Leman Sam ile başlayacak ve Sezen Aksu'yla sona erecek olan şenlik; Açık Gazete'ye konuk olacak dinleyiciler ve yakında basılacak olan Açık Radyo ansiklopedik kitabından ilginç maddelerle 16 Mart'a kadar sürecek.
Dinleyici Destek Hattı: (0 212 343 41 41) ya da (www.acikradyo.com.tr)
Açık Radyo Dinleyici Destek Özel Yayını Müstesna Konukları
8 - 16 Mart 2008
8 Mart Cumartesi
12.00 Feryal Öney
14.00 Kaan Sezyum
16.00 Aylin Aslım ve konuğu Ayça Şen
18.00 Leman Sam
20.00 Ayşe Kadıoğlu
9 Mart Pazar
11.00 Erkan Oğur
13.00 Ayşe Tütüncü
15.00 Orhan Osman
17.00 Çağan Irmak
21.00 Okan Bayülgen
10 Mart Pazartesi
14.00 Modern Folk Üçlüsü
15.30 Cengiz Özkan
19.00 Kurtalan Ekspres
21.00 Akın Eldes
11 Mart Salı
16.00 Candan Erçetin
18.00 Ezginin Günlüğü
20.00 Kudret Sabancı
12 Mart Çarşamba
14.00 Derviş Zaim
15.00 Sabahat Akkiraz
18.00 Serdar Ateşer
20.00 Fuat Ergin
13 Mart Perşembe
16.00 Kenan Işık ve konukları Ali Sürmeli ve Seval Eroğlu
18.00 Hülya Koçyiğit ve konuğu Özgün
21.00 Ayyuka
14 Mart Cuma
16.00 Nejat Yavaşoğulları
18.00 Demir Demirkan
20.00 Durul ve Yağmur Taylan
15 Mart Cumartesi
13.00 Demet Akbağ
17.00 Mor ve Ötesi
19.00 Şebnem Ferah
21.00 Fikret Kuşkan ve Nejat İşler
16 Mart Pazar
11.00 Şebnem İşigüzel ve konuğu Takuhi Tovmasyan
14.00 Uğur Yücel
16.00 Arto Tunçboyacıyan
18.00 Sezen Aksu

Cumartesi, Şubat 16, 2008

ÖRSAN K.ÖYMEN'İN "SORBONNE" KONFERANSI

20 Şubat 2008, Çarşamba günü, Örsan Öymen Paris, Sorbonne Üniversitesi'nde
"Nietzsche ve Kuşkuculuk" başlıklı bir konferans verecek... (*)

"Assos'ta Felsefe"nin kurucusu Öymen'in bu konferansından önceki günlerde, Assos'ta da hayli ilginç bir program var:
16-17 Şubat 2008
Karl Marx'ın Felsefesi
16 Şubat Cumartesi
12:00 Oruç Aruoba: "Marx'ın Gözü"
15:00 Barış Parkan: "Komünizm: Başka Bir Algılayış"
18:00 Türker Armaner: "Marx ve Kendine Yabancılaşan 19. Yüzyıl"
20:30 Nazlıhan Restaurant'ta Akşam Yemeği
22:30 Uzun Ev'de Parti

17 Şubat Pazar
11:00 Sinan Özbek: "Marx Ekoloji Körü Mü?"
14:00 Çetin Türkyılmaz: "Marx Bir Anti-Hümanist Mi?"

(Bu içeriği buraya girmeme vesile olan Koray ÖZGEN'e teşekkür etmem gerek!/ A.T.)
-----------------------------------------
(*): The Paris Philosophy Forum
mercredi 20 février, 2008,
10h00-12h00
Örsan ÖYMEN, Professeur associé au Département de Philosophie de l’Université Yeditepe (Istanbul)
"Nietzsche and Scepticism"
Cette conférence sera prononcée en anglais
12, place du Panthéonsalle 216 (2e étage)

Çarşamba, Şubat 13, 2008

HÜSEYİN ALPTEKİN'İN ARDINDAN YAZILANLAR...

Önce Işıl Alatlı "-Okudun mu Vasıf'ın Milliyet'te Hüseyin Alptekin için yazdığını?" dedi. "Böyle bir konuda, bu kadar duyarlılıkla yazılmış bir metin daha görmediği"ni de ekledi... Okumamıştım ama o yazıyı bulmak güç olmadı... Sonra aynı yazının redakte edilmemiş versiyonu okundu... Daha sonra Ali Akay'ın bu ilginç yazısı... Daha önce çıkmış olanlar...

Acaba ardından yazılanlar da farklı bir "enstalasyon" mu oluşturmuştu, şikayet etmek ne kadar gerekliydi? diye düşündüm...

Salı, Ocak 22, 2008

SEMİH POROY'UN "FEKLAVYE" SERGİSİ (1 ŞUBAT - 11 ŞUBAT 2008)

"tiklayin lutfen Semih Poroy, Cumhuriyet gazetesinin Kitap ekinde yayımladığı haftalık çizgi-dizisi FEKLAVYE ile – başına geleceklerden habersiz – birkaç yıldır edebiyat dünyasına sataşıp duruyor."
Bu eserleri sergileyecek olan Schneidertempel böyle diyor web sitesinde...
Açılış töreni 31 Ocak'ta yapılacak Sergi 11 Şubat 2008'e kadar açık olacak.

(Adres için resme ya da başlığa tıklayablirsiniz.)

Prof.Dr. UFUK ESİN...

Türkiye'de 'arkeometri'nin başlamasına öncülük eden, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şeref üyesi Prof. Dr. Ufuk Esin, son yolculuğuna uğurlandı...

Salı, Ocak 15, 2008

BANA ISLAK MAYONUZU GÖSTERİN!

Sevim Burak metinlerinden yola çıkan bir sahne gösterisi...

BENİMSE NEDEN HİÇ AĞLAMADIĞIM BİR SIRDIR
BU NE FEVKALADE FELSEFE
HAYATIMA ÜZÜLMEDİĞİM İÇİN KİM SUÇLU?

Sevim Burak-Yanık Saraylar

Çağdaş sahne gösterimleri üreten 22/11, ilk yapıtı olan "Bana Islak Mayonuzu Gösterin"i, İlk kez Mayıs 2007' de Garajistanbul'da sahnelenmişti. Topluluk aynı yapıtı çağdaş sanat oluşumlarının yeni mekânı Santral İstanbul'da 24, 25,26 Ocak 2008'de yeniden sahneye koyuyor.

Handan Ergiydiren Özer önderliğinde kurulan ve dans, tiyatro, ses ve mimarinin etkileşimini yeniden yorumlayan 22/11 (yirmiikionbir) proje topluluğu, "Bana Islak Mayonuzu Gösterin" adlı eserde Zafer Aracagök'ün Sevim Burak üzerine, tamamlanmış ses tasarımı-müzik projesi "Yalvarırım Beyefendi Saatınız Kaçı Gösteriyor?" ile işbirliği yapıyor. Seda Temizer Yöntem'in tasarladığı sahnede her gece yeniden okunuyor Sevim Burak, her gece yeniden bozuluyor ve yeniden kuruluyor yazarın dünyası.

"Bana Islak Mayonuzu Gösterin" ne yalnızca fiziksel tiyatro ne de çağdaş dans kategorisine indirgenemiyor. 22/11 ekibi de bu yapının sınırlarının önceden belirlenmiş olmadığını, her gece kendilerinin ve birbirlerinin hayaletleriyle yüzleşerek Sevim Burak'ı yeniden okuduklarını ifade ediyor.

Koreograf Handan Ergiydiren Özer, gösterim boyunca dekor ve mimarinin de müdahil olduğu, devinim ve rejinin, bozulmalara, kazalara ve sapmalara açık bir tutum izlediğini anlatıyor. Seyirciyi "yok sayma"nın, içe dönük, her karesi ezberlenmiş bir gösterim sahnelemenin de kendisi için cazip olmadığını söylüyor. Ekip farklı art alanlardan gelen; dans, tiyatro, felsefe, tasarım kökenli yaratıcılardan oluşuyor.

22/11, projelerinde bu çeşitliliğin zenginliğini arıyor ve işbirliği içinde üretmenin çağdaş gösterim sanatlarının temel düşüncesi olduğuna inanıyor.

22/11 tiyatro, dans, tasarım ve sesin birleştiği yerde, zamanımızın anlatısını bulmaya çalışıyor. Şüpheci, sorgulayıcı, ezber bozucu tutumuyla, izleyiciye doğrudan ulaşmak ve bir 'farkındalık' duygusu yaşatmayı hedefliyor.
Ses Tasarımı: Zafer Aracagök
Birlikte yaratanlar ve gösterimciler: Misket Alkım – İlyas Odman – Zerçin Sönmez – Ufuk Şenel – Müge Yetişmen – Çağlar Yiğitoğulları
Dramaturji : Selda Öndül – Linda Stark
Sahne ve Işık Tasarımı: Seda Temizer Yöntem
Kostüm Tasarımı: Erkmen Savaşkan
Proje Asistanı: Tuğba Ayas

Web: http://www.yirmiikionbir.com/
e-posta: yirmiikionbir@gmail.com

Çarşamba, Ocak 02, 2008

Pazartesi, Aralık 31, 2007

"BANA BİR PICASSO GEREK"

HAYAT SANATTIR!

"Başkaları kendi yaşam öykülerini yazar, bense resim yaparım.
Bitmiş olsa da, olmasa da tablolarım günlüğümün sayfalarıdır.
Böyle oldukları için değerlidirler.
Gelecek, tercih ettiği sayfaları seçecektir.
Seçmek bana düşmez."

Pablo Picasso

-Kadıköy'lüleri kıskanmadan!- resmin üstüne tıklarsanız...

RESFEST-TR 2008 İÇİN BAŞVURUNUZU GÖNDERMENİZ İSTENİYOR!

Türkiye’de 2008 Mart ayında dördüncüsü düzenlenecek olan yenilikçi ve sıradışı festival RESFEST bünyesindeki “Türkiye’den Seçmeler” adlı gösterim için kısa film, animasyon, tasarım filmi ve müzik video başvuruları kabul edilmeye başlandı.
Başvuru formu festival web sitesinde: http://www.resfest.com.tr/
Son başvuru tarihi 31 Ocak 2008. Başvurular ücretsiz.
RESFEST’in İstanbul ve Eskişehir yanında bu yıl İzmir’de de düzenlenmesi planlanıyor. “Türkiye’den Seçmeler”e dahil olan yapımlar hem bu şehirleri dolaşacak hem de diğer RESFEST ülkelerinde gösterim için değerlendirilmeye alınacakmış...
Sorular için: info@resfest.com.tr
Türkçe site: www.restfest.com.tr

Pazartesi, Aralık 03, 2007

BONCUK SERGİSİNİN YANISIRA: "YENİLEBİLİR BONCUKLAR"

Gönül Paksoy, bu boncuk etkinliğine damgasını kuvvetli vurmuştu. Öyle ki programda hiç olmadığı halde -son anda açılışa katılacak bir ABD'li kadın sanatçının gelmemesi ve yaşanan panikten sonra "Onun yerine Gönül hanım konuşsun" denmesi üzerine- "Yenilebilir Boncuklar" kavramıyla durduk yerde bir boyut eklemiş olaya...

Konuşmasına başlarken, (ben o sırada orada yoktum, kendi ağzından dinledik bunu Arkeoloji Müzesinde) "-Hanginiz kulağınıza kirazdan küpeler takmamışsınızdır?" diye girmiş.
Sonra "boncuk" kavramının "yenilebilir" de olabileceğine getirmiş lafı. Üstelik yenilebilir boncuklarla yapılacak şeylerin "hediye edilebilirliği"ne de... "Böyle herşeyi olan, hiçbirşeye ihtiyacı olamayan birine bir hediye vereceğinizde onun sevdiğini bildiğiniz yiyeceklerden yapılmış bir kolye verebilirsniz" demiş. "Ya da tersi" diye devam etmiş. "Sizin o sırada paranız yoktur, kalkıp makarnaları boyayıp harika bir obje yapıp, dostunuza armağan edebilirsiniz" demiş. Özellikle batılı katılımcılar hayran kalmış bu yaklaşıma. Sonra da şey dedi, o akşam boncuk yerine kullanılabilecek yiyeceklerden kıyamet gibi (çeşit ve miktar olarak) getirip ortaya yığmış. Kapışılmış malzeme delegeler tarafından hemen...

Gönül Hanım "Buyrun dilediğinizi alın, yiyin, ama dilerseniz bu akşam biraz da bu konuyu düşünün, çalışın, tasarlayın ve yarın getirin buraya sergileyelim, bakalım neler çıkaracaksınız" demiş. Biz pazar günü Rezan Has'a gittiğimizde harika bir ekstra sergi ile karşılaştık. Gerçekten de bu yenilebilir boncuklarla muhteşem tasarımlar ortaya çıkarmışlar, siyah bez mankenlere takmışlar, onlar da gelenleri iki sıra halinde karşılıyorlardı. (İlk defa makinesiz gittiğime pişman oldum)
Aklımda kalan malzeme örnekleri: (Genellikle kolye yapılan) Tropikal meyva kuruları, karanfil tohumu, iğde, zeytin, domates, alıç, elma, kağıtlı okaliptus şekerleri, mandalina, portakal, çiftekavrulmuş lokum, antep fıstığı, kabuğuyla yer fıstığı, salata malzemeleri, ne bileyim allah ne verdiyse işte...

Pazartesi, Kasım 26, 2007

HAFTANIN EN KEYİFLİ ETKİNLİĞİYDİ...

Uluslararası Boncuk ve Boncuk İşleme Sanatı Konferansı ve sergileri...


Özellikle Gönül Paksoy'un Rezan Has Müzesi'ndeki atelye çalışmaları sırasında "Yenilebilir Boncuklar" kavramından yola çıkıp, yaratılmasına yol açtığı yan etkinlik...

Gönül Paksoy, "Koleksiyondan Kreasyona Boncuk' ve 'Trajectories" sergisi...

Arkeoloji Müzesi'ndeki İ.Ö. 25.000 tarihinden İ.Ö. 16. y.y. a kadar bir dönemi içine alan özel sergideki boncuklar...

Böyle zamanlarda bu kentte yaşamanın nimetleri...

Teşekkürler...

*********************
The International Bead and Beadwork Conference took place in Istanbul, Turkey 22-25 November 2007. Kadir Has University hosted the Academic Sessions, Workshops and Bead Bazaar as well as the private exhibitions in its newly opened “Rezan Has Museum” (www.kadirhas.edu.tr). Private and State Museums were open bead related exhibitions during the event.
See:
İstanbul Boncuk

Pazar, Kasım 18, 2007

MUHTEŞEM BİR WEB SİTESİ: garajistanbul

garajistanbul

keza etkinlikleri de... (Avkıran'ların "Oyunu Bozun" oyunu için baktım en son. 28-30 Kasım, 27-28 Aralık ve bir de 3 Ocak'ta oynanacakmış...)

Cuma, Kasım 16, 2007

MUHTEŞEM BİR SERGİ: "BLOCK"

Gerçekten harika işler çıkmış Marmara mermerleri ve dünyanın önemli tasarımcıları bir araya
gelince...

Düzenleyicilerden arkadaşım Gila Franses ("34"ü yayımlayan, Republica Ajans'ın eş başkanı) ile katılımcılardan da yaptığı harika mermer masaya herkesin hayran kaldığı komşumuz Seyhan Özdemir ile gurur duyduk dün akşam (Autoban 212 olarak katılmışlardı ama biz masanın onun tasarımı olduğunu düşündük)!

Sergide MoMA koleksiyonunda eserleri yer alan Campana Brothers; daha önce Jean Paul Gaultier’in defilesi için de tasarımlar yapan Jurgen Bey; 100% Design Tokyo’nun bu seneki kreatif direktörü Michael Young; Centre Georges Pompidou Koleksiyonu’nda yer alan Konstantin Grcic; Fransız tasarımcı Matali Crasset, Paola Navone, Haluk Akakçe, Aziz Sariyer, Defne Koz, Marcelo Rosenbaum, Brezilyalı mimar Arthur Casas, Marcio Kogan, Tanju Özelgin, Paola Navone, Matali Crasset, Simon Heijdens ve Jason Miller gibi önemli isimler katılıyor.

İMİB (İstanbul Maden İhracatçıları Birliği) sponsorluğunda, Doğal Taş Üreticileri ve İhracatçıları’nın desteği ile yapılan olan serginin yapımcısı ve küratörü: HAAZ Galeri

Salı, Kasım 13, 2007

SAHAF PEGASUS DA ELEKRTONIK ORTAMDA!

Sahaf Pegasus

Böyle tanıtıyor kendini:

"Sahaf PEGASUS, Doğu-Batı Ajans Reklamcılık - Yayıncılık ve Ticaret Ltd Şti' nin bir kuruluşu olarak, kitap ağırlıklı olmak üzere, yayın, kültür, tarih, koleksiyonerlik, duygu ve düşünce, araştırma, inceleme, tanıtım alanlarında, "daüssıla çekenler", "mecanin-i kütüp", "muhibban-ı kütüp" ve "tetkik erbabı" olanlar arasında bir bilgi dayanışma, alış-veriş ve "muhabbet" aracı ticari bir işletme olarak, 1990 başlarında bir hevesle kuruldu.
Bu tarihten beri, araştırmacılara, koleksiyonerlere, bilgi ve belge toplayanlara, akademisyenlere ve meraklılara hizmet etmekte; onların ilgi, merak ve heyecanlarını paylaşmaktadır."

Perşembe, Ekim 04, 2007

DEVRIMCI GENCLİK KOPRÜSÜ

Bahriye Kabadayı...
Öyle bir belgesel yönetmiş ki...
Her ne kadar kaynaklarını "3"-"5" kişiyle sınırlamış ya da "sınırlama" zorunda kalmış olsa da....
"Kumaş" öylesine "özgün" ki...
"Devrimci Gençlik Köprüsü"; -Zap Suyu Köprüsü- bu gece , hepimizi ağlatmayı başardı...

Ama ben , bu gece en çok Necdet Günkut için yanıyorum...
Üstelik "O" çoktan "çekip gitmişken"!
Heyhat!

15 Excellent Examples of Web Typography. Part 1 | i love typography

15 Excellent Examples of Web Typography. Part 1 i love typography

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

"SIFIR DEDİĞİMDE"

Sıfır Dediğimde

"Online cemaat kurup altyapıyı oluşturdu filmini sonra çekti" 28.08.2007 /

“Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor.

“Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor.

“Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor.

Filmin konusu hipnoz

Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu.

Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle.

2 Kasım'da gösterimde

Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.”

Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor.

"Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor.

(Özetlenen Haber: Yasemin Sim Esmen)
http://www.sifirdedigimde.com/

Pazar, Ağustos 05, 2007

BİRAZ ERKEN DEĞİL Mİ SAMİH ?

Aptalca bir başlık bu ama başkası da gelmedi içimden...

Az önce Enis Batur e-haber listesine düşen "Başsağlığı" başlıklı bir mesajdan sonra Radikal'de acı haberin ayrıntısını okudum...
Onunla "kültür mirasının korunması" projelerinin kimilerinde birlikte çalışmıştık...

Kültür Bakanlığı Merkez Restorasyon Laboratuvarında çalıştığı yıllarda, ben Güneş'te "Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır" kampanyasını yürütüyordum. İkide birde "bozacaksınız o çeşmeyi temizletelim derken" diye yaptığı çıkışlara ne kadar da "bozulurdum"! "Tam bürokrat tavrı işte ne olacak zaten?" Sonunda Cevat Erder hocanın tavsiyesiyle çeşmeleri sadece yumuşak fırça ve arap sabunlu suyla yıkatmaya başladığımızda, Samih ile ilişkimiz de dostluğa dönüşmüştü. Daha sonra "Tarih İçinde Bursa '85", "Milli Saraylar Sempozyumu" projelerinde gönüllü işbirliği yapmıştık...

Bir yaz tatilinde Gümüşlük'te "Sisiphos" motelin önünde batan güneşi izlerken rastlaşmıştık, karısı ve güzel kızıyla birlikteydi... Konuştukça başka ilginç rastlantılar ortaya çıkmıştı... Kuzguncuk'ta aynı evde oturmuş olmamız gibi... Abidin Mortaş yalısında, bizim kiracısı olduğumuz daireye daha sonra onlar taşınmış...

Şimdi bir anda bütün bunlar geçiverdi aklımdan...

Ailesine ve onu seven herkese sabır dilemek... Bir de yarın öğlen Erenköy'e, Galip Paşa Camii'ne gitmek, sonra da onu unutmamak ve unutturmamak... Başka ne yapabiliriz? Hiçbirimiz kazık çakacak değiliz elbette ama sanki erken gittin Samih...
Uffff...

Salı, Temmuz 10, 2007

ISTIRAP ICINDEKI KURBAGA ile ARIF AŞCI

Istırap İçerisindeki ("İçerisindeki" niye, "İçindeki"nin nesi var? A.T.) Kurbağa: Türkiye’de fotoğraf eleştirisi geleneğinin olmamasının ardında yatan neden ya da nedenler sizce nedir/nelerdir?
Arif Aşçı: Ülkemizdeki fotoğraf topluluğu oldukça küçük. Bu yüzden ekseriyetle izleyiciler de fotoğrafçı kökenli insanlar oluyor. Çok küçük bir topluluk olduğu içinde, doğrusu kimse kimsenin kalbini eleştiri yaparak kırmak istemiyor. Çünkü muhtemelen bir sonraki sergide kişiler tekrar bir araya gelip, yine kadeh tokuşturulacaklar. Belki 2 sene sonra biri diğerinin sergisine gidecek. Yada bir kişi eleştirdiği insanı kendi sergisine davet edecek. Bundan ötürü camia olarak bir aile gibi, kol kırılır, yen içinde kalır mantığıyla hareket ediyoruz.
Ama Türk insanının karakterinde de bu sorun var. Toplumumuz iki yüzlü bir toplum...
Devamı için tıklayın:
Gölge Fanzin

Pazar, Haziran 03, 2007

İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ'NİN 35. YIL AÇILIŞI MUHTEŞEMDİ...

Uluslararası Istanbul Müzik Festivali'nin dün akşam Aya İrini'de yapılan 35. Yıl Açılışı muhteşemdi. "Muhteşem", "ihtişam"... belki de klişe bir niteleme. Daha uygununu bulamadığım için böyle dedim şimdi. Gerek Ödül Töreni ve sunumlar gerekse repertuvar A'dan Z'ye "dialektik" bir yaklaşımla planlanmıştı, uygulaması da sanırım istenen ile örtüştü... Doğu, "yatay ve analitik" düşünüyor diye Batı'yı önemsemeyedursun, İKSV; dün akşam gerçekleşen etkinlikte "dün-bugün-yarın" bağlantısını son derece estetik ve işlevsel biçimde zihinlere çaktı!

İşte bazı izler dün akşamdan:

* "İKSV ve Festival"in geçmişini ve gelişimini özetleyen filmin kısacık bir zaman diliminde "35 yıl öncesinden bugüne"yi hap yapıp içirmesi...
* İdil Biret ve Ayla Erduran'a Onur Ödülleri verilmeden önce, onlar hakkında gösterilen kısa filmler... (İdil Biret çocukken, Fransa'daki radyo istasyonlarından birinin onunla yaptığı röportaj "canlandırma" değil "özgün" idiyse onu yayınlamak, "yazısız toplum" kompleksimize tam bir meydan okumaydı... )
* 35 yıl önceki ilk İstanbul Festivali’nin açılış konserinde, Vivaldi’nin Üç Keman Konçertosu’nu Suna Kan ve Yehudi Menuhin’le yorumlayan Ayla Erduran'ın, bu kez Bach’ın Üç Keman Konçertosu’nu Cihat Aşkın ve genç kemancı Özcan Ulucan ile seslendirmesi...
* 11 yaşındayken Wilhelm Kempff’le birlikte Mozart’ın İki Piyano Konçertosu’nu seslendiren İdil Biret'in, bu kez 11 yaşındaki genç piyanist Mertol Demirelli ile Bach’ın İki Piyano Konçertosu’nu yorumlaması... Arada Mertol'a gözüyle, jestleriyle "tamam, oluyor" yollu yüreklendirmeler yollaması...
* Biret ve Erduran'a ödüllerini veren Leyla Gencer'in yaptığı konuşma da kültür sanat ve insanlık tarihine geçecek türdendi. (Konuşmasının bir yerinde "hepimiz yok olup gittikten sonra da kültür sanat var olacak" diye başladığı cümleyi hemen "yani önce; başta ben gittikten sonra" diye değiştirme gereğini duyacak kadar insani inceliklerini koruyan bir beyin...)
* Şakir Eczacıbaşı'nın Aya İrini'yi yaptıran Bizans hükümdarı Konstantin ile İstanbul'u alan Fatih Sultan Mehmet'e "mekan sponsorları" bağlamında gönderdiği teşekkür...
* Yıldızlar Orkestrası’nın seslendirdiği ve düzenlemesi P.Heidrich’e ait “Happy Birthday Çeşitlemeleri”nin Açılış Konseri’nin sürprizi olması...

Ha, bu kadar olumlunun yanında biraz "nazarlık" da olacaktı elbet... Sunucu Sanem Ceylan'ın dili sürçüp, "Rahmaninof"u "Rahminanof" diye telaffuz etmesi üzerine salondan yükselen uğultu... ("Yemeyiz, yanlış yaptın, seni seniii!" mi?)

İyi de bu tepkiyi veren aynı kitle, keşke Konçertolar çalınırken, bölüm aralarında "bitti" sanıp, alkış patlatma ferasetsizliğini göstermeseydi!
Neyse.
Olacak o kadar diyelim...

Son birşey daha: Bu satırları yazarken yukarıda kullandığım dün akşama ait resim ve verdiğim bağlantıları habire Vakfın web sitesinden alıp duruyorum. Uzağa gitmeye gerek kalmıyor. Eskiden bir gece onceki bir etkinliği, ertesi gün sitede hem de görselleriyle bulmak pek mümkün olmazdı. Bu da son derece sevindirici bir durum. Tekrar tebrikler İKSV!
Nice yıllara...

Cuma, Haziran 01, 2007

KULLANILMAYAN NESNELER MÜZESİ


İstanbul Modern, "Eğitim" bağlamında yine çok ilginç bir atelye çalışmasında rol alıyor:
"Kullanılmayan Nesneler Müzesi"!
Centre Georges Pompidou (Paris) Müzesi ile ortaklaşa düzenlenen ve dünyanın 4 farklı ülkesinde aynı anda yapılacak bu etkinlik, Internet'ten de canlı olarak izlenebilecek (2-3 Haziran 2007, cocuklarla birlikte katılım, herkes kendi kullanılmayan eşyaları ile -10.00, 13.00 ve 15.00 saatlerinde- kendi müzesini kuracak)...
Katılan Müzeler:
Castello di Rivoli, Museo d'Arte Contemporanea (Italya)
Istanbul Modern,
Taipeï Fine Arts Museum (Tayvan)
Pompidou web sitesinde bu konuyla ilgili ayrıntı da işte şurada!
Çok ilginç! Bu asırda çocuk olmak varmış!



Pazar, Nisan 22, 2007

RASİM'İN KADINLARI...

Rasim Konyar'ın "sıcak kadınları" teker teker, birer ikişer ve kalabalık gruplar halinde ağaçlara tırmanmaya başlamış. Yanlarına bereket simgesi narlarını da alarak... "Ağaç Heykeller" serisinde onları çevrimiçi izleyebilirsiniz...

Dün, -aynı zamanda bizim PDA'nın "Şile karargahı"! olan evin yakınındaki- atölyesinde onların daha farklı yolculuklara hazırlandıklarını da gördük. Ama resim çekmeye izin yoktu! O yüzden başka ipucu da veremiyorum, kusura bakmayın!

Rasim'in bu kadınlarını çok severim. Çünkü onlar bana yalnızca uygarlıkların ve dahi "Avrupa'nın anası" Anadolu'yu çağrıştırmakla kalmaz, bir tür "bedenle barışma" sinyalleri de yollarlar.

Bu arada Ağaçlar Serisi'nden bir grup, Kızıltoprak Sanat Galerisi'nde 5 Mayıs'a kadar sergileniyor. Kaçırmayın!

(Galeri adresi: Rüştiye Sok. No:47 Kızıltoprak, Kadıköy, 0216 418 3806- Pazartesi kapalı, diğer günler 11.00-19.00 arası, Pazar 14.00-18.00 arası açık.)

Perşembe, Nisan 12, 2007

KERİM AFŞAR'A SAYGI

Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri, 16 Nisan Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Kerim Afşar gecesi ile sürüyor.

Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleriyle izleyiciyle buluştuğu gecelerin yirmi sekizincisi saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi).

Faruk Şüyün’ün hazırlayıp Rutkay Aziz’in yönettiği etkinlikte; 2003 yılında kaybettiğimiz Türk tiyatrosunun usta isimlerinden oyuncu ve yönetmen Kerim Afşar’ı hepsi alanlarında isim sahibi olmuş dostları anlatacaklar. Gecede Kerim Afşar’ın sevdiği ezgiler de yorumlanacak. Esin Afşar şarkılarıyla, Hakan Aysev Napolitenleriyle, Ufuk Karakoç sazı ve türküleriyle, Zafer Erdaş aryaları, türküleri ve sazıyla Kerim Afşar’a saygılarını sunacaklar. Sanatçılara piyanoda Aslıgül Ayaf ve Süleyman Alnıtemiz eşlik edecek.
Kerim Afşar’ın hayatını anlatan bir DVD’nin gösterileceği etkinlik de unutulmaz “Arkadaş” filminden de bir bölüm izlenebilecek. Selen Domaç’ın sunacağı gecede, Ali Düşenkalkar da Nâzım Hikmet’ten Kerim Afşar’ın sevdiği dizeleri seslendirecek.

Bilgi için : Faruk Şüyün 0.533. 468 30 63

ULUSLARARASI İSTANBUL DANS KONFERANSI

Türkiye’de ve Dünyada Dansın Bugünü
14 Nisan 2007 Cumartesi 09:30 – 12:30
İTÜ Maçka Kampusu, İTÜ Sosyal Tesisleri Konferans Salonu

UNESCO bünyesinde 1973 yılında kurulan ve günümüzde dünya dansının şemsiye örgütü olarak faaliyet gösteren Uluslararası Dans Konseyi (CID), İstanbul’da gerçekleştireceği 17. Genel Kurul Toplantısı vesilesiyle, Türkiye’deki dans çalışmalarını yakından görmek, bu alanda çalışmalar yapan kişi ve kurumlarla ilişki kurmak amacıyla, İstanbul Uluslararası Dans Konferansında ilk defa ülkemizdeki dans insanlarıyla bir araya geliyor. Konferans, salon kapasitesi dahilinde ülkemizin tüm dans insanlarına açık olacaktır.
Konuşmacılar
Prof. Alkis Raftis
CID-Uluslararası Dans Konseyi Başkanı, UNESCO, Fransa

Ulrich Roehm
Alman Federal Dans Eğitmenleri Birliği Başkanı, Almanya

Prof. Marie-Helene Delavaud-Roux
Antik Tarih Profesörü, Brest Üniversitesi, Fransa

Aliou Sow
Dans Eğitmeni, Gine-Bissau

Prof. Vasiliki Tyrovola
Dans Profesörü, Atina Üniversitesi, Yunanistan

Hayati Asılyazıcı
Bale Eleştirmeni

Şinasi Pala
Kültür ve Turizm Bakanlığı - Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü

Doç. Nihal Ötken
İTÜ TMDK Halk Oyunları Bölüm Başkanı

Yard. Doç.Tuğçe Ulugün Tuna
Dansçı, Eğitmen, Koreograf

Cemal Atila
Dans Dergisi Genel Yayın Yönetmeni


İletişim : İSTANBUL TURKUAZ TURİZM FOLKLOR DERNEĞİ
Adres : Rıhtım Caddesi, İskele Sokak No 54-A Kadıköy 34716 İstanbul
Tel-Fax : 0216 3482547 (hafta içi 17.30 - 20.30 ve Cumartesi 15.30-20.30 arası)
Gsm : 0532 2534888
E-mail : info@istanbulturkuaz.com - uncuoglu@superonline.com
Web : http://www.istanbulturkuaz.com/
http://www.istanbulturkuaz.com/cid-istanbul/CID-Istanbul.htm
DANS DERGİSİ
Tel : 0212 – 244 85 63
E-mail : ziyaret@dansdergisi.com


Merkez:
International Dance Council CID
UNESCO
1 rue Miollis, FR-75732 Paris, France
http://www.cid-unesco.org/


CID HAKKINDA

Uluslararası Dans Konseyi CID, tüm dünya ülkelerindeki bütün dans biçimlerini içine alan resmi şemsiye organizasyondur. Kar amacı gütmeyen uluslararası sivil bir organizasyon olan CID, 1973 yılında halen yerleşik bulunduğu UNESCO Paris Merkezi bünyesinde kurulmuştur.

CID dansta aktif olan uluslararası, ulusal ve yerel organizasyonları ve öne çıkan bireyleri biraraya getiren dünya çapında bir forumdur. CID genel anlamda dans sanatını temsil eder ve UNESCO’ya, ulusal ve yerel yönetim birimlerine, uluslararası organizasyon ve kuruluşlara tavsiyede bulunur. Üyeleri 140’tan fazla ülkedeki öne çıkan federasyonlar, kuruluşlar, okullar, gruplar ve bireylerden oluşmaktadır.

Başlıca özellikleri:

Uluslararası Dans Konseyi CID, UNESCO ile resmi danışma ve istişare ilişkisi içinde olan dünya çapında bir sivil kuruluştur. CID, üyelerinden farklı düzeyde gelişmesi anlamında bir şemsiye kuruluştur. Herhangi bir dans okuluna, gruba, federasyona veya başka bir kuruluşa bağlı değildir. Festivaller, atölye çalışmaları ya da yarışmalar düzenlemez.

Kesinlikle ticari değildir; herhangi bir ürün ya da servis satışı yoktur. Hükümetlerden, politik ideolojilerden ve ekonomik çıkarlardan bağımsız bir kuruluştur. CID dansın tüm biçimlerine eşit davranır. Dansın bir sanat biçimi, bir eğitim aracı ve bir araştırma konusu olması anlamında evrensel karakterini kabul eder ve herhangi bir dans görüşünü öne çıkarmaz. Ayırımcı değildir. Birleşmiş Milletler ve UNESCO’nun prensiplerini yansıtacak şekilde, ırk, cinsiyet, din, siyasi tutum ya da sosyal konumlara karşı önyargılı olmaksızın dansa yönelik her türlü yaklaşıma açıktır.

Bugün itibariyle CID üyeleri 140 ülkeden 100 üniversite profesörü, 100 doktora ünvanlı akademisyen, 300 kuruluş (federasyon, okul, grup, müsabaka, tiyatro, ve diğer) ve 1800 bireyden (koreograf, eğitmen, dans tarihçisi, yönetici ve diğer) oluşmaktadır. CID üyeliğe açık olup, dans konusunda yeterli ehliyete sahip kuruluş, organizasyon ve bireylerin üyelikleri kabul edilmektedir

Perşembe, Mart 22, 2007

TANGO PASION...


Omar Ocampo ve Monica Romero ikilisi 25 Mart'ta Armada'da bir özel gösteri yapacak...
Ayrıntılar şurada.

Pazartesi, Mart 19, 2007

"CARİYE" OKUNMADAN HAREM GEZİLMEMELİ!

Eskiden Topkapı Sarayı'nın "Harem" bölümü uzun yıllar ziyarete kapalıydı... Neden sonra ziyarete açıldığında çocuklar gibi sevinmiş, koşup görmeye gitmiştik. Bendeki izlenim "düş kırıklığı" olmuştu. O zaman bu kitap olsaydı eminim çok daha tad alarak gezebilirdim Harem'i... Sanat tarihi profesörü Gül İrepoğlu'nun "Cariye"sini kasdediyorum. Daha bitirmedim ama ele alınınca sonuna gelmeden bırakılmayacak türden bir çalışma bu. Hem sürükleyici hem öğretici... İrepoğlu ile geçen hafta içinde sohbet ettik. İki yeni romana birden başladığından sözetti. Ben de ona bir web kütüğü açmasını önerdim. Durun bakalım, takip edeceğim bu konuyu! İrepoğlu web kütüğünün ilk duyurusunu buradan yapmayı çok istiyorum!

Pazartesi, Mart 05, 2007

SEMAVER KUMPANYA MART PROGRAMI

* 12 Mart 2007 saat 20:30 Trainspotting Gala
* 11 Mart Bir Varmış Hiç Yokmuş Prömiyer

Muammer Karaca Tiyatrosu
İstiklal Cad. Karaca Çıkmazı No: 3 Galatasaray
Tel: 0212 252 44 56

TIM Show Center - Türker İnanoğlu Gösteri Merkezi
Büyükdere Cad. Derbent Mevkii (Darüşşafaka Köprüsü Yanı)
Tel: 0212 286 66 86

Çevre Tiyatrosu Kuvai Milliye Cd. Çevre Tiyatrosu Sk. No:43
Kocamustafapaşa Tel : 0212 585 59 35

Ayrıntılı bilgi:

http://www.semaverkumpanya.com/oyunlar.aspx

ZOR OLAN, NEŞEYİ CİDDİYE ALMAK...

Aydın Boysan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı
“Hayat Tatlı Zehir”i 17 Mart 2007 Cumartesi günü, 15.00 – 17.30 arasında
EKAV Sanat Merkezi’nde imzalayacak.

Cesurca yaşamış, bilmediği denizlere açılmaktan çekinmemiş, uzun hayatında yaşadıklarından ve dostluklarından süzdüklerini, sentezlemiş bir hayat bilgesi olan
Aydın Boysan, hayatından süzdüklerini yeni kitabında anlatıyor:
“İnsanlar en çok, ölüm ve hastalık gibi şeyleri ciddiye almış görünüyorlar. Kolayına kaçmak bu! Zor olan, neşeyi ciddiye almak.”

EKAV SANAT MERKEZİ
Zincirlikuyu-İstanbul
Tel: (0212) 336 10 46
http://www.ekav.org

Cumartesi, Mart 03, 2007

"ÇİZGİLİ BLOG"

cizgiliblog.com bir Mehmet Saygın yayını... "Animasyon, ilüstrasyon çalışmalarından örnekler sunar. Diğer çizerler, ilgili kitaplar, forumlar hakkında mesajlar içerir. Fransızca Rock müziğe ilgi duyar, gruplar, albümler hakkında fikir vermeye çalışır. Budur." diye kendini tanıtıyor.
Son mesajında şöyle diyor Saygın: "ÇizgiliBlog 100 mesaja ulaştı. Üşenmeden, okunmadan, keyif alarak geldim 100 mesaja, yolun çoğunu tek başıma gittim sanıyorum, ufak ufak ekmek kırıntıları bıraktım arkamda, meraklı, keyifli kuşlar yesin diye :)"
Çizgili'den P.D.A sayesinde haberdar oldum. Saygın, aynı zamanda bir pembe domates serüvencisi imiş. Bizim gibi. Böyle bir üye kazandırdığı için pembelere "medyun-u şükranız"!

Salı, Şubat 20, 2007

AYFER TUNÇTAN: "HARİTADAKİ ADAYA VARMAK"

Haritadaki Adaya Varmak

Cem Uçan'ın bu kitap hakkındaki editor yorumundan bir alıntı:

"... harita nedir? Bütün bir dünya, insanlığın tapusu, hayatın ve hayatların tamamı, geçmişin ve geleceğin sınırlarıdır. İnsanın varolduğu yer daima bir harita içindedir, evrendeki yerimizi harita resmeder. Haritadaki adaya edebiyatla varmak, bütün bir hayatı edebiyat aracılığıyla okumak anlamına da gelir..."

"...İşte Ayfer Tunç bu kez kendi edebiyat haritasında dolaştırıyor okuru, akıcı, samimi diliyle teslim alıyor, isteyerek bırakıyoruz kendimizi. Harita üzerinde yönümüzü kaybetmememiz için bir pusula görevi görüyor. Zaman içerisinde karşılaştığı kişileri bizlerle tanıştırıyor. Bunu yaparken farklı kimliklere bürünüyor: Bir okur olarak, kendi okuma “tarihinin” bazı duraklarına kısa ziyaretler yaptırıyor. Bir yazar olarak edebiyatını besleyen damarların ipuçlarını veriyor. Bir okuryazar olarak ona dokunan hayatın içinden okura sesleniyor. Herkesin haritasında bir adası vardır, bir gün varmak istediği... Herkes farklı yollardan ulaşmak için çabalar. Kimi kısa yoldan satın almak ister, ada sadece bir araçtır. Kimi hayal etmekle yetinir, bu yeterlidir onun için. Kimi de yalnız o adayı hayal etmekle kalmaz oraya edebiyatla varmak ister, Ayfer Tunç'un dediği gibi.
Bu kitap onlar; okurlar, yazarlar, okuryazarlar için..."

Hemen indirmeye başlıyorum! Teşekkürler AltKitap...

Cuma, Şubat 16, 2007

"KAPILARA DİKKAT" BAŞARIYLA GÖSTERİME GİRDİ

İsveç'te yayınlanan "Turkiska Ungdomsförbundet" gazetesinde, Tandoğan Uysal'ın "Helena Bergström'den Korhan Abay'a övgü" başlığıyla yayınlanan haberine göre Korhan Abay’ın başrol oyuncusu olarak oynadığı İsveç yapımı “Kapılara Dikkat”adlı filmi Göteborg kentinden sonra başkent Stockholm’deki Galası’nda da büyük sükse yaptı. Korhan Abay’ın filmdeki başarısı, İsveç’in ünlüleri tarafından uzun süre alkışlandı. Senaryosunu Denize Karabuda'nın yazdığı, İsveç’in ünlü artisti ve yönetmeni Helena Bergström’ün çektiği “Kapılara Dikkat Edin”, Göteborg kentinden sonra Stockholm’deki Gala Gecesi'nde izleyicilerin beğenisini ve alkışlarını topladı. Stockholm’deki Rigoletto sinemasında bin kişinin izlediği “Kapılara Dikkat Edin” adlı filmin Galası’nda, başrol oyuncusu Korhan Abay ile birlikte Deniz Karabuda ve filmde Türk Dışişleri Bakanı’nı canlandıran ünlü tiyatrocu Rasim Öztekin’nin başarısı filme adeta Türklerin damgasını vurdu.

-Bu Türkçe haberin tamamını okumak için lütfen haber başlığına ya da buraya tıklayınız! -

Not: Deniz Karabuda bu filmin "casting" aşamasında başroldeki "Dr. Sinan"ı oyanacak Türk aktörü ararken, Korhan Abay ile onların bir araya gelmesine "Web'de Kültür Sanat" vesile olmuştu. Resimde o anın (Ekim 2005, Armada Otel, İstanbul) bir görüntüsü var! O tarihte Korhan Abay hiç İsveççe bilmiyordu ve "el sıkıştıktan" sonra 3 ay içinde bu dili de öğrendi... Hepsini içten kutluyor, Deniz'in sıradaki filmini merakla bekliyoruz!

Cuma, Şubat 02, 2007

TÜRK İSVEÇ YAPIMI: "KAPILARA DİKKAT"! "MIND THE GAP" -

Karabuda, Abay,Bergstrom "Mind the Gap" ya da İsveççesiyle "Se Upp For Dararna", Türkçesi: çekimler sürerken çevrildiği biçimiyle "Kapılara Dikkat", İsveç'te gösterime girdi. Helena Bergstrom'un yönettiği filmin senaryosunu Denize Karabuda yazdı. Başrol oyuncularının içinde Korhan Abay da var. Filmin adı İngilizce'ye "Mind the Gap"; "Boşluğa Dikkat" oalrak çevrilmiş. Bu ilk olarak İngiltere metrosunda kullanılmaya başlanmış olan bir deyim. Metro vagonu ile platform arasındaki boşluğa düşülmemesi için bir ikaz. Bu klişe, Karabuda'nın senaryosunda da Türkiye'deyken parlak bir kalp cerrahı olan ancak İsveç'e göçtükten sonra ancak metroda vatman olarak iş bulabilen Sinan (Korhan Abay) ve ailesinin içinde yaşadıkları toplumla aralarında bulunan uçurumu da simgeleyen bir benzeti... İsveççe "Se Upp For Dararna" yanlış telaffuz edilirse "Delilere Dikkat" anlamına da geliyormuş...

17 Ocak 2007'de Gothenburg Film Festivali'nde gösterime giren film beğenildi. Abay, gerek oyunu, gerek kısa sürede öğrendiği İsveççesi gerekse incelikli ve disiplinli tavırlarıyla tüm kadronun sempatisini toplamış. Rasim Öztekin'in de konuk oyuncu olarak yer aldığı film hakkında "Variety"de çıkan güzel bir yorum aşağıda... Denize Karabuda ve Abay'ı içten kutluyoruz...

******************

"Mind the Gap"



"Se Upp For Dararna" (Sweden) A Svensk release of a Sweetwater Filmright II production, in association with Svensk, TV4, Cinema Art Prods., Succefilm, with participation of Break Even. (International sales: Svensk, Stockholm.) Produced by Colin Nutley. Co-producer, Waldemar Bergendahl. Directed by Helena Bergstrom. Screenplay, Denize Karabuda, from an idea by Bergstrom, Karabuda. With: Rakel Warmlander, Nina Zanjani, Korhan Abay, Zinat Pirzadeh, Dan Ekborg, Birgitte Sondergaard, Mattias Redbo, Lars Bethke, Stella Enciso, Erik Johansson.(Swedish, Turkish dialogue)



By GUNNAR REHLIN



Popular Swedish actress Helena Bergstrom makes a surprisingly assured helming bow with "Mind the Gap." Energetic romantic comedy with an immigrant twist is fun and entertaining while still keeping a foot firmly in reality. Aided by positive reviews and Bergstrom's built-in audience, pic should score locally; offshore chances also look bright.
Yasmin (Nina Zanjani) is a Turkish woman in her mid-20s who lives with her father, Sinan (Turkish thesp Korhan Abay), mother Ayse (Zinat Pirzadeh) and younger sister Dilek (Stella Enciso). Having grown up in Sweden, she has a liberated attitude and wants to become a policewoman.
Back in Turkey, Sinan was a highly respected surgeon before being forced to leave the country. In Sweden, he applied for a similar job but was refused and now drives subway trains. Unhappy and bitter, and with a limited knowledge of Swedish, he still rehearses the hand movements of a surgeon by night.
At the police academy, Yasmin meets Elin (Rakel Warmlander), a woman her own age, and the two immediately hit it off. Yasmin also meets Elin's b.f., Henke (Mattias Redbo), and they clearly find each other attractive. When Elin sleeps with one of the men at the police academy, and Yasmin and Henke get cozy, the friendship between the two women becomes strained.
Though it's a romantic comedy, pic still takes care to reflect the realities of racial prejudice in contempo Sweden, where many skilled immigrants are forced to take jobs beneath their qualifications.
Since 1990, Bergstrom has worked closely with her husband, helmer Colin Nutley, playing the lead in all his films. (Nutley is the producer of "Mind the Gap," and editor is Nutley regular Perry Schaffer.) However, where Nutley's films are often meditative, Bergstrom's is as lively as the actress herself. Her enthusiasm for the characters shines despite her lack of experience as a director.
Warmlander and Zanjani are very good as the two women, and Bergstrom pushes both actresses further than usual. Other actors are all fine, with Abay bringing dignity to the immigrant father who's light years away from the cliche immigrant fathers in other Swedish films.
Pic is loaded with amusing incidents, both from the police academy and from the private lives of the protags. The only subplot that feels redundant sees Elin and Yasmin suspecting a racist classmate at the academy of being a right-wing criminal, which feels like something lifted from a detective movie for kids. Camera (color), Olof Johnson; editor, Perry Schaffer; music, Per Andreasson; art director, Pernilla Olsson; costume designer, Maria Strid; sound (Dolby Digital), Lasse Liljeholm, Eddie Axberg. Reviewed at Svensk screening room, Stockholm, Jan. 17, 2007. (In Gothenburg Film Festival.) Running time: 102 MIN.
Read the full article at:http://www.variety.com/story.asp?l=story&r=VE1117932635&c=%categoryid%

Perşembe, Şubat 01, 2007

DEVRİM ERBİL “İSTANBUL-RENK-RİTM” SERGİSİ

Devrim Erbil’ in son dönem İstanbul resimlerinden oluşan “İstanbul-Renk-Ritm” adlı sergisi İzmir, Balçova'daki Agora Alışveriş Merkezi’nde düzenlenen “Agora'da Sanat Günleri” kapsamında 6 Şubat— 6 Mart 2007 tarihleri arasında sanatseverlere açık olacak... Etkinliğin destekleyicisi Akdemir Grubu.

Ayrıntılı bilgi: Sanat Tanıtım'da!

Resim: Devrim Erbil, İstanbul, Galata Kulesi

Salı, Ocak 16, 2007

15 MAYIS 2007'e KADAR KATILIM ŞANSI VAR!

TeatrOrfeo - La biblioteca di babele

Bir samimi çağrı ki demeyin gitsin! Bu arada "Multimedia" için "Çoklubasın" kullanımı da dikkatimi çekti...
Buyrun:

"Italya'nin Torino kenti tiyatro ve kültürlerarasi iletisim derneklerinden Teatro Orfeo, "La Biblioteca di Babele" (Babil Kütüphanesi) adli ana dilde edebiyat ve çoklubasin(multimedya) yarismasinin ikinci sürümünü baslatiyor. Sen de katil! Eger ana dilinde amatörce film veya müzik yapiyorsan, siir, düz yazi veya tiyatro oyunu yaziyorsan ne bekliyorsun!? "

ANADOLU SANATÇILAR DERNEĞİ'NİN YENİ SERGİSİ: KARTAL'DA!

"2002 yılında kurulan Anadolu Sanatçılar Derneği , bugüne değin altısı yurtdışında toplam otuz dört sergi gerçekleştirdi.

Paris’te , Duisburg’da yada Cannes’da gerçekleştirdiğimiz sergilerle Anadolunun herhengi bir yerinde gerçekleştirdiğimiz sergiler arasında bir fark görmüyoruz.

35. sergimizi Kartal’da , dernek merkezinde gerçekleştireceğiz.

Sergimizin amacı , resimde desenin önemine vurgu yapmaktır.

Resimli dünyada tartışma kabul etmeyen bir gerçek var; gördüklerini, düşündüklerini yada düşlediklerini kalem veya füzen gibi araçlarla kağıda geçmeyi başaramayan,yani “desen sorunu” olan birinin ressam olabilmesi zordur. Bu nedenle ressam olmak isteyenlere şunu öneriyoruz : önce kalem, sonra yine kalem ve fırça!..

Yeni etkinliklerde buluşmak dileğiyle ."
Sadık VARER ( ASD Sözcüsü )

Sergiye katılan sanatçılar ve sanatçı adayları :

Ali Ekber ATAŞ - Ali Naki İLHAN - Aynur KIZILTAN - Aysun BARBAROS - Azimet KARAMAN - Bahar EMRE - Bahar ERGER - Baki DEMİR - Berna SAPAZ - Canan AKAR -Cevahir AYMA - Derya PARLAK - Dilek KILIÇ - Diren BALKANLI - Ferit ÇENGELLİ - Gültekin ŞAMLI - Hande ÇINAR - Hasan DEMİR - Hasan ÖKTEM - Hazel AĞAÇ - İlker VARER - Merve YILDIRIM - Meryem ŞİMŞEK - Necati BADEM - Nihal DOĞANAY - Nizamettin YILMAZ - Rüveyda TEZCAN - Sadık VARER - Selin AKSOY - Serpil AKTAŞ - Sevim AK - Sibel ERGÜN - Şefika İNCE - Tülay ER - Zarif POYRAZ - Zehra (SARI) BAŞOFLAS - Zeynep ÜNLÜ ve Züleyha DEMİR.

Sergi tarihi: 20 – 1 – 2007 / 5 – 2 – 2007.
Açılış kokteyli: 20 –1 –2007 . saat ; 17,30 – 19,30 arası.
Adres: Anadolu Sanatçılar Derneği ( Çırçır Cad. Atabey Apt. No, 12 / 1 .Kartal – İstanbul)
İletişim: 0216 353 48 54 e-posta ; varers@gmail.com
Web: http://www.anatoliart.com/

Pazar, Ocak 14, 2007

NİĞDE KARATLI’DA ANTİK MEZARLAR





Aşağıdaki metni Sayın Fethi GÜRER e-posta ile yollamış bugün... "Elinize sağlık" diyerek aynen sunuyorum:






Güneş’in ilk ışıklarıyla yola çıktım. Amacım, Niğde Karatlı ve Dikilitaş bölgesi’ndeki kaya mezarları görmekti. Gerçekten bilen, gören için Niğde uçsuz bucaksız tarihi zenginliklerle dolu. Niğde- Kayseri yolundan sağa dönüş yaparak sağlı sollu etrafında patates tarlalarının uzandığı asfalt yoldan Merkeze 36 kilometre uzaklıktaki Karatlı Kasabası’na ulaştım. 1989 yılında belediye olan kasabada, belediye hizmet binası önünde bize rehberlik edecek olan Bülent Yılmaz ile buluştuk.
Bizans, Roma hatta daha ötesinin bölgede yerleştiğine dair çokça veri vardı. Kiminde kamyonetle yol aldık, kiminde tarlaları aşarak yürüdük.
Karatlı Kasabası’nın orta yerinde Romalılardan kalan tarihi kale ilk durağımız oldu. Kaleden geriye çok az bir bölüm kalmıştı. O kısımdaki surlarda duvar olarak kullanılıyordu. Görkemli olduğu kalıntılarından anlaşılan kalenin tamamı yıkılmıştı. Ayakta kalan çok az bir sur parçasının çevresi temizlenip bir pano koyularak kalıntı olarak yaşatılma şansı hala var. Dikkatlice bakınca kale surlarındaki taşlar Kemerhisar’daki Tyana kemer taşlarına benziyordu.
Kale ile ilgilendiğimizi gören vatandaşlar yanımıza geldi. Birçok değişik hikaye anlattılar. Hemen yanında bir yıkıntı göstererek, bu bölgede define çıktığını söylediler. Kale taşları çevredeki evlerde duvar taşı olarak kullanılmış. Niğde bölgesinde ovada kurulu izleri kalan tek yapı olan kalenin yakınında bir yıkıntıya doğru yürüdük. Manastır olduğu söylenen yapıda yerle bir olmuştu. Yıkıntılar içinde bir kovuk görülüyordu. Bu yapıdan açılan bir giriş ile metrelerce uzanan bir yeraltı şehrine ulaşıldığını söylediler. Giriş ağzını temizledik ama içine girmeye cesaret edemedik.
Karatlı kalesi, manastır ve çevredeki evler dikkate değer yapılardı. Birkaç ev resmi çekince kasabalının biri “aman hemşehrim fazla çekme, define var diye gece evi yıkarlar” dedi. Bölgedeki durumu anlatan en iyi söz işte bu cümlede gizli idi.
Karatlı Kasabası kaya mezarlarının olduğu yere doğru yola devam ettik. Kayardı’yı geçtikten sonra çıkış yönünde uzanan vadi de çok sayıda kaya mezarı karşımıza çıktı. Kasabanın güney batısında yer alan bölgede vadinin iki yanında kaya mezarları dikkat çeker biçimde görülüyordu. 15 tane kaya mezar ilk göze çarpanlardı. Gördüğümüz kadarıyla bu vadi bir dere yatağıydı ve zaman içinde dolmuş, vadi özelliğini yitirmiş. Temizlendiğinde mutlaka daha çok kaya mezar açığa çıkabilir düşüncesi ile çevreye baktım. Vadinin güney yamacında 11 kuzey yamacında 4 kaya mezar girişi vardı. Bir kaya mezar havaya uçurulmuş, anlaşılan bir şeyler aranmış keza çevrede çok sayıda yer oyulmuş, kaya mezar içleri de talan edilmişti. Vadide kasabaya yakın bölgedeki Kaya mezarın birisi diğerlerinden farklı olarak iki katlı idi. Sanıyorum, dönemin önemli kişilerinden birisine ait bir mezar olsa gerek. Kaya mezar kapıları kare ya da dikdörtgen ve bazıları kemerli yapılmış, bir kişinin gireceği genişlikte. Kayalara oyularak yapılan mezar içlerinde kiminde iki kiminde üç mezar yeri, oturma alanı ve bazılarında da duvara yapılmış çizimler vardı. En ilginç olanı görülür durumda kalan dağ keçisini kovalayan köpek figürü olandı. Aşı boyası ile çizilen bu resim fotoraflanacak kadar günümüze gelen önemli bir değerdi.
Her Kaya mezar girişlerinde farklı işaretler bulunuyor. Bu işaretler belli ki bir şeyleri anlatıyor. Kayalık alan üzerinde yer alan ana kayaya oyulmuş mezar yerleri de vardı. Ne yazık ki; Niğde genelinde olduğu gibi kaçak kazı yapanlar tarafından bölge talan edilmişti. Roma döneminden kaldığı varsayılan kaya mezarlar görülmeye değer dünü anlatan belgeler.
Kaya mezarları için gezi yolları yapılması, tanıtım panoları koyulması ve ilgi çekecek tanıtımlar yapılması gerekirdi.

Kaya mezarların olduğu vadiden bir kilometre ötede kasaba mezarlığı var. Bu alanda eski dikili mezar taşları da ilginç, üzerlerinde bir işaret yok ama farklı özellikte dikili taşlar var. Yolumuza devam ediyoruz. Şifan(yulaf) ekili tarlalardan araç ile gidemez olunca yürüyerek lahitleri andıran mezar taşlarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Gördüklerimiz şaşkınlığımızı artırıyor. Karatlı Tatarlar Mezarlığı olarak tanımlanan alan 24. 01. 1991 tarihinde 947 sayılı karar ile Tarihi sit alanı olarak belirlenmiş, Ne yazık ki Sit alanın korunmadığı gibi bir bölümü yok edilip bir de verici direği dikilmiş. Duvar ile çevrili alanda 20’den fazla lahit taşını andıran mezar yeri var. Bazılarında bulunan şekiller, yazılar ve Semboller Hitit dönemindeki işaretlere benziyor. Bir tek farklı taş ise Osmanlıca yazılı bir mermer taşı. Bu taşın bulunduğu yerden alındığı ancak kendiliğinden sonra tekrar geldiği anlatılıyor. Bölge halkı tarafından orada yatanın önemli bir zat olduğuna inanılıyor. En azından bu sayede mezar taşı parçalanmaktan kurtulmuş.
Çevrede kaçak define avcıları tarafından oyulmuş yerler var. Taşların çoğu yerinden oynatılmış. Kiminin mezarları dahi parçalamış. Birden çok çocuk mezarı da o arada dikkat çekiyor. İlginç bir durumda bu tarihi mezar alanına yeni cenazelerinde koyuluyor olması. İnanılır gibi değil. Kapısı olmayan duvardan girişe müsait bu alanda da yağma var.
Niğdenin bilinmeyen bir yüzünü daha ilgi ile geziyoruz. Amasya’daki kaya mezarlarına benzeyen ama bilinmeyen, tanıtılmayan kaya mezarlarından sonra talan edilmiş lahiti andıran mezar taşları ile üzüntüyü yaşıyoruz. Bir il bu denli sahipsiz kalır mı?
Karatlı Kasabası’ndan rehberliğimizi yapan Bülent Yılmaz’a ‘kuş figürleri olan’ mezarlığı soruyoruz. ‘O yer ovada’ diyor ve kasabanın içine geri dönüyoruz. 5 bin nüfuslu bir belediye olan kasabada bu sefer ovada yol alıyoruz. Otomobil ile gidilemediği için kamyonetle yola devam ediyoruz. Patates tarlalarını aşıyoruz. Yollar çamur. Zor bir yolculukla önce Kırkgöz Mağaralarına ulaşıyoruz. Çevrede onlarca yeraltı yapısı var. Bu bölgede batık bir kent karşımıza çıkıyor. Bir giriş yeraltı şehrine açılıyor. Girenlerin bir süre sonra koşullar nedeni ile geri döndüğü bu yeraltı şehri dışında çok sayıda odalı yapı var. Yeraltındaki yapıların hemen yanındaki kayalara oyulmuş kağnı izlerinin yer aldığı İpek Yolu olduğu söylenen yol net olarak görünüyor. Bölge inceleme araştırma ve ilgi için bekliyor. Kalıntıların birinden diğerine geze geze yoruluyoruz. Duvarlarda şekil yok ama kimi tahripte edilmiş olsa onca yerleşim alanı bölgede yer alıyor. Daha önceki lahit mezarları andıran taşlarla yapılmış mezarlığa ulaşıyoruz. İnanılır gibi değil ama bu yerde belediye sondaj vurmuş ve ağaçlandırma çalışmaları yapıyor. Oysa kimi lahit taşları toprağa gömülü duruyor. İçlerinden birisindeki kuş kabartmaları dikkat çekiyor. Çevredeki her lahit birbirinden farklı ama hepsi altı oyulmuş, yer değiştirmiş. Burada da mezarlar açılıp içinde bir şeyler aranmış, taşları ise taşımak olası olmadığı için bırakmışlar.
Bu arada köylüler de bizi defineci sanarak etraftaki tarlalardan yanımıza geliyorlar. Resim çektiğimizi görünce rahatlıyorlar. Öylesine talan edilmiş ki çoğu lahit yerinden oynatılmış. Bu arada köylüler patates tarlalarından toprağı sürerken halen kemik çıktığını anlatıyorlar. İki lahit mezar taşından oluşan alanın da etrafı çevrilmiş ama kapısı yok.
Bölgede mutlaka çok kapsamlı bir kazı ile araştırma yapılırsa inanılmaz bulgulara erileceği görünenlerden anlaşılıyor.

Niğde Müzesine en azından üzerinde şekiller olan mezar taşları taşınarak yazıları incelenip, bahçede bu ve bunlara benzer mezar taşlarının bulunduğu bir alan oluşturulamaz mı? Çünkü Dikilitaş ile Karatlı’da yer alan bunca kaya mezar ve o döneme ait bilgilere Niğde ile ilgili yazılmış kaynaklarda rastlamak olası değil. Bu nedenle ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor. Lahitlerdeki semboller incelenerek geçmişle ilgili detaylı bilgiye erişilebilir.
Hitit dönemi sembollerini andıran bu eserler incelenebilir. Sonradan konduğu anlaşılan Osmanlıca mezar taşı dahi okunduğunda bir özelliğin açığa çıkması bakımından önemlidir.
Mutlaka inceleme ve araştırma yapılmayı bekleyen bölgeden; ilgisizlikten yok olup giden tarihi düşünerek üzüntüyle ayrıldım. Umarım bu ve benzeri alanlarda gerekli çalışmalar kısa sürede başlatılır.



X X X X X

Cumartesi, Ocak 13, 2007

TANTANA: Tan Oral Sergisi...


TANTANA
Dostların Çizgileriyle Tan Oral Portreleri Sergisi

Tan Oral Önceki yıl “YÜZYÜZE” adıyla bir portreler sergisi açmış ve sergide yer alan çizimleri aynı adla yayımladığı bir kitapta toplamıştı.

Sergi ve kitabın tanıtımında ;

“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ın kalemine takılan, tanıdık, tanımadık yüzlerce bildik yüz çizimleri” sözleri yer alıyordu. Bu kez bu serginin tam zıdd ile karşılaşıyoruz ve“TANTANA” adıyla açılacak olan bu yeni serginin tanıtımında;
“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ı kalemine takan, tanıdık tanımadık yüzlerce bildik çizer, onu benzetmeye çalıştılar” sözleri yer alıyor.

Sergi, Galata’da Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 18 Ocak 2007 Perşembe günü saat 18oo de açılıyor ve 25 Şubat’a kadar devam ediyor.

Salı, Ocak 09, 2007

SİDNEY'DEN PARİS'E YA DA TERSİ: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005" Sergisi

Fransızlar Video sanatının Pompidou Sanat Merkezi'yle örtüşen 40 yılını bir gezici sergiye dönüştürmüş: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005". İçinde Pompidou'nun yeni medyalar koleksiyonundaki en eski eser olan Nam June Paik'in "En Eski TV Aydır" ("The Moon is The Oldest TV") eserinden, günümüzün sürprizli, web-tabanlı pratiklerine kadar 30 kadar sanatçının işini barındıran sergi Şubat sonuna kadar Sidney, Avustralya'daki "Çağdaş Sanatlar Müzesi"nde (MCA) izlenebiliyor...
Niye mi buraya yazıyorum? Bu sitenin ziyaretçi istatistikleri dünyanın olmadık coğrafyalarından girilip okunduğunu gösteriyor, bir kere o yüzden. Bizden birileri oralardaysa bakarsınız bu bilgi işe yarar, gider gezerler! İkinci neden "MCA" web sitesini beğendim, paylaşmak için. Üçüncüsü de bu serginin etkileşimli gezilmesi amacıyla yapılmış ve aynı siteden indirebileceğiniz harika bir
broşür var! Bütün bunları da Rhizome'da gördüm!

Perşembe, Aralık 21, 2006

SABAHATTİN ALİ'YE SAYGI...

Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 25 Aralık 2006 Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Sabahattin Âli gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin yirmincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Sabahattin Âli için hazırlanan belgesel filmle başlayacak…
Ali Kocatepe’nin Sabahattin Âli şiirlerinden yaptığı “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi” gibi unutulmaz bestelerini piyanoda seslendirip söyleyeceği gecede; Ali Fikirsindi, Aslıhan Özel, Başak Merev, Çağrı Merev, Çiğdem Üz, Evrim Şanlı, Sefer Boztaş, Sabur Ulus, Tülay Merev ve Veysel Kuyumcu’dan oluşan Grup Yeniden de “Aldırma Gönül” ve “Leylim Ley”in aralarında olduğu eserleri yorumlayacaklar…
Sabahattin Âli gecesinde, Gülsen Tuncer ustanın şiirlerini okurken Feyzi Tuna ve Yusuf Kurçenli yazarın yapıtlarından yaptıkları filmlerin öyküsünü anlatacaklar… Gecede Zeliha Berksoy’un konservatuardan öğrencileri de, Sabahattin Âli’nin yapıtlarını okuma tiyatrosu olarak seslendirecekler…
Yazarın kızı müzikbilimci ve eleştirmen Filiz Âli’nin de katılacağı programı Selen Domaç sunacak… Etkinlikte, Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Sennur Sezer ve Zeki Coşkun ustanın edebiyatçı yönü üzerine konuşacaklar…

“Ustalara Saygı” geceleri, 8 Ocak’ta İlber Ortaylı, 15 Ocak’ta Nâzım Hikmet ile sürecek…

Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısındaki cadde)

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Cumartesi, Aralık 02, 2006

"MUINAR"


"Saldırgan sarı, fazla sıcak... Denize dönüp soluklandım, yüzü yok, benim yüzümü kullanıyor, ellerimi, ayaklarımı... Sürekli konuşuyor, sesi yok, konuşuyor yine de, benim sesimle konuşuyor.

'Göğsümden sızıp içime yerleştin' dedim, 'bir adın var mı? Sana nasıl sesleneceğimi söylersen... Sözlerimizi ayıramayacak olsaydım, günümü zamanımı şaşırırdım.'
'Zaman sizin nerenizden tutuyor da güveniyorsunuz ona o kadar, bilmiyorum ki... Benim adım Muinar"...

Dün çıktı...
-----------------
"Muinar" ile ilgili olarak:

- Zeynep Oral / Cumhuriyet:

"Latife Tekin’den “MUİNAR” Ya da Kadının, Doğanın, Edebiyatın gücü…

Latife Tekin’in “Muinar” kitabını (Everest Yayınları) biraz önce bitirdim… Daha gözyaşlarım kurumadan içimden şöyle haykırdığımı duydum:“Muinar gel! Gel de yeryüzünde soluk alıp vermeye çalışan her insanın içinde uyan! Mulinar gel! Sakın terk etme bizi! Sana öyle çok ihtiyacımız var ki! Muinar gel! Gel ve her birimize ışık dilini öğret!” Sonra haykırışıma kahkahalar karıştı. İyi ki Latife Tekin var, iyi ki Muinar ışık dilini öğretti ona, ve O da, ışık diliyle Muinar’ın romanını yazdı diye, kadınlara ait tüm ruhlara şükrettim! "
(devamı burada)

- Latife Tekin ile "Muinar" üzerine yapılmış -ancak 12 Ocak 2007 itibarıyle herhangi bir yerde yayınlanmamış- son derece ilginç bir röportaj: MedyaTAVA da !

- Birgün Pazar- Latife Tekin'in kendi kaleminden "Muinar Rüyaları"
- Meral Tamer- Milliyet: "Biz kadınlar, dünyanın kız kardeşleri olarak yarından tezi yok, dünyamızı kurtarmak için kolları sıvamalıyız. Ben Latife Tekin'in peşinden gitmeye varım. Ya siz?"