Çarşamba, Ocak 02, 2008

Pazartesi, Aralık 31, 2007

"BANA BİR PICASSO GEREK"

HAYAT SANATTIR!

"Başkaları kendi yaşam öykülerini yazar, bense resim yaparım.
Bitmiş olsa da, olmasa da tablolarım günlüğümün sayfalarıdır.
Böyle oldukları için değerlidirler.
Gelecek, tercih ettiği sayfaları seçecektir.
Seçmek bana düşmez."

Pablo Picasso

-Kadıköy'lüleri kıskanmadan!- resmin üstüne tıklarsanız...

RESFEST-TR 2008 İÇİN BAŞVURUNUZU GÖNDERMENİZ İSTENİYOR!

Türkiye’de 2008 Mart ayında dördüncüsü düzenlenecek olan yenilikçi ve sıradışı festival RESFEST bünyesindeki “Türkiye’den Seçmeler” adlı gösterim için kısa film, animasyon, tasarım filmi ve müzik video başvuruları kabul edilmeye başlandı.
Başvuru formu festival web sitesinde: http://www.resfest.com.tr/
Son başvuru tarihi 31 Ocak 2008. Başvurular ücretsiz.
RESFEST’in İstanbul ve Eskişehir yanında bu yıl İzmir’de de düzenlenmesi planlanıyor. “Türkiye’den Seçmeler”e dahil olan yapımlar hem bu şehirleri dolaşacak hem de diğer RESFEST ülkelerinde gösterim için değerlendirilmeye alınacakmış...
Sorular için: info@resfest.com.tr
Türkçe site: www.restfest.com.tr

Pazartesi, Aralık 03, 2007

BONCUK SERGİSİNİN YANISIRA: "YENİLEBİLİR BONCUKLAR"

Gönül Paksoy, bu boncuk etkinliğine damgasını kuvvetli vurmuştu. Öyle ki programda hiç olmadığı halde -son anda açılışa katılacak bir ABD'li kadın sanatçının gelmemesi ve yaşanan panikten sonra "Onun yerine Gönül hanım konuşsun" denmesi üzerine- "Yenilebilir Boncuklar" kavramıyla durduk yerde bir boyut eklemiş olaya...

Konuşmasına başlarken, (ben o sırada orada yoktum, kendi ağzından dinledik bunu Arkeoloji Müzesinde) "-Hanginiz kulağınıza kirazdan küpeler takmamışsınızdır?" diye girmiş.
Sonra "boncuk" kavramının "yenilebilir" de olabileceğine getirmiş lafı. Üstelik yenilebilir boncuklarla yapılacak şeylerin "hediye edilebilirliği"ne de... "Böyle herşeyi olan, hiçbirşeye ihtiyacı olamayan birine bir hediye vereceğinizde onun sevdiğini bildiğiniz yiyeceklerden yapılmış bir kolye verebilirsniz" demiş. "Ya da tersi" diye devam etmiş. "Sizin o sırada paranız yoktur, kalkıp makarnaları boyayıp harika bir obje yapıp, dostunuza armağan edebilirsiniz" demiş. Özellikle batılı katılımcılar hayran kalmış bu yaklaşıma. Sonra da şey dedi, o akşam boncuk yerine kullanılabilecek yiyeceklerden kıyamet gibi (çeşit ve miktar olarak) getirip ortaya yığmış. Kapışılmış malzeme delegeler tarafından hemen...

Gönül Hanım "Buyrun dilediğinizi alın, yiyin, ama dilerseniz bu akşam biraz da bu konuyu düşünün, çalışın, tasarlayın ve yarın getirin buraya sergileyelim, bakalım neler çıkaracaksınız" demiş. Biz pazar günü Rezan Has'a gittiğimizde harika bir ekstra sergi ile karşılaştık. Gerçekten de bu yenilebilir boncuklarla muhteşem tasarımlar ortaya çıkarmışlar, siyah bez mankenlere takmışlar, onlar da gelenleri iki sıra halinde karşılıyorlardı. (İlk defa makinesiz gittiğime pişman oldum)
Aklımda kalan malzeme örnekleri: (Genellikle kolye yapılan) Tropikal meyva kuruları, karanfil tohumu, iğde, zeytin, domates, alıç, elma, kağıtlı okaliptus şekerleri, mandalina, portakal, çiftekavrulmuş lokum, antep fıstığı, kabuğuyla yer fıstığı, salata malzemeleri, ne bileyim allah ne verdiyse işte...

Pazartesi, Kasım 26, 2007

HAFTANIN EN KEYİFLİ ETKİNLİĞİYDİ...

Uluslararası Boncuk ve Boncuk İşleme Sanatı Konferansı ve sergileri...


Özellikle Gönül Paksoy'un Rezan Has Müzesi'ndeki atelye çalışmaları sırasında "Yenilebilir Boncuklar" kavramından yola çıkıp, yaratılmasına yol açtığı yan etkinlik...

Gönül Paksoy, "Koleksiyondan Kreasyona Boncuk' ve 'Trajectories" sergisi...

Arkeoloji Müzesi'ndeki İ.Ö. 25.000 tarihinden İ.Ö. 16. y.y. a kadar bir dönemi içine alan özel sergideki boncuklar...

Böyle zamanlarda bu kentte yaşamanın nimetleri...

Teşekkürler...

*********************
The International Bead and Beadwork Conference took place in Istanbul, Turkey 22-25 November 2007. Kadir Has University hosted the Academic Sessions, Workshops and Bead Bazaar as well as the private exhibitions in its newly opened “Rezan Has Museum” (www.kadirhas.edu.tr). Private and State Museums were open bead related exhibitions during the event.
See:
İstanbul Boncuk

Pazar, Kasım 18, 2007

MUHTEŞEM BİR WEB SİTESİ: garajistanbul

garajistanbul

keza etkinlikleri de... (Avkıran'ların "Oyunu Bozun" oyunu için baktım en son. 28-30 Kasım, 27-28 Aralık ve bir de 3 Ocak'ta oynanacakmış...)

Cuma, Kasım 16, 2007

MUHTEŞEM BİR SERGİ: "BLOCK"

Gerçekten harika işler çıkmış Marmara mermerleri ve dünyanın önemli tasarımcıları bir araya
gelince...

Düzenleyicilerden arkadaşım Gila Franses ("34"ü yayımlayan, Republica Ajans'ın eş başkanı) ile katılımcılardan da yaptığı harika mermer masaya herkesin hayran kaldığı komşumuz Seyhan Özdemir ile gurur duyduk dün akşam (Autoban 212 olarak katılmışlardı ama biz masanın onun tasarımı olduğunu düşündük)!

Sergide MoMA koleksiyonunda eserleri yer alan Campana Brothers; daha önce Jean Paul Gaultier’in defilesi için de tasarımlar yapan Jurgen Bey; 100% Design Tokyo’nun bu seneki kreatif direktörü Michael Young; Centre Georges Pompidou Koleksiyonu’nda yer alan Konstantin Grcic; Fransız tasarımcı Matali Crasset, Paola Navone, Haluk Akakçe, Aziz Sariyer, Defne Koz, Marcelo Rosenbaum, Brezilyalı mimar Arthur Casas, Marcio Kogan, Tanju Özelgin, Paola Navone, Matali Crasset, Simon Heijdens ve Jason Miller gibi önemli isimler katılıyor.

İMİB (İstanbul Maden İhracatçıları Birliği) sponsorluğunda, Doğal Taş Üreticileri ve İhracatçıları’nın desteği ile yapılan olan serginin yapımcısı ve küratörü: HAAZ Galeri

Salı, Kasım 13, 2007

SAHAF PEGASUS DA ELEKRTONIK ORTAMDA!

Sahaf Pegasus

Böyle tanıtıyor kendini:

"Sahaf PEGASUS, Doğu-Batı Ajans Reklamcılık - Yayıncılık ve Ticaret Ltd Şti' nin bir kuruluşu olarak, kitap ağırlıklı olmak üzere, yayın, kültür, tarih, koleksiyonerlik, duygu ve düşünce, araştırma, inceleme, tanıtım alanlarında, "daüssıla çekenler", "mecanin-i kütüp", "muhibban-ı kütüp" ve "tetkik erbabı" olanlar arasında bir bilgi dayanışma, alış-veriş ve "muhabbet" aracı ticari bir işletme olarak, 1990 başlarında bir hevesle kuruldu.
Bu tarihten beri, araştırmacılara, koleksiyonerlere, bilgi ve belge toplayanlara, akademisyenlere ve meraklılara hizmet etmekte; onların ilgi, merak ve heyecanlarını paylaşmaktadır."

Perşembe, Ekim 04, 2007

DEVRIMCI GENCLİK KOPRÜSÜ

Bahriye Kabadayı...
Öyle bir belgesel yönetmiş ki...
Her ne kadar kaynaklarını "3"-"5" kişiyle sınırlamış ya da "sınırlama" zorunda kalmış olsa da....
"Kumaş" öylesine "özgün" ki...
"Devrimci Gençlik Köprüsü"; -Zap Suyu Köprüsü- bu gece , hepimizi ağlatmayı başardı...

Ama ben , bu gece en çok Necdet Günkut için yanıyorum...
Üstelik "O" çoktan "çekip gitmişken"!
Heyhat!

15 Excellent Examples of Web Typography. Part 1 | i love typography

15 Excellent Examples of Web Typography. Part 1 i love typography

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

"SIFIR DEDİĞİMDE"

Sıfır Dediğimde

"Online cemaat kurup altyapıyı oluşturdu filmini sonra çekti" 28.08.2007 /

“Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor.

“Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor.

“Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor.

Filmin konusu hipnoz

Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu.

Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle.

2 Kasım'da gösterimde

Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.”

Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor.

"Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor.

(Özetlenen Haber: Yasemin Sim Esmen)
http://www.sifirdedigimde.com/

Pazar, Ağustos 05, 2007

BİRAZ ERKEN DEĞİL Mİ SAMİH ?

Aptalca bir başlık bu ama başkası da gelmedi içimden...

Az önce Enis Batur e-haber listesine düşen "Başsağlığı" başlıklı bir mesajdan sonra Radikal'de acı haberin ayrıntısını okudum...
Onunla "kültür mirasının korunması" projelerinin kimilerinde birlikte çalışmıştık...

Kültür Bakanlığı Merkez Restorasyon Laboratuvarında çalıştığı yıllarda, ben Güneş'te "Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır" kampanyasını yürütüyordum. İkide birde "bozacaksınız o çeşmeyi temizletelim derken" diye yaptığı çıkışlara ne kadar da "bozulurdum"! "Tam bürokrat tavrı işte ne olacak zaten?" Sonunda Cevat Erder hocanın tavsiyesiyle çeşmeleri sadece yumuşak fırça ve arap sabunlu suyla yıkatmaya başladığımızda, Samih ile ilişkimiz de dostluğa dönüşmüştü. Daha sonra "Tarih İçinde Bursa '85", "Milli Saraylar Sempozyumu" projelerinde gönüllü işbirliği yapmıştık...

Bir yaz tatilinde Gümüşlük'te "Sisiphos" motelin önünde batan güneşi izlerken rastlaşmıştık, karısı ve güzel kızıyla birlikteydi... Konuştukça başka ilginç rastlantılar ortaya çıkmıştı... Kuzguncuk'ta aynı evde oturmuş olmamız gibi... Abidin Mortaş yalısında, bizim kiracısı olduğumuz daireye daha sonra onlar taşınmış...

Şimdi bir anda bütün bunlar geçiverdi aklımdan...

Ailesine ve onu seven herkese sabır dilemek... Bir de yarın öğlen Erenköy'e, Galip Paşa Camii'ne gitmek, sonra da onu unutmamak ve unutturmamak... Başka ne yapabiliriz? Hiçbirimiz kazık çakacak değiliz elbette ama sanki erken gittin Samih...
Uffff...