Cumartesi, Aralık 24, 2011

"GALAT-I MEŞHUR"DAN "DİL MESELELERİ"NE...

"Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır"diye bir laf var (dı)...

Babam yanlış kullandığımı yakaladığı sözcükleri düzeltirken bunu sık sık tekrarlardı... Günümüzde durmadan tekrarlanan öyle Türkçe sözcükler var ki bana bu lafı hatırlatıyor, hem de her gün. Bunların bir kısmı yanlış olduğu halde yaygın kullanıldığı için doğru sanılanlar. Örneğin, "müsaitlik", "muhattap", "hakikatten", "ikametgah" -birinci a şapkalıymış gibi, ince telaffuz ediliyor-... 

Bir kısmı hiç olmayan sözcükler, ör. "ayrıyeten"! 

Bir de virüs gibi yayılan, dili çarpıtan moda sözcükler var. Bunların tek başına bir suçu yok, ama doğru yerde kullanılmıyorlar. En başta "adına" geliyor bu grubun. İngilizce "in the name of"da olduğu gibi; "birinin namına, onun yerine", ya da "bir şey uğruna" demek gerektiğinde kullanılacağı yerde düpedüz "için" yerine kullanılıyor bu "adına". Neden acaba? Laf daha firaklı, daha tumturaklı olsun diye mi? Sonra "Süreç"!.. "Süreç" de "süre" yerine kullanılmakta çoğunlukla. Hele haber yayınlarına bir kulak verildiğinde yüzlerce "süreç" sözcüğü duyuyorsunuz. 

Israrla birlikte kullanılan "ilgi ve alaka", "mutlu-mesut", "açık ve net"lere hiç değinmiyorum bile...

Ya "sonrasında"ya ne demeli. "Sonra" demek kesmiyor, illa ki "sonrasında" denecek. Nedense "önce" hala eski yerini koruyor, "öncesinde"lere o kadar teslim olmadı o sanki. 

"İçinde" demek yerine "i-çe-ri-sin-de" diye insanı kıl eden o gereksiz ses yığılımı ise çoktan genel kabul gördü, yayıldı yayılacağı kadar. Artık sadece "içinde" diyeni ara ki bulasın. "-Ayşe buraya ne zaman geliyor?" "-Üç gün içerisinde geliyor"!

Yıllar önce bu "içinde mi içerisinde mi" konusunun "içinden" ("içerisinden" değil elbette!) çıkamamış, o zamanlar Radikal'de "Dil Meseleleri" başlığıyla kılı kırk yaran Necmiye Alpay'a yazıp sormuştum. O da şöyle yanıt vermişti:

...Avniye Tansuğ'dan güzel bir soru geldi:"Bir 'Türkçe uzmanı' değilim ama 'hiç değilse ana dilimizi düzgün kullanmak' konusunda çok ısrarcıyım. Son yıllarda bir sözcük var ki beni deli ediyor. Nedenini de bilmiyorum doğrusu!O sözcük 'içerisinde'. Özellikle imzamı taşıyacak metinlerde onu hemen 'içinde'ye çevirmezsem içim rahat etmiyor. 'Dışarısında'ya da aynı işlemi uyguluyorum. Ama birincisi çok yaygın kullanılıyor, hem yazı hem konuşma dilinde. 'İçinde' deyince pekala anlatılıyor anlatılmak istenen. 'İçinde' varken niye 'içerisinde' denir ki?Yoksa benimki yalnızca bir takıntı mı? Bazı sözcüklere duygusal tavırlar takınmak mümkün tabii. Size bir danışayım dedim... Bir kural var mı bu konuda acaba?"Bu soruya kesin bir yanıt vermek zor ama, bazı fikirler ileri sürebilirim.Tansuğ'un duyduğu rahatsızlığın, dilde tasarruf duygusu ve müzik duygusu gibi nedenleri olabilir. Dilde tasarruf ilkesi, genellikle, aynı anlamı verebilen iki kullanımdan hangisi daha kısaysa onu yeğlememize yol açıyor. Bu durumda "içinde"yi yeğlememiz olağan. Üstelik, öylesine önemli yüklerle dolu ve bağımsızlık eğilimli bir sözcükle karşı karşıyayız ki, fazladan kullanılması harcandığı duygusuna da yol açıyor. "İçeri" bizim bütün bir iç dünyamızın, ayrıca hapisanelerin adı, vb.Müzik duygusundan kastım ise zihnimizdeki ritim ve ses ölçülerinin devreye girmesi. "İçerisinde" sözcüğünün çoğu kullanımı aruza göre bir felaket. "Binanın içinde" ya da "birkaç gün içinde" demenin müziği ile "binanın içerisinde" ya da "birkaç gün içerisinde" demenin müziğini karşılaştırmak yeter."

Babamın yukarıda değindim deyişiyle ilgili olarak Internet'te yaptığım aramada da gene Necmiye Alpay imdadıma yetişti. Radikal'deki köşe yazılarından birinde "Galatat -üçüncü a şapkalı olacak, buradaki Blogspot klavyesinde şapka koyamıyorum!- Sözlükleri"ni tanıtmış. Bilmiyordum böyle bir çalışma olduğunu. Çok sevindim. Hemen "İdefixee" üzerinden bir tane ısmarladım. Zuhal Kültüral yazmış bu sözlüğü.  Arka kapağında şöyle yazıyor:

"Yanlış, yanılma, hata" anlamına gelen galat, bir dil bilimi terimi olarak "bir dilden başka bir dile geçerken biçim ve anlam açısından değişikliğe uğrayan kelime veya kelime grupları" şeklinde tanımlanmaktadır. Kelimenin çokluk şekli galatât'dır. Yanlış anlamına geldiği halde herkesçe benimsenip kullanılan kelimelere galat-ı meşhur, hiçbir şekilde kullanımı uygun görülmeyen kelimelere de galat-fahiş denmektedir. Uzun bir geçmişe sahip olan ve bir imparatorluk dili haline gelen Türk dili, 13. ve 14. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılmaya başlamış, önce dilimize yerleşmeye başlayan Arapça ve Farsça kelimeler, daha sonra batı kökenli kelimeler, deyimler ve anlatım biçimleri de eklenmiştir. Ses veya anlam değişikliğine uğrayarak Türkçeye yerleşen bu yabancı öğeler konusunda bazı Osmanlı aydınları tarafından çeşitli sözlükler ve risaleler yazılmıştır. Bu eserde, galatlar konusunda yazılmış bu sözlükler tanıtılmış, yazarlarının galat konusundaki görüşleri ortaya konmuş ve sözlüklerde ele alınan konuların tasnifi yapılmıştır. Cumhuriyet sonrası, galatlar konusunda yazılmış eserleri ilk kez bir araya toplayan bu kitap, bir ilk olmanın yanı sıra, eserlerin yazıldığı dönemde dilin yabancı öğelerden arınması konusunda gösterilen hassasiyeti ortaya koyması bakımından da günümüz için bir örnek teşkil etmektedir. "
Necmiye Alpay ile hiç tanışmadık, ama Radikal'de yazdığı zamanlar onun sadık okurlarından biriydim. Şimdi de onu Twitter'dan izlemeye aldım. Twitter sayfasında bir blog açtığını da gördüm. Radikal yazılarını da ayrı bir blogda toplamış. "Dil Meseleleri"ni de belki aynı biçimde bir araya toplayacağını söylüyor. Keşke bir an önce öyle de yapsa. Yapsa da eski içeriklere erişim eskisi kadar kolay olmayabiliyor her zaman geleneksel "medya"nın arşivlerinde. Keşke "Dil Meseleleri" kitap olsa. Keşke dili "mesele" edebilenler çoğalsa... 

FaceBook'ta tam da bu konuda bir grup sayfası yapmak istiyorum aslında. Malum, çoğunluk "orada"! Aslında bu konuda bir girişimde de bulunmadım değil. Arkadaşlarımın içinde bu konuda "mesele"si olanları arıyorum şimdi. FaceBook'un ilk yıllarında esasen dil konusunu mesele edinen gruplar vardı. Örneğin "Dahi Anlamındaki 'de'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" ki şu anda bile 13.524 üyesi var gözüküyor. Gerçi içerik maalesef amacından sapmış, orası bir reklam duvarına dönüşmüş ama arada hala tek tük de olsa ilginç saptamalara rastlanıyor. Bu grubun bir de kardeşi var; "bağlaç olan 'ki'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" orada hiç üye gözükmüyor. 

Şimdi artık bu yazıyı noktalamanın ve bağlantıları FaceBook ve Twitter'a ve de diğer bloglara yollamanın zamanı geldi!


Perşembe, Kasım 24, 2011

Perşembe, Kasım 10, 2011

Meet the Beetles - NYTimes.com

Meet the Beetles - NYTimes.com
At the Milan Furniture Fair this year, the design mecca Spazio Rossana Orlandi was infested with beetles. The culprit was Thomas Eyck, an adviser at the Zuiderzee Museumin Enkhuizen, the Netherlands, and also the producer of a growing collection of strange and wonderful things, including this set of bug vases called Schwarm. Each year at the time of the fair, Eyck switches gears from curator to editor by selecting a different designer with whom he delves into a traditional material and craft. Past explorations have yielded flax rope furniture and lighting by Christien Meindertsma, brightly colored striped woolen blankets and pillows by Scholten & Baijings, and pewter objects by Studio Job. For Schwarm, he worked with the German artists Beate Reinheimer and Ulrike Rehm, known as RaR, who are fascinated with the dizzying diversity of the animal kingdom, particularly among insects. To wit, Schwarm features 10 different shapes, or genuses, and 63 species, each with a different glaze. They are being sold as a limited-edition set or individually, for the less entomologically inclined. For more information, go to thomaseyck.com.

Pazartesi, Ekim 24, 2011

Cuma, Ekim 14, 2011

Art Project, powered by Google

Art Project, powered by Google
Explore museums from around the world, discover and view hundreds of artworks at incredible zoom levels, and even create and share your own collection of masterpieces.

Cumartesi, Ekim 08, 2011

13 EKİM'DE SİPAHİOGLU'NA SAYGI TOPLANTISI- PARİS


SİPA, 13 Ekim 2011, saat 11.00'de, Odeon Meydanı, Avrupa-Odeon Tiyatrosu'nda Sipahioğlu'na Saygı Toplantısı düzenlemiş... Aşağıda bu konu ile ilgili bülten var:


COMMUNIQUE


CEREMONIE D’HOMMAGE 
A GOKSIN SIPAHIOGLU


THEATRE DE L’ODEON, JEUDI 13 OCTOBRE, 11H00


Une cérémonie d’hommage à Goksin Sipahioglu se tiendra, jeudi 13 octobre 2011 à 11h00 au Théâtre de l’Europe - Théâtre de l’Odéon, place de l’Odéon, dans le VIème arrondissement de Paris.


Proches, amis et collaborateurs, tous ceux qui ont connu le photographe de légende et fondateur de l’agence Sipa Press sont invités à saluer sa mémoire et lui témoigner leur sympathie.


La cérémonie se tiendra symboliquement dans un lieu cher à Goksin, resté fidèle au quartier Saint-Michel/Odéon depuis son arrivée à Paris dans les années 60. C’est à quelques mètres de là que, pendant les événements de Mai 68, il avait réalisé ses « coups » photographiques, restés célèbres.

Çarşamba, Ekim 05, 2011

GÖKŞİN SiPAHİOĞLU...

Bu sabah, Paris'te Amerikan Hastanesi'nde hayata veda etti...

BBC'deki haber...

Sipahioğlu, Web'de Kültür Sanat'a da izler bırakmıştı:


10 Kasım 2004
"Paris'te "Fotoğraf Ayı" ve Güneş Karabuda sergisi! 
İstanbul'da Yapı Kredi Kültür merkezinde "Güneş'in Dünyasından" başlığıyla ses getiren sergiden 100 parçalık bir seçki şimdi de Paris'te Elele Galeri'sinde... "






13 Ekim 2006- İstanbul Gezisi
Sipahioğlu'nun İstanbul Modern'de açılan "Doğru Yerde- Doğru Zamanda" sergisini görmek için gelen 33 uluslararası gazeteci ile birlikte yaptığı İstanbul Gezisi'nden:





Ve bugün; 5 Ekim 2011....

SİPA'nın kurucusu Sipahioğlu'nun ardından SİPA ana sayfaya konulan resim:

It is with deep sadness that we at Sipa announce the death of our founder, 
internationally acclaimed photojournalist Goksin Sipahioglu.









Pazar, Ekim 02, 2011

BEYOĞLU'NDA SANAT: ARTER ve SALT...

"İSTANBULLAŞMAK"

İstiklal Cad. 136
Salı-Cumartesi 12.00-20.00
Pazar 10.30-18.00



SALT Beyoğlu, kavramsal ve etkileşimli bir sergi sunuyor...
Anlatım ve izleyicinin dahli hayli ilginç.
SALT'ın kendisi de...
İnsanın İstanbullu olduğuna sevindiği nadir mekanlardan biri bence burası...

Kule, 2009, Kutlu Ataman
Hemen karşı sıradaki ARTER de öyle... Dün sergi gezme günü gibiydi benim için... SALT'tan çıkıp ARTER'e, Kutluğ Ataman'ın "Mezopotamya Dramaturjileri" sergisine girdim. Akşam kapanışa kadar da orada kaldım, hala giriş katındaki işlerden birini izlemek mümkün olamadı. Tekrar gitmek gerek... Özellikle "Aya Seyahat"a bayıldık. Daha ilginç olanı, Ataman'ın ne yaptığı ne ettiği hakkındaki uzun açıklamalar içeren film idi. Önce o filmi izleyip sergiyi sonra gezmek iyi oluyor...
Bugün bu konularda buraya not düşmek için Web'de ne var ne yok diye bakarken, dün sergideki işleri açıklayan etiketlerde yer alan "Yapım: Saatleri Ayarlama Enstitüsü" açıklamasındaki siteye de baktım. Ataman'ın projelerini somuta döndürmek için kurduğu "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nün web sitesi de başlı başına bir sanat!
Son olarak iki Biennal kitabının yanısıra ARTER'in hemen tüm sergi kitaplarının editörlüğünü yapan İlkay Baliç'e de kocaman bir "Bravo"!




Pazartesi, Eylül 26, 2011

Mashallah News Blog

Mashallah Blog, dedicated to show
miscellaneous graphics, videos and sounds that represent the spirit of Mashallah News:

Mashallah

Salı, Eylül 20, 2011

İstanbul Devlet Opera Ve Balesi sezonu açıyor !!

BİR AY SONRA BİR BALE ZİYAFETİ OLACAK! 

Uzun yıllardır Devlet Opera ve Balesi sahnlerinde  bale sanatçısı olarak, son yıllarda da sahne arkasında yoğun emek harcayan Alim Günay'dan önemli bir mesaj var! Baleseverler özellikle okumalı:
***************************
Sevgili sanatsever dostlarım….

Bu sene bale sezonu, aşağıda size ayrıntılarını kopyalayacagim 3 ünlü yabancı koreografın geçen sene birkac temsil sergilenen 3 birbirinden farklı, çok beğeni toplayan eseri ile aciliyor…

Geçen sene çok emek harcanarak gerçekleştirilen bu yapımı seyretme şansını yakalayanlar çok memnun kaldılar, gerek koreografların ünü, gerekse dansçılarımızın kalitesi, müzik seçimi hep beğeni aldı. Bu sezon özellikle 19 Ekim saat 20.00’de Beşiktaş Belediyesi  Fulya Sanat Merkezi Sahnesi’ndeki gösteriyi izlemeğe, yurtdışından  30’dan fazla gözlemci gelecek. O gece hem dansçılarımız açısından hem de yabancı sanatseverlerle birlikte seyredilecek temsilimizi, daha sezon başında, basında TV dizilerinden kendine yer açıp da yeteri kadar duyurusu yapilamadigi için sizlere ben tanıtayım dedim.


 12.10.2011 Çarşamba     20:00 
FULYA SANAT MERKEZİ SALONU  
19.10.2011 Çarşamba     20:00   FULYA SANAT MERKEZİ SALONU  


Aşağıda ayrıntılarını ve birer fotolarını bulabilirsiniz..

Sizlerden isteğim, hem kendiniz göremediyseniz özellikle o gece kaçırmayın, biletler sadece 15-20 ve  30 TL. Öğrenciye, öğretmene, emeklilere indirimli… Gördüyseniz, bir kez daha yanınıza bir sanatsever dostunuzu da alıp tekrar izleyin. Önemli bir işiniz varsa bilet satışına katkıda bulunun, Internetten alınabiliyor, ayrıca bana ulaşırsanız aşağıdaki numaramdan (*) indirimli alacağım istediğiniz sayıdaki bileti bir şekilde size ulaştırmayı da sağlarım. Lütfen yakınınızdaki dostlarınıza da duyurun, bilet alınmasını destekleyin, sağlayın. Boş kalacak her koltuk bu kadar kişinin kaliteli birkaç yapıtına aylarca verdiği emeğin daha az kişiye ulaşmasına neden olmakta, sizin de elinizden geleni yapacağınıza eminim,

Sevgilerimle….


Alim GÜNAY            

Concerto Barocco

Creatures Group
PROGRAM

CONCERTO BAROCCO

Neoklasik 1 perde

Koreografi:                 George BALANCHINE
Müzik:                         J.S.BACH
Sahneye Koyan:         Nanette GLUSHAK
Kostüm:                      George BALANCHINE
Kostüm Uygulama:    Gizem BETİL
Işık Uygulama:            Şener AKYAMANER

CREATURES

Modern Bale 1 perde

Koreografi ve
Sahneye Koyan:        Patrick DEBANA
Müzik:                       The Fountain, DEM TRIO
                                   Nabz-e Nafas, MADJID KHALADJ
                                   Parvaz, KAYHAN KALHOR AND BROOKLYN RIDER
                                   Dawn Prayer, DHAFER YOUSSEF

Koreografi Asistanı:  Manuel LEGRIS
Kostüm- Işık:              Patrıck DEBANA
Kostüm Uygulama:    Gizem BETİL
Işık Uygulama:            Şener AKYAMANER

MI FAVORITA

Bale 1 Perde

Koreografi Ve Sahneye Koyan:     José MARTINEZ
Müzik:                                             G. DONIZETTI
Koreografi Asistanı:                       Charlotte CHAPELLIER/Bruno BOUCHE
Kostüm:                                          Agnes LETESTU
Kostüm Uygulama:                        Gizem BETİL
Işık:                                                  José MARTINEZ
Işık Uygulama:                                Şener AKYAMANER
**************************************************

 (*) Alim Günay'ın telefon numarasını buraya koymuyorum elbette, ancak  alimgunay (at) gmail.com e.posta adresinden her an ulaşılması mümkün, bu konuya ilgi duyanlar ve bu gösterileri kaçırmak için istemeyenler için! A.T.

Pazartesi, Eylül 19, 2011

ŞEHİR VE YEMEK

İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, 3 - 6 Ekim 2011 tarihlerinde edebiyatseverlerle 3.kez buluşacak.
2011 teması: Şehir ve Yemek

Ayrıntılar için tıklayın:
İTEF

Salı, Eylül 13, 2011

MİNE SANAT'TA "IŞIK-MEKAN-AHŞAP" Sergisi...

Sergilerine yaz mevsiminde de devam eden Mine Sanat Galerisi Eylül ayından başlayarak sergi süreleri boyunca yayınlayacağı "ÇAĞDAŞ1985 - contemporary1985" başlıklı bir gazete çıkarmış... 

Bu sanatsal gazeteyi sergi davetiyesi olarak da kullanacaklarmış...
Gazeten içeriğinde sergi bülteni ve metni dışında çeviri, röportaj ve etkinliklere de y
er vererek "çağdaş sanat takipçilerine yeni kaynaklar sunmayı" umuyorlar... Başarılar...




Not: Bu yayını görmek isteyenler onu minegulener (@) gmail.com adresinden isteyebilirler belki...

Bir IStanbul Düğünü

Kultur: Duisburger Akzente mit Weltpremiere eröffnet - Bilder - Diverses - FOCUS Online

Geçici Heykel Bahçesi olarak bir İstanbul Düğünü...

Yeşim Özsoy ve Genco Gülan'ın hazırladığı performans Osmanlı şenliklerine referans veren çağdaş bir yorum. Klasik bir İstanbul düğünü formatında günümüze uyarlanan gösteri, uçurulan balonlarla, otomobillerin ve raks eden insanların taşıdığı metal minyatür heykelleriyle Duisburg şehri Opera meydanını bir heykel bahçesine dönüştürdü.

Projenin çıkış noktası, ismini de aldığı iki adet Surname'dir: Surname-i Hümayun ve Surname-i Vehbi. Piyasada tıpkı basımları dolaşımda olan 16. ve 18. Yüzyıllardan kalma iki "düğün kitabı" referans olarak alınmış, proje bunların üstüne inşa edilmiş. Fakat "Surname 09" dönemin kopyasını yeniden kurgulayarak sahnelemek yerine yorumlar; iç içe geçmiş bir gösteri ve heykel serisine dönüştürür.

Gösteride rahmetli Metin And'ın ayak izleri takip edilmiştir. Üstat And yazılarında Osmanlı düğünlerini çağdaş gösteriler ile karşılaştırır. Eş zamanlı aksiyonların, doğaçlamanın, hareketli heykellerin klasik batı kalıplarına göre bir avantaj olduğunu vurgular. Düşünsel yapı da günümüzde (hepimizin davetli olabileceği) bir İstanbul şehir düğünü formatına oturtulmuştur. Düğünde dört aile, biri Amerikalı iki damat, iki gelin ve bir sünnet çocuğu heyecanla başlarına gelecekleri beklerler...

Surname 09'daki heykeller ise görsel Osmanlı minyatür imgelerini üçüncü boyutta tartışmayı amaçlar. Gösteride kullanılan 41 parça metal heykel Surname figürlerinin çağdaş yorumlarıdır. Minyatürde "batı" resmindeki gibi bir perspektif olmadığı gibi, bu figürlerin yorumu olan heykeller de (aynı birer şablon gibi) 3. boyuttan yoksun bırakılmışlardır. Bakır, alüminyum, demir ve çelik heykeller (Osmanlı düğünlerindeki benzerlerinde olduğu gibi) hareketlidirler. Kuş heykeli bir balon aracılığıyla uçurulur, dört büyük parça otomobillerin üzerinde gezdirilir, onbeş büyük parça dansçıların sırtına monte edilmiştir (aynı birer kabuki kuklası gibi) ve onlarla beraber hareket ederler. Geri kalan parçalar da yine Surname'dekiler gibi büyükçe birer düğün hediyesidir ve elde taşınırlar. Düğünde eğlence arttıkça misafirler heykellerin de ağırlığı ile yorulurlar.


http://www.vedigerseyler.com/tr/gosteriler.asp?gs=12

Devamı yukarda!

Perşembe, Eylül 08, 2011

Bach 9. Kez Istanbul'da!

"Avrupa Birliği Barok Orkestrası" ile bu gece St. Antuan kilisesinde başlıyor:
9. Istanbul Bach Günleri...
Ayrıntılı program şurada bulunabilir!
Hakan Erdoğan'ı bu olumlu inadından dolayı kutlamak gerek. Destekçi yoksa, o da "o kadarlık" düzenliyor konserleri, ama hep düzenliyor!
Orkestra'yı da Armada ağırlıyor, genellikle olduğu gibi...