Perşembe, Kasım 28, 2013

TARİHİ İSTANBUL ÇEŞMELERİ KAMPANYASI HAKKINDA SUNUM

Su Hakkı Kampanyası, 2 Kasım Cumartesi günü saat 13.00 ile 18.30 arasında “Su adaleti olmadan demokrasi olmaz! Ortak varlıklarımızı ve su hakkımızı savunuyoruz” adlı bir panel ve forum düzenledi. 100 kişiye yakın katılımcının olduğu toplantının panel kısmında sekiz konuşmacı su krizinden iklim değişikliğine, özelleştirmeden tekrar kamulaştırmaya kadar su meselesinin çeşitli boyutlarını dile getirdi. Bakınız: Panel notları

O Panel için hazırladığım "Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır Kampanyası" başlıklı Türkçe sunum burada!
Aynı içeriğin İngilizcesi de ("The Historical Fountains of Istanbul Should be Saved" presentation:) şurada.

Cumartesi, Kasım 16, 2013

KÜLTÜREL ÜRETİM ve MÜLKİYET


Arter / Bahane'de böyle bir çalışma yapacağız:
Kültürel Üretim ve Mülkiyet

Kültürel Üretim ve Mülkiyet | Cultural Production and Property

Türker Armaner, Koray Löker, Zeyno Pekünlü, Avniye Tansuğ
November 23 Kasım 2013, 13:30–16:30
November 30 Kasım 2013, 13:30–16:30
Dijital çağda düşünce ve sanat eserlerinin mülkiyeti üzerine düşünenleri, Bahane’de “mülkiyet” kavramının tarihsel evrimini, fikri mülkiyetin mevcut hukuki düzenlemesini, başka düzenleme olasılıklarını ve özgür kültürün politikasını tartışmaya davet ediyoruz. Eğer bu ve benzeri konular ilginizi çekiyorsa tartışmaya katılabilir ve kendi sunumlarınızı yapmak için Bahane’de oluşan gruba dahil olabilirsiniz. Yapılacak sunum, tartışma ve katkılar, daha sonra bir yayına dönüştürülecek; bu yayının nasıl şekilleneceğine de beraberce karar verilecek.
/////////////////////
Those who are concerned with intellectual property in the digital age are invited to discuss the historical evolution of the concept of “property”, the existing legal regulations regarding intellectual property, alternative regulations and the politics of free culture. If you, too, are interested in these topics, you can take part in the discussion and join the group at Bahane to make your own presentations. The presentations and discussions held as part of this event will later be published; the form of this publication will be decided collectively.

YARIN: ARMADA'DA IVIR ZIVIR TARİHİ MÜZAYEDESİ

Yarın, Armada Otel'de ilginç bir etkinlik var; batılıların "Ephemera" dediği, koleksiyoncular için çok önemli olabilen, geçmişten günümüze gelebilmiş kimi objeler, belgeler, kitap, harita, pul vb basılı malzeme, eski ürünler gibi şeylerin müzayedesi!

"Ephemera"; 2003 yılından beri Türkçe'ye de "Efemera" olarak girmiş.
Vikipedi'de bu konuda hayli ayrıntılı bir açıklama var:

Kelime Eski Yunanca kökenlidir ve "bir günden fazla dayanmayan" anlamına gelen "ephemeron" un çoğul şeklidir. Etimolojik olarak Eski Yunanca ephēmerón (εφημερόν) "bir gün ömrü olan Mayıs böceği" anlamına gelen bir isimdir. Bundan türetilmiş ephēmerós (εφημερός) ise "günlük" anlamını taşır. ēméros (ἡμέρος) ise "gün" anlamına gelir. Bu iki söcüğün bileşiminden türetilerek İngilizce'ye giren "ephemera" ise bu dilde kısa ömürlü şeyler, kalıcı olmayan yayınları tanımlamak için kullanılmıştır. Bu materyaller, biriktirilmek amacı ile üretilmemiş kısa ömürlü ve başlangıçta fazla değer taşımayan, ancak sonradan bazı koleksiyoncular tarafından koleksiyon malzemesi haline getirilmiş "ıvır zıvır" ürünlerin genel adıdır. Bu ürünler genellikle basılı materyalleri kapsar. Sözcük 2000 yılında Türkçe'de kullanılmaya başlamıştır[3].
Bu efemera ürünlerinin arasında okul diplomaları, karneler, otobüs sinema biletleri, piyango biletleri, spor toto kuponları, gazete nüshaları, tanıtım broşürleri, mektuplar, kartvizitler, lokanta menüleri, tapu senetleri, noter senetleri, banka dekontları, çikolata ve sakızlardan çıkan kartlar, sigara kâğıtları, posterler, pasaportlar, fotoğraflar, kartpostallar, düğün davetiyeleri gibi gündelik hayatın ayrıntılarını belgeleyen materyaller sayılabilir.
Bugün özel koleksiyoncular dışında büyük ulusal kütüphaneler ve müzeler de tarihin belli bir alanına ışık tutabilecek efemera koleksiyonları barındırmaktadırlar.

17 Kasım 2013, Pazar günü, saat 14.00'de Armada Otel Preveze Salonu'nda yapılacak Müzayede'ye ilişkin olarak, konunun ülkemizdeki üstadı Gökhan Akçura'nın üslubu ve ilginç içeriği ile tadına doyum olmayan metin ise şurada:
 "Ivır Zıvır Tarihi Müzayedesi'ne Önsöz"…

Çarşamba, Ekim 09, 2013

Türkiye’nin ilk gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es (1912-2012) anısına ULUSLARARASI KADIN FOTOĞRAFÇILAR SEMPOZYUMU


-Çocukluğumda eve alınan Hayat "mecmua"larından onu hayranlıkla izlerdim... Bir de Hikmet Feridun Es vardı... Sara Korel de... Yani yarım asır önce!-





"SEMİHA ES -ULUSLARARASI KADIN FOTOĞRAFÇILAR SEMPOZYUMU", DÜNYANIN BAŞARILI KADIN FOTOĞRAFÇILARINI İSTANBUL’DA BULUŞTURACAK




Semiha Es-Uluslararası Kadın Fotoğrafçılar Sempozyumu; İstanbul Kadın Müzesi (İKM), Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (KOÇ-KAM) ve Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu’nun, ortak çalışmasıyla 28-30 Kasım 2013 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek. 
Türkiye’nin ilk gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es anısına düzenlenen sempozyumun paralel etkinliği olarak “Semiha Es” ve “İkinci Göz: Türkiye’den Kadın Fotoğrafçılar” başlıklı iki fotoğraf sergisi de ziyarete açılacak.

İstanbul Kadın Müzesi’nin (İKM) “Kadın Kültür Mirası” etkinlikleri çerçevesinde 28-30 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Semiha Es Uluslararası Kadın Fotoğrafçılar Sempozyumu”, foto muhabiri olarak Kore Savaşı’na giden ve 2012 yılında hayatını kaybeden Türkiye’nin ilk gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es anısına düzenleniyor.
Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenecek olan sempozyumun açılışında “Semiha Es” belgeseli gösterime sunulacak. Sempozyum, İstanbul Kadın Müzesi (İKM), Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KOÇ-KAM), Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu’nun ortak çalışmasıyla gerçekleştiriliyor.
Sempozyumda 21. yüzyılda kadın fotoğrafçıların fotoğraf dünyasındaki yerleri, katkıları ve fotoğrafa hakim bakışın toplumsal cinsiyet perspektifinden nasıl sorgulandığı; savaş, kadın bedeni, şiddet, hafıza, belgesel ve sanat fotoğrafı gibi konu başlıklarını içeren paneller ve yuvarlak masa tartışmalarıyla irdelenecek.
Fotoğraf dünyasının 19 başarılı ismi katılıyor
Kadın fotoğrafçıların fotoğraf dünyasındaki yerleri ve katkılarının ele alınacağı sempozyuma; Ami Vitale, Yunghi Kim, Diana Blok, Vera Lentz, Susan Meiselas, Heidi Levine, Mitsu Maeda, Shadi Ghadrian, Lucia Nimcova, Lucy Azubuike, Evgenia Arbugaeva, Tzeli Hadjidimitriu, Eman Mohammed Darkhalil, Fatou Kande Songhar, Lynsey Addario, Nomusa Makhubu, Zanele Muholi olmak üzere farklı ülkelerden 17 kadın fotoğrafçı ile Reuters’den Ayperi Ecer Karabuda ile MAGNUM-Firecracker’dan Fiona Rogers katılıyor.
Türkiye’den Ahu Antmen, Laleper Aytek, Silva Bingaz, Melisa Önel, Sebla Selin Ok, Bikem Ekberzade, Serra Akcan, Gülşin Ketenci, Şenay Öztürk ve Şehlem Sebik’in yer aldığı sempozyumda Feride Çiçekoğlu, Gamze Toksoy, Zeynep Devrim Gürsel, Asena Günal, Ayşe Gül Altınay moderatör olarak görev alıyor. Ayrıca genç kadın fotoğrafçılardan Begüm Koçum, Cemre Yeşil, Dilara Arısoy, Pınar Gediközer, Larissa Araz, Zeynep Kayan, Senem Sinem, Sevim Sancaktar, Gözde Türkkan ve Seza Bali de sempozyum katılımcıları arasında bulunuyor.


Yunanistan Boşkonsolosluğu’nun ev sahipliğinde iki fotoğraf sergisi
Sempozyumun paralel etkinliği olarak düzenlenen fotoğraf sergileri 29 Kasım’da Yunanistan Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi üzerindeki sergi mekânı Sismanoglo Megaro’da ziyarete açılacak. Türkiye basınının ilk gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es’e armağan olarak düzenlenen “Semiha Es” fotoğraf sergisi, Semiha Es’in Türkiye fotoğraf tarihine olan katkısını; Türkiyeli 26 kadın fotoğrafçının katılımıyla gerçekleşecek olan “İkinci Göz Türkiye’den Kadın Fotoğrafçılar” başlıklı fotoğraf sergisi ise Türkiye’de 1980 sonrasında ciddi bir bilgisel ve sanatsal birikim oluşturan kadın sanatçı potansiyelini görünür kılmayı; günümüze değin yoğun bir üretim içinde olan kadın fotoğrafçıların ve fotoğrafı sanatsal bir ifade biçimi olarak kullanan kadın sanatçıları tanıtmayı; fotografik ifadenin öznelleşmesi sürecindeki katkılarını ortaya koymayı hedefliyor. Ahu Antmen’in küratörlüğünde hazırlanan sergiler 5 Ocak 2014 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Ayrıca sergide yer alan eserler toplu halde kitap olarak yayınlanacak.
Caz piyanisti ve besteci Ayşe Tütüncü, İstanbul Kadın Müzesi sürekli sergisinin fotoğraf kategorisindeki dört fotoğrafçı anısına, hikayelerinden esinlenerek bestelediği eserini ilk kez “İkinci Göz Türkiye’den Kadın Fotoğrafçılar” sergisinin açılış kokteylinde Sismanoglo Megaro’da çalacak. Müziğin temasını ilk profesyonel Müslüman kadın fotoğrafçı Naciye Hanım (1881-1970), Türkiye'nin ilk profesyonel Ermeni kadın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan (1911-1996), Türkiye basınının ilk gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es (1912-2012) ve Türkiye basınının ilk profesyonel kadın foto muhabiri ve aynı zamanda ilk profesyonel Rum kadın fotoğrafçı Eleni Küreman (1921-2001) oluşturuyor.
Ana sponsorluğunu Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, İstanbul Kadın Kültür Vakfı, Açık Toplum Vakfı ve Chrest Vakfı’nın üstlendiği sempozyumun destekçileri arasında Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu, Rafineri, Zarakol İletişim Hizmetleri, Borusan Holding, Leyla Alaton, Cezayir, Nomade Otel, Crowne Plaza Harbiye, SIGMA fotopro, Yapı Kredi Bankası Koç Üniversitesi Şubesi yer alıyor.


Cumartesi, Temmuz 20, 2013

LEYLA ERBİL'İ KAYBETTİK...

Aslında kaybetmedik elbette...













"KALAN" burada, ve diğerleri, ve son kitabı; "Tuhaf Bir Erkek"...
Ve şurada onu güzel anlatan bir haber/yazı: Radikal

Çarşamba, Temmuz 10, 2013

NTV TARİH DERGİSİ ve ÇEŞMELER

Taksim Gezi Direnişi'ne yer verdiği için yılların NTV Tarih Dergisi kapatıldı...
Neyse ki o basılamayan son sayı şuraya yüklendiği için erişilebiliyor:

http://www.yasarkenyazilantarih.com

Ben de daha önce yazdığım ve telif haklarına saygı kaygısıyla tamamını yıllardır yayınlayamadığım birşeyi onunla ilgili blogda yayınlamaya karar verdim en sonunda:

Tarihi İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır Kampanyası/ İstanbul Ansiklopedisi'nde "Çeşmeler" maddesi!

Zaten referans verilerek ya da verilmeyerek bir sürü yerde kullanılıyordu. Bari böyle de işe yarasın...

Çarşamba, Mayıs 22, 2013

BUNU PAYLAŞMADAN GEÇEMEZDİM!

Şilenin Kabakoz koyu ile ilgili birşey ararken (*), şapka çıkarılacak bir emek ve yüksek nitelikli içerik buldum az önce:
"Bir Başka İstanbul" - Adres: http://birbaskaistanbul.blogspot.com
Sahibi ve yazarı Ayşe Gülay Hakyemez'i içten kutluyorum...



Hakyemez, Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği'nin de kurucu ve yöneticilerinden imiş.
Ne güzel insanlar ne güzel şeyler yapıyor.
Bunlardan haberdar olmadan bu şehirde yaşamak büyük kayıp aslında.

Bu gibi şeylerle karşılaşınca çok seviniyorum. "Öldük, bittik, battık, geriledik, bizden adam olmaz" ve benzeri teranelerden fena halde sıkılan içim, birazcık olsun aydınlanıyor, ferahlıyor, iyimserliğim tazeleniyor, o yüzden hemen paylaşmak istedim buradan. Belki benim gibi birkaçınız daha mutlu olur böylece...

Bu da o blog üzerinden bulduğum:
"Moda Semt Gazetesi"- Adres: http://modasemtgazetesi.blogspot.com

(*) Kabakoz koyunu ararken işi bırakıp, bütün bunları yazmama neden olan konu "Bir Başka İstanbul"daki şu  gönderi idi: Lokomotif'in Kabakoz'daki Sanat Rezidansı
Daha fazla birşey gösteremiyorum sizlere bu blogdan, çünkü Gülay Hanım hiç bir biçimde alıntı yapılamayacağını çok kesin bir dille belirtmiş. En güzeli tıklayın, kendiniz görün!

Çarşamba, Mayıs 15, 2013

HASLET SOYÖZ ve "DELKOS'TAN KARABURUN'A"


Denizler, denizler, denizler... Tekneler, bulutlar, martılar, balıkçılar, balıkçı sığınakları... Haslet Soyöz'ün üçüncü sergisindeki resimlerin temel konusu bu. "Delkos'tan Karaburun'a" koymuş serginin başlığını zaten. Karaburun sahilinden tuvale yansımalar... 
Rahmi Koç Müzesi'ndeki Sergi, 16 Haziran'a kadar açık.

Milliyet Sanat'tan Yasemin Bay bu serginin "Karaburun'un 44 Hali" başlıklı ilk haberinde Haslet ile yaptığı kısa röportajda Karikatür ile resmin ilişkisini de sormuş. Şöyle yanıt almış:

"...Karikatür ve resim sanatın iki farklı türüdür diyebiliriz. Olayı basitçe ele alırsak karikatür bir olayı anlatır, resim ise yaşatır. Karikatürde de resimde de samimiyete inanırım. İkisinde de zorlamayı sevmem, anlaşılır olmaya özen gösteririm... Karikatür bir an önce kurtulmam gereken başımın belası, kabusum gibidir. Çizerken kendime kendimce koyduğum bir süre vardır. O süre içinde konuyu çizemezsem vazgeçerim. Resimlerimde ise bunun tam tersi oluyor; sabır, sabır, sabır..."
Dün akşamki açılışta eski-yeni Milliyet'li pek çok dost ile karşılaştık ki bizi en az Haslet'in resimleri kadar mutlu eden de bu oldu... Muzaffer Tan, Yalvaç Ural, Tarhan Erdem, Ayça Atikoğlu, Tahir Özyurtseven onlar arasındaydı. Sergi açılışlarını en çok ya da "ancak" böyle zamanlarda seviyorum. 
Yalvaç Ural her zamanki enerjisi ile yeni açılacak Oyuncak Müzesi ve Çocuk Kitaplığı'ndan sözetti. Türkan Saylan Kültür Merkezi'ne bağışlamış tüm koleksiyonunu. Müze ve kitaplık da orada açılacakmış böylece. Ayrılırken bir "hatıra fotoğrafı" da çektirdik elbet!




Perşembe, Nisan 18, 2013

MEHMET TEKİN'İN "BOŞLUKTA DÖNERKEN" RESİM SERGİSİ...


Mehmet Tekin’in Boşlukta Dönerken isimli resim sergisi 18 Nisan- 4 Mayıs tarihleri arasında Karşı Sanat’ta açılıyor... 
O'nu 1995'de ilk tanıdığımda Latife Tekin, Akademi'yi kurma hazırlık ve telaşesi içindeydi...
15-16 yaşlarındaydı ve resim yapıyordu...
Bugün beşinci sergisi açılıyor...

Mehmet Tekin kimdir?

Mehmet Tekin, 1979 yılında Istanbul’da doğdu. Henüz ilkokuldayken ressam olmaya karar verdi ve resim yapmaya başladı.Tekin, lise ve üniversite eğitimini Amerika’da güzel sanatlar alanında tamamladı. Türkiye’yi ziyaretleri sırasında ressam Metin Talayman ile çalışma fırsatı buldu. 1999 yılında Türkiye’ye dönen genç sanatçı, çeşitli kişisel sergilere imza attı:

 -Tıbbi İllüstrasyon Sergisi, Medwise Ortaköy, Istanbul, 2000.
 -Gümüşlük Akademisi, Bodrum, 2002.
 -Düş Rolleri, Eklisia, Bodrum, 2006.
 -The Marmara Hotel, Bodrum, 2008.
 -Nurol Sanat Galerisi, Bodrum, 2011.

Mehmet Tekin’in desenleri, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ve BirGüngazetesinde yer aldı. Sanatçı, “beraber büyüdük” dediği annesi Latife Tekin’in son dönem kitapları için de desenler çizdi.


Türker Armaner, Mehmet Tekin resimlerini anlatıyor:

Mehmet Tekin’in resimlerinin bir kısmıyla Gümüşlük Akademisi’nde karşılaştığımda ilk dikkatimi çeken, figürlerin üzerinde durdukları zeminin ortadan kaldırıldığı, kaçış noktalarının ise giderek yok edildiği oldu. Kandinsky, Nolde, Heckel gibi ekspresyonist ressamların aklıma gelmesine yol açan, ressamın sadece bu tercihi değil, bazı resimlerde figürün bir leke biçiminde belirmesi, bazılarında yüzlerin birer maskeye dönüşmesiydi. Sihirbaz’da iki figür çerçevenin sanki dışına taşacaklar, yüzeyin geriye kalanını iç içe geçmiş sıcak ve soğuk renklerin tonlarına bırakmışlardı. Reach Out and Touch Faith’te ise kıpkırmızı bir ok çerçeveyi dikey bir biçimde yarmaya hazırlanıyordu. Circle of Name, figürlerin içinde eridiği, konturların belirsizleştiği bir resim olarak karşımda duruyordu. Figürler Mehmet Tekin’in resimlerinde ‘doğru’ yerlerinde duruyorlar, tuvalin üzerinde ressamın fırça darbeleriyle deviniyorlardı.

Değişir Dünya Uyuduğunda/ Pelin Özer
Mehmet dalgın şarkısının izinde çuvalını doldurarak ilerliyor. Aynı sözcüğü tekrarlarken sesten renk yaratmak üzerine düşündüğünden habersiz. Ölmüş bir hayvanın çene kemiği… Parmakların arasında yeni bir solukla canlanacak az sonra. Ressam orada, henüz adlandırılmamış toprağında gezegenin, adsız, koordinatsız, sıfatsız. Bir eylem olsaydı tanımlanacaktı hareketi, ama yoktu henüz eylem, sadece gölgeler, duvara iz bırakan canlılar.
Mehmet kendine bir ev yaptı ağaçtan, dalın sırtında yüzmeye başladı. Denizin topraktan ayrı olmadığını kanıtlamak için birkaç rengi birbirine karıştırıp giyindi. Ressam ressam değildi henüz. Adlar sınırlamamıştı karmaşasını. Hareket nereye doğru, bilinmiyordu. Eşya ayrı değildi o günlerde doğadan.
Mehmet elindeki çamuru dinliyordu parmaklarıyla. Gözlerimin içine bakarak yüzümü okudu, surete yansımayan bir ifade aktı parmak uçlarından çamura, oradan gözlerimin çukuruna. Hayvan olduğum zaman boşluğuna. İnsan habersizdi hayvandan, bitkiden ayrılığından, yoksundu kendinden. Yoksunken pek çok şeyden henüz öylesine doluydu benlikle. Canlı cansız tüm varlıklarla.
Mehmet elverişli bir kaya buldu değirmenli tepenin sırtında. Dolu dolu bir kahkaha attı, yarıldı bedeni. Şaka da düşünce de bedende başlıyordu. Resminde görenler anlattı. Cinsellik ayrı değildi oyundan. O bunun farkına vardı. Hayatı başlattı. Penisiyle gülen bir adam, göğüsleriyle seven bir kadın. Hareket için yüzey gerekti ressama. Geçmişinde bir canlının derisiydi önüne serdiği. Tohumlarını bitkilerin, çiçeklerin tozunu, beden sıvılarını karıştırdı bir taşın oyuğunda. Bir kuşun tüyüyle başladı gidip gelmeye, karıştırıp fırlatmaya, tükürüp yalamaya.
Mehmet tumbasını evin orta yerine oturttu ve yazdıklarından bir ritim verdi eline. Çizdiklerinde uzayıp giden bir temaşa, her biçim anlıyor derdini ötekinin. Rüyadan dünya netliğine gidip gelen kolajda elleri biçimleniyor resimle aynı anda. Çocukluk başladı adım atmaya, sıçrayışlı, kendine şaşırmalı. Emeklemeden yürürken bir kehanet dik yamaçlarda seken, koşarak uçan hayvanlardan: Hep çocukluk yürüyecek eli fırça tutmaz çizgilerde.
Mehmet biçime dil yontuyor, şiir ekliyor desenin ham kopyasına. Yoluna taş koyan çocuk, oyunsuz kalmıyor. Hece düştüğünde yeni bir hareket ekleniyor resme sabitlenene. İnsan geçişkendir, değişir dünya uyuduğunda. Kılık değiştiren yüzüyle yakalandığında biçimden öte bir dile kavuşur. Değişiminin hızıyla dile gelir kulak veren olduğunda. Dosdoğru içine bakar kendine hayat veren gözlerin.
Mehmet tabanlarını kanatıyor yürümekten. Biletler dökülüyor ceplerinden. Boyadan figür doğurduğunda cinsiyetin sıçramalı doğasına bırakıyor kendini. Hayvan kafalı insanlar geçiyor dünyanın yüzeyinden. Mitolojim yok, diyor Mehmet. İnsan hayvandan doğdu, hayvan insandan. Öyle ferah bir dünya, açılır kapanır renkler, beden yayılır zemin olmaya, kendini tutan bırakan, sınırsızlık yaratan sınırından. Tepedeki o tek ağaçla hızlanır hedefini yutmuş, uyutmuş hareket: Hem insan hem hayvan hem bitki; sessizlik, dönüş, anlam, haz, sevinç, yokluk, aynı zamanda varlık olmaya. Yer gök inleten bir kahkaha.
Mehmet Tekin: Kuş dolu ağacın altında, dalgalara siper bir kum canlısı. Rüyasını güne sardı. İpini tuttu geçip giden ne varsa.İpten bir desen, yeniden yaşam. Gitmek için kaldı. Düşlerini çalkalayan bir dünyadan çıkıp yaratılmamış bir paralel dünyaya girdi. Orada her şeyin biçimiyle konuşmaya başladığını gördüğünde soyunup tepedeki düzlüğüne uzandı. Resim olup resmetmeye. Henüz neresindeyse dünya zamanının. 


Adres: Karşı Sanat Çalışmaları, Gazeteci Erol Dernek Sokak, No 11/4 Hanif Han, 34420 Beyoğlu/İstanbul 
Pazar günleri dışında, hergün 11:00 - 19:00 saatleri arasında açık.
Kroki de burada!

E-posta: info@karsi.com

Cumartesi, Mart 30, 2013

ERKMEN SENAN ve WEB'DEKİ MİLLİYET...

Ayşegül Sönmez'in bugünkü Milliyet'te yayımlanan "Bizden Birşeyler Merakı" başlıklı yazısını okurken duydum adını ilk kez Erkmen Senan'ın... Hele çoğumuzu çok olumsuz etkileyen bir konuya odaklandığını da okuyunca daha önce tanımadığıma iyice hayıflandım... Sönmez şöyle diyordu:

"...Takıntılı bir şekilde Türkiye’nin bütün ören yerlerini geziyordu Erkmen. Fotoğraflıyor, blogunda yayınlıyordu. Resimlerinin konusu da bu kazı yerleriydi... Ama bütün ironisiyle...  
Antik mezar yanı tostçuları, lahite işeyen kotlu erkekleri, dor sütün bitişiği beton hediyelik eşyacılarıyla... Erkmen Senan’la sonra bir sergi yaptık. Rumeli Han’daki Artsumer’de. Artsumer, çoktan Karaköy’e taşındı. Erkmen Senan, geçtiğimiz salı günü hayata veda etti... "

Milliyet'in Internet versiyonu, nedense basılı gazeteden çok farklı bir politika izliyor. Gerek içerik gerek teknik olarak... En başta haberlerdeki bazı kelimelere verilen bağlantılar ("etiketleme") meselesi var. O bağlantıları tıklarsanız haberin içeriğiyle ilgisi olmayan binlerce başka içerik çıkıyor karşınıza ve tabii sağında solunda onlarca reklam. Neyse, bu başka bir konu. Sönmez'in haberini okuyan meraklı okur, Erkmen Senan'ın blogu'ndan bahsedilen yerde, arama motoruna gitmeden, o bloga bir link bulmayı beklemez mi? Elbette bekler. Beklemese bile bir Internet yayınının basılı yayından farkı da bu gibi özelliklere özen göstermiş olmasıdır... 

Eski bir Milliyet'li ve Milliyet'te web'deki anlamlı kültür sanat kaynaklarına dikkat çekmek için bu blogun doğmasına da yol açan haftalık yazılar yazmış biri olarak Erkmen Senan haberinin bağlantılarını bari buraya ben yazayım dedim!

Erkmen Senan- Kişisel Blogu

Cumartesi, Mart 23, 2013

MAVİ KENT ya da SANATTA KÜÇÜLEN DÜNYA

Fransız Kültür Merkezi, Taksim'deki Fransız Konsolosluğu Sergi Salonu'nda son günlerde "MAVİ KENT" ("La Ville Bleue") başlıklı bir sergiyi ziyarete açtı. Sergi 22 Mayıs'a kadar gezilebilecek...

Carole Sionnet (fotoğraf) ve Pier Gajowski (Çizer ve çizgi romancı) ikilisi, 2008'den bu yana dünya üzerinde gezdikleri şehir ve ülkeleri bir araya getirip, kendilerine göre bir yeni harita yaratmışlar, adını da Mavi Kent koymuşlar. Dünya onlar için bir "şehir" olmuş artık! Gezdikleri içinden seçtikleri bazı şehirleri de onun mahalleleri gibi adlandırıp, sergide oralardan bir fotoğraf ve hemen onun yanına da o fotoğrafın ilham verdiği bir desenden oluşmuş tablolar yerleştirmişler.  Asıl siteleri şurada: Blue City! 

İstanbul'dan da hayli çok görüntü ve çizim var! Bunlarda ağır basan etkinin özellikle kadınlardaki "kapalılık" olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz. 
Şuradan topluca izleyebiliyorsunuz sergilenenleri: YouTube/ BLEUE


Benim en sevdiğim çalışmalardan biri ise "Japon Mahallesi"ndeki şu kompozisyon oldu: 


Salı, Mart 19, 2013

"SÜREÇSİZLİK ÖZLEMİ"

Hafta sonunda, Milliyet'te Mehmet Tez tarafından yazılmış,  Twitter'da, FaceBook'daki dil tartışma grumuzda, diğer bloglarımdan paylaşıp durduğum, önüme gelene de yana yakıla tavsiye ettiğim bir yazı var: "Süreçsizlik Özlemi". (Milliyet'in web versiyonundaki reklamlardan sıkılanlardansanız, aynı yazıyı Tez'in "Hafif Şeyler.Org" blogundan da sakin sakin okuyabilirsiniz!)

Son bir iki yıldır "süreç" sözcüğünün yerli yersiz, yalan yanlış, gereksiz kullanımının ne kadar da yaygınlaştığına fena halde aklını takmış biri olarak dertlenip duruyordum. Sonra bu yazıyı okuyunca içim ferahladı. Daha fazla lafı uzatma sürecine (!) girmemeyim, en iyisi hemen okuyun, yayın etrafa alabildiğine siz de. Lütfen!

Pazar, Mart 17, 2013

EDEBİYAT TARİHİNİN EN İYİLERİ ve SABİT FİKİR


İdefix'in dergisi "SABİT FİKİR"; ilginç yarışmalara değiniyor...
Edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesi mesela...
Okurların katkılarıyla Türkçe'ye çevriliyor seçilen cümleler...
Orada bahsi geçen İngiliz yayını da şurada: Books - Stylist Magazine

Cuma, Mart 08, 2013

TAN ORAL'IN YENİ SERGİSİ: "MEMNUNİYETSİZLER"!

Sevgili dostumuz Tan ORAL, 2013 baharını yeni bir sergi ile selamlıyor: Medyadan Portreler Sergisi: "Memnuniyetsizler"!
Sergiye evsahipliği yapan Schneidertempel şu bilgiyi veriyor:

Tan Oral’ın medya’dan portreler sergisi “MEMNUNİYETSİZLER”!

Schneidertempel Sanat Merkezi ; ünlü çizer Tan Oral’ın yazılı ve görsel medyadan 216 gazetecinin portre karikatürünü “ Memnuniyetsizler “ adıyla sergiliyor. Ülkenin gündemine ilişkin her gün gazetelerde, televizyonlarda yüzlerce medya mensubu, durmaksızın konuşuyor, açıklıyor, yorum yapıyor, şikâyet ediyor, yazıyor. Tan Oral’da onlardan biri… O farklı olarak her gün izlediğimiz ya da okuduğumuz bu isimleri çoğu zaman onları izlerken kâğıtlara çiziktirmiş. 



Bu sergi ile ilgili olarak Tan Oral diyor ki; 

“Evlerimize, masalarımıza konuk olan, o kadar çok tanıdığımız yüz var ki medyada. Onları her gün dinliyor, izliyor ve okuyoruz. Kent, siyaset, sağlık, ekonomi, çevre, şiddet ve kendilerinden söz ediyor ve durmaksızın yakınıyorlar. Memnun değiller, memnuniyetsizler. Bendeniz de öyleyim. Ve onları çizgilemeden duramıyorum. İşte medyamızda bu ikiyüzü aşkın yüzü size sergilemek istedim. Tabii ki serginin adı “memnuniyetsizler”. 




Sergide; Cengiz Çandar’dan, Enver Aysever’e, Ayşenur Arslan’dan, Mümtaz’er Türköne’ye, Mehmet Altan’dan, Tuluhan Tekelioğlu’na, Nagihan Alçı’dan Ayşe Böhürler’e, Taha Akyol’dan Engin Ardıç’a uzanan ikiyüzün üzerinde pek çok portre yer alıyor Sergi tarihi: 19 Mart- 01 Nisan 2013 Açılış ve Kokteyl: 19 Mart Salı günü , saat: 18:00 – 20:00 Sergi ziyaret: Hafta içi her gün 10:30 – 17:00; Cumartesi: Kapalı; Pazar: 12:00-16:00 

web: www.schneidertempel.com Schneidertempel Sanat Merkezi Bankalar Cad. Felek Sk. No:1 Karaköy /İstanbul

Cuma, Şubat 22, 2013

SARNIÇTAKİ HAYALET!


Schneidertempel Sanat Merkezi 28 Şubat -15 Mart 2013 tarihleri arasında Erhun Şerbetci'nin "Sarnıçtaki Hayalet" sergisine ev sahipliği yapıyor... 

Tanıtım metninden:

"...Yerebatan sarnıcında 336 sütun var ve bunlardan birisine bir hayalet yuva yapmış. Erhun Şerbetci belkide 1500 yıldır orada yaşayan bu hayaleti görüntülemeye çalışıyor. 'Sarnıçtaki Hayalet' bir psikanaliz denemesi. Desen ve fotoğraf birlikteliği ile ustalığa öykünmenin psikanalizi. Kadim ustalığa, kadim sanatlara. Bu sırada soyut desenler sütunlarda figürleşiyor, taş ve boya fotoğrafla bütünleşiyor. Burada sadece fotoğraf ve resmin birlikte kullanılmasından değil bütünsel yapıt; belki de soyutla somutun dönüşmesinden. Kendi deyişi ile: -Sarnıçta hayaletlerimiz var. Bilinç altımız sürçer sütunlarda ve sanat bunu görünür kılabilir mi?"

Ayrıntılar için tıklayın: Schneidertempel Sanat Merkezi

Perşembe, Şubat 14, 2013

"SANAT ve TASARIM AŞKI BESLER"

Detay

"Aşkın Damakta Kalan Tadı" Koymuşlar Festival'in başlığını... Cam Ocağı Vakfı, İstanbul Concept ve Pera Palas- Jumeriah, Istanbul... İlk etkinlik Pera Palas'ta, bu ayın sonuna kadar açık olan "Sanat Aşkı Besler" sergisi. Bu sergide uluslararası cam sanatçılarının İstanbul ve Anadolu'dan esinlenerek yaptıkları eserlerden bazıları ile Türk takı tasarımcılarının çalışmalarından örnekler yer alıyor...

"Tasarım Aşkı Besler" başlıklı diğer etkinlik "Address Istanbul"da. 8 Şubat'tan ay sonuna kadar sürecek o da. Festival 13 Şubat'ta  The Hall İstanbul'da "The Eternal Taste of Love Party" ile bir kutlama da yaptı.
Festival duyurusu
  
5 yıl önce küçük bir sergi yaklaşımı olarak başlayan festival, geçen zaman içinde yoğun ilgi görerek büyümüş. Küratör Işık Gençoğlu, 14 Şubat’a bir alternatif olmadıklarını Aşkın Damakta Kalan Tadı Festivali’nin, ulusal kültürü yansıtan bir etkinlik olduğunu ve uluslararası bir platforma taşımak istediklerini söylüyor. Gençoğlu;

"Bizim için aşk, bütün bir aya yayılan ve sadece karşı cinse duyulan aşk olarak tanımlamadığımız, her alanda, her şekilde güzel duyguların en iyi ifade şeklidir” diyor...
Sezgin Sander- "AnaTanrıça"
"Aşk Besler" temasıyla düzenlenen festival kapsamında Pera Palace Hotel Jumeirah'da açılan Sanat Aşkı Besler temalı sergide, Cam Ocağı Vakfı'nın özel koleksiyonunda yer alan ödüllü cam sanatçılarının İstanbul'dan ilham alarak yaptıkları eserler ile Türkiye'nin takı tasarımcılarının çalışmaları yer alıyor. "Tasarım Aşkı Besler" temasıyla ise "AdressIstanbul"da 60'dan fazla ulusal ve uluslararası sanatçı ve tasarımcının eserleri sergileniyor. Birçok etkinliğin ve partinin düzenleneceği Festival, Şubat sonuna kadar devam edecek.  
Türk takı tasarımcılarının eserleri arasında Sezgin Sander'in Anadolu bereket tanrıçaları olarak adlandırdığı heykelcik ve takılara başka türlü hayran olduk. Bir nevi "ilk görüşte aşk" hali...

Aslında bir psikolog olan Sander, Muş'un İstasyon köyü dahil Anadolu'nun çeşitli yörelerinde öğretmenlik, ‘‘Çevre sorunlarının etkisi ve öğrenme güçlüğü’’ konusunda bilimsel araştırmalar yapmış bir aydın kişi. Düsseldorf'da ‘‘öğrenme güçlüğü olan çocuklarda resimle tedavi eğitimi’’ çalışmaları ve öğretmenlik, İstanbul Fransız La Paix Hastanesi'nde sanatla teşhis ve tedavi uygulamaları ve araştırmalar çok renkli yaşamından bazı kesitler... Son yıllarda kendini tümüyle sanata vermiş. Tasarımları İKSV Tasarım Mağazasından MOMA'ya kadar uzanıyor.
Biz tanrıçaları seyre dalmışken, yanımıza gelen Sezgin Hanım, "aslında onlar pancar çapası" demez mi! Açıklıyor sonra:

“Demire ve demirden araçlara olan tutkum ilk pancar çatalını bulduğum an başladı. Ana tanrıçamı bulmuştum sonra zamanla üç ana tanrıça figürüm oldu.  Uzun  boylu, hafif kalçalı ve geniş kalçalı. Sonrada bulduğum bütün parçalarla dost oldum. Onlar benim topraktan gelen geçmişim oldular. Bu aletler sonraki kuşaklarca eski sayılarak kullanılmadılar. Ama teknoloji ne kadar gelişse de bu aletleri de arada hatırlamak gerekir sanırım. Bugün toprak ve tohum gözden düşürüldüler. Burhan Oğuz'un derlediği gibi 'Tohumu topraktan üstün tut.' 'Tohumun soylu, ekinin boylu olsun" atalardan günümüze gelmiş güzel alıntılar değilmi?”

Sonra uzun bir sohbete dalıyoruz onunla. Laf lafı açıyor, derken Sezgin Hanım'ın Tuncel Kurtiz'in kardeşi olduğu farkedilince Mehmet Tansuğ da çocukluklarında  komşu olduklarını hatırlıyor. Çok sevinip o günlere dönüyorlar... Ezcümle sanat ve tasarım yalnız aşkı değil başta dostluk olmak üzere insani herşeyi besliyor...


Salı, Ocak 29, 2013

Kitapların ilk cümlelerinden müze: INCIPIT ENSTİTÜSÜ

Usta yazar Enis Batur'dan ilhamla kurulan İncipit Müzesi, yeryüzünde bugüne dek yazılmış ve tam metinlerine ulaşılabilen tüm roman, öykü ve denemelerin ilk cümlelerini toplayacak
Yeryüzünde bugüne dek yazılmış bütün kitapların ilk cümlelerini bir araya toplamak için İncipit Enstitüsü kuruldu. Usta yazar Enis Batur’dan ilhamla kurulan enstitü "şimdilik" üç edebi türe yoğunlaşmış durumda: roman, öykü ve deneme. Türk ve dünya edebiyatından pek çok eserlerin yer aldığı İncipit Enstitüsü, www.incipitenstitusu.com adresinden yayın yapıyor ve Enstitüsü’nün kitaplığı, yazarların ve okurların katkılarıyla gittikçe büyüyor.

Haberin tamamı şurada:

Kitapların ilk cümlelerinden müze | Milliyet Sanat

Not: "Has" edebiyata katkısı olduğuna inandığınız kitapların ilk cümlelerinden siz de yollayabiliyorsunuz! Bkz: "Katkım Olsun"

Çarşamba, Ocak 23, 2013

Ömer ULUÇ'U ANMA


Akbank Sanat - Söyleşi


Ömer Uluç 29 Ocak 2013'de vefatının 3. yıldönümünde 'Ömer Uluç: İstanbul'un Ressamı' adlı bir etkinlikte anılıyor.

Osmanlı ve İstanbul tarihi uzmanı John Freely, sanat tarihçisi ve kürator Ali Artun, sanatçı Seza Paker ve sanatçı Serkan Özkaya'nın katılacağı toplantıda Elfe Uluç'un hazırladığı film yer alacak.

Ömer Uluç, resminde İstanbul ile derin bir bağ kurmuş, karakteriyle de İstanbulla özdeşleşmişti. Küratörlüğünü yaptığı tek sergi İstanbul'u konu alan "Beyoğlu 14-18" idi (Akbank Sanat -2004). Ressamın İstanbul'la özdeşleşen birçok sergisi bulunuyor.

Moderatör: Yrd. Doç. Dr. Nusret Polat (Okan Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi)

Etkinlik ücretsiz.
ETKİNLİK DETAYITARİHSAATMEKAN
Söyleşi
29 Ocak Salı
18.30AKBANK SANAT

Cumartesi, Ocak 12, 2013

ASU MARO'DAN BİR OYUN YORUMU: "YALNIZLAR KULÜBÜ"

Asu Maro, "Terapi seansı gibi" başlıklı yazısında "Tiyatro 0.2"nin "Yalnızlar Kulübü" oyununu yorumluyor...
Gene konuya çok boyutlu yaklaşmış... Bu Cumartesi sabahı bir nefeste okuduğum bir yazı oldu...
(En etkilendiğim cümle: "Teknoloji marifetiyle sosyallik ‘tavan yapmış’ gibi görünürken asıl büyüyenin yalnızlık olduğu gerçeği..." )