Salı, Ocak 16, 2007

15 MAYIS 2007'e KADAR KATILIM ŞANSI VAR!

TeatrOrfeo - La biblioteca di babele

Bir samimi çağrı ki demeyin gitsin! Bu arada "Multimedia" için "Çoklubasın" kullanımı da dikkatimi çekti...
Buyrun:

"Italya'nin Torino kenti tiyatro ve kültürlerarasi iletisim derneklerinden Teatro Orfeo, "La Biblioteca di Babele" (Babil Kütüphanesi) adli ana dilde edebiyat ve çoklubasin(multimedya) yarismasinin ikinci sürümünü baslatiyor. Sen de katil! Eger ana dilinde amatörce film veya müzik yapiyorsan, siir, düz yazi veya tiyatro oyunu yaziyorsan ne bekliyorsun!? "

ANADOLU SANATÇILAR DERNEĞİ'NİN YENİ SERGİSİ: KARTAL'DA!

"2002 yılında kurulan Anadolu Sanatçılar Derneği , bugüne değin altısı yurtdışında toplam otuz dört sergi gerçekleştirdi.

Paris’te , Duisburg’da yada Cannes’da gerçekleştirdiğimiz sergilerle Anadolunun herhengi bir yerinde gerçekleştirdiğimiz sergiler arasında bir fark görmüyoruz.

35. sergimizi Kartal’da , dernek merkezinde gerçekleştireceğiz.

Sergimizin amacı , resimde desenin önemine vurgu yapmaktır.

Resimli dünyada tartışma kabul etmeyen bir gerçek var; gördüklerini, düşündüklerini yada düşlediklerini kalem veya füzen gibi araçlarla kağıda geçmeyi başaramayan,yani “desen sorunu” olan birinin ressam olabilmesi zordur. Bu nedenle ressam olmak isteyenlere şunu öneriyoruz : önce kalem, sonra yine kalem ve fırça!..

Yeni etkinliklerde buluşmak dileğiyle ."
Sadık VARER ( ASD Sözcüsü )

Sergiye katılan sanatçılar ve sanatçı adayları :

Ali Ekber ATAŞ - Ali Naki İLHAN - Aynur KIZILTAN - Aysun BARBAROS - Azimet KARAMAN - Bahar EMRE - Bahar ERGER - Baki DEMİR - Berna SAPAZ - Canan AKAR -Cevahir AYMA - Derya PARLAK - Dilek KILIÇ - Diren BALKANLI - Ferit ÇENGELLİ - Gültekin ŞAMLI - Hande ÇINAR - Hasan DEMİR - Hasan ÖKTEM - Hazel AĞAÇ - İlker VARER - Merve YILDIRIM - Meryem ŞİMŞEK - Necati BADEM - Nihal DOĞANAY - Nizamettin YILMAZ - Rüveyda TEZCAN - Sadık VARER - Selin AKSOY - Serpil AKTAŞ - Sevim AK - Sibel ERGÜN - Şefika İNCE - Tülay ER - Zarif POYRAZ - Zehra (SARI) BAŞOFLAS - Zeynep ÜNLÜ ve Züleyha DEMİR.

Sergi tarihi: 20 – 1 – 2007 / 5 – 2 – 2007.
Açılış kokteyli: 20 –1 –2007 . saat ; 17,30 – 19,30 arası.
Adres: Anadolu Sanatçılar Derneği ( Çırçır Cad. Atabey Apt. No, 12 / 1 .Kartal – İstanbul)
İletişim: 0216 353 48 54 e-posta ; varers@gmail.com
Web: http://www.anatoliart.com/

Pazar, Ocak 14, 2007

NİĞDE KARATLI’DA ANTİK MEZARLAR





Aşağıdaki metni Sayın Fethi GÜRER e-posta ile yollamış bugün... "Elinize sağlık" diyerek aynen sunuyorum:






Güneş’in ilk ışıklarıyla yola çıktım. Amacım, Niğde Karatlı ve Dikilitaş bölgesi’ndeki kaya mezarları görmekti. Gerçekten bilen, gören için Niğde uçsuz bucaksız tarihi zenginliklerle dolu. Niğde- Kayseri yolundan sağa dönüş yaparak sağlı sollu etrafında patates tarlalarının uzandığı asfalt yoldan Merkeze 36 kilometre uzaklıktaki Karatlı Kasabası’na ulaştım. 1989 yılında belediye olan kasabada, belediye hizmet binası önünde bize rehberlik edecek olan Bülent Yılmaz ile buluştuk.
Bizans, Roma hatta daha ötesinin bölgede yerleştiğine dair çokça veri vardı. Kiminde kamyonetle yol aldık, kiminde tarlaları aşarak yürüdük.
Karatlı Kasabası’nın orta yerinde Romalılardan kalan tarihi kale ilk durağımız oldu. Kaleden geriye çok az bir bölüm kalmıştı. O kısımdaki surlarda duvar olarak kullanılıyordu. Görkemli olduğu kalıntılarından anlaşılan kalenin tamamı yıkılmıştı. Ayakta kalan çok az bir sur parçasının çevresi temizlenip bir pano koyularak kalıntı olarak yaşatılma şansı hala var. Dikkatlice bakınca kale surlarındaki taşlar Kemerhisar’daki Tyana kemer taşlarına benziyordu.
Kale ile ilgilendiğimizi gören vatandaşlar yanımıza geldi. Birçok değişik hikaye anlattılar. Hemen yanında bir yıkıntı göstererek, bu bölgede define çıktığını söylediler. Kale taşları çevredeki evlerde duvar taşı olarak kullanılmış. Niğde bölgesinde ovada kurulu izleri kalan tek yapı olan kalenin yakınında bir yıkıntıya doğru yürüdük. Manastır olduğu söylenen yapıda yerle bir olmuştu. Yıkıntılar içinde bir kovuk görülüyordu. Bu yapıdan açılan bir giriş ile metrelerce uzanan bir yeraltı şehrine ulaşıldığını söylediler. Giriş ağzını temizledik ama içine girmeye cesaret edemedik.
Karatlı kalesi, manastır ve çevredeki evler dikkate değer yapılardı. Birkaç ev resmi çekince kasabalının biri “aman hemşehrim fazla çekme, define var diye gece evi yıkarlar” dedi. Bölgedeki durumu anlatan en iyi söz işte bu cümlede gizli idi.
Karatlı Kasabası kaya mezarlarının olduğu yere doğru yola devam ettik. Kayardı’yı geçtikten sonra çıkış yönünde uzanan vadi de çok sayıda kaya mezarı karşımıza çıktı. Kasabanın güney batısında yer alan bölgede vadinin iki yanında kaya mezarları dikkat çeker biçimde görülüyordu. 15 tane kaya mezar ilk göze çarpanlardı. Gördüğümüz kadarıyla bu vadi bir dere yatağıydı ve zaman içinde dolmuş, vadi özelliğini yitirmiş. Temizlendiğinde mutlaka daha çok kaya mezar açığa çıkabilir düşüncesi ile çevreye baktım. Vadinin güney yamacında 11 kuzey yamacında 4 kaya mezar girişi vardı. Bir kaya mezar havaya uçurulmuş, anlaşılan bir şeyler aranmış keza çevrede çok sayıda yer oyulmuş, kaya mezar içleri de talan edilmişti. Vadide kasabaya yakın bölgedeki Kaya mezarın birisi diğerlerinden farklı olarak iki katlı idi. Sanıyorum, dönemin önemli kişilerinden birisine ait bir mezar olsa gerek. Kaya mezar kapıları kare ya da dikdörtgen ve bazıları kemerli yapılmış, bir kişinin gireceği genişlikte. Kayalara oyularak yapılan mezar içlerinde kiminde iki kiminde üç mezar yeri, oturma alanı ve bazılarında da duvara yapılmış çizimler vardı. En ilginç olanı görülür durumda kalan dağ keçisini kovalayan köpek figürü olandı. Aşı boyası ile çizilen bu resim fotoraflanacak kadar günümüze gelen önemli bir değerdi.
Her Kaya mezar girişlerinde farklı işaretler bulunuyor. Bu işaretler belli ki bir şeyleri anlatıyor. Kayalık alan üzerinde yer alan ana kayaya oyulmuş mezar yerleri de vardı. Ne yazık ki; Niğde genelinde olduğu gibi kaçak kazı yapanlar tarafından bölge talan edilmişti. Roma döneminden kaldığı varsayılan kaya mezarlar görülmeye değer dünü anlatan belgeler.
Kaya mezarları için gezi yolları yapılması, tanıtım panoları koyulması ve ilgi çekecek tanıtımlar yapılması gerekirdi.

Kaya mezarların olduğu vadiden bir kilometre ötede kasaba mezarlığı var. Bu alanda eski dikili mezar taşları da ilginç, üzerlerinde bir işaret yok ama farklı özellikte dikili taşlar var. Yolumuza devam ediyoruz. Şifan(yulaf) ekili tarlalardan araç ile gidemez olunca yürüyerek lahitleri andıran mezar taşlarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Gördüklerimiz şaşkınlığımızı artırıyor. Karatlı Tatarlar Mezarlığı olarak tanımlanan alan 24. 01. 1991 tarihinde 947 sayılı karar ile Tarihi sit alanı olarak belirlenmiş, Ne yazık ki Sit alanın korunmadığı gibi bir bölümü yok edilip bir de verici direği dikilmiş. Duvar ile çevrili alanda 20’den fazla lahit taşını andıran mezar yeri var. Bazılarında bulunan şekiller, yazılar ve Semboller Hitit dönemindeki işaretlere benziyor. Bir tek farklı taş ise Osmanlıca yazılı bir mermer taşı. Bu taşın bulunduğu yerden alındığı ancak kendiliğinden sonra tekrar geldiği anlatılıyor. Bölge halkı tarafından orada yatanın önemli bir zat olduğuna inanılıyor. En azından bu sayede mezar taşı parçalanmaktan kurtulmuş.
Çevrede kaçak define avcıları tarafından oyulmuş yerler var. Taşların çoğu yerinden oynatılmış. Kiminin mezarları dahi parçalamış. Birden çok çocuk mezarı da o arada dikkat çekiyor. İlginç bir durumda bu tarihi mezar alanına yeni cenazelerinde koyuluyor olması. İnanılır gibi değil. Kapısı olmayan duvardan girişe müsait bu alanda da yağma var.
Niğdenin bilinmeyen bir yüzünü daha ilgi ile geziyoruz. Amasya’daki kaya mezarlarına benzeyen ama bilinmeyen, tanıtılmayan kaya mezarlarından sonra talan edilmiş lahiti andıran mezar taşları ile üzüntüyü yaşıyoruz. Bir il bu denli sahipsiz kalır mı?
Karatlı Kasabası’ndan rehberliğimizi yapan Bülent Yılmaz’a ‘kuş figürleri olan’ mezarlığı soruyoruz. ‘O yer ovada’ diyor ve kasabanın içine geri dönüyoruz. 5 bin nüfuslu bir belediye olan kasabada bu sefer ovada yol alıyoruz. Otomobil ile gidilemediği için kamyonetle yola devam ediyoruz. Patates tarlalarını aşıyoruz. Yollar çamur. Zor bir yolculukla önce Kırkgöz Mağaralarına ulaşıyoruz. Çevrede onlarca yeraltı yapısı var. Bu bölgede batık bir kent karşımıza çıkıyor. Bir giriş yeraltı şehrine açılıyor. Girenlerin bir süre sonra koşullar nedeni ile geri döndüğü bu yeraltı şehri dışında çok sayıda odalı yapı var. Yeraltındaki yapıların hemen yanındaki kayalara oyulmuş kağnı izlerinin yer aldığı İpek Yolu olduğu söylenen yol net olarak görünüyor. Bölge inceleme araştırma ve ilgi için bekliyor. Kalıntıların birinden diğerine geze geze yoruluyoruz. Duvarlarda şekil yok ama kimi tahripte edilmiş olsa onca yerleşim alanı bölgede yer alıyor. Daha önceki lahit mezarları andıran taşlarla yapılmış mezarlığa ulaşıyoruz. İnanılır gibi değil ama bu yerde belediye sondaj vurmuş ve ağaçlandırma çalışmaları yapıyor. Oysa kimi lahit taşları toprağa gömülü duruyor. İçlerinden birisindeki kuş kabartmaları dikkat çekiyor. Çevredeki her lahit birbirinden farklı ama hepsi altı oyulmuş, yer değiştirmiş. Burada da mezarlar açılıp içinde bir şeyler aranmış, taşları ise taşımak olası olmadığı için bırakmışlar.
Bu arada köylüler de bizi defineci sanarak etraftaki tarlalardan yanımıza geliyorlar. Resim çektiğimizi görünce rahatlıyorlar. Öylesine talan edilmiş ki çoğu lahit yerinden oynatılmış. Bu arada köylüler patates tarlalarından toprağı sürerken halen kemik çıktığını anlatıyorlar. İki lahit mezar taşından oluşan alanın da etrafı çevrilmiş ama kapısı yok.
Bölgede mutlaka çok kapsamlı bir kazı ile araştırma yapılırsa inanılmaz bulgulara erileceği görünenlerden anlaşılıyor.

Niğde Müzesine en azından üzerinde şekiller olan mezar taşları taşınarak yazıları incelenip, bahçede bu ve bunlara benzer mezar taşlarının bulunduğu bir alan oluşturulamaz mı? Çünkü Dikilitaş ile Karatlı’da yer alan bunca kaya mezar ve o döneme ait bilgilere Niğde ile ilgili yazılmış kaynaklarda rastlamak olası değil. Bu nedenle ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor. Lahitlerdeki semboller incelenerek geçmişle ilgili detaylı bilgiye erişilebilir.
Hitit dönemi sembollerini andıran bu eserler incelenebilir. Sonradan konduğu anlaşılan Osmanlıca mezar taşı dahi okunduğunda bir özelliğin açığa çıkması bakımından önemlidir.
Mutlaka inceleme ve araştırma yapılmayı bekleyen bölgeden; ilgisizlikten yok olup giden tarihi düşünerek üzüntüyle ayrıldım. Umarım bu ve benzeri alanlarda gerekli çalışmalar kısa sürede başlatılır.



X X X X X

Cumartesi, Ocak 13, 2007

TANTANA: Tan Oral Sergisi...


TANTANA
Dostların Çizgileriyle Tan Oral Portreleri Sergisi

Tan Oral Önceki yıl “YÜZYÜZE” adıyla bir portreler sergisi açmış ve sergide yer alan çizimleri aynı adla yayımladığı bir kitapta toplamıştı.

Sergi ve kitabın tanıtımında ;

“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ın kalemine takılan, tanıdık, tanımadık yüzlerce bildik yüz çizimleri” sözleri yer alıyordu. Bu kez bu serginin tam zıdd ile karşılaşıyoruz ve“TANTANA” adıyla açılacak olan bu yeni serginin tanıtımında;
“Şu yada bu nedenle Tan Oral’ı kalemine takan, tanıdık tanımadık yüzlerce bildik çizer, onu benzetmeye çalıştılar” sözleri yer alıyor.

Sergi, Galata’da Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 18 Ocak 2007 Perşembe günü saat 18oo de açılıyor ve 25 Şubat’a kadar devam ediyor.

Salı, Ocak 09, 2007

SİDNEY'DEN PARİS'E YA DA TERSİ: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005" Sergisi

Fransızlar Video sanatının Pompidou Sanat Merkezi'yle örtüşen 40 yılını bir gezici sergiye dönüştürmüş: "Centre Pompidou Video-Art 1965-2005". İçinde Pompidou'nun yeni medyalar koleksiyonundaki en eski eser olan Nam June Paik'in "En Eski TV Aydır" ("The Moon is The Oldest TV") eserinden, günümüzün sürprizli, web-tabanlı pratiklerine kadar 30 kadar sanatçının işini barındıran sergi Şubat sonuna kadar Sidney, Avustralya'daki "Çağdaş Sanatlar Müzesi"nde (MCA) izlenebiliyor...
Niye mi buraya yazıyorum? Bu sitenin ziyaretçi istatistikleri dünyanın olmadık coğrafyalarından girilip okunduğunu gösteriyor, bir kere o yüzden. Bizden birileri oralardaysa bakarsınız bu bilgi işe yarar, gider gezerler! İkinci neden "MCA" web sitesini beğendim, paylaşmak için. Üçüncüsü de bu serginin etkileşimli gezilmesi amacıyla yapılmış ve aynı siteden indirebileceğiniz harika bir
broşür var! Bütün bunları da Rhizome'da gördüm!

Perşembe, Aralık 21, 2006

SABAHATTİN ALİ'YE SAYGI...

Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 25 Aralık 2006 Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek olan Sabahattin Âli gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin yirmincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Sabahattin Âli için hazırlanan belgesel filmle başlayacak…
Ali Kocatepe’nin Sabahattin Âli şiirlerinden yaptığı “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi” gibi unutulmaz bestelerini piyanoda seslendirip söyleyeceği gecede; Ali Fikirsindi, Aslıhan Özel, Başak Merev, Çağrı Merev, Çiğdem Üz, Evrim Şanlı, Sefer Boztaş, Sabur Ulus, Tülay Merev ve Veysel Kuyumcu’dan oluşan Grup Yeniden de “Aldırma Gönül” ve “Leylim Ley”in aralarında olduğu eserleri yorumlayacaklar…
Sabahattin Âli gecesinde, Gülsen Tuncer ustanın şiirlerini okurken Feyzi Tuna ve Yusuf Kurçenli yazarın yapıtlarından yaptıkları filmlerin öyküsünü anlatacaklar… Gecede Zeliha Berksoy’un konservatuardan öğrencileri de, Sabahattin Âli’nin yapıtlarını okuma tiyatrosu olarak seslendirecekler…
Yazarın kızı müzikbilimci ve eleştirmen Filiz Âli’nin de katılacağı programı Selen Domaç sunacak… Etkinlikte, Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Sennur Sezer ve Zeki Coşkun ustanın edebiyatçı yönü üzerine konuşacaklar…

“Ustalara Saygı” geceleri, 8 Ocak’ta İlber Ortaylı, 15 Ocak’ta Nâzım Hikmet ile sürecek…

Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısındaki cadde)

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Cumartesi, Aralık 02, 2006

"MUINAR"


"Saldırgan sarı, fazla sıcak... Denize dönüp soluklandım, yüzü yok, benim yüzümü kullanıyor, ellerimi, ayaklarımı... Sürekli konuşuyor, sesi yok, konuşuyor yine de, benim sesimle konuşuyor.

'Göğsümden sızıp içime yerleştin' dedim, 'bir adın var mı? Sana nasıl sesleneceğimi söylersen... Sözlerimizi ayıramayacak olsaydım, günümü zamanımı şaşırırdım.'
'Zaman sizin nerenizden tutuyor da güveniyorsunuz ona o kadar, bilmiyorum ki... Benim adım Muinar"...

Dün çıktı...
-----------------
"Muinar" ile ilgili olarak:

- Zeynep Oral / Cumhuriyet:

"Latife Tekin’den “MUİNAR” Ya da Kadının, Doğanın, Edebiyatın gücü…

Latife Tekin’in “Muinar” kitabını (Everest Yayınları) biraz önce bitirdim… Daha gözyaşlarım kurumadan içimden şöyle haykırdığımı duydum:“Muinar gel! Gel de yeryüzünde soluk alıp vermeye çalışan her insanın içinde uyan! Mulinar gel! Sakın terk etme bizi! Sana öyle çok ihtiyacımız var ki! Muinar gel! Gel ve her birimize ışık dilini öğret!” Sonra haykırışıma kahkahalar karıştı. İyi ki Latife Tekin var, iyi ki Muinar ışık dilini öğretti ona, ve O da, ışık diliyle Muinar’ın romanını yazdı diye, kadınlara ait tüm ruhlara şükrettim! "
(devamı burada)

- Latife Tekin ile "Muinar" üzerine yapılmış -ancak 12 Ocak 2007 itibarıyle herhangi bir yerde yayınlanmamış- son derece ilginç bir röportaj: MedyaTAVA da !

- Birgün Pazar- Latife Tekin'in kendi kaleminden "Muinar Rüyaları"
- Meral Tamer- Milliyet: "Biz kadınlar, dünyanın kız kardeşleri olarak yarından tezi yok, dünyamızı kurtarmak için kolları sıvamalıyız. Ben Latife Tekin'in peşinden gitmeye varım. Ya siz?"

Perşembe, Kasım 23, 2006

USTALARA SAYGININ KONUĞU ORHAN VELİ

Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 27 Kasım 2006 Pazartesi akşamı yapılacak olan Orhan Veli Kanık gecesi ile sürüyor…
Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleri ile izleyici ile buluştuğu gecelerin on sekizincisi, saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi)…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yönettiği gece, Orhan Veli’nin kızkardeşi Fürüzan Yolyapan’ın arşivinden daha önce yayınlanmamış görüntülerle başlayacak… Daha sonra sahneye gelecek olan Mücap Ofluoğlu, Orhan Kahyaoğlu ve Sezai Sarıoğlu, ustanın kültür ve sanat dünyasındaki yerinden söz ederlerken, Ofluoğlu, Kanık’ın kendisine imzaladığı kitabı da izleyicilere göstererek şairle anılarını anlatacak… Alayça Öztürk’ün sunacağı etkinlikte, Atilla Şendil, Beyti Engin, Didem Erdoğan, Selen Domaç, Tolga Gülcüler ve Zeliha Berksoy Orhan Veli Kanık’tan şiirler okuyacaklar… Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılmış bestelerin de dinlenebileceği gecede, ustanın fotoğraflarından oluşan bir dia gösterisi de yapılacak.

“Ustalara Saygı” geceleri 11 Aralık’ta Rıfat Ilgaz, 25 Aralık’ta Sabahattin Âli ile sürecek…

Bilgi için: Faruk Şüyün 0533 4683063
Melih Cevdet Anday Sahnesi (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Zeytinoğlu Caddesi No. 8 Etiler (Ak Merkez’in karşısı)

İSVEÇ'İN "EL YAPIMI İLETİŞİM"İYLE "HARİKA TOKYO", VİYANA'DA "TÜRK GELİYOR!" ve BİR KONFERANS...

Bir haber bülteninin peşinden çıkılan web yolculuğu...

Kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında bir uluslararası diyalog ve işbirliği projesi olan ve kendini "el yapımı iletişim" diye konumlayan "Craft in Dialogue", son etkinlikleriyle ilgili bir haber bülteni yollamış. Haberlerin içindeki Tokyo Büyük Şehir Belediyesi tarafından Japonya'nın genel kültür politikası paralelinde sürdürülen "Tokyo Wonder Site" çalışmaları -hele "İstanbul 2010" da gözönüne alındığında- çok dikkat çekici. "Kültürü ve sanatı kent yaşamına katmanın laboratuvarı" diye özetlenebilecek bu projeye İsveçli tasarımcılar da katılmış... "Tokyo Wonder Site" yönetmeni Yusaku Imamura -özetle- diyor ki;



...Yaratıcılık bizi insan olarak diğer canlılardan ayıran şeydir. Zaten
canlı olmak yaratıcı bir etkinliğe bağlı olmak demektir. Onların farklı şeyler
olduğunu düşünmeye eğilimli olmamıza rağmen, aslında politika
ve ekonomi de yaratıcı çalışma biçimlerindendir....

...Büyük kentlerde yaratıcılığın türlü biçimleri çeşitleri birbiriyle
buluşur, karışır... Tokyo büyükkentinde de yaratıcılığın her türünün
filizlendiğini söylemek kesinlikle doğru olur. "Tokyo Wonder Site" (TWS) bu
bağlamda sürekli diyalog ve görüş ve değerlerin değiş tokuş edildiği bir
yer olmayı amaçlamaktadır. Çünkü dünya her ne kadar küçüldüyse de hala gerçek anlamda bir diyalog yok...



Eh işte, İsveçli tasarım grubu da dünyanın dört bir tarafından katılan diğerleri gibi, gidip 1 hafta orada yaşayıp, "Harika Tokyo" projesine katkıda bulunuyorsa, Imamura da Tokyo da hedefine biraz daha yaklaşmış oluyor... Çağdaş, kimlikli ve akıllı yerel yönetim yaklaşımı böyle birşeyler de değilse nedir?

İşte bütün bu girişe yol açan haber bülteninin özgün metni:

News from Craft in Dialogue
Nov/Dec 2006

Sweden’s Visual Arts Committee (Sveriges bildkonstnärsfond) has decided that, following the Craft in Dialogue project, support for international exchanges on the part of craft/design professionals will be given a greater share of Iaspis’ regular operations. Planning these operations has taken time because of the need for a more rigorous analysis. A final decision will be made by the Visual Arts Committee in October and this will be submitted to the executive of the Arts Grants Committee in December.

UNIQUE VISIT BY HELLA JONGERIUS

Don't miss a unique visit to Stockholm by Hella Jongerius (NL) arranged by Craft in Dialogue. Hella Jongerius will talk to Mark Isitt, Editor of Forum. In collaboration with the Nationalmuseum, Stockholm
Date: Tuesday 28 November at 6pm.
Venue: Nationalmuseum, Stockholm
Language: English
www.nationalmuseum.se
http://www.jongeriuslab.com/www.forumaid.com

We have updated the Craft in Dialogue website with new materials from the Netherlands and Japan. Thimo Te Duits, design curator at the Boijmans van Beuningen Museum in Rotterdam has written an article about Hella Jongerius's art specially for Craft in Dialogue. The article is an excellent introduction and preparation for the forthcoming discussion at the Nationalmuseum in Stockholm.

Craft in Dialogue has interviewed Joanna van der Zanden, artistic director of Platform 21 in Amsterdam. Plattform 21 is a highly innovative institution in the design field.

Craft in Dialogue is collaborating with Tokyo Wonder Site. Design group Front has taken part in their Creator-in-residence programme.

Photos of the residency are posted on the Craft in Dialogue website.
(Read more about Front’s visit to Tokyo: www.frontdesign.se
Front’s project at TWS
www.frontdesign.se/sketchfurniture
Tokyo Wonder Site:
www.tokyo-ws.org/english )


Ikko Yokoyama has conducted a very interesting interview with Japanese curator and professor Hisako Hara dealing with a wide range of (art) topics.

Check our website for further information: http://www.iaspis.com/craftcraft
- - - - - -
O da ne? "Türkler ve Sarı Tehlike" mi???

Tam bu konuyu kapatacakken, "Craft in Dialog' web sitesinin arşivine de bir göz atayım" demiştim ki, "THE TURK IS COMING AND THE YELLOW PERIL IS ALREADY HERE" ("Türk Geliyor ve İstilacı Sarı Irk Çoktan Burada") diye bir makale başlığı... Seramik sanatçısı ve "el yapımı iletişim" projesinin yöneticilerinden Päivi Ernkvist 2005'te, Mart ayında yazmış bu makaleyi. Ernkvist, Viyana'da "Die Kunsthalle" sanat müzesinde açılan Türklerle ilgili bir sergi haberi ile başladığı makalede, müze cephesinin ay yıldızlı bayrakla donatıldığını belirtiyor. Bu yaklaşımın "Viyana kuşatmasında tamamlanamayanın" şimdi "Türkiye'nin AB'ne girişi ile tamamlandığı yolunda bir provokasyon" olarak değerlendirildiğine dikkat çekiyor. Başlıktaki "Sarı tehlike"nin ise Türklerle doğrudan ilgisi yok. "Sarı tehlike" metaforu, yazarın Viyana'nın yine önemli uygulamalı ve çağdaş sanat müzelerinden MAK'ta yapılan ve Çin sanatının Avrupa sanatını nasıl etkilediğini kanıtlamayı amaçlayan çalışmalara bir gönderme. Yazar, Avrupa'nın "yabancı" saydığının aslında onun "çoktan içinde" olduğunu söylüyor. Yüzeyi biraz kazıyınca altından çıkan bu kültürel iletişimin bugünkü Avrupa'nın büyümesi için çok önemli olduğunu da ekleyerek...

Ne rastlantı! Tam da bugün, İstanbul'da, İsveç Araştırma Enstitüsü'nde bir konferans var. Konusu: "Johan-David Åkerblad – 18. yüzyıl sonlarındaki Şark konusunda uzman İsveçli". Åkerblad'ın İstanbul'daki çalışmalarını kapsayan Konferansı aynı konuda uzman Fredrik Thomasson verecek...

Baş ya da değil, AB müzakerecilerimizin ya da onların danışmanlarının bu gibi bilgi belge kaynaklarını görmesi/bilmesi herhalde iyi olurdu...

Çarşamba, Kasım 22, 2006

KÜLTÜR MİRASININ KORUNMASINDA İTALYAN MİMARİ RESTORASYON ve KENTSEL DÖNÜŞÜM DENEYİMLERİ, MALZEMELERİ ve TEKNOLOJİLERİ SEMİNERİ: 12-13 ARALIK 2006

İstanbul'daki İtalyan Başkonsolosluğu ve İtalyan Ticaret Merkezi, "İstanbul 2010 Girişim Grubu" işbirliği ile 12- 13 Aralık 2006 tarihlerinde İstanbul’un 2010 yılı için Avrupa kültür başkenti seçilmesi nedeniyle yapılacak olan restorasyon çalışmaları ve projeleri gözönüne alarak, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda bir seminer ve workshop düzenliyor.

12 Aralık 2006 tarihindeki seminerde, İtalya’daki mimari restorasyon ve kentsel dönüşüm konusunda uzman danışmanlar, üniversitelerden profesörler ve özel firma yetkilileri İtalya’da ve dünyada uyguladıkları teknolojik yenilikleri, kullanılan malzemeleri ve deneyimlerini, İstanbul’daki ve Türkiye’deki kültür miraslarının korunmasında ve restorasyonunda uygulanması amacı ile, Türkiye’de bu sektörde faaliyet gösteren firmalara, mimarlara, kamu yetkililerine ve üniversite camiasına aktaracaklar.

Aynı gün öğleden sonra İtalyan ve Türk firmaları arasında ikili görüşmeler düzenleniyor.

Seminere ve ikili görüşmelere katılım için etkinliğin web sitesinde bulunan katılım formunun mutlaka doldurulması gerekiyor.
Katılım ücretsiz olup simultane tercüman servisi mevcut. "Kültür Miraslarının Korunmasında İtalyan Mimari Restorasyon ve Kentsel Dönüşüm Deneyimleri, Malzemeleri ve Teknolojileri" semineri ve ikili görüşmeleri, Türk ve İtalyan firmalarını ve yetkililerini biraraya getirerek karşılıklı işbirliklerinin kurulması amacıyla düzenleniyor.

Seminerin ayrıntılı programı şurada. Italyan katılımcı firmaların hangileri olduğu ve haklarındaki ayrıntılı bilgi burada.

[Bu etkinliğin 2002 yılında yapılanı hakkında da bir haber yazmışım ben: O da burada !]

Etkinlik süresince 9.30 - 17.00 saatleri arasında bir "Sergi"de açık olacak. Bu Sergide İtalyanların restorasyonda kullandıkları teknolojiler, malzemeler ve ekipmanların neler olduğu, ilintili projelerin panelleri üzerinde fotoğraflar ve projeksiyonla anlatılacak.

Pazartesi, Kasım 20, 2006

YEKTA KARA'NIN SOYUT CADILARI...

400. YILDÖNÜMÜNDE "MACBETH"

Yekta Kara'nın soyut bir anlayışla sahneye koyduğu, oyunun omurgasını oluşturan cadılara farklı anlamlar yükleyerek güç tutkusunu anlattığı "Macbeth" 23 yıllık bir aradan sonra İstanbul'da opera seyircisiyle yeniden buluşuyor.


Shakespeare'in dört büyük trajedisinden biri olan 'Macbeth' 400.yıldönümünde İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde sahneleniyor. 1606'da yazılıp oynanan oyun, ünlü italyan besteci Giuseppe Verdi'yi derinden etkilemiş, sanatçı ilk kez bir Shakespeare yapıtını ele alıp besteleyerek 'Macbeth'in opera seyircisine de ulaşmasını sağlamış. Shakespeare ile Verdi gibi iki büyük ustayı biraraya getiren,Verdi'nin erken dönem operaları içinde en çok sevdiği ve önemsediği opera olarak bilinen 'Macbeth', iktidar hırsının insanoğluna neler yaptırabileceğini bütün açıklığıyla sergiliyor.

Orkestrayı konuk şef Alexander Samoila'nın idare ettiği, dekorlarını Michael Scott'un, kostümlerini Şanda Zıpçı'nın yaptığı 'Macbeth' operasında koroyu Markus Baisch çalıştırmış.
Işık düzeni Ahmet Defne'nin.
Başrollerde Gökhan Koç, Perihan Nayır, Ayşe Tek, Murat Güney'in, öteki önemli rollerde ise Suat Arıkan, Necat Pınazoğlu, Gökhan Ürben, Hüseyin Likos, Turgut İpek, Şahin Öğüt, Deniz Erdoğan, Arzu Yüceer, Sevan Şencan, Barbaros Taştan'ın dönüşümlü olarak izleneceği 'Macbeth' operası perdelerini 25 Kasım'da açıyor.
Prömiyer: 25 Kasım Cumartesi, saat 15.30
Gala: 28 Kasım Salı, saat 20.00 (Daha ayrıntılı bilgi için resme ya da başlığa tıklayabilirsiniz)

Perşembe, Kasım 02, 2006

İSVEÇLİ AKADEMİSYEN Dr. WALLIS'ten konferans: "MÜZİK SEKTÖRÜNDE DİJİTAL HAKLAR"

Dr. Roger Wallis İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 2006 – 2007 akademik yılında eğitim vermeye başlayan Kültür Yönetimi Bölümü, sektörün uluslararası platformda tanınmış profesyonellerini ve akademisyenlerini konuk ediyor. Bölüm, 9 Kasım 2006 Perşembe günü Müzik Endüstrisi ve Yönetimi dersi kapsamında Stokholm’deki KTH Royal Institute of Technology akademisyenlerinden Dr. Roger Wallis’in “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferansına evsahipliği yapacak.Türkiye’de ilk defa İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından açılan Kültür Yönetimi Bölümü, değişen kültürel, ekonomik ve sosyal çevrede; ulusal ve uluslararası düzeyde yaratıcı projeler ve yeni yaklaşımlar geliştirecek öğrenciler yetiştirmeyi hedefliyor. Bölüm bu amaçla, ulusal ve uluslararası alanda çalışmalar yürüten kültür yöneticilerini de öğrenciler ve İstanbullularla buluşturuyor.Stokholm’deki KTH Royal Institute of Technology’den Dr. Roger Wallis, Kültür Yönetimi Bölümü, Müzik Endüstrisi ve Yönetimi dersi kapsamında, 9 Kasım Perşembe günü “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferans vermek üzere konuk olacak. Müzik yönetimi, telif hakları rejimi ve bilgi toplumu alanlarında uzman olan Dr. Wallis, İsveç Besteciler Birliği’nin (SKAP) yönetim kurulu başkanlığını da yürütüyor. (SKAP yöneticileri arasında Alfons Karabuda da var.)

Dr. Roger Wallis, “Müzik Sektöründe Dijital Haklar” başlıklı konferansta, dijital dünyada telif hakları (IPR) ve rekabet; AB’nin kültür ürünleri ve kültürel çeşitliliği ile ilgili olarak ithalat/ihracat konularını ele alacak. İngilizce yapılacak olan etkinlik ilgilenen herkesin katılımına açık olacak.

Tarih: 9 Kasım 2006, Perşembe
Saat: 16:00 –18.00
Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü,
AKO İnönü Cad. No. 28 Kuştepe, Şişli
Ayrıntılı bilgi için: Ceren NEFES 0212 311 53 05, cerenn@bilgi.edu.tr

Salı, Ekim 31, 2006

MEHMET SUCU YAZMIŞ BUGÜN: "Bu kuşak bir başka kuşak"

"ENTERNET" / MEHMET SUCU
Cumhuriyet, 31 Ekim 2006
---------------------------------------------------------------------------------
(Bu yazıda anlatılan "kuşak" aslında hallice geniş bir kesimi kapsıyor. Ama eminim "-Hah, işte tam da '68'i anlatmış" diyenler daha fazladır -benim gibi- belki... "d kuşağı" = "dinozor" eskiden olumsuz bağlamlar içerirdi, "yeniliğe direnç" gibi...
Kimler üstüne alındı, kimler alınmadı, kimler alınanlara alınacak, kimler hiç aldırmayacak bilemem. Ama ben bu yazıyı çok önemsedim ve Sayın Sucu burada kullanmam için izin verdi, içten teşekkürle- A.T.)
---------------------------------------------------------------------------------
Bu kuşak bir başka kuşak

Her şeyden önce onlar mütevazı bir kuşak... Gelişmeye karşı koymadılar, aksine hep açık oldular, sadece yozlaşmaya karşı durmaya çalıştılar. Dürüst olmak adına, öğrendikleri değerlerden ödün vermemek adına dinozor diye suçlanmayı göze aldılar.

Dünyayı değiştirmek istediler. Daha güzel, daha insanca yaşamak, daha mutlu olmak istediler. Geleceğe bağlandıkları idealleri oldu. Bu idealler için kavga ettiler ve ediyorlar.

Hiçbir zaman tatminsiz olmadılar. Yetinmeyi bildikleri gibi istemeyi de ihmal etmediler. Sınırsız bir özveriyle yardımseverliğin ne olduğunu gösterdiler.

Hemen hiçbiri, hiçbir zaman içindeki çocuğu öldürmedi. Muzip bir hınzırlıkla eleştirdiler ve eleştiriyorlar. Hayatın her adımında yaşadıklarını sorguladılar.

Küreselleşmeci değil enternasyonalizmden yanaydılar. Irkçılığa, her boydan milliyetçiliğe karşı dünyanın emekçilerinin eylem birliğini savundular.

Örgütlü olmanın erdemini hep üstün tuttular. Bireyciliğin sekter bir tavır olduğunu vurguladılar. Yeraltında veya yasal mutlaka bir örgütle bağları oldu. Kendilerine ait zamanı bencilce kullanmak yerine kitlesel eylemlerde yer almak onları hep daha çok mutlu etti.

İnterneti siteler içinde daldan dala gezinmek yerine örgütlenmek için kullanmayı da ilk kez onlar denedi.

Dağlarda tek tek ateşleri ilk onlar yaktı. Barikatları ilk onlar kurdu. İnandıkları gibi yaşamayı ilk onlar felsefe edindi.

Emekten yana olmak, halktan yana olmak, emperyalizme karşı olmak en önemli üç kıstasları oldu. Onlar çok politize bir kuşak. Kitaplar üzerine tartışmak, özeleştiri istemek ve vermek gündelik yaşamın olmazsa olmazı onlar için.

Aşk ise politik kavgaların gölgesinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Ancak yaşama hep sevgiyle, tutkuyla bağlıydılar. Daha insancıl, daha yaşanılır bir dünya için çabaladılar. Geleceği kurtaracak olan onlara göre hiçbir zaman para olmadı. Gelecek sadece elbirliğiyle savaşarak daha güzel olabilirdi.

Bu kuşak aslında belirli bir yaş grubunu da temsil etmiyor. Onlara biz 'd kuşağı' diyelim. Yani dinozor kuşağı.

Dinozor birçoklarına göre küçümseme içeren bir kelime.. ancak aslında bize dayatılan yeni yoz yaşam biçimine karşı duran bir avuç insanı tanımlayan bir terim.

Her ne kadar büyüklerimiz dinozorluğu kendilerine ait bir tanım olarak kullansalar da.. hemen her yaş grubundan bu kuşağa mensup insan bulmak çok olası. Kalkın bir çevrenize bakın.. onlardan çok göreceksiniz. Onlardan biri belki bir köşede oturmuş sessizce kitap okuyordur. Belki Taksim'de düzenlenen bir eylemde bağırıyordur. Ya da hemen yanı başınızda sessizce yürüyordur.

Hâlâ birini göremedinizse ve bu gazetede bu yazıyı okuyorsanız en yakındaki aynaya bakın, onu tanıyacaksınız.

Cuma, Ekim 13, 2006

Online NewsHour: Conversation | Turkish Novelist Wins Nobel Prize | October 12, 2006 | PBS

Online NewsHour: Conversation Turkish Novelist Wins Nobel Prize October 12, 2006 PBS

NOBEL GELDİ, HOŞGELDİ!

Georgia Brown, Nobel web sitesinde Orhan Pamuk hakkında bilgi veriyor...
Bu da Orhan Pamuk resmi web sitesi...
"Dışarı"dakiler şaşkın. İçerdekiler de "bileğinin hakkıyla mı aldı, yoksa politik mi"yi tartışıyor...
Ama bu ülkeye bir Nobel gelmesi son derece hoş geliyor kulağa...
Burada Nobel komitesi adına Orhan Pamuk ile yapılan telefon röportajının ses kaydı var: Röportaj
Aynı Röportajın metni ise şöyle:


"Culture means a mix of things from other sources"Telephone interview with Orhan Pamuk immediately following the announcement of the 2006 Nobel Prize in Literature, October 12, 2006. The interviewer is Adam Smith, Editor-in-Chief of Nobelprize.org.
[Orhan Pamuk] – Hello.
[Adam Smith] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please? Hello?
[OP] – Hello.
[AS] – Hello, may I speak to Orhan Pamuk please?
[OP] – Speaking.
[AS] – Oh, my name is Adam Smith and I'm calling from the official website of the Nobel Foundation in Stockholm.
[OP] – Yes.
[AS] – We have a tradition of recording very short conversations with new Laureates immediately after the announcements.
[OP] – OK.
[AS] – So, first of all, many, many congratulations on being awarded ...
[OP] – Oh, thank you very much. It's such a great honour.
[AS] – I gather you're in New York. What were you doing when you received the news?
[OP] – Oh, I was sleeping, and thinking that, in a hour, probably they will announce the Nobel Prize, and then someone would maybe tell me who won it. And then I'm thinking, so what am I going to do, what's today's work? And I'm a little bit sleepy. And then the phone call, and then I'm "Oh, it's already half past seven". You know, this is New York and I don't know the light, so I don't feel pretty ... And I answered, and they said I won the Nobel Prize.
[AS] – That's an extraordinary phone call to receive. There was an enormous cheer went up at the press conference when they announced the prize.
[OP] – Really, of that's great, I'm very happy to hear this. This is great.
[AS] – We've recorded it on the website so you can, when finally you get off the phone you can go and relive the moment.
[OP] – And also I saw so many journalists you know, wanted me to have it, so I'm pleased about that. I'm very pleased about all these details. Thank you very much, sir.
[AS] – You're the first ever Turkish writer to be awarded a Nobel Prize for Literature. Does that give the award a special significance for you?
[OP] – Well, unfortunately, that makes the thing very precious in Turkey, which is good for Turkey of course, getting this prize, but makes it more extra sensitive and political and it somehow tends to make it as a sort of a burden.
[AS] – Yes, because it's been quite a public year for you.
[OP] – Yes.
[AS] – So I imagine this will add to that. The citation for the award refers particularly to your "quest for the melancholic soul of (your) native city", and there's an extremely long tradition of writing about Istanbul, and in praise of Istanbul. Could you describe briefly what it is about the city that has acted as such a strong draw for people's imagination over the years?
[OP] – Well, it was at the edge of Europe, but different. So it was the closest ‘other'. And it was really both close and, in a way, other. Mysterious, strange, uncompromising and totally un-European in ways, although in its spirit there was such a great place for Europe [words unclear].
[AS] – And referring to the phrase "melancholic soul", how would you describe Istanbul to those who've never seen it?
[OP] – I would say that it's one of the early modern cities where modernity decayed earlier than expected. I would say that the ruins of the past gave the city its melancholy, along with its poverty. But then I would also say that it's now recovering from this melancholy, hopefully.
[AS] – And another facet of your writing that was particularly emphasized in the citation, from the Committee, is the way that you deal with the interactions between different cultures. And of course it's a cliché to say that Turkey lies at the crossroads between East and West, but it does presumably offer the perfect vantage point from which to view the cross-cultural interface?
[OP] – This meet of East and West and clash of civilizations, this is unfortunately one of the most dangerous and horrific ideas that have been produced in the last twenty years, and is now serving for... This fanciful idea is now unfortunately getting to be real, and this theory is serving the clash of civilizations and the deaths of so many people.
[AS] – Because historically there has really been much more mixing of cultures than is popularly supposed.
[OP] – Culture is mix. Culture means a mix of things from other sources. And my town, Istanbul, was this kind of mix. Istanbul, in fact, and my work, is a testimony to the fact that East and West combine cultural gracefully, or sometimes in an anarchic way, came together, and that is what we should search for. This is getting to be a good interview by the way.
[AS] – Thank you, that's very kind of you. Many of your characters might be said to embody multiple cultural influences. I mean your writing indicates that they're far from uniformly either Eastern or Western, it's a mix.
[OP] – Yes.
[AS] – Do you write solely in Turkish?
[OP] – Yes. I think I wrote some six or seven articles in English, in international magazines, in Times Literary Supplement, in Village Voice.
[AS] – So there are presumably ...
[OP] – But of course I'm a Turkish writer, essentially, and live in the language. Language is me, in a way. Really, I feel it.
[AS] – Right, and there are ideas that you can express in Turkish, I assume, that would be very hard to capture in other languages?
[OP] – Exactly. Because thinking is composed of two things; language and images, and then yeah, half of thinking is the language. I agree, yes sir, please ask the question.
[AS] – Well, could you give an example of a concept that ...
[OP] – Wow! I can of course, but not on the day that I have received the Nobel Prize.
[AS] – That's fair enough, you don't really have to answer any questions on the day you receive the Nobel Prize.
[OP] – Yeah, OK.
[AS] – You can say anything you like.
[OP] – OK, thank you very much sir.
[AS] – So then an easy question. I mean the award will encourage a lot of new readers to dip into your work for the first time. Where would you recommend they start? What would you suggest to people, and also ...
[OP] – Oh, depending on the reader of course; the reader who buys books because the writer has received the Nobel Prize should start with My Name is Red. The reader who has already read that book should continue with The Black Book. The reader who is interested in more contemporary issues and politics should go ahead with Snow, so forth and so on.
(Burada araya girip kısa bir çevirelim: AS Pamuk'u ilk kez okuyacak dünya vatandaşlarına tavsiyesini soruyor. O da Nobel'i aldığı için "Benim Adım Kırmızı"dan başlanabileceğini belirtip, onun okuyanın ardından KAra Kitap'ı okumasını salık veriyor. Daha çağdaş sorunlarla ilgilenenlere ise "KAr"ı tavsiye ediyor)
[AS] – Wonderful, wonderful. And if your readers are lucky enough to be able to read in multiple languages, but can't manage Turkish, do you have a recommendation for which language most excellently captures the spirit?
[OP] – Of course English is the world's language now, and that's the language I've been checking my books with, and I'm proud with my translator and I'm also confident. So, basically English translations.
[AS] – OK, thank you very much.
[OP] – Thanks, as you see I'm a dutiful good boy, I did my homework very well now.
[AS] – Very well indeed! No, I'm thrilled with your cooperation. Thank you very much.
[OP] – Bye, bye. I'm have to hang now because my agent is calling and others, so many responsibilities that I have to address.
[AS] – Of course, quite so, thank you for sparing the time. See you soon, bye, bye.
[OP] – OK, bye, bye.

İFSAK 1. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienali devam ediyor!

İFSAK'ın 20 senelik Fotoğraf Günleri tecrübesinin üzerine inşa ettiği ilk "Fotoğraf Bienali", 15 Eylül – 31 Ekim 2006 tarihleri arasında. Fotoğraf Bienali'nin bu seneki teması, "Kent: Kaos ve Büyü". Sergiler, tarihi Darphane-i Amire binaları, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Kargart, Taksim Sanat Galerisi, Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi, Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru ve İstiklal Caddesi gibi pek çok mekanda takip edilebiliyor. Fotoğraf Bienali, sergilerin yanında, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçılarının atölye çalışmalarına yer vermeye devam ediyor.

Ana Mekan: Tarihi Darphane-i Amire binaları, Sultanahmet
Sultanahmet'teki tarihi Darphane-i Amire binalarında, Magnum üyesi Gueorgui Pinkhassov'un "Sightwalk / Seyir Yürüyüşü" sergisi, Michal Macku, Keith Gerling ve Sandy King'in alternatif teknik sergileri, Vehbi Koca küratörlüğünde gerçekleşen "Kent: Kaos ve Büyü" (David Bate, Mitra Tabrizian, Bianca Kadic, Zadoc Nava, Anna Sherwin ve Vehbi Koca'nın fotoğraf ve videoları), Ceyiz Makal ve Nezaket Tekin'in fotoğrafları ve "Zincirleme" fotoğraf sergisi izlenebilir. Darphane-i Amire İstanbul Sokağı'nda ise, Murat Germen'in küratörlüğünü yaptığı "Kent ve Aidiyet" görülebilir.

Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru
Darphane-i Amire'den sonraki durak, Karaköy-Kadıköy seferi yapan Ahmet Yıldırım Şehir Hatları Vapuru'ndaki "Şehir Hayali, Hayali Şehir" olabilir. Haluk Çobanoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı proje kapsamında, Asya ile Avrupa arasında gidip gelen vapurda, Alexandra Boulat, Dario Mitidieri, Jonas Bendiksen, Nicos Economopoulos, Stanley Greene ve Gökşin Varan'ın "masal" şehirlerden büyülü fotoğrafları sergileniyor.

Kargart
Kadıköy'e doğru devam edilirse, Kadıköy-Pendik minibüslerinde sergilenen, minibüsleri, şoförleri ve yolcuları, minibüs içindeki gündelik hayatı anlatan Fatih Pınar sergisi takip edilebilir. Kargart'a uğranırsa ise, Lana Slezic'in "Afganistan'da Kadınlar" başlıklı etkileyici çalışmasından bir seçki ile, Sisli Ayna (Bir düş, altı düşünüş) ve 24 fps (Hakan Babacan) görülebilir.


İstiklal Caddesi: "Fanus"
İstiklal Caddesi'ne çıkınca ise, Ömer Orhun'un küratörlüğünü üstlendiği "Fanus", izleyiciyi karşılıyor. Sergi, İstiklal Caddesi boyunca yürürken tellerde asılı fotoğraflara bakarak izlenebiliyor.


Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi, Beyoğlu
İstiklal Caddesi'nde yürürken, Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'ndeki Alexander Rodchenko sergisi ziyaret edilmeli. Rus avangardının en önemli temsilcilerinden Rodchenko'nun eserleri, MIR Trade AG'nin desteğiyle, Türkiye'de ilk defa sergileniyor. 1891-1956 yılları arasında yaşayan sanatçının fotoğraflarının orijinal baskıları, 28 Ekim'e kadar Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nde görülebilecek.


İFSAK Sergi Salonları
Taksim'e gelmişken, İFSAK Sergi Salonları'ndaki Galina Manikova sergisiyle Bekir İnce ve Çağatay Göktan'ın çalışmaları izlenebilir.

Taksim Sanat Galerisi
Taksim Sanat Galerisi'ndeki "İstanbul'la Buluşma" ve "Prens Adaları" sergileri, İFSAK'ta bir araya gelen fotoğrafçıların birlikte ürettikleri projeler. İlteriş Tezer Atölyesi'nin "İstanbul'la Buluşma" sergisi ve İbrahim Zaman'ın küratörlüğüyle İstanbul'u Fotoğraflayanlar Grubu'nun gerçekleştirdiği "Prens Adaları", İstanbul'a yeni bir gözle bakan projeler.

Timurtaş Onan ve Sadık Demiröz küratörlüğündeki "Açık Alanlar, Parklar ve Meydanlar sergileri" ise, Ekim ayı boyunca şehrin çeşitli yerlerindeki sürprizli etkinliklerle devam edecek.

Fotoğraf Bienali kapsamındaki ortak etkinliklerden "Çocukların Gözüyle…" Odakule'nin karşı duvarlarında devam ediyor. İnta Ruka sergisi ise, İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde. Paralel etkinliklerden EPSON Fotoğraf Ödülleri sergisi, Goethe Institut – Teutonia Haus'ta izlenebiliyor. Timurtaş Onan'ın "Beyoğlu Geceleri" sergisi ise, Fransız Kültür Merkezi'nde 3-27 Ekim tarihleri arasında görülebilecek.

Fotoğraf Bienali eş sponsorları Sony ve a DSLR-A100 işbirliğiyle gerçekleştirilen "DSLR-A100 Performans: Haliç'te Bir Gün", Metro City alışveriş merkezinde 31 Ekim'e kadar devam edecek.

6-8 Ekim'deki Uluslararası Fotoğraf Forumu, Victor Burgin, David Bate ve Laura Padgett gibi fotoğraf sanatçıları ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Forumda konuşulanların tam metinlerinden oluşan kitap, 2007 Haziran'ında yayımlanacak.

Ayrıntılı program ve içerik, www.ifsak.org.tr/bienal adresinden takip edilebilir. Broşür ve kitapçık, İFSAK merkezi, Darphane-i Amire ve Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi'nden edinilebilir. "Fanus" sergisinin kataloğu da aynı mekanlardan temin edilebilir.

İFSAK
İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak No: 34 / 2 Beyoğlu
212 245 34 60 bienal@ifsak.org.tr