Şilenin Kabakoz koyu ile ilgili birşey ararken (*), şapka çıkarılacak bir emek ve yüksek nitelikli içerik buldum az önce:
"Bir Başka İstanbul" - Adres: http://birbaskaistanbul.blogspot.com
Sahibi ve yazarı Ayşe Gülay Hakyemez'i içten kutluyorum...
Hakyemez, Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği'nin de kurucu ve yöneticilerinden imiş.
Ne güzel insanlar ne güzel şeyler yapıyor.
Bunlardan haberdar olmadan bu şehirde yaşamak büyük kayıp aslında.
Bu gibi şeylerle karşılaşınca çok seviniyorum. "Öldük, bittik, battık, geriledik, bizden adam olmaz" ve benzeri teranelerden fena halde sıkılan içim, birazcık olsun aydınlanıyor, ferahlıyor, iyimserliğim tazeleniyor, o yüzden hemen paylaşmak istedim buradan. Belki benim gibi birkaçınız daha mutlu olur böylece...
Bu da o blog üzerinden bulduğum:
"Moda Semt Gazetesi"- Adres: http://modasemtgazetesi.blogspot.com
(*) Kabakoz koyunu ararken işi bırakıp, bütün bunları yazmama neden olan konu "Bir Başka İstanbul"daki şu gönderi idi: Lokomotif'in Kabakoz'daki Sanat Rezidansı
Daha fazla birşey gösteremiyorum sizlere bu blogdan, çünkü Gülay Hanım hiç bir biçimde alıntı yapılamayacağını çok kesin bir dille belirtmiş. En güzeli tıklayın, kendiniz görün!
Kültür ve sanat ilintili web kaynakları, izlenimler, haberler...
Art and culture resources on the web...
- Avniye TANSUG
Çarşamba, Mayıs 22, 2013
Çarşamba, Mayıs 15, 2013
HASLET SOYÖZ ve "DELKOS'TAN KARABURUN'A"
Denizler, denizler, denizler... Tekneler, bulutlar, martılar, balıkçılar, balıkçı sığınakları... Haslet Soyöz'ün üçüncü sergisindeki resimlerin temel konusu bu. "Delkos'tan Karaburun'a" koymuş serginin başlığını zaten. Karaburun sahilinden tuvale yansımalar...
Rahmi Koç Müzesi'ndeki Sergi, 16 Haziran'a kadar açık.
Milliyet Sanat'tan Yasemin Bay bu serginin "Karaburun'un 44 Hali" başlıklı ilk haberinde Haslet ile yaptığı kısa röportajda Karikatür ile resmin ilişkisini de sormuş. Şöyle yanıt almış:
"...Karikatür ve resim sanatın iki farklı türüdür diyebiliriz. Olayı basitçe ele alırsak karikatür bir olayı anlatır, resim ise yaşatır. Karikatürde de resimde de samimiyete inanırım. İkisinde de zorlamayı sevmem, anlaşılır olmaya özen gösteririm... Karikatür bir an önce kurtulmam gereken başımın belası, kabusum gibidir. Çizerken kendime kendimce koyduğum bir süre vardır. O süre içinde konuyu çizemezsem vazgeçerim. Resimlerimde ise bunun tam tersi oluyor; sabır, sabır, sabır..."
Dün akşamki açılışta eski-yeni Milliyet'li pek çok dost ile karşılaştık ki bizi en az Haslet'in resimleri kadar mutlu eden de bu oldu... Muzaffer Tan, Yalvaç Ural, Tarhan Erdem, Ayça Atikoğlu, Tahir Özyurtseven onlar arasındaydı. Sergi açılışlarını en çok ya da "ancak" böyle zamanlarda seviyorum.
Yalvaç Ural her zamanki enerjisi ile yeni açılacak Oyuncak Müzesi ve Çocuk Kitaplığı'ndan sözetti. Türkan Saylan Kültür Merkezi'ne bağışlamış tüm koleksiyonunu. Müze ve kitaplık da orada açılacakmış böylece. Ayrılırken bir "hatıra fotoğrafı" da çektirdik elbet!
Pazartesi, Mayıs 06, 2013
Dünyanın kuklası İstanbul’da - Milliyet.com.tr
Dünyanın kuklası İstanbul’da - Milliyet.com.tr
8 Mayıs- 19 Mayıs 2013- 16. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali...
8 Mayıs- 19 Mayıs 2013- 16. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali...
Perşembe, Nisan 18, 2013
MEHMET TEKİN'İN "BOŞLUKTA DÖNERKEN" RESİM SERGİSİ...
Mehmet Tekin’in Boşlukta Dönerken isimli resim sergisi 18 Nisan- 4 Mayıs tarihleri arasında Karşı Sanat’ta açılıyor...
O'nu 1995'de ilk tanıdığımda Latife Tekin, Akademi'yi kurma hazırlık ve telaşesi içindeydi...
15-16 yaşlarındaydı ve resim yapıyordu...
Bugün beşinci sergisi açılıyor...
Mehmet Tekin kimdir?
Mehmet Tekin, 1979 yılında Istanbul’da doğdu. Henüz ilkokuldayken ressam olmaya karar verdi ve resim yapmaya başladı.Tekin, lise ve üniversite eğitimini Amerika’da güzel sanatlar alanında tamamladı. Türkiye’yi ziyaretleri sırasında ressam Metin Talayman ile çalışma fırsatı buldu. 1999 yılında Türkiye’ye dönen genç sanatçı, çeşitli kişisel sergilere imza attı:
-Tıbbi İllüstrasyon Sergisi, Medwise Ortaköy, Istanbul, 2000.
-Gümüşlük Akademisi, Bodrum, 2002.
-Düş Rolleri, Eklisia, Bodrum, 2006.
-The Marmara Hotel, Bodrum, 2008.
-Nurol Sanat Galerisi, Bodrum, 2011.
Mehmet Tekin’in desenleri, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ve BirGüngazetesinde yer aldı. Sanatçı, “beraber büyüdük” dediği annesi Latife Tekin’in son dönem kitapları için de desenler çizdi.
Türker Armaner, Mehmet Tekin resimlerini anlatıyor:
Mehmet Tekin’in resimlerinin bir kısmıyla Gümüşlük Akademisi’nde karşılaştığımda ilk dikkatimi çeken, figürlerin üzerinde durdukları zeminin ortadan kaldırıldığı, kaçış noktalarının ise giderek yok edildiği oldu. Kandinsky, Nolde, Heckel gibi ekspresyonist ressamların aklıma gelmesine yol açan, ressamın sadece bu tercihi değil, bazı resimlerde figürün bir leke biçiminde belirmesi, bazılarında yüzlerin birer maskeye dönüşmesiydi. Sihirbaz’da iki figür çerçevenin sanki dışına taşacaklar, yüzeyin geriye kalanını iç içe geçmiş sıcak ve soğuk renklerin tonlarına bırakmışlardı. Reach Out and Touch Faith’te ise kıpkırmızı bir ok çerçeveyi dikey bir biçimde yarmaya hazırlanıyordu. Circle of Name, figürlerin içinde eridiği, konturların belirsizleştiği bir resim olarak karşımda duruyordu. Figürler Mehmet Tekin’in resimlerinde ‘doğru’ yerlerinde duruyorlar, tuvalin üzerinde ressamın fırça darbeleriyle deviniyorlardı.
Mehmet dalgın şarkısının izinde çuvalını doldurarak ilerliyor. Aynı sözcüğü tekrarlarken sesten renk yaratmak üzerine düşündüğünden habersiz. Ölmüş bir hayvanın çene kemiği… Parmakların arasında yeni bir solukla canlanacak az sonra. Ressam orada, henüz adlandırılmamış toprağında gezegenin, adsız, koordinatsız, sıfatsız. Bir eylem olsaydı tanımlanacaktı hareketi, ama yoktu henüz eylem, sadece gölgeler, duvara iz bırakan canlılar.
Mehmet kendine bir ev yaptı ağaçtan, dalın sırtında yüzmeye başladı. Denizin topraktan ayrı olmadığını kanıtlamak için birkaç rengi birbirine karıştırıp giyindi. Ressam ressam değildi henüz. Adlar sınırlamamıştı karmaşasını. Hareket nereye doğru, bilinmiyordu. Eşya ayrı değildi o günlerde doğadan.
Mehmet elindeki çamuru dinliyordu parmaklarıyla. Gözlerimin içine bakarak yüzümü okudu, surete yansımayan bir ifade aktı parmak uçlarından çamura, oradan gözlerimin çukuruna. Hayvan olduğum zaman boşluğuna. İnsan habersizdi hayvandan, bitkiden ayrılığından, yoksundu kendinden. Yoksunken pek çok şeyden henüz öylesine doluydu benlikle. Canlı cansız tüm varlıklarla.
Mehmet elverişli bir kaya buldu değirmenli tepenin sırtında. Dolu dolu bir kahkaha attı, yarıldı bedeni. Şaka da düşünce de bedende başlıyordu. Resminde görenler anlattı. Cinsellik ayrı değildi oyundan. O bunun farkına vardı. Hayatı başlattı. Penisiyle gülen bir adam, göğüsleriyle seven bir kadın. Hareket için yüzey gerekti ressama. Geçmişinde bir canlının derisiydi önüne serdiği. Tohumlarını bitkilerin, çiçeklerin tozunu, beden sıvılarını karıştırdı bir taşın oyuğunda. Bir kuşun tüyüyle başladı gidip gelmeye, karıştırıp fırlatmaya, tükürüp yalamaya.
Mehmet tumbasını evin orta yerine oturttu ve yazdıklarından bir ritim verdi eline. Çizdiklerinde uzayıp giden bir temaşa, her biçim anlıyor derdini ötekinin. Rüyadan dünya netliğine gidip gelen kolajda elleri biçimleniyor resimle aynı anda. Çocukluk başladı adım atmaya, sıçrayışlı, kendine şaşırmalı. Emeklemeden yürürken bir kehanet dik yamaçlarda seken, koşarak uçan hayvanlardan: Hep çocukluk yürüyecek eli fırça tutmaz çizgilerde.
Mehmet biçime dil yontuyor, şiir ekliyor desenin ham kopyasına. Yoluna taş koyan çocuk, oyunsuz kalmıyor. Hece düştüğünde yeni bir hareket ekleniyor resme sabitlenene. İnsan geçişkendir, değişir dünya uyuduğunda. Kılık değiştiren yüzüyle yakalandığında biçimden öte bir dile kavuşur. Değişiminin hızıyla dile gelir kulak veren olduğunda. Dosdoğru içine bakar kendine hayat veren gözlerin.
Mehmet tabanlarını kanatıyor yürümekten. Biletler dökülüyor ceplerinden. Boyadan figür doğurduğunda cinsiyetin sıçramalı doğasına bırakıyor kendini. Hayvan kafalı insanlar geçiyor dünyanın yüzeyinden. Mitolojim yok, diyor Mehmet. İnsan hayvandan doğdu, hayvan insandan. Öyle ferah bir dünya, açılır kapanır renkler, beden yayılır zemin olmaya, kendini tutan bırakan, sınırsızlık yaratan sınırından. Tepedeki o tek ağaçla hızlanır hedefini yutmuş, uyutmuş hareket: Hem insan hem hayvan hem bitki; sessizlik, dönüş, anlam, haz, sevinç, yokluk, aynı zamanda varlık olmaya. Yer gök inleten bir kahkaha.
Mehmet Tekin: Kuş dolu ağacın altında, dalgalara siper bir kum canlısı. Rüyasını güne sardı. İpini tuttu geçip giden ne varsa.İpten bir desen, yeniden yaşam. Gitmek için kaldı. Düşlerini çalkalayan bir dünyadan çıkıp yaratılmamış bir paralel dünyaya girdi. Orada her şeyin biçimiyle konuşmaya başladığını gördüğünde soyunup tepedeki düzlüğüne uzandı. Resim olup resmetmeye. Henüz neresindeyse dünya zamanının.
Adres: Karşı Sanat Çalışmaları, Gazeteci Erol Dernek Sokak, No 11/4 Hanif Han, 34420 Beyoğlu/İstanbul
Pazar günleri dışında, hergün 11:00 - 19:00 saatleri arasında açık.
Kroki de burada!
Etiketler:
Beyoğlu,
Gümüşlük Akademisi,
Karşı Sanat,
Latife Tekin,
Mehmet Tekin,
Resim,
Türker Armaner
Cumartesi, Mart 30, 2013
ERKMEN SENAN ve WEB'DEKİ MİLLİYET...
Ayşegül Sönmez'in bugünkü Milliyet'te yayımlanan "Bizden Birşeyler Merakı" başlıklı yazısını okurken duydum adını ilk kez Erkmen Senan'ın... Hele çoğumuzu çok olumsuz etkileyen bir konuya odaklandığını da okuyunca daha önce tanımadığıma iyice hayıflandım... Sönmez şöyle diyordu:
"...Takıntılı bir şekilde Türkiye’nin bütün ören yerlerini geziyordu Erkmen. Fotoğraflıyor, blogunda yayınlıyordu. Resimlerinin konusu da bu kazı yerleriydi... Ama bütün ironisiyle...
Antik mezar yanı tostçuları, lahite işeyen kotlu erkekleri, dor sütün bitişiği beton hediyelik eşyacılarıyla... Erkmen Senan’la sonra bir sergi yaptık. Rumeli Han’daki Artsumer’de. Artsumer, çoktan Karaköy’e taşındı. Erkmen Senan, geçtiğimiz salı günü hayata veda etti... "
"...Takıntılı bir şekilde Türkiye’nin bütün ören yerlerini geziyordu Erkmen. Fotoğraflıyor, blogunda yayınlıyordu. Resimlerinin konusu da bu kazı yerleriydi... Ama bütün ironisiyle...
Milliyet'in Internet versiyonu, nedense basılı gazeteden çok farklı bir politika izliyor. Gerek içerik gerek teknik olarak... En başta haberlerdeki bazı kelimelere verilen bağlantılar ("etiketleme") meselesi var. O bağlantıları tıklarsanız haberin içeriğiyle ilgisi olmayan binlerce başka içerik çıkıyor karşınıza ve tabii sağında solunda onlarca reklam. Neyse, bu başka bir konu. Sönmez'in haberini okuyan meraklı okur, Erkmen Senan'ın blogu'ndan bahsedilen yerde, arama motoruna gitmeden, o bloga bir link bulmayı beklemez mi? Elbette bekler. Beklemese bile bir Internet yayınının basılı yayından farkı da bu gibi özelliklere özen göstermiş olmasıdır...
Eski bir Milliyet'li ve Milliyet'te web'deki anlamlı kültür sanat kaynaklarına dikkat çekmek için bu blogun doğmasına da yol açan haftalık yazılar yazmış biri olarak Erkmen Senan haberinin bağlantılarını bari buraya ben yazayım dedim!
Erkmen Senan- Kişisel Blogu
Etiketler:
arkeoloji,
artSumer,
Avniye Tansuğ,
Ayşegül Sönmez,
Erkmen Senan,
kültürel koruma,
Milliyet,
webde kültür sanat
Cumartesi, Mart 23, 2013
MAVİ KENT ya da SANATTA KÜÇÜLEN DÜNYA
Fransız Kültür Merkezi, Taksim'deki Fransız Konsolosluğu Sergi Salonu'nda son günlerde "MAVİ KENT" ("La Ville Bleue") başlıklı bir sergiyi ziyarete açtı. Sergi 22 Mayıs'a kadar gezilebilecek...
Carole Sionnet (fotoğraf) ve Pier Gajowski (Çizer ve çizgi romancı) ikilisi, 2008'den bu yana dünya üzerinde gezdikleri şehir ve ülkeleri bir araya getirip, kendilerine göre bir yeni harita yaratmışlar, adını da Mavi Kent koymuşlar. Dünya onlar için bir "şehir" olmuş artık! Gezdikleri içinden seçtikleri bazı şehirleri de onun mahalleleri gibi adlandırıp, sergide oralardan bir fotoğraf ve hemen onun yanına da o fotoğrafın ilham verdiği bir desenden oluşmuş tablolar yerleştirmişler. Asıl siteleri şurada: Blue City!
İstanbul'dan da hayli çok görüntü ve çizim var! Bunlarda ağır basan etkinin özellikle kadınlardaki "kapalılık" olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.
Şuradan topluca izleyebiliyorsunuz sergilenenleri: YouTube/ BLEUE
Carole Sionnet (fotoğraf) ve Pier Gajowski (Çizer ve çizgi romancı) ikilisi, 2008'den bu yana dünya üzerinde gezdikleri şehir ve ülkeleri bir araya getirip, kendilerine göre bir yeni harita yaratmışlar, adını da Mavi Kent koymuşlar. Dünya onlar için bir "şehir" olmuş artık! Gezdikleri içinden seçtikleri bazı şehirleri de onun mahalleleri gibi adlandırıp, sergide oralardan bir fotoğraf ve hemen onun yanına da o fotoğrafın ilham verdiği bir desenden oluşmuş tablolar yerleştirmişler. Asıl siteleri şurada: Blue City!
İstanbul'dan da hayli çok görüntü ve çizim var! Bunlarda ağır basan etkinin özellikle kadınlardaki "kapalılık" olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.
Şuradan topluca izleyebiliyorsunuz sergilenenleri: YouTube/ BLEUE
Benim en sevdiğim çalışmalardan biri ise "Japon Mahallesi"ndeki şu kompozisyon oldu:
Etiketler:
Carole Sionnet,
etkileşimli fotoğraf,
Fotograf,
Fransız Kültür Merkezi İstanbul,
Illustration,
Istanbul,
La Ville Bleue,
Mavi Kent,
Pier Gajowski,
Tansuğ,
Türkiye algısı,
yabancı gözüyle Istanbul
Salı, Mart 19, 2013
"SÜREÇSİZLİK ÖZLEMİ"
Hafta sonunda, Milliyet'te Mehmet Tez tarafından yazılmış, Twitter'da, FaceBook'daki dil tartışma grumuzda, diğer bloglarımdan paylaşıp durduğum, önüme gelene de yana yakıla tavsiye ettiğim bir yazı var: "Süreçsizlik Özlemi". (Milliyet'in web versiyonundaki reklamlardan sıkılanlardansanız, aynı yazıyı Tez'in "Hafif Şeyler.Org" blogundan da sakin sakin okuyabilirsiniz!)
Son bir iki yıldır "süreç" sözcüğünün yerli yersiz, yalan yanlış, gereksiz kullanımının ne kadar da yaygınlaştığına fena halde aklını takmış biri olarak dertlenip duruyordum. Sonra bu yazıyı okuyunca içim ferahladı. Daha fazla lafı uzatma sürecine (!) girmemeyim, en iyisi hemen okuyun, yayın etrafa alabildiğine siz de. Lütfen!
Son bir iki yıldır "süreç" sözcüğünün yerli yersiz, yalan yanlış, gereksiz kullanımının ne kadar da yaygınlaştığına fena halde aklını takmış biri olarak dertlenip duruyordum. Sonra bu yazıyı okuyunca içim ferahladı. Daha fazla lafı uzatma sürecine (!) girmemeyim, en iyisi hemen okuyun, yayın etrafa alabildiğine siz de. Lütfen!
Etiketler:
Avniye Tansuğ,
dilde yozlaşma,
düzgün Türkçe,
galat,
Galat-ı meşhur,
Hafif Şeyler,
Mehmet Tez,
Milliyet,
süre,
süreç
Pazar, Mart 17, 2013
EDEBİYAT TARİHİNİN EN İYİLERİ ve SABİT FİKİR
İdefix'in dergisi "SABİT FİKİR"; ilginç yarışmalara değiniyor...
Edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesi mesela...
Okurların katkılarıyla Türkçe'ye çevriliyor seçilen cümleler...
Orada bahsi geçen İngiliz yayını da şurada: Books - Stylist Magazine
Cuma, Mart 08, 2013
TAN ORAL'IN YENİ SERGİSİ: "MEMNUNİYETSİZLER"!
Sevgili dostumuz Tan ORAL, 2013 baharını yeni bir sergi ile selamlıyor: Medyadan Portreler Sergisi: "Memnuniyetsizler"!
Sergiye evsahipliği yapan Schneidertempel şu bilgiyi veriyor:
Tan Oral’ın medya’dan portreler sergisi “MEMNUNİYETSİZLER”!
Schneidertempel Sanat Merkezi ; ünlü çizer Tan Oral’ın yazılı ve görsel medyadan 216 gazetecinin portre karikatürünü “ Memnuniyetsizler “ adıyla sergiliyor. Ülkenin gündemine ilişkin her gün gazetelerde, televizyonlarda yüzlerce medya mensubu, durmaksızın konuşuyor, açıklıyor, yorum yapıyor, şikâyet ediyor, yazıyor. Tan Oral’da onlardan biri… O farklı olarak her gün izlediğimiz ya da okuduğumuz bu isimleri çoğu zaman onları izlerken kâğıtlara çiziktirmiş.
Bu sergi ile ilgili olarak Tan Oral diyor ki;
“Evlerimize, masalarımıza konuk olan, o kadar çok tanıdığımız yüz var ki medyada. Onları her gün dinliyor, izliyor ve okuyoruz. Kent, siyaset, sağlık, ekonomi, çevre, şiddet ve kendilerinden söz ediyor ve durmaksızın yakınıyorlar. Memnun değiller, memnuniyetsizler. Bendeniz de öyleyim. Ve onları çizgilemeden duramıyorum. İşte medyamızda bu ikiyüzü aşkın yüzü size sergilemek istedim. Tabii ki serginin adı “memnuniyetsizler”.
Sergide; Cengiz Çandar’dan, Enver Aysever’e, Ayşenur Arslan’dan, Mümtaz’er Türköne’ye, Mehmet Altan’dan, Tuluhan Tekelioğlu’na, Nagihan Alçı’dan Ayşe Böhürler’e, Taha Akyol’dan Engin Ardıç’a uzanan ikiyüzün üzerinde pek çok portre yer alıyor Sergi tarihi: 19 Mart- 01 Nisan 2013 Açılış ve Kokteyl: 19 Mart Salı günü , saat: 18:00 – 20:00 Sergi ziyaret: Hafta içi her gün 10:30 – 17:00; Cumartesi: Kapalı; Pazar: 12:00-16:00
web: www.schneidertempel.com Schneidertempel Sanat Merkezi Bankalar Cad. Felek Sk. No:1 Karaköy /İstanbul
Sergiye evsahipliği yapan Schneidertempel şu bilgiyi veriyor:Tan Oral’ın medya’dan portreler sergisi “MEMNUNİYETSİZLER”!
Schneidertempel Sanat Merkezi ; ünlü çizer Tan Oral’ın yazılı ve görsel medyadan 216 gazetecinin portre karikatürünü “ Memnuniyetsizler “ adıyla sergiliyor. Ülkenin gündemine ilişkin her gün gazetelerde, televizyonlarda yüzlerce medya mensubu, durmaksızın konuşuyor, açıklıyor, yorum yapıyor, şikâyet ediyor, yazıyor. Tan Oral’da onlardan biri… O farklı olarak her gün izlediğimiz ya da okuduğumuz bu isimleri çoğu zaman onları izlerken kâğıtlara çiziktirmiş.
Bu sergi ile ilgili olarak Tan Oral diyor ki;
“Evlerimize, masalarımıza konuk olan, o kadar çok tanıdığımız yüz var ki medyada. Onları her gün dinliyor, izliyor ve okuyoruz. Kent, siyaset, sağlık, ekonomi, çevre, şiddet ve kendilerinden söz ediyor ve durmaksızın yakınıyorlar. Memnun değiller, memnuniyetsizler. Bendeniz de öyleyim. Ve onları çizgilemeden duramıyorum. İşte medyamızda bu ikiyüzü aşkın yüzü size sergilemek istedim. Tabii ki serginin adı “memnuniyetsizler”.
Sergide; Cengiz Çandar’dan, Enver Aysever’e, Ayşenur Arslan’dan, Mümtaz’er Türköne’ye, Mehmet Altan’dan, Tuluhan Tekelioğlu’na, Nagihan Alçı’dan Ayşe Böhürler’e, Taha Akyol’dan Engin Ardıç’a uzanan ikiyüzün üzerinde pek çok portre yer alıyor Sergi tarihi: 19 Mart- 01 Nisan 2013 Açılış ve Kokteyl: 19 Mart Salı günü , saat: 18:00 – 20:00 Sergi ziyaret: Hafta içi her gün 10:30 – 17:00; Cumartesi: Kapalı; Pazar: 12:00-16:00
web: www.schneidertempel.com Schneidertempel Sanat Merkezi Bankalar Cad. Felek Sk. No:1 Karaköy /İstanbul
Etiketler:
Karikatür,
medya,
Schneidertempel Sanat Merkezi,
sosyal medya,
Tan Oral,
yazılı ve görsel medya
Cuma, Şubat 22, 2013
SARNIÇTAKİ HAYALET!
Schneidertempel Sanat Merkezi 28 Şubat -15 Mart 2013 tarihleri arasında Erhun Şerbetci'nin "Sarnıçtaki Hayalet" sergisine ev sahipliği yapıyor...
Tanıtım metninden:
"...Yerebatan sarnıcında 336 sütun var ve bunlardan birisine bir hayalet yuva yapmış. Erhun Şerbetci belkide 1500 yıldır orada yaşayan bu hayaleti görüntülemeye çalışıyor. 'Sarnıçtaki Hayalet' bir psikanaliz denemesi. Desen ve fotoğraf birlikteliği ile ustalığa öykünmenin psikanalizi. Kadim ustalığa, kadim sanatlara. Bu sırada soyut desenler sütunlarda figürleşiyor, taş ve boya fotoğrafla bütünleşiyor. Burada sadece fotoğraf ve resmin birlikte kullanılmasından değil bütünsel yapıt; belki de soyutla somutun dönüşmesinden. Kendi deyişi ile: -Sarnıçta hayaletlerimiz var. Bilinç altımız sürçer sütunlarda ve sanat bunu görünür kılabilir mi?"
Ayrıntılar için tıklayın: Schneidertempel Sanat Merkezi
Etiketler:
Erhun Şerbetçi,
psikanaliz,
Resim,
sarnıç,
Schneidertempel Sanat Merkezi
Perşembe, Şubat 14, 2013
"SANAT ve TASARIM AŞKI BESLER"
| Detay |
| Festival duyurusu |
5 yıl önce küçük bir sergi yaklaşımı olarak başlayan festival, geçen zaman içinde yoğun ilgi görerek büyümüş. Küratör Işık Gençoğlu, 14 Şubat’a bir alternatif olmadıklarını Aşkın Damakta Kalan Tadı Festivali’nin, ulusal kültürü yansıtan bir etkinlik olduğunu ve uluslararası bir platforma taşımak istediklerini söylüyor. Gençoğlu;
"Bizim için aşk, bütün bir aya yayılan ve sadece karşı cinse duyulan aşk olarak tanımlamadığımız, her alanda, her şekilde güzel duyguların en iyi ifade şeklidir” diyor...
"Bizim için aşk, bütün bir aya yayılan ve sadece karşı cinse duyulan aşk olarak tanımlamadığımız, her alanda, her şekilde güzel duyguların en iyi ifade şeklidir” diyor...
![]() |
| Sezgin Sander- "AnaTanrıça" |
"Aşk Besler" temasıyla düzenlenen festival kapsamında Pera Palace Hotel Jumeirah'da açılan Sanat Aşkı Besler temalı sergide, Cam Ocağı Vakfı'nın özel koleksiyonunda yer alan ödüllü cam sanatçılarının İstanbul'dan ilham alarak yaptıkları eserler ile Türkiye'nin takı tasarımcılarının çalışmaları yer alıyor. "Tasarım Aşkı Besler" temasıyla ise "AdressIstanbul"da 60'dan fazla ulusal ve uluslararası sanatçı ve tasarımcının eserleri sergileniyor. Birçok etkinliğin ve partinin düzenleneceği Festival, Şubat sonuna kadar devam edecek.
Türk takı tasarımcılarının eserleri arasında Sezgin Sander'in Anadolu bereket tanrıçaları olarak adlandırdığı heykelcik ve takılara başka türlü hayran olduk. Bir nevi "ilk görüşte aşk" hali...Aslında bir psikolog olan Sander, Muş'un İstasyon köyü dahil Anadolu'nun çeşitli yörelerinde öğretmenlik, ‘‘Çevre sorunlarının etkisi ve öğrenme güçlüğü’’ konusunda bilimsel araştırmalar yapmış bir aydın kişi. Düsseldorf'da ‘‘öğrenme güçlüğü olan çocuklarda resimle tedavi eğitimi’’ çalışmaları ve öğretmenlik, İstanbul Fransız La Paix Hastanesi'nde sanatla teşhis ve tedavi uygulamaları ve araştırmalar çok renkli yaşamından bazı kesitler... Son yıllarda kendini tümüyle sanata vermiş. Tasarımları İKSV Tasarım Mağazasından MOMA'ya kadar uzanıyor.
Biz tanrıçaları seyre dalmışken, yanımıza gelen Sezgin Hanım, "aslında onlar pancar çapası" demez mi! Açıklıyor sonra:
“Demire ve demirden araçlara olan tutkum ilk pancar çatalını bulduğum an başladı. Ana tanrıçamı bulmuştum sonra zamanla üç ana tanrıça figürüm oldu. Uzun boylu, hafif kalçalı ve geniş kalçalı. Sonrada bulduğum bütün parçalarla dost oldum. Onlar benim topraktan gelen geçmişim oldular. Bu aletler sonraki kuşaklarca eski sayılarak kullanılmadılar. Ama teknoloji ne kadar gelişse de bu aletleri de arada hatırlamak gerekir sanırım. Bugün toprak ve tohum gözden düşürüldüler. Burhan Oğuz'un derlediği gibi 'Tohumu topraktan üstün tut.' 'Tohumun soylu, ekinin boylu olsun" atalardan günümüze gelmiş güzel alıntılar değilmi?”
Sonra uzun bir sohbete dalıyoruz onunla. Laf lafı açıyor, derken Sezgin Hanım'ın Tuncel Kurtiz'in kardeşi olduğu farkedilince Mehmet Tansuğ da çocukluklarında komşu olduklarını hatırlıyor. Çok sevinip o günlere dönüyorlar... Ezcümle sanat ve tasarım yalnız aşkı değil başta dostluk olmak üzere insani herşeyi besliyor...
Etiketler:
Anadolu uygarlıkları,
Cam Ocağı,
Concept Istanbul,
Işık Gençoğlu,
Sezgin Sander,
Tansug
Salı, Ocak 29, 2013
Kitapların ilk cümlelerinden müze: INCIPIT ENSTİTÜSÜ
Usta yazar Enis Batur'dan ilhamla kurulan İncipit Müzesi, yeryüzünde bugüne dek yazılmış ve tam metinlerine ulaşılabilen tüm roman, öykü ve denemelerin ilk cümlelerini toplayacak
Yeryüzünde bugüne dek yazılmış bütün kitapların ilk cümlelerini bir araya toplamak için İncipit Enstitüsü kuruldu. Usta yazar Enis Batur’dan ilhamla kurulan enstitü "şimdilik" üç edebi türe yoğunlaşmış durumda: roman, öykü ve deneme. Türk ve dünya edebiyatından pek çok eserlerin yer aldığı İncipit Enstitüsü, www.incipitenstitusu.com adresinden yayın yapıyor ve Enstitüsü’nün kitaplığı, yazarların ve okurların katkılarıyla gittikçe büyüyor.
Haberin tamamı şurada:
Kitapların ilk cümlelerinden müze | Milliyet Sanat
Not: "Has" edebiyata katkısı olduğuna inandığınız kitapların ilk cümlelerinden siz de yollayabiliyorsunuz! Bkz: "Katkım Olsun"
Yeryüzünde bugüne dek yazılmış bütün kitapların ilk cümlelerini bir araya toplamak için İncipit Enstitüsü kuruldu. Usta yazar Enis Batur’dan ilhamla kurulan enstitü "şimdilik" üç edebi türe yoğunlaşmış durumda: roman, öykü ve deneme. Türk ve dünya edebiyatından pek çok eserlerin yer aldığı İncipit Enstitüsü, www.incipitenstitusu.com adresinden yayın yapıyor ve Enstitüsü’nün kitaplığı, yazarların ve okurların katkılarıyla gittikçe büyüyor.
Haberin tamamı şurada:
Kitapların ilk cümlelerinden müze | Milliyet Sanat
Not: "Has" edebiyata katkısı olduğuna inandığınız kitapların ilk cümlelerinden siz de yollayabiliyorsunuz! Bkz: "Katkım Olsun"
Etiketler:
Enis Batur,
Incipit,
Incipit Enstitüsü,
Milliyet Sanat
Çarşamba, Ocak 23, 2013
Ömer ULUÇ'U ANMA
Akbank Sanat - Söyleşi
Ömer Uluç 29 Ocak 2013'de vefatının 3. yıldönümünde 'Ömer Uluç: İstanbul'un Ressamı' adlı bir etkinlikte anılıyor.
Osmanlı ve İstanbul tarihi uzmanı John Freely, sanat tarihçisi ve kürator Ali Artun, sanatçı Seza Paker ve sanatçı Serkan Özkaya'nın katılacağı toplantıda Elfe Uluç'un hazırladığı film yer alacak.
Ömer Uluç, resminde İstanbul ile derin bir bağ kurmuş, karakteriyle de İstanbulla özdeşleşmişti. Küratörlüğünü yaptığı tek sergi İstanbul'u konu alan "Beyoğlu 14-18" idi (Akbank Sanat -2004). Ressamın İstanbul'la özdeşleşen birçok sergisi bulunuyor.
Moderatör: Yrd. Doç. Dr. Nusret Polat (Okan Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi)
Osmanlı ve İstanbul tarihi uzmanı John Freely, sanat tarihçisi ve kürator Ali Artun, sanatçı Seza Paker ve sanatçı Serkan Özkaya'nın katılacağı toplantıda Elfe Uluç'un hazırladığı film yer alacak.
Ömer Uluç, resminde İstanbul ile derin bir bağ kurmuş, karakteriyle de İstanbulla özdeşleşmişti. Küratörlüğünü yaptığı tek sergi İstanbul'u konu alan "Beyoğlu 14-18" idi (Akbank Sanat -2004). Ressamın İstanbul'la özdeşleşen birçok sergisi bulunuyor.
Moderatör: Yrd. Doç. Dr. Nusret Polat (Okan Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi)
Etkinlik ücretsiz.
| ETKİNLİK DETAYI | TARİH | SAAT | MEKAN |
|---|---|---|---|
Söyleşi
|
29 Ocak Salı
| 18.30 | AKBANK SANAT |
Cumartesi, Ocak 12, 2013
ASU MARO'DAN BİR OYUN YORUMU: "YALNIZLAR KULÜBÜ"
Asu Maro, "Terapi seansı gibi" başlıklı yazısında "Tiyatro 0.2"nin "Yalnızlar Kulübü" oyununu yorumluyor...
Gene konuya çok boyutlu yaklaşmış... Bu Cumartesi sabahı bir nefeste okuduğum bir yazı oldu...
(En etkilendiğim cümle: "Teknoloji marifetiyle sosyallik ‘tavan yapmış’ gibi görünürken asıl büyüyenin yalnızlık olduğu gerçeği..." )
Gene konuya çok boyutlu yaklaşmış... Bu Cumartesi sabahı bir nefeste okuduğum bir yazı oldu...
(En etkilendiğim cümle: "Teknoloji marifetiyle sosyallik ‘tavan yapmış’ gibi görünürken asıl büyüyenin yalnızlık olduğu gerçeği..." )
Cumartesi, Aralık 08, 2012
BU CUMARTESİ... ALEV EBÜZZİYA...
Nedenini Ebüzziya anlatıyor:
"Mavilerim çok meşhur oldu, onun için şimdilik yapmıyorum!"
-Milliyet'te Güliz Arslan'ın röportajı-
Galeri Nev İstanbul, (5 Ocak 2013'e kadar açık) Alev Ebüzziya Sergisi için tıklayınız!
Etiketler:
Alev Ebüzziya,
Galeri Nev,
Mısır Apt.,
Seramik,
webde kültür sanat
Cuma, Kasım 23, 2012
14 YIL ARADAN SONRA YENİDEN "AFİFE"
| Afife- 2012 |
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, koreografisi ve librettosu Beyhan Murphy’e, müzikleri Turgay Erdener’e ait olan "Afife" modern bale eserini, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde sergilenişinden 14 yıl sonra yeniden sahneye koydu.
Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkması yasak olan bir dönemde;
1919 yılında
sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale’nin hayatı üzerine kurulu bir modern bale prodüksiyonu olan "Afife" ilk gösterimini 22 Kasım 2012'de Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi’nde yaptı.
1998 yılında Halk Sigorta desteğinde, Meriç Sümen’in yeniden sahneye dönüşünü kutlayan eserde bu kez Afife rolünü Tülay Yalçınkaya canlandırıyor. Zuhal Balkan, Ebru Cansız, Deniz Zirek ve İlke Kodal ise, Afife Jale’nin dört dönemini canlandıran diğer dört Afife olarak seyirci karşısına çıkıyor. (*)
Aynı zamanda bir "dans drama" olan ve çağdaş Türk bale repertuvarında özel bir yere sahip Afife, Afife Jale’nin hayatındaki altın, kırmızı, mor ve gümüş olarak tanımlanan dört ayrı dramatik dönemi, 25 kişilik bir ensemble, hareketli ve lirik danslar ile canlandırıyor. Kostüm tasarımları Bahar Korçan, dekor Adnan Öngün'e ait.
Afife, bu dört döneminin 4 ayrı dansçı tarafından canlandırıldığı, heyecan, zorluk ve aşk dolu bir "geçmişe dönüş’" yolculuğuna çıkar.
Her dönemin bir rüyası vardır. En son dönemde bu rüya bir kabusa, hayatı da artık bir trajediye dönüşmüştür. Afife’yi, sefalet ve yalnızlık içinde, ilk aşkı Ziya’nın kollarında hayata veda ederken buluruz.
Afife Jale, terk-i diyar eylemiştir ama başardığı eylem, günümüze kadar yüzlerce belki binlerce kadını etkilemiş ve Türkiye’nin sahne tarihinde bir mihenk taşı olmuştur.
Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi-
27, 29 Kasım tarihlerinde Saat: 20.00’de;
24 Kasım ve 1 Aralık tarihlerinde Saat: 16.00’da.
Bilet satış için: 0 216 346 15 31 / 120- Çevrimiçi: https://kkm.kadikoy.bel.tr/
Perşembe, Kasım 22, 2012
MISIR APARTMANI'NDA KEYİFLİ BİR ÖĞLEDEN SONRA...
![]() |
| Bir Başkentin Su Yolları ve merhum Prof. Dr. Kazım Çeçen |
| Su kemerlerinden birinin içi... |
Önce "Bir Başkentin Su Yolları" sergisini gezdik. Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Merkezi, Prof. James Crow ve Prof. Dr. Derya Maktav küratörlüğünde, Dr. Buket Coşkuner koordinatörlüğünde hazırlamış bu sergiyi. Analog ve dijital tasarımlar "Tetrazon" tarafından yapılmış... İstanbul'un tarihi çeşmeleri ile yıllarca uğraşmış biri olarak su kemerlerinin içini hep merak ederdim. Bu sergide teknoloji o kadar güzel kullanılmış ki bizzat oralara girip gezmiş kadar oluyorsunuz... Bu arada tabii ki İstanbul ve su yolları denince bu konuda ilk akla gelen isim ve ilk bilimsel çalışmaları başlatıp sürdüren merhum Prof. Dr. Kazım Çeçen'i, resimde de olsa orada görmek çok güzeldi. Sonra Mısır Apartmanı'na gittik. Mübarek, kendisi zaten bir müze/yapı! Birçok galeri de orada. Mine merdivenlerin önünde turist gibi poz verip, bir resmini çekmemi istedi hatta!
Mısır Apartmanı'nda ilk önce Galeri Nev'e, Mike Berg'in "Basit Geometri" (Simple Geometry) sergisine gittik.
![]() |
| "Art Nouveaux-sever" Mine |
Mike Berg, 1999 yılından beri İstanbul’da yaşayan bir sanatçı. Metal heykellerinin yanı sıra büyük boy kilim ve tuval üzerine işleme tasarımları ile tanınıyor. Yapıtlarını “karşı kültürlerin öğelerini ödünç alıp sentezlemek “ şeklinde açıklayan Mike Berg, bilinen en temel geometrik formları; küre prizma ve piramidi temel alarak metal sarmallar ile biçimler oluşturuyor.
Sergide temel geometrik formlarla üretilen heykellerin yanı sıra büyük boy çelik duvar heykelleri de var. Sanki duvara yapılmışmış gibi duran bu desenleri Berg şöyle tarif etmiş:
| Mike Berg- Simple Geometry (Fotoğraf: Galeri Nev Arşivi) |
“Duvar yüzeyindeki metal işlerimi ortaya koymamın temelinde desen üretimi anlayışının da yeri bulunuyor. Bu işlerin kağıttan ziyade metal üzerinde var olduklarını da söylemek mümkün. Mürekkeple yapılmış, ancak kağıt üzerinde olmayan desenler de diyebiliriz onlara. Öte yandan duvar işlerinde çalışırken hoşuma giden bir diğer etken de belli bir mesafede duvara konuşlandırıldıklarında yarattıkları gölge oyunları.”
Berg'in ne dediği, Galeri NEV'in girişindeki duvara bakılırsa daha iyi anlaşılabilir!
Sonra Nejat Satı'nın "Halet-i Ruhiye" ("State of Mind") sergisinin olduğu "Pi Art Works" vardı sırada! Gördüğümüz işler bizim de halet-i ruhiyemizi değiştirdi, neşelendik! Mine, mesleğine tutkuyla bağlı bir eczacı, sanatla pek uğraşmadığını söyler ama yaratıcılığa karşı zaafı vardır. Endüstriyel tasarım okuyan yeğeninin master çalışmasını "Politecnico di Torino"da yapabilmesi için ciddi uğraşlar vermesi gibi pırıltılı gençlerin yolunu açacak bir sürü desteğin de görünmeyen kahramanıdır. İşte aynı ruh bu sergiyi şöyle yorumladı: "-Şimdi herkes 'no'lucak bunu ben bile yapardım' diyecek belki bu işleri görünce ama işte marifet akıl edip yapabilmekte!"
Daha sonra "Nesrin Esirtgen Collection" galerisine uğradık. Mehmet Ali Uysal'ın "Kabuk" ("Peel") başlıklı işlerini görelim diye. 4 beyaz duvar ve boş salona ilk girişte "Aaa işler nerede?" derken Uysal'ın yeni bir duvar yaparak "galeri içinde galeri" oluşturduğunu, sonra da yeni duvarları kabuk gibi soyup kaldırarak, kıvırıp bükerek, duvarın arkasındaki kiremitleri gösterip kapatarak, kimilerini dışarı alıp köşelerde yeni biçimler yaratıp, duvarla oynayarak bizleri şaşırttığını farkettik. "İş" oydu!
Nesrin Esirtgen de bu galeriyi kâr amacı gütmeyen bir sosyal sorumluluk projesi olarak açmış... Serginin sadece broşürü bile inanılmaz bir estetik ve ciddiyetle hazırlanmış, tasarımı Onur Bayiç, içerik İdil Ergün, Marcus Graf, Eda Derala tarafından oluşturulmuş. Fotoğrafları Teri Erbeş çekmiş. Sakın kaçırmayın!
Son durak, gene Mısır Apartmanı'nda Galeri NON'da o gün açılan, "Aşamalı Değişim" ("Incremental Change") başlıklı sergi oldu. Galeri NON, Meriç Algün Ringborg, Olof Olsson, Pilvi Takala ve Erdem Taşdelen'in işlerini bir araya getirmiş. 24 Aralık'a kadar sürecek sergideki işlerin ortak özelliği, sanatçılarının ya kendilerini yeniden kurgulayıp ya da yarattıkları hayali karakterler aracılığıyla düzeni sorgulayıp, klişelerden "çıkış olasılıklarını kurcalamaları" diye özetlenebilir. "Görmeseydim üzülürdüm" denecek türden bir sergi bu. Hele galerinin sahibi Derya Demir de oradaysa ve tatlı tatlı açıklamalar yapıyorsa siz gezerken...
Daha sonra "Nesrin Esirtgen Collection" galerisine uğradık. Mehmet Ali Uysal'ın "Kabuk" ("Peel") başlıklı işlerini görelim diye. 4 beyaz duvar ve boş salona ilk girişte "Aaa işler nerede?" derken Uysal'ın yeni bir duvar yaparak "galeri içinde galeri" oluşturduğunu, sonra da yeni duvarları kabuk gibi soyup kaldırarak, kıvırıp bükerek, duvarın arkasındaki kiremitleri gösterip kapatarak, kimilerini dışarı alıp köşelerde yeni biçimler yaratıp, duvarla oynayarak bizleri şaşırttığını farkettik. "İş" oydu!
| "Kabuk", Mehmet Ali Uysal, "Nesrin Esirtgen Collection" |
Son durak, gene Mısır Apartmanı'nda Galeri NON'da o gün açılan, "Aşamalı Değişim" ("Incremental Change") başlıklı sergi oldu. Galeri NON, Meriç Algün Ringborg, Olof Olsson, Pilvi Takala ve Erdem Taşdelen'in işlerini bir araya getirmiş. 24 Aralık'a kadar sürecek sergideki işlerin ortak özelliği, sanatçılarının ya kendilerini yeniden kurgulayıp ya da yarattıkları hayali karakterler aracılığıyla düzeni sorgulayıp, klişelerden "çıkış olasılıklarını kurcalamaları" diye özetlenebilir. "Görmeseydim üzülürdüm" denecek türden bir sergi bu. Hele galerinin sahibi Derya Demir de oradaysa ve tatlı tatlı açıklamalar yapıyorsa siz gezerken...
![]() |
| Erdem Taşdelen- "I will not sail my boat into storm" |
| Derya Demir, Galeri NON'un kurucusu |
Erdem Taşdelen’in "New Me" (2012) (Yeni Ben) projesi, son iki yıl boyunca kendine verdiği birtakım sözleri belgeleyen obje ve metinlerin çizimlerinden oluşan bir seri. Uyguladığı basit görsel tasvirler, ilkokul çağındaki çocuklara verilen aynı cümleyi tekrar tekrar yazdırma cezasını kullanarak çocuk pedagojisine gönderme yapıyor. İşlerinde tekrarladığı cümlelerden bazıları: “I will not make a spectacle of myself” (“Kendimi gülünç duruma düşürmeyeceğim”), "I will not compare myself to others" ("Kendimi başkalarıyla kıyaslamayacağım"), “I will not be overly critical” (“Aşırı eleştirel olmayacağım”)... Kendi açıklaması da şöyle: "Bu işlerde insanın kendisini kendi isteğiyle değiştirip dönüştürmesi olasılığı ile ilgilendimse de bu uğraş, yardımsız ve umutsuz bir girişim olarak da yorumlanabilir."
Performans sanatçısı Olof Olsson, sergide Walser'i Okumak" başlıklı işiyle yer alıyor. Ama onu görmeden önce girişteki duvarların birinde onun "Office Work" ( "Cutting 500 A4 pieces of paper into 8000 pieces of A8 paper.") adını verdiği (tamamı 3 küsür saat sürüyormuş) videosunu görmek gerek. Olsson bu videoda 500 adet A4 kağıdı keserek ufak parçalara bölüştürüyor. Video tamamlandığında 8000 parçaya bölünüyor kağıtlar...
![]() |
| Walser'in NON'daki kitapları... |
![]() |
| Derya Demir, Olof'un kestiği kağıtları onun "Ofis"ine de taşıdığını gösteriyor... |
Meriç Algün Ringborg "Which No One Will Ever See" ("Hiç Kimsenin Asla Göremeyeceği") serisinde, Coppola’nın "The Conversation" (1974) ("Konuşma") ve Michelangelo Antonioni’nin "Blow-Up" (1966) ("Cinayeti Gördüm") adlı filmlerinden esinlenmiş. Farklı tekniklerden oluşan ve inanılmaz zahmetli bir takiple oluşan bir dizi işiyle bu filmlerde baskın olan "gözetim" olgusu ve "gerçek ile kurgu arasındaki kırılgan ilişki"ye dikkat çekiyor.
Her iki filmin de ana karakterleri ipuçlarının izini sürmek ve gizemleri çözmekle meşgulken, Algün Ringborg bu karakterleri saplantılı bir biçimde gözetim altına alarak ve karakterlerini parça parça yeniden inşa ederek durumu tersine çeviriyor. Bu bağlamda neler yapmamış ki!
![]() |
| "Gölge" - Şeffaf yağmurluk |
| Harry Saksafon Çalar... |
![]() |
| "T'a Mektup" |
| "Bomb" |
Diğer taraftan "Ben bir fotoğrafçıyım" ile bir ses kaydını dinliyoruz. Burada da bir kadın sesi Blow-UP'daki moda fotoğrafçısı (Thomas) karakterinin çekim yaparken mankenlere söylediği sözleri tekrarlıyor. "Başını çevir, yana eğil" v.b. gibi. Derken bu komutlar üstüste bindikçe sesin sahibinin de gerildiğini farkediyorsunuz. "Bomb" filmdeki Thomas'ın kullandığı Nikon kameranın aynısı. Kamera duvara gömülü bir camekanda, kesekağıdı içinde sergileniyor. Nedeni filmdeki delilleri ortaya çıkarmada baş rolü oynarken, kendisinin de neredeyse bir "delil" haline dönüşmesi... Algün Ringborg neyse ki bu takipten en sonunda yorulmuş ve "Letter to T" (Thomas'a Mektup) yazıp, ona artık karakterinin gölgesi olmaktan yorulduğunu, o gerçek yerlere gittiği, gerçek nesnelere dokunduğu halde gerçek olmamasına rağmen kendisi iki yıl süren bu iz sürmeyi biraz daha uzatırsa "tamamen ortadan kaybolabileceğini hissettiğini", oysa bunu da hiç istemeyip "var olmak" istediğini söylemiş.
Serginin en şaşırtıcı işlerinden biri de Pilvi Takala'ya ait "The Trainee", ("Stajyer") idi. Pilvi Takala, meşhur hizmet sektörü şirketi "Deloitte" ve Helsinki’deki Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirdiği 2008 tarihli projesi "Stajyer"le sergiye katılmış. Takala, Deloitte’ın pazarlama bölümünde bir aylığına stajyer pozisyonu üstlenmiş. Ama onun asıl amacını, yani varlığının bir sanat projesi yaratmak olduğunu şirkette çalışanların çok azı biliyormuş. Şirkette çalıştığı süre boyunca gizli kamerayla çekilen fotoğraf ve videolarda, Takala’nın saatlerce hiçbir şey yapmadan vakit geçirdiği, boş gözlerle baktığı ve hatta bir gün de bütün bir mesai günü süresince bir asansörün içinde durduğu görülüyor.
"-Sen böyle hiç birşey yapmadan ne yapıyorsun? Ne iş?" diyenlere "-Ben beyin işçisiyim, düşünüyorum" diyormuş. Sürekli aşağı yukarı inip çıkan asansörde ne yaptığı sorulduğunda da "Hareket beynime iyi geliyor" gibi cevaplar veriyormuş.
Takala, sonra ofis ortamında çabucak tuhaf bir karakter haline geliyor ve davranışları kendisinden uzak durmaya başlayan iş arkadaşları tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Takala bu proje ile herhangi bir şey yapmayı reddederek toplumsal uygunluğa direnişin ve onu yıkmanın olanaklarını araştırıyor.
Ayrılırken, bilgi ve iletişim teknolojileri hukukçusu kimliğim birden sıradan sanat tüketicisininkini bastırıyor, Derya Demir'e şu soruyu sormadan edemiyorum:
-Peki bu çalışanlar da bilgileri dışında bu işlerde görüntülenmişler ve biz Pilvi'nin yanısıra onları da izliyoruz. Sonradan nasıl tepki göstermişler, izinleri alınmış mı?
Hepsinin imzalı rızaları alınmış elbette. Ne de olsa AB hukukuna tabi bir coğrafyadalar!
| Pilvi Takala. Deloitt'te boş boş otururken... |
Takala, sonra ofis ortamında çabucak tuhaf bir karakter haline geliyor ve davranışları kendisinden uzak durmaya başlayan iş arkadaşları tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Takala bu proje ile herhangi bir şey yapmayı reddederek toplumsal uygunluğa direnişin ve onu yıkmanın olanaklarını araştırıyor.
Ayrılırken, bilgi ve iletişim teknolojileri hukukçusu kimliğim birden sıradan sanat tüketicisininkini bastırıyor, Derya Demir'e şu soruyu sormadan edemiyorum:
-Peki bu çalışanlar da bilgileri dışında bu işlerde görüntülenmişler ve biz Pilvi'nin yanısıra onları da izliyoruz. Sonradan nasıl tepki göstermişler, izinleri alınmış mı?
Hepsinin imzalı rızaları alınmış elbette. Ne de olsa AB hukukuna tabi bir coğrafyadalar!
Etiketler:
Derya Demir,
Erdem Tasdelen,
Galeri Nev,
Galeri Non,
Incremental Change,
Kazım Çeçen,
Mehmet Ali Uysal,
Meric Algun Ringborg,
Mısır Apt.,
Mike Berg,
Nesrin Esirtgen,
Olof Olsson,
Pilvi Takala,
Tansug,
Tetrazon
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













