Pazar, Ocak 05, 2020

2020'nin ilk sergisi: "LÜTFİ ÖZKÖK: PORTELER"

İstanbul Modern'deki "Lütfi Özkök: Portreler" sergisine gittik bugün Mehmet ile...

1923'de doğan Özkök, 2017'de aramızdan ayrılmış...
Gülben Çapan'ın Diken/Sanat'taki yalın bir dille yazdığı tanıtım yazısı da iyice merakımızı kurcalamıştı: "Lütfi Özkök'ün Arşivinden 89 Portrelik Seçki: Bir döneme ışık tutuyor..."

Bu sergide kimi tanıdıklar ve sevgili Güneş (Karabuda) Ağabey'imizden de izler göreceğimizden emindik! Nitekim gördük de... Özkök'ün torununun çektiği 26 dakikalık belgeseli de izledik (*).

Osman İkiz de Lütfi Özkök'in kim olduğunu ta 2004 yılındaki ntvmsnbc'de şöyle yazmış:
"İsveç'te bir Türk var: Lütfi Özkök"

Zaman hızla akıp gidiyor, geriye böylesi izler bırakabilenler her türlü saygıya değer...







Samuel Beckett

Mikis Teodorakis
(*) Bunu daracık koridorun duvarındaki küçük bir ekranda değil de yalıtılmış ve karartılmış sessiz bir ortamda ve perdede görebilseydik ne kadar iyi olurdu. Ama müze "geçici mekânında" olduğunu vurgulayıp durduğundan üzerinde durmadık. Bugün hiç bir film gösterimi olmayan sinema salonunda da gösterilebilirdi belki. Neyse...

Çarşamba, Mart 06, 2019

ALTI BİN "TARİHİ ÇOCUK KİTABI" SERBEST ERİŞİME AÇILMIŞ...

Batı kültürü batı teknolojisiyle işbirliğini ne güzel sürdürüyor...
"OpenCulture", son olarak altıbin tarihi sayılan çocuk kitabını dijitalize ederek serbest erişime açmış...
Eminim bazılarını vaktiyle yani bizim kuşak, bizimkilerden öncekilerin bazıları Türkçe'ye de çevrilmiş olanları tanıyacaktır... Ola ki onların bir çoğu da "Varlık Çocuk Klasikleri"nden yayınlanmıştır...


Salı, Mart 05, 2019

FOTOĞRAFIN ARAPLARI YENİ YAŞAMLARINDA!

DİJİTAL YAŞAMLARINDA YENİ ANLAMLAR KAZANAN OSMANLI DÖNEMİ FOTOĞRAFLARI...

Bizler çocukken anneannelerin, dedelerin çekmecelerinde camlara basılı fotoğraf negatifleri görür, kim kimdir tanımaya çalışırdık! Hatta halk arasında onlara "fotoğrafın Arabı" denilirdi... 

"Fransız koleksiyoncu Pierre de Gigord'un 1980'lerde Türkiye'de -her formattan ve malzemeden- topladığı binlerce Osmanlı dönemi fotoğraf, Getty Araştırma Enstitüsü'nde dijitalize edildikten sonra serbest erişime açılmış... 19. yy ve erken 20. yy dönemlerine ait 6 binden fazla görüntü var..."

Nedense bu Gigord'un topladıklarından hepsi dijitalize edilip serbest erişime açılmamış henüz. Erişime açılanlar soykırım içerikli olanlar gibi... Onlarla ilgili açıklamada Orhan Pamuk'a da göndermeler var... Açılmayanların bir kısmı ise medar-ı iftiharımız Cumhuriyet'e geçiş dönemine ilişkin olanlar. 
Mamafih, azimli ve meraklılar, Getty Araştırma Enstitüsü'nün (Getty Research Institute) Los Angeles'daki binasına kadar uzanıp, biraz uğraştıktan sonra onları da görebiliyor...


* * * * * *
"In the 1980s the French collector Pierre de Gigord traveled to Turkey and collected thousands of Ottoman-era photographs in a variety of media and formats. The resulting Pierre de Gigord Collection is now housed in the Getty Research Institute, which recently digitized over 6,000 of the nineteenth- and early twentieth-century photographs, making them available to study and download for free online..."

"..Two parts of the Gigord collection were beyond the scope of this project so not digitized: the press photographs documenting the modernization of the Ottoman Empire and its transition to the Republic of Turkey and the archival documentation on photographic studios(Series IX–X). These materials can be accessed by visiting the Getty Research Institute Special Collections in Los Angeles, where the original photographs from the entire Gigord collection are preserved..."

Yazan/ By: Isotta Poggi
Kaynak/ Source: Getty Iris 


Çarşamba, Şubat 06, 2019

YARIN KABİLE SAHNE'DE: "ÇIĞLIK"



7 Şubat Perşembe, saat 20.30'da Taksim- Kabile Sahne'de (*) 
Metehan Budak'ın yazıp, yönettiği ve oynadığı "Çığlık" adlı tiyatro oyunu var... 

Kocaeli Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi, Oyunculuk Bölümü mezunu Budak, "ÇIĞLIK"ı şöyle anlatıyor: 
|
"...Edvard Munch’ın aynı adlı tablosunun ilham kaynağı olduğu Grotowski’nin oyunculuk çalışmalarından ve hareket tiyatrosundan etkilenerek hazırlanmış bağımsız ve sözsüz bir oyundur. Çığlık, varoluşsal sıkıntıların, yaradılıştan gelen yüklerin birikiminin bir çığlığa yüklenmesini konu alır. Duygusal anlamda yaşananlara büyüteç tutmayı hedefleyen bu oyunda varılan nokta ruhun yükünü açığa çıkaracaktır. Yalnızlık, aşk, sorumluluklar, inanç ve kendine yabancılaşma gibi konuların ağırlığı bu dışavurum ile metaforlardan yararlanılarak ortaya koyulur. Bir varoluş dayanağı olarak çığlık, yoğun ruhsal çatışmaların ve çöküntünün tercümanıdır."

(*) Adres: Evliya Çelebi Mh, Meşrutiyet Cad. No:31 D-5, Tel: 0555 521 4686 
Beyoğlu/İstanbul, 

Çarşamba, Haziran 20, 2018

DUVARSIZ MÜZE VE INTERNET


... Sonuç olarak, Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi patoloji uzmanı Bruce Friedman’ın da birçok çevrimiçi kaynaktan metinlerin kısa bölümlerini tarama şekliyle eş anlamlı olan bir “stakkato” niteliği düşüncesini benimsediği gibi, bir şeye dikkatimizi verdiğimiz 8 saniye boyunca, bilgileri ayrıştırırız ve başka bir sayfaya geçmeden önce mümkün olduğunca hızlı bir şekilde metin ile ilgili genel bir bakış elde etmeye çalışırız. (26)
Yaşam sistemimizdeki bu değişimlerle, Müzeler Birliği’ne göre kısmi rolü “eğitime katkıda bulunmak” olan müze (27), çağdaş izleyiciye bilgiyi daha elverişli bir şekilde nasıl sağlanması gerektiğini, uyarlamak zorunda kalmıştır.
Bunun sonuçlarından biri, Tate Modern’de her biri bir HTC Vive Sanal Gerçeklik (VR) başlığıyla donatılmış, 2 sıra halinde, karşılıklı 5 sandalyeyle belirlenen bir odada, Amadeus Modigliani’nin retrospektifinin gördüğü yoğun ilgidir. Bu görüntü izleyiciye Modigliani’yi hâlâ stüdyosunda çalışıyormuş gibi izleme olanağını verir. Stüdyonun içindeki objeler 3D modelleme programları kullanılarak inşa edilmiş ve stüdyonun içine sanatçının kullandığı şekilde yerleştirilmiştir. Görüntünün amacı müze ziyaretçilerine eserlerin yaratıldığı ortamı göstermektir. Böylece sergiyi tarihsel bağlam içine yerleştirmek, Song Hanedanlığı döneminde Güney Çin’de sürgün ortamında şair Li Qingzhao’nun tüm eserlerini daha iyi anlamamızı sağlayan yöntemle aynı işlevi görür. Tate’deki Dijital İçerik Bölüm Müdürü, Hilary Knight tanıtım videosunda (28) şöyle der: “Onu okuduğunuzda veya yalnızca iki boyutta baktığınızda elde edemeyeceğiniz sezgisel bir anlayış elde edersiniz.”
Olivier Pagy
Çeviren: Senem Yurttakalan
Yazının tamamı GazeteDuvar'da...

Cumartesi, Mayıs 26, 2018

ALTIN KRALLIKLARDA LÜKS ve ONLARIN MİRASLARI...

YENGEÇ ÇAN: Harvard Univ. Peabody...Müzesi'nden
NewYork'taki dostlar, Metropolitan Sanat Müzesi'ndeki bu sergiyi izlemiş midir bilmiyorum... Ama 28 Mayıs'ta kapanacak olan serginin uzaktan da olsa şu video ile tadına bakmak mümkün gibi:
Altın Krallıklar: Antik Amerika'da Lüks ve Miras... / Golden Kingdoms: Luxury & Legacy in the Antient Americas

Neler neler yapmışlar, takmış, takıştırmış, kullanmışlar... Hepsinin işlevi ayrı, çoğu da saf altından... Şimdi dünya ekonomisinde çanlar çalarken, onlar o zaman altından yengeç biçimli çanlar yapmışlar!

Şurada da bu sergi ile ilgili olarak bloglarda yer alan ilginç içerikler bir araya toplanmış:

"Golden Kingdoms: Luxury and Legacy in the Ancient Americas


Cumartesi, Mart 31, 2018

SEVİNDİRİCİ HABER! SALT BEYOĞLU "DEVAMLILIK HATASI" İLE CANLANIYOR:

SALT Galata’da düzenlenen Tanımsız Hizmetler Bürosu (T.H.B.), sanat işlerinin hangi koşullar altında, ne gibi aşamalardan geçilerek nasıl ve kiminle üretildiğini; ayrı disiplinlerle etkileşirken ne gibi nitelik ve roller edindiğini araştırıyor. 

Türkiye güncel sanat üretiminde önemli yer tutan Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar’ın bugüne kadarki en kapsamlı sergisi ise SALT Beyoğlu’nda yer alacak... "Devamlılık Hatası," 1990’lardan bugüne sanatçıların bağımsız ve ortak işlerini bir araya getiriyor. 
Tanıtım Bülteninden:

"Sanatçılar fotoğraf ağırlıklı üretimlerinde yarattıkları kurmaca hikâyelerle ülkenin çalkantılı sosyo-politik süreçleri ile bu dalgalanmaların gündelik ev ve şehir yaşamındaki izlerini sorunsallaştırıyor.  SALT Beyoğlu’nun katlarına yayılan Devamlılık Hatası, 1990’lardan 2010’lara işlerinden bir seçkiyle Murtezaoğlu ve Şangar’ın kesiştikleri, ayrıştıkları yönleri ve bağımsız işlerinin ortak üretimleriyle etkileşimini görünür kılıyor. Sergi, Murtezaoğlu ve Şangar’ın dâhil olduğu iki yıllık yoğun bir çalışmayla hazırlandı."


SALT Beyoğlu’ndaki Açık Sinema programları da Nisan’da başlıyor. Mekânsal düzenlemelerinin tamamlanmasıyla yeniden kullanıma giren yapıda ayrıca, Robinson Crusoe 389 kitabevi, yeme içme servisi sunan ve gıda odaklı kültür incelemelerine ortam sağlayan Mutfak ile Kış Bahçesi bulunuyor. 

BAŞARILAR...

Twitter: @SALT_Online
YouTube:  SALTonlineistanbul
İletişim: Zeynep Akan - 
zeynep.akan@saltonline.org 

Cumartesi, Aralık 17, 2016

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ 10. PALTO FİLM GÜNLERİ 19-24 ARALIK'TA!

19 - 24 Aralık tarihleri arasında, Eskişehir'de 10. PALTO FİLM GÜNLERİ yapılacak. Adını Gogol’ün Palto hikayesinden ve etkinlik dönemi olan kış mevsiminden alan Anadolu Üniversitesi Palto Film Günleri, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi desteğiyle yapılıyor...  

Açılış Filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer, Açılış Konseri Babazula!
10. Palto Film Günleri, 19 Aralık Pazartesi günü, Anadolu Üniversitesi Sinema Anadolu’da kapılarını sinemaseverlere açacak. Bu yılın açılış filmi ise Seren Yüce’nin yönetmenliğini yaptığı Rüzgarda Salınan Nilüfer. Filmin ardından Seren Yüce ile bir söyleşi de yapılacak. 12.00’de Elveda Berlin, 15.00’de Paterson ve 18.00’de Rüzgarda Salınan Nilüfer film gösterimlerinin ardından Palto Film Günleri’nin açılış coşkusu Peyote Eskişehir’de Babazula performansıyla zirveye ulaşacak.

10. Yıla Özel 10 Palto Afişi!
Bu yıl, festivalin görsel tasarımı üstlenen "Alametifarika" önderliğinde, 10 illüstratör, Palto’nun 10. yıl projesi için buluştu. Öncelikle 10 film türü seçildi ve bir poster şablonu hazırlandı ve türlerin ruhuna en uygun çizgilere sahip illüstratörlerin marifetli ellerine bırakıldı:
Gürbüz Doğan Ekşioğlu – Romantik, Aykut Aydoğdu - Dram, Ethem Onur Bilgiç – Korku, Berat Pekmezci - Polisiye, Yavuz Öztürk - Komedi, Murat Kalkavan - Animasyon, Kaan Bağcı - Gerilim, Pınar Ulus - Müzikal, Aksel Ceylan - Belgesel, Efe Kaptanoğlu - Bilim Kurgu türlerini yorumladı. Posterlerin animasyonunu Cactus Motion, animasyonların ses tasarımını da Filim İşleri yaptı.

Animasyonlar için bkz: https://vimeo.com/paltofilmgunleri
10. yıl projesindeki tüm palto afişleri ve animasyonları için bkz:


Tüm Filmleri İzlemek İsteyene Palto Kart!
Bağımsız sinema örnekleriyle yılın son zamanlarında Eskişehir’de sinemasal bir alan oluşturacak
10. Palto Film Günleri kapsamında bu sene 13 film, Eskişehirli sinemaseverlerle buluşacak. Festivalde Yerli Sinema, Cannes Seçkisi, Dünya Festivalleri, Gece Yarısı, Animasyon ve Özel Gösterim kuşakları yer alıyor. Tarık Akan’ın anısına Maden filminin de gösterileceği festivalde Palto Kart sahipleri, her filmi -bir kez olmak üzere- istediği seansta izleyebilecek. Bu sene paltonuzu giyip izlemeye gideceğiniz filmlerin listesi ise şöyle: Rüzgarda Salınan Nilüfer (Seren Yüce), Tereddüt (Yeşim Ustaoğlu), Kalandar Soğuğu (Mustafa Kara), Maden (Yavuz Özkan), Elveda Berlin (Fatih Akın), Paterson (Jim Jarmusch), American Honey (Andrea Arnold), Aşıklar Şehri (Damien Chazelle), Karanlık Görev (Jee Woon Kim) Olli Maki’nin En Mutlu Günü (Juho Kuosmanen), (Kim Ki-duk), Kabakçığın Hayatı (Claude Barras) Şeytanın Oğlu (Brad Peyton).

PaltoAtölye’de Kimler Var?
Geleneksel hale gelen Palto Film Günleri atölye çalışmalarında bu sene Böcek Yapım yönetmenlerinden Ömer Faruk Sorak “Film Orkestrasının Şefi”, Mahmut Fazıl Coşkun ise
“Bir Yönetmenin Serüveni” atölyesiyle genç sinemaseverlerin ufkunu açacak.

Bir Palto Film Günleri Klasiği: “Askıda Bilet”
“Askıda Bilet” uygulaması, seyircilerin herhangi bir seansa bilet alıp gişeye, yani "askıya" bırakması ile gerçekleşiyor. Ekonomik zorluk çeken sinemaseverler gişeden biletlerini ücretsiz olarak temin ediyor. “Askıda Bilet” uygulaması ile Palto Film Günleri “...rağmen sinema” diyenlere selam duruyor.

Sponsorlar: Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi, Senna City Hotel, La Puerta Hostel & Restaurant, Social, Böcek Yapım, Alametifarika, Gravity Tasarım ve Danışmanlık, Cactus Motion, 1000 Volt, Peyote Müzik, Bakınız, Yeni Un, Nuh’un Ankara Makarnası ve Kuru Kahveci Mehmet Efendi...

Sosyal Medya paylaşımları için etiketler: #paltonugiygel #bukapaginaltinda

Ayrıntılar için
twitter.com/paltofilm

Cuma, Ekim 21, 2016

"HÜKÜM" - TÜRKER ARMANER'İN SON ROMANI

Güzel bir film seyrederken akla "rejisör nerede şu anda acaba?" sorusu hiç gelmez, film bitince de bittiğine üzülür ya insan, Armaner'in son romanı Hüküm de tıpkı öyle etkiledi beni. Okurken, hikayenin bir kurmaca olduğunu unutuyor, gerçek ve heyecanlı bir olaylar dizisiymişçesine soluksuz okuyor, son sayfalarına yaklaştıkça kitabın biteceğine üzülüyorsunuz. Hatta karakterlerin sesinden fiziğine, hareketlerine ve bulundukları ortamlara dair verdiği ayrıntılarla, sahneleri zihninizde görselleştiriyor, romanı mı okuyor, filmini mi seyrediyorsunuz, karıştırıyorsunuz...

Yazar, Kıyısız, Taş Hücre, Dalgakıran hikaye kitaplarında aralara serpiştirdiği, ilk romanı Tahta Saplı Bıçak'ta finalde yaptığı gibi, bu romanında da sürprizli bir sonla okuru şaşırtıyor, hatta irkiltiyor...

Öte yandan, Armaner'in inceleme kitabı Tarih ve Temsil'de ele aldığı, 19. yüzyıl Avrupası düşünce sistemlerinde önemli yer tutan, "aileye/vatana/ulusa... aidiyet", "zaman-mekân", "özgür irade - rastlantısallık", "iyi-kötü" gibi kavramlar, "Hüküm"de kahramanların iç seslerinde sıkça somutlaşıyor.  En çok da kendi kendileriyle tartışır, durumlarını sorgularken... "Ses" somut olarak da roller yükleniyor romanda. İyice gerçeküstü (!) ama bir o kadar etkileyici karakter; "Ölü duacısı kadın"ın ise ne dış ne iç sesini duyuyor okur! "Kukla ve kuklacı" kavramı bu kitapta da karşımızda.

Şehir ayrıntıları metne o kadar incelikli yedirilmiş ki 1920'lerin işgal altındaki İstanbul'unu bizzat yaşamış kadar oluyor, yeni şeyler de öğreniyorsunuz... Mesela Galata'daki ünlü Saint Pierre Hanı'nda hangi katta hangi büroların ve kimlerin çalıştığını, Tepebaşı'nda bir otelden dönüştürülen, çok katlı gazinonun çok uluslu casusların da gözde bir buluşma mekânı olduğunu, o yıl (1920) yasaklanan tombalanın yerini hamamböceği yarışlarının aldığını... Kısacası meraktan çok çabuk bitirdiğim "Hüküm"ü, bu kez ayrıntıların tadını çıkarmak için bir kere daha okuyabilirim. Biraz üstü geçsin şimdi...

(Güncelleme: Cumhuriyet-Kitap'da bugün bu kitap hakkında çok güzel bir yorum yayımlanmış:
"....Türker Armaner'in yeni romanı "Hüküm", galiplerin tarihi arasına sıkışmamak için uğraşan bir kahramanın hikâyesini anlatıyor. Bu kahramanın hikâyesi aslında Türkiye'deki vatanseverlik kavramının da tersten bakılarak yazılmış ama düzü görme amacındaki özeti..." Devamı şurada: Türker Armaner'in yeni romanı "Hüküm", galiplerin tarihi arasına sıkışmamak için uğraşan bir kahramanın hikâyesini anlatıyor. Bu kahramanın hikâyesi aslında Türkiye'deki vatanseverlik kavramının da tersten bakılarak yazılmış ama düzü görme amacındaki özeti..." 
Devamı şurada: Cumhuriyet - Kitap )



KaydetKaydet

Cuma, Ağustos 05, 2016

Ortadoğuyu Anlamak ve Gertrude Bell'in Mektupları

Ortadoğu'yu anlamak için bir süredir bazı romanlar okuyorum... Daha kolay oluyor...


Freidoune Sahebjam- Dağın Şeyhi Hasan Sabbah

Janet Wallack - Çöl Kraliçesi 

Project Gutenberg, Gertrude Bell'in bu kitaba temel oluşturan mektuplarını ücretsiz okutuyor:

The Letters of Gertrude Bell (Volume 1)

The Letters of Gertrude Bell (Volume 2)


Cuma, Haziran 03, 2016

"KAYIPKÖY'DEN MASALLAR" - HAYDAR KARABEY

Haydar Karabey'den yeni bir kitap! 
Bu seferki bir öykü kitabı!


Şehircilik, kentsel tasarım, kentsel bellek, mimarlık, turizm, 
eğitim konularında 50 yıldır düşünce üreten, projeler geliştiren mimar, akademisyen Karabey; Kuzey Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanan, muhteşem Anadolu kıyılarındaki turistikleşmemiş minik köylerin, Gümüşlük, Bodrum, Datça, Kos, Marmaris, Dalyan, Göcek, Kalkan, Meis, Kekova, Demre’nin KAYIPKÖY’lülerinin tuhaf öykülerini bir araya getirmiş...

Everest Yayınları'ndan çıkan kitap 172 sayfa! 
Haydar Karabey, eserini şöyle anlatıyor:


“Bu öyküler, kapalı bir toplum yapısı içinde yaşamlarını mutlu sakin 
sürdüren ama kimi zaman da yalnızlıktan, sıkıntıdan neredeyse çıldıran insanları anlatıyor. Kapalı dünyaları durgun, dingin ve biteviye gibi görünebilir. 


Buna karşılık yapacak çok işleri vardır veya belki de çok işleri varmış 
gibi yaparlar. Konuşacak konu yoksa dedikodu üretir, işleri olmadığı 
zaman başlarına iş açarlar.


1980 sonrasında, yaklaşık bir otuz yıl kayıp köylerde dingin, onurlu ve 
dayanışmacı yaşamların ‘dışarıdan’ gelenlerin etkileriyle para, 
rekabet, hırs ile darmadağın oluğunu izledim.


Artık bu güzel insanlar (sayemizde) sonsuza dek sahneden çekildiler.
Bu tuhaf öyküleri, o güzel ve kayıp yerlerin, kayıp güzel insanlarına adıyorum.”

Perşembe, Şubat 11, 2016

M. ŞEHMUS GÜZEL'DEN: "DÖRT E-KITAP HEDİYE"

Sayın M. Şehmus Güzel'den böyle bir mektup gelmiş:
...Geçmiş yeni yıl kutlamalarından kiminde özel bir kitap bastırıp arkadaş, dost ve yakınlarıma gönderiyor, bir parça değişik olması umuduyla, yeni yılı bu biçimde kutluyordum. 2012 sonunda Ergün Eşsizoğlu kardeşimin önerisi üzerine bu işi bizzat yapıp, hazırladığım Kıssadır Hayat : Şiirler Üç isimli kitabımı 2013’ün gelişi vesilesiyle pdf biçiminde birkaç arkadaş, meslektaş, eş ve dosta ve siteye gönderdim. Yeni yıl hediyemin gönderiminde kolaylık, çalışmanın yayınında hızlılık kazandım. Bundan iyisi can sağlığı.
Dahası çalışmam birkaç sitede pdf olarak, kimindeyse e-kitap biçiminde okuyuculara sunuldu ve çok da iyi oldu. Bu e-kitabın okunması artık bir tıklamaya bağlı. « Pahalıdır », « bulamadık » ve benzeri hiçbir mazeret  artık geçerli olamayacak da.
Evet 2015 her bakımdan acılı, kanlı, dramatik olaylarla dopdolu bir yıl biçiminde ve tarihe ciddi olumsuz izler bırakarak geçti, böylesi belalı bir yılın sona erişini kutlamak mümkün, ancak 2016’nın daha beter bir yıl olması olasılığı maalesef yüksek, nitekim şu son kırkbeş gün içinde olup-bitenler bunun kanlı belirtileri. Ama her şeye rağmen ve yarınlarımızın daha barışçıl, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü ve bilhassa güneşli olması arzusuyla ve yeni yılın gelişi vesilesiyle benzer bir işe giriştim:
Aralık 2015’te, daha önce hazırladığım ve o günlerde hazırlamakta olduğum dört çalışmamı bitirdim, düzenledim ve pdf biçimine dönüştürdüm, bu çalışmaları, birçok akraba, arkadaş, meslektaş, eş ve dost yanında yazılarımı yayınladığım veya geçmişte yayınlamış olduğum sitelere gönderdim, her siteye ayrı bir e-kitap biçiminde. Bu işin kotarılmasında yardımcı olan site yöneticilerine en içten teşekkürlerimi, sevgi ve selamlarımı burada bir kez daha sunuyorum.
Bugün herbiri herkes tarafından bir tıklama sonrasında okunabilecek bu dört çalışmayı yayınlandıkları kaynaklarla birlikte burada dikkatinize sunmak istiyorum, arzu edenler hemen bulup okuyabilsinler umuduyla :
ÇOK KÜL-TÜRLÜ-LÜK : "gomanweb" sitesinde ; Emeğin Sanatı Dergisi ise Ali Ziya Çamur’un yardımı ve katkısıyla e-kitap biçiminde sundu : ıssuu.com/emeginsanati adresinde.
FOOTBUSİNESS-FUTŞENLİK : Şu ana kadar herhangi bir sitede yayınlanmadığını şimdi farkettim. Birçok arkadaşa, akrabaya gönderdim ama demek ki sitelere göndermeyi ihmal etmişim. Hemen insanokur sitesine iletiyorum. Umarım orada pdf biçiminde sunulur.  
LEYLA ERBİL İLE : "ayorum" sitesinde.
PARİS’İN NABZI METRODA ATAR : webdekultursanat sitesinde. cerideimülkiye sitesinde. insanokur sitesinde.
Bu çalışmalardan birini, ikisini veya dördünü de okuyup gözlem ve önerilerini ileten bütün dost, arkadaş, akraba, hemşeri, meslektaş ve arkadaşa en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Yakın bir gelecekte bunlardan birini veya birkaçını basılı biçimde yayınlanmak fırsatını bulursam o zaman önerilerini ve katkılarını dikkate alacak, çalışmalarımı gözden geçirip öyle yayınlatacağım. Her yazarın da yakın okuyucularım gibi okuyuculara sahip olmalarını diliyorum.
Çalışmalarımı e-kitap biçiminde sunmak girişimim belki başka e-kitaplara da yol açar.  Değişik sitelerde  yazılarını zevkle okuduğumuz birçok dostumuzun da çalışmalarını bu yöntemle okuyucularımıza sunmak isteyeceklerini umuyorum, sezinliyorum. Onları bu konuda destekliyorum, teşvik ediyorum. Denemekte yarar var diyorum. E-kitap yayıncılığı belki daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmak için yeni bir olanak yaratacak, belki yayıncılığa yeni bir ivme kazandıracak. Bunu yakın gelecekte göreceğiz, bugün bu olanağı kullanmayı da ihmal etmemeliyiz diyorum.

Sunduğum her e-kitabın kapağı, göreceğiniz gibi, bizzat hazırladığım, seçtiğim, oluşturduğum bir fotoyla, bir kopyala-yapıştır ile veya bir desenle ve bilhassa çalışmanın içeriğine uygun gösel malzemeyle donatılı. Bu dört e-kitabı, künyesi, kendisi, kaynakçası, içindekileri ve beğendiğim fotolardan biriyle süslenmiş arka kapak yazısı ile, yani bir çalışmayı kitap biçimine dönüştüren bütün unsurlarıyla siz değerli okurlarımıza yeni yıl hediyesi olarak sunmaktan sevinç duyuyorum. Böylece hepinize teşekkür etmek, yeni yılda huzur, mutluluk, barış, esenlik, başarı dilemek olanağı da buluyorum. Nice yeni yıllara dostlarım, kardeşlerim.
Bu genel tanıtım yazısını bitirirken Çok Kül-Türlü-Lük başlıklı çalışmamın « sunu »sundan kısa bir alıntıyı « tadımlık » olarak hemen burada sunuyorum :
« Gidilen her yerde değişik ve pek çok değişik diller  ve türküler dinlenecek. Sözcükler çalınacak kulaklarımıza :
Herkes hem kendi dilinde konuşacak, hem de diğer dillerle « alışveriş » yapacak : Ve her dilden sözcük(ler) alınacak. Sözlüğümüz zenginleşecek : Dil kurumlarına inat. Dil(ler)i kırılacak çünkü : Ece Ayhan duymalı bunu Ece Ayhan ! Dil kıran adam !
Yeni bir kültür oluşacak.
Yeni bir kültür oluşuyor : Yıllardan, on yıllardan, yüzyıllardan bu yana. Renkli, çok renkli bir kültürdür bu. Çok dilli. Çok sesli.  Çok kimlikli. Pek çok kül-türlü. Çok halklı. Ve çok haklı.
Bunu farkedemeyenler tarihin dışına düşecekler. Çocukları günü gelince hesabını soracak : ‘ Herkes her yere giderken, herkes dolaşırken sizler nerelerdeydiniz ?  Neden sadece evinizdeydiniz ? ’ Bu açıdan bakınca Asya’nın altı ve üstü ve Güney Amerika ile Kuzey Amerika ve elbette Avusturalya,  ve bizzat kendi tarihimiz ve kendi ülkemiz geçmişimiz değil geleceğimizdir. »

ÖNEMLİ NOT : Bu dört e-kitaptan ve/veya diğer e-kitaplarımdan kaynakcası, yani künyesi, sayfası belirtilerek alıntı yapılabilir, onlara atıfta bulunulabilir. Bugün bu çalışmalara hangi sitelerde ulaşılabileceğini sunmakla alıntı yapacaklara bu bağlamda kolaylık oluşturmak ta istedim.
* * * * * * *

Salı, Şubat 09, 2016

Salı, Ocak 19, 2016

“Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame De Sion 160 Yaşında” Sergisi

Notre Dame de Sion, kuruluşunun yüz altmışıncı yılını “Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame de Sion 160 Yaşında” adlı bir sergiyle kutluyor. Okulun eski öğrencilerinin kurmuş olduğu NDS’liler Derneği’nin girişimiyle; Vildan Gülçelik, Dürin Ababay Kariyo, Emine Perviz Erdem-Genpa, Habbib Pişan, Ayşin Arca-Tura Turizm ve Ahmet Kozikoğlu-Vista Turizm’in desteğiyle hazırlanan sergi 20 Ocak-12 Mart 2016 tarihleri arasında, okulun sergi salonunda gezilebilecek.
Notre Dame de Sion, yüz altmışıncı yılında tarihin sonsuz akışına bu sergiyle bir kayıt daha düşmeyi hedefliyor.
Serginin küratörü Saadet Özen anlatıyor:
“Sergide, yüz elli kadar fotoğrafın yanı sıra yüz civarında öğrenci defteri, ders kitabı, kıyafet, okulun kendine has geleneklerini yansıtan ödül taçları, kuşaklar, kordonlar tarihî bir perspektifle ziyaretçilere sunulacak.
160. yıl sergisinin temeli, bundan on yıl önce, 2006’da, okulun yüz ellinci yılında yapılmış olan çalışmalara dayanıyor. O tarihte NDS’liler Derneği dönüm noktası sayılabilecek bu yıl dönümünü kurumun geçmişiyle yeni bir bağ kurmak için bir fırsat olarak görmüştü. Notre Dame de Sion, Fransa dışındaki ilk okullarından birini 1856’da, İstanbul’da, o dönemdeki adıyla Pangaltı’da açmıştı. Kuruluşunun yüz ellinci yılında okul hâlâ aynı yerdeydi. Okul on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın keskin dönemeçlerinde varlığını ve büyük değişimlerden geçmiş olmasına rağmen imgesini nasıl koruyabilmişti? Bu soruya cevap arayan mezunlar Roma’da ve Fransa’da bulunan NDS arşivlerine gitmiş, okulun eski öğretmen ve öğrencileriyle görüşmüş, ayrıca mektup, fotoğraf, karne, kıyafet gibi malzemeyi bir araya getirmişlerdi.
Bu çalışmalarla sadece kurumun tarihiyle değil Osmanlı ve Türkiye tarihiyle de ilgili değerli bilgilere ulaşılmış, okulun geçmişinin ancak bu büyük çerçevenin içinde anlam kazanacağı anlaşılmıştı. Bu çabalar 2006 yılında bir kitap (Saadet Özen, Notre Dame de Sion, 150 Yılın Tanığı, Yapı Kredi Yayınları), bir belgesel (Çalıkuşları, Notre Dame de Sion’un Çocukları, yön. Can Dündar) ve bir sergi (küratör Sadık Karamustafa, Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu) ile sonuçlanmıştı.
Çalışmaları üstlenenler, eskiye ait her tür izin - resmî belgeler kadar bireysel anılar, gündelik eşya vb.- geçmişin yeniden kurgulanmasında aynı derecede paya sahip olabileceğini görmüşlerdi. Bu doğrultuda NDS’liler Derneği kendi içinde düzenli bir arşiv oluşturarak bilgi ve belge toplamaya devam etti. Bunun yanı sıra Paris’te bulunan NDS arşivlerinde tekrar bir araştırma yürütülerek eldeki bilgiler zenginleştirildi. 160.yıl sergisi temel olarak bu yeni bilgilerin ışığında, tarihle yeni yaklaşımlarla hazırlandı. Yeni elde edilmiş olan bilgi ve malzemenin yanı sıra 2006’da yapılan çalışmalar sırasında kendileriyle görüşülmüş, kimi vefat etmiş olan okul mensupları da görüntü ve sesleriyle sergi salonunda yerlerini alacaklar.”
-Sergi, 20 Ocak’tan 12 Mart’a kadar (pazar günleri hariç) her gün saat 11.00-18.00 arası; gösteri ve konser günleri ise saat 20.00’ye kadar gezilebiliyor. 
Serginin küratörü ve "Yüz Elli Yılın Tanığı Notre Dame de Sion" kitabının yazarı Saadet Özen de 24 Şubat 2016, Çarşamba günü, saat 15.30'da, sergi mekanında bir konferans verecek ve sergiyi gezdirecek. -