Salı, Temmuz 17, 2012

GELDİ, GÖRDÜ, GEÇTi ve GİTTİ...

İlhan Mimaroğlu, bu sabah, New York'ta sizlere ömür...

Önce Twitter'da duyuldu haber:

"’tan yapılan açıklamaya göre avangart ve elektronik müziğin öncü isimlerinden, , prodüktör, yazarmüzik eleştirmeni ve radyo programcısı  bu sabah ’ta hayatını kaybetti." 
Sonra heryere yayıldı...



"Elektronik müziğin öncü isimlerinden, besteci, prodüktör, yazar, müzik eleştirmeni ve radyo programcısı İlhan Mimaroğlu (83) bu sabah New York’ta hayatını kaybetti."



Güngör Mimaroğlu dostumuzun, onu sevenlerin, müzik dünyasının acısını paylaşıyoruz...
Eşi az bulunurlardandı...


 ********
Şurada Pan Yayıncılık'tan Türkçe olarak yayınlanan "Geldim, Gördüm, Geçtim ve Gittim. Bir Özgeçmiş" başlıklı kitabından bir alıntı var:



Sabah denize gideceğiz, her günkü gibi. Öğleden sonra İstanbul'a ineceğiz. O günlerde İstanbul'a inilirdi. Bugün de iniliyor sanıyorum. Başka yerlere inilmez. Adalara inilmez; Kanlıca'ya inilmez; Tarabya'ya inilmez. İstanbula inilir. Merdivenden aşağı değil; yokuştan aşağı da değil. Vapura binip inilir İstanbul'a . Biz de o gün vapura binip İstanbul'a ineceğiz gene.
Önce deniz. Sandaldayız. Moda koyunun ortasında. Denize girmişiz,çıkmışız, gene girmişiz. Vapura binip İstanbul'a inmenin sırası gelmiş gibi. Derken Fenerbahçe'nin oralarından yandan çarklı görünür. Haydi! Asılırız küreklere. Çıkarız kıyıya. Yandan çarklı Kalamış'a yanaşmak üzeredir. Oradan Moda iskelesi'ne gelecek. Yetişmeliyiz. Koşarız evlerimize. Deniz kılığından İstanbul'a inme kılığına gireriz çabucak. Fırlarız evlerimizden. İskeleye inen yokuşun başındayız. Vapur Moda iskelesine yanaşmış bile. Kalkıp gidecek neredeyse. Haykırırız iskele memuru Kenan Bey'e: Geliyoruz, geliyoruz. Tut vapuru. Kenan Bey tutar vapuru biz koşup yetişene değin. Soluk soluğa atarız kendimizi vapura. Modada iskele hep oradaysa da İstanbul'a inmeye vapur yok artık. Çarkı yandan olmayan bile. Denize girmeye gelince, o eylemi göze alan kahramanlara pek seyrek rastlanıyor.
Sonraları araba vapuruyla inerdik İstanbul'a, Erdem'in otomobiliyle. Erdemden başka otomobilli yoktu bildiğim. İlk otomobili bir Citroen'di. Erdem'in Citroen'li yıllarında Ankara'daydım. Yazları gelirdim Moda'ya. O sıralarda Erdem Socony'de çalışırdı. Citroen'ine binip araba vapuruyla mı giderdi işine? Öyle de olsa, sabah sabah onunla birlikte İstanbul'a inmeyi göze alamadığım için araba vapuru yıllarına daha sonra vardım. Bir kez Citroen'le Şile'ye gitmiştik. Dönüşte Citroen bozuldu. Kaldık yollarda gece karanlığında. Yoldan geçen otomobillerden birini çevirdim; beni Üsküdar'a bıraktılar. Oradan Modaya, Erdem'in evine gittim; otomobilin yolda bozulduğunu Ferruh'a bildirmek için, merak etmesin diye. Ferruh, Erdem in annesi. Aile üyelerinden küçük adlarıyla söz etmeye alıştırmıştı bizi Erdem. Benim annem Sabiha, üvey babam Kâmil,Güngör ün annesi İnayet...
Ankara'yı bırakıp Moda'ya, Erdem'in evine yerleştiğimde Citroen'in yerini Consul almıştı. Hemen her gün öğleden sonra Consul ile araba vapuruna binip istanbul'a inerdik. Socony'den ayrılmıştı Erdem. Bir mimarlık bürosu kurmuştu, adı Mida. Oraya giderdi. Erdem'in evi gibi Mida da bir arkadaş, tanıdık, eş dost toplantısı yerine dönüşmüştü. Consul gidip Volvo geldiğinde Erdem Paris'teydi. Paris'e yolumuz düştüğünde bizi Volvo'suyla oraya buraya götürürdü. Ora bura dediğim Parisin içinde dolaşmak, ya da gecenin geç saatlerinde yemek yiyecek yerler aramak. Bir kez Paris dışına çıkalım dedik. Nereye? Versailles'a. Ara ara yok Versailles. O kez de Paris dışının orasında burasında dolaşıp döndük geri.
(-Burada bahsettiği Erdem, Erdem Buri-)


Şurada da Mehmet Dede'nin yaptığı çok ilginç bir röportaj. Sadece yazılı sorulara yazılı cevap vermeyi kabul edermiş...
Idefix'te bulunan diğer kitapları ve kayıtları da burada...



Pazar, Haziran 17, 2012

"ZAMANLIK"

Zamanlık! Safranbolu
ZAMANLIK! 
Safranbolu'da -ÇEKÜL Vakfı sayesinde tanıdıklarımdan- Canbolat'ların blogunda eski samanlıklardan birinin "Zamanlık" olup da zamana karşı nasıl bir ortak bellek oluşturduğunun resmidir! 



For my English speaking friends: 
Gül and İbrahim Canbulat left Istanbul and settled in Safranbolu in 2001. Gülevi Safranbolu project came out in 2003 as an exemplary project of "living through vitalization" in context of rapidly growing culture tourism in Safranbolu. See: http://www.gulevisafranbolu.com/en/hotel. Below, is one of the latest project that they completed and submitted to public use: "Zamanlık" (that was created out of a similar Turkish word "Samanlık"; in English "barn", "hay loft" but the latter here means "somewhere for time"!) Once upon a time, every house in Safranbolu had a "Samanlık" but in time they were disappeared. So that they revitalized one of the old "samanlık"s as a research center for the sake of Safranbolu's "collective memory" by coining it as "Zamanlık"!

Pazartesi, Haziran 04, 2012

DOCUMENTARIST 2012: KAÇIRILMAYACAK FİLMLERLE DOLU...

Bu yıl 5 yaşına basan DOCUMENTARIST 2012, 1 Haziran'da başladı... 6 Haziran'da bitecek.

Bu festivali tam ortasında yakaladık bugün ve bu yıl bir toplu gösterimi yapılan Heddy Honigmann'dan "Privé", "Yeraltı Orkestrası" ve "İyi Koca, Sevgili Oğul"u izledik...
Kendimizi çok da şanslı hissettik...
Bitene kadar da tadını çıkarmamız gerek...

Hele "Privé" uğraştığım hukuk dalı açısından, benim için çok ufuk açıcı oldu. 2000 yılında çekilmiş olmasına rağmen, "privacy", "kişisel alan", "kişisel alanın gizliliği", "mahremiyet" kavramlarına yaklaşımı alışılmışın dışında ve bugün de geçerli...

"Yeraltı Orkestrası", bir taraftan Paris severlerin gözünü doyururken diğer taraftan eski - yeni tüm devrimcilerin ya da herkesin referans çerçevesini genişleten, Güney Amerika'dan Vietnam'a kadar geniş bir coğrafyanın "birinci ağız"larından bilgi veren, "dün-bugün-yarın" döngüsünü hiç kopartmadan duyguları da harekete geçiren akılalmaz bir eser..."Müzik" ziyafeti de cabası... Zaten "Documentarist"i kuranlardan Necati Sönmez'in "kaçırılmaması gerekenler" listesinde o da var.

Ülkemizde "belgesel" dendiğinde bizim halk çoğunluğunun aklına herhalde ilk gelen "RTÜK tarafından televizyon kanallarına verilen bir ceza" olmalı. Bir diğeri, hani şu dizi izleyiciliği konusundaki espri olabilir: "Biz asla dizileri izlemeyiz, sadece belgesel"! Dizileri "snobe" edenlere karşı zevahiri kurtarma kabilinden söylenegelen bu laf "alt dil"e çoktan yerleşmiş. Bir de tıpkı "resmi tarih" gibi "makbul" sayılan belgeseller kategorisi olmalı, öyle ya. Resmi destekli filan... Nitekim "Documentarist", Kültür Bakanlığımız tarafından desteklenmiyormuş!

Öte yandan bu ülkede bir Belgesel Sinemacılar Birliği var! İçindeki eski dostlar, bu yola ömürlerini koymuş, yıllardır belgeselin hakkının verilmesi için emek verip duran bir dolu güzel insan... Onları kendileriyle pek özdeşleştiremeyen yeni kuşak belgeselciler de.  Bugün onlardan biriyle ayaküstü tanıştım. Kısacık konuşmamızdan anladığım, kadın emeği konusuna odaklanmış olmakla birlikte, biçim açısından "belgesel"i hep sorguladığı oldu. Geçen hafta izlediğimiz, İmre Azem'in bol ödüllü, bu Festivalde de yer alan "Ecumenopolis: Ucu Olmayan Şehir"i de biçim ve içerik açısından herhalde böyle bir arayış sonucu bulunan, yalnızca sinemalarda değil Internet üzerinden de erişime açılmasına çalışılan bir yapıt...


Her neyse, DOCUMENTARIST'in çıkış noktası, ülkemizdeki yaygın belgesel anlayışını değiştirmek ve gerçek tadını göstermek... Belgeselin "ekşi ama bağımlılık yaratan" tadını bu yüzden can eriği ile özdeşleştirmişler. Bu yılın poster ve tanıtım filmlerinde ünlüleri erik yerken görüntülemişler...

Ha, bu Festival'in bize bir başka katkısı daha oldu, o da milyon yıldır içinde yaşadığımız semtin her nasılsa farkına varamadığımız kimi yerlerini keşfetmek! Onlar da kişisel blog'da!

Perşembe, Mayıs 31, 2012

KATILIMIN e-HALİ

"Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi", Türkiye'de gençlik alanında internetin sivil ve politik katılıma etkisini masaya seren ilk e-derleme...

ekitap.alternatifbilisim.org/files/katilimin-e-hali.pdf

Cuma, Mayıs 11, 2012

ARTIRILMIŞ GERÇEKLİK ve SABANCI MÜZESİ...

Hanidir merakla bekliyordum... "Artırılmış Gerçeklik" (Augmented Reality) teknolojisi bizde, ilk defa hangi müzede kullanılacak diye. Galiba Sabancı Müzesi ilk oldu. "Hat Koleksiyonu" sergisini gezenler, eğer sahip oldukları mobil telefonlarında ya da tabletlerinde bu yazılımı algılayan yazılımlar yüklü ise fazladan açıklayıcı bilgiye şıp diye ulaşabilecek....

Kendi web sitelerinde bu konuda ayrıntı vermemişler gerçi ama "Sabit Fikir"deki "Sanatın i-Pad Hali" başlıklı şu haber sayesinde daha geniş bilgi mümkün...

Ek: Bugünkü Hürriyet'te okuduğuma göre, "her ziyaretçiye gezi süresince kullanacağı bir i-Pad veriliyor"muş... Bu da iyi!

Çarşamba, Mayıs 09, 2012

BUNDAN 11 YIL ÖNCE TARTIŞILMIŞ: Dijital McLuhan

Enis Batur: "...Bu kadar çok bilgiye ihtiyacımız var mı? Bunların acaba hepsi bize lazım mı? Ve 'işin içinden nasıl çıkacağız?' sorusu. Yeni çağın bize açtığı en önemli kapılardan birinin arkasından büyük bir sis çıktı."

McLuhan – “Gütenberg Galaksisi”, Levinson – “Digital McLuhan” Kapanış Konuşması
Tarih 5 Haziran, 2012. Enis Batur ve Cem Akaş'ın bir "YKY Salı Sohbetleri" akşamındaki konuşması...

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

İŞGAL DUVARLARI / OCCUPIED WALLS

Az önce gelen haber bülteninden:


ISGAL DUVARLARI / OCCUPIED WALLS

Sergi / Exhibition
03.05 – 12.05.2012

Sadece Persembe – Cumartesi saat 13:00 – 17:00 arasinda
Only Thursday – Saturday between 1 – 5 pm hours

Sanatcilar / Artists:
Elian Bosch, Berker Karatekin & Muhammet Caliskan, Siir Ozbilge, Periferi (Asli Akaydin, Rafet Arslan, cins, Nur Celik, Emine Corduk, Eda Gecikmez, Dilara Hancer, Hande Kutlu, OnstOn, Yesim Us), Deborah Robbiano & Eriks Ashmanis, Azime Saritoprak & Emine Arslan, Gonca Sezer, Laura Tatham & Elizabeth Madsen & Shanon Springer

HAYAKA ARTI
Cukurcuma Caddesi No:19A Tophane Istanbul
T: + 90 212 252 5490  E info@hayakaarti.com


Gelin galerimizi isgal* edin! cagrimiza cevap veren sanatcilar ve sanatseverler Tophane Acik Pazar gunu duvarlarimizi dilediklerince kullandilar. Katilimcilara tesekkurler.. (Isgal hareketi, sosyal ve ekonomik esitsizligi, ekonomik yapiyi ve cagdas toplumu yonlendiren guc iliskilerini daha adil hale getirmek esas hedefine yonelik uluslararasi bir protesto hareketidir.)

Artists and art lovers made/shared their statements on our walls at Tophane Art Walk. Thank you all who came and occupied our gallery! (The Occupy movement is an international protest aiming at the primary goal of progress in social and economic inequality, fairness in economic structure and power relations shaping the contemporary society.)

Salı, Mayıs 01, 2012

Acı Bir Haber: CÜNEYT TÜREL ARAMIZDAN AYRILDI...


Cüneyt Türel, 1942 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tiyatroya Yeşil Sahne ve Gençlik Tiyatrosu’nda başlamıştı. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 1962 yılında Gülriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu’nda profesyonel oldu. Daha sonra Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda çalıştı. 1965 yılında Cimri oyunu ile 30 yıl boyunca çalışacağı Şehir Tiyatroları’na geçti. 1995 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ayrıldı ve Tiyatro İstanbul bünyesinde bir sezon “Sanat” adlı oyunu oynadı.
1975 yılında Ajda Pekkan’ın “Palavra Palavra” şarkısında yaptığı düetle, herkesin hafızasında sesiyle kalıcı iz bıraktı. 1995 yılında Işıl Kasapoğlu ve Tilbe Saran ile birlikte Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nu kurdu. 2007 yılında kapanana kadar bu tiyatronun her oyununda oynadı. 2004 yılında Kent Oyuncuları’na misafir oyuncu olarak katıldı ve üç oyunda rol aldı. 2007 yılında tekrar Tiyatro İstanbul’da Çıkmaz Sokak Çocukları adlı oyunda misafir oyuncu olarak oynadı. 2008 yılında Tiyatro Dot’a Karatavuk adlı oyunla misafir oldu. 2007 yılından başlayarak rol aldığı Robert Wilson’un yönetimindeki “Rumi” (In the Blink of the Eye) oyunu Atina’da, Varşova’da ve Ravenna Festivalinde sergilendi. 2009 yazında İstanbul Tiyatro Festivali’nin özel projesi kapsamında ünlü Fransız oyuncu Jeanne Moreau ile birlikte Rumeli Hisarı’nda sahnelenen ve Amos Gitai’nin yönettiği, “Işığın Oğulları ile Karanlığın Oğullarının Savaşı” adlı oyunda rol aldı.
1979 yılından bu yana çeşitli sinema, televizyon ve seslendirme çalışmalarını da sürdürmekteydi...
1 Mayıs 2012, Salı sabahı maalesef aramızdan ayrıldı... Türkiye'de tiyatroların politik tehdit malzemesine dönüştüğü bir kesitte hem de...
Onu özleyenler artık rol aldığı ya da seslendirdiği filmler ve  web sitesine bıraktıkları ile avunacak...

Pazartesi, Nisan 16, 2012

MASUMİYET MÜZESİ AÇILIYOR!

Orhan Pamuk'un büyük hayali gerçek oldu / Hayat / Radikal İnternet
...Biletler kitabın içinde 
Müzeye elinizde ‘Masumiyet Müzesi’ kitabıyla gidebilirsiniz. Kitabın sonundaki bilet geçerli. Kapıda o bilete bir damga basılacak ve kitabınız daha da ‘özelleşecek’. Bilet fiyatları kitaptan ucuz tabii, öğrenci 10, tam 15 TL. Açılış günü kuyrukta beklemek istemeyenler Masumiyet Müzesi’nin web sitesinden biletlerini şimdiden alabilir.www.masumiyetmuzesi.org ...
********
Orhan Pamuk's "The Museum of Innosence" turned into reality!
The museum is being inaugurated on April 28, 2012.


For the details pls. see: http://www.masumiyetmuzesi.org/W3/Default-ENG.htm  

Çarşamba, Mart 14, 2012

ADAY.org – Picture Today Inspire Tomorrow

ADAY.org – Picture Today Inspire Tomorrow
15 Mayıs'ta bütün dünya fotoğraf çekip paylaşacak!
Çok ilginç bir proje...
(Başında da Reuters Thompson'un deneyimli yöneticilerinden Ayperi Ecer Karabuda var!)

Pazar, Mart 11, 2012

"BİR AVUÇ MAZİ"- Roman, Fügen Ünal Şen

Çok eski dostlarla eğer uzun bir süre yollarınız kesişmemişse yüzyüze gelindiğinde belki birbirinizi hatırlamadan bile geçip gidebilmek olası iken FaceBook'taki karşılaşmalarda durum farklı oluyor. Hem seviniyorsunuz hem de durup bir düşünüyorsunuz. "Acaba o da beni hatırlıyor mudur?" Eğer hatırlamışsa bu hemen belli oluyor zaten. Arkadaşlık hemen alınıp verilen bir iki mesajla da olsa "şıp" diye yeniden kaldığı yerden tazeleniyor. Vahim olan pek de hatırlanmayanlardan gelen arkadaşlık önerileri. Neyse. O ayrı bir konu...

Bir Avuç Mazi, Fügen Ünal Şen, Everest Yayınları
Milliyet'li yıllarımdan çok sevdiğim arkadaşlarım Yunus Şen ve Fügen Ünal Şen ile işte bu bağlamda yeniden karşılaştık. İkisi de hem gazeteci hem yazar olarak zamanı çok iyi değerlendiren, çok çalışıp çok üreten, çok saygı duyduğum iki dürüst, aydın insan... "Nesli tükenenler" kümesinden yani... Bu yüzden de FaceBook'a sempati tazeledik karşılıklı!

Fügen'in "Kuzey Yanım Ayazım", "Kuytuda Büyür Hayat", "Bir Anı Paylaşmak", "Sonbahar Yakın"dan sonra geçtiğimiz Ocak'ta yeni bir kitabı daha çıkmış: "Bir Avuç Mazi". Bu bir mübadele romanı. Kitabın FaceBook'ta da bir özel grubu var: Şurada.
"OkuryazarTV" ile yaptığı söyleşiden de bu kitabın yazılmasının dört yıl sürdüğünü anlıyoruz...

Fügen Ünal Şen, kişisel blogunda bu kitap için "O'nu ben yazmadım, benim mazim yazdı, ben onların sözlerini yazıya döken oldum" gibi alçakgönüllü bir mesaj veriyor. Ama son kısmı çok önemli:


“Benimkine benzemese de maziniz, aman ha kıymetini bilin. Sorun, soruşturun, köklerinizi sağlamlaştırın. Zira bir an geliyor bir de bakıyorsunuz ki size kalan sadece BİR AVUÇ MAZİ…”


Haksız mı? Sonra da oturup "bu toplumun belleği yok" diye hayıflanmalardan sıkılmadık mı artık?

Kaynak sayfa için lütfen resmi tıklayın!

-Fügen'in blogunda dolaşırken, "anneanne tavsiyeleri"nin birinde ortaklık bulmak ayrıca çok hoşuma gitti. 

Benim de her yeni mevsim, ne zaman onların yanından geçsem, gözüm yerlerde olur!  

Bu bile henüz okumadığım "Sonbahar Yakın"ın da hemen listeye eklenmesini gerektiriyor şimdi...-






Perşembe, Mart 08, 2012

KARIA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Zamanlaması harika! 8 Mart 2012...

KARİA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Karia bölgesinde yaşayan Fotoğraf Sanatçıları Erol Ünal, Jak Kohen, Nayil Kabak ve Osman Yüzbaşıgil Milas Baltalıkapı, Milas köyleri Ekiztaş köyü, Çomakdağ, Kızılağaç, Yatağan Yeşilbağcılar köyü, Bodrum Geriş köyü gibi Muğlanın çeşitli yörelerinden çektikleri fotoğraflar ile "Karia'lı Kadınlar Fotoğraf Sergisi"ni Aznavur Sanat Merkezi Galerisinde 8 Mart 2012 Perşembe günü Saat 18:00'de açıyorlar. Sergi 18 Mart'a kadar sürecek.

"Karia, Menderes Nehri’nden Dalaman Çayı’na, Tavas’tan Kos’a Rodos’a uzanan toprakların tarihte bilinen en eski adıdır. Buradaki antik şehirleri hep Karia'lılar kurmuş. Dünyada ilk kez savaşta miğfer kullanmayı, kalkanlarına kulp takmayı onlar akıl etmiş. Dünyanın ilk kadın amirali Artemisia, tarihin babası Herodot Karia'lıdır. Dünyada ilk müzik yarışması bu topraklarda yapılmış; dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum bu topraklarda yükselmiştir. Dünyanın ilk kadın direnişçileri de Karia'lı kadınlardır."

"Karia'lı Kadınlar Fotoğraf Sergisi" Karia'lı kadınların fotoğrafları yanında; Karia'lı kadınları ve yöreyi tanıtan panolarla belgesel niteliğinde bir sergi...
Dahası şurada:

KARIA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Çarşamba, Mart 07, 2012

"TİYATRO MEDRESESİ"- Şirince

Şirince'de başlatılan ve şu ana kadar yapılan desteklerle yüzde kırkaltısı tamamlanan "Tiyatro Medresesi", desteklerinizi bekliyor!

Neden Medrese Mimarisi? sorusuna projeyi başlatan sanatçı ve gönüllülerden oluşan ekip şu yanıtı veriyor:


"Gelecek kuşaklara kalacak bir eser, çölün ortasında bir vaha

İnşaattan bir kesit...
Mekân ile imkân iki akraba kelime. Bir mekân yaratırken bir imkânlar yelpazesi de yaratmış oluyorsunuz. Dolayısıyla nasıl imkânlar yaratmak istediğinizin cevabı nasıl bir mekân yaratacağınızla da doğrudan ilgili. Biz, gelecek kuşaklara kalacak bir eser inşa etmek; mimari açıdan bir cehennemde yaşadığımız düşünülürse, çölün ortasında bir vaha yaratmak istiyoruz. Dünya çapında ses getirecek bir merkeze ev sahipliği yapacak mekânın da kendi başına bir anlamı ve güzelliği olmalı diye düşünüyoruz..

...
Bir de şu var tabii; Şirince’deki Tiyatro Medresesi cumhuriyet tarihinde inşa edilmiş nadir medreselerden olacak. Modernleşme serüvenimizin en önemli sembollerinden tiyatro ile köklü bir geleneğe ait olan medrese formunun bu bileşimi bizi oldukça heyecanlandırıyor."
Şu aşamada bile projede düşünülmedik ayrıntı yok. "Medrese Yayınları" dahil.
Destekler bağlamında;

BU HAFTA DÖRT GRUPTAN DÖRT FARKLI OYUN VAR!
 
8 Mart 20:30, Oyunbaz "Ekmek Parası"
@Beyoğlu Terminal Sahnesi
Bilgi ve Rezervasyon için:0531 888 62 31

9 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli Oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu
Bilgi ve Rezervasyon için:0531 696 41 09 / info@seyyarsahne.com

11 Mart Pazar 19:00, BuluTiyatro "Tetikçi"
@İkinci Kat
Bilgi ve Rezervasyon için: 0212 292 32 47 / 0545 462 45 28

12 Mart Pazartesi 20:30, Altıdan Sonra Tiyatro "Fail-i Müşterek"
@KUMBARACI50
Bilgi ve Rezervasyon için: 0212 243 50 51 / 0532 255 55 80

12 Mart Pazartesi 20:00, Seyyar Sahne, “Tehlikeli Oyunlar” ANKARA’DA!
@AKÜN Sahnesi
Biletler Ardıç Kitabevinde (Turhan Kitabevi'nin üstü, KIZILAY)

…ve MART AYINDAKİ DİĞER GÖSTERİMLER

16 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

18 Mart Pazar 18:00, Seyyar Sahne "Ben, Pierre Rivière..."
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

19 Mart Pazartesi 20:30, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@SalonİKSV

23 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

24 Mart Cumartesi 20:00, Seyyar Sahne "Çocukluğun Soğuk Geceleri"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

25 Mart Pazar 18:00, Gnlev "Yüksek Derece"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

30 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

31 Mart Cumartesi 16:00, Seyyar Sahne "Leylâ Erbil'den İki Öykü"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

31 Mart Cumartesi 20:00, Seyyar Sahne "Ben, Pierre Rivière..."
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

Diğer ayrıntılar için:
/



Zaten bir kere sitelerine girerseniz, kolay kolay çıkamayacak, muhtemelen siz de destekçilerden biri olacaksınız! FaceBook'da şu an itibarıyla 700'den fazla beğeneni var! Bu tuhaf zaman kesidinde insanı mutlu eden, gidişattan umut kesmekten alıkoyabilen bir haber bu aynı zamanda. Başarılar Tiyatro Medresesi!

Çarşamba, Şubat 29, 2012

Aydın Doğan Ödülü Selim İleri’nin - Hürriyet Kültür Sanat

Aydın Doğan Ödülü Selim İleri’nin - Hürriyet Kültür Sanat

Bu yıl 'öykü' dalında verilen Aydın Doğan Ödülü'nün sahibi, Türk edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle Selim İleri oldu.

Pazar, Şubat 26, 2012

EVDE SANAT

Bugünkü Hürriyet Pazar'da Tolga Tanış'ın "30-40 Yaş arası İçin IKEA Tablolarını Atma Vakti" başlıklı yazısını görünce hemen tıkladım!

Tanış, Doğan Hızlan'ın "Sanatı Orta Halliler Yaşatır" başlıklı yazısına gönderme yapmış.

Hızlan, o yazısında geçenlerde Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan "Rembrandt ve Çağdaşları" sergisi ile ilgili izlenimlerini yazarken, sergi kataloğunda dikkat çekilen önemli hususun altını çiziyor: "ressamların, saray ve kilisenin bittiği yerde, eserlerini seçkinler ve orta hallilere satabilmeleri!" Sonra da bizde de bir zamanlar orta hallilerin resim alabildiklerini, şimdi ise öyle olduğunu sanmadığını söylüyor.

Tanış, o orta halliler tarafından "duvar boş kalmasın" diye asılan "bet IKEA tabloları"nın yerini gerçek sanat eserlerinin alabilmesi için, pragmatik Amerikan yaklaşımlarından oluşan bir rehberi okurlarıyla paylaşıyor. Rehberin ilk maddeleri bana sanki "borsada oynamaya yeni başlayanlar için ipuçları" tadı verdi. Ama son madde çok gerçekçi: "Öğrenciler!"

"İlla Komet'i atölyesine kapatmak zorunda değilsiniz" diyor, Tanış, Amerika'da ev dekoratörlerinin başlattığı bu yöntemle "gidin Mimar Sinan'a, portfolyosunu beğendiğiniz bir öğrenciye iş verin!"

Bunu okuyunca aklıma Haldun Dostoğlu ile yıllar önce yaptığımız bir sohbette onun şöylece bir değindiği; villa tasarımlayan kimi "mimarların özgün tablolar için özel olarak bıraktıkları boşluklar" geldi...

Buradan da "evde gerçek sanat" arayanların, ille özgün eser alamıyorlarsa reprodüksiyon ya da özgün baskılar alabileceği...

Onu bunu bilmem, bizim duvarlarda hala onlardan var, 30-40 yaş arasındayken Galeri Nev'den aldığımız Abidin Dino'lar, Tiraje'ler! Mutluyuz onlarla.

Pazar, Şubat 19, 2012

WILHELM CARLSSON'A KRAL'DAN MADALYA!

Tarihimiz ve müzelerimiz türlü "madalya" ile dolu...
Keşke kültür ve sanat tarihimiz de öyle olsaydı...
Kültür ve sanat insanlarını yaşarken ödüllendirmek ise ayrı bir kültür olsa gerek!
Bizde genellikle onlar gittikten sonra "ah-vah" edilir. Eminim şu anda geleneksel kitle iletişim yayınlarının arşivlerini kurcalasak, belli bir yaşa gelmiş sanatçıların yaşam öykülerini içeren malzemenin bir kenarda hazır tutulduğunu görürüz. Nedeni de "o an" gelip çattığında diğerlerinden önce o içeriği hemen "yayına girmek" içindir.

İsveç, kültür-sanat üretimini akıllıca desteklemeyi bir devlet politikası olarak benimsemiş toplumlara iyi bir örnek.

Kral Gustav ve Wilhelm Carlsson- İsveç Kraliyet Sarayı
Kraliçe ödül diplomalarını veriyor...
İşte kadim dostumuz, Türkiye Cumhuriyeti'nin taze vatandaşı, İsveç'in medar-ı iftiharı Wilhelm Carlsson'a İsveç Kralı'nın verdiği madalya da bunun son örneklerinden. Carlsson, daha geçen ay Uppsala Üniversitesi'nde  "Operanın Ordinaryüs Profesörü" olarak ödüllendirilmişti. Bundan bir hafta önce, 16 Şubat, 2012'de de İsveç Kralı Gustav, diğer bir grup sanat, kültür ve bilim insanı ile birlikte dostumuza da bir altın madalya verdi.


Litteris et Arbitus

Kral bunu yaparken, Kraliçe de aynı kişilerin bu ödüle ilişkin "Diploma"larını veriyordu

Denize Karabuda ve Wilhelm Carlsson sarayda!
Carlsson'un aldığı madalya "Litteris et Artibus" ("Bilim ve Sanat"ın Latincesi) kategorisinde. İlk kez Kral Charles XV tarafından 1853'de çıkarılan bu madalya, başta müzik, drama ve edebiyat olmak üzere sanat alanında üstün başarıları ve katkıları olanlara veriliyor. Bir yüzünde "Litteris et Arbitus" yazısı, diğer yüzünde kralın resmi bulunan bu madalya, kime veriliyorsa onun adı da çepere yazılıyor. Aynı törende bu madalya ile ödüllendirilen Anders Paulsson, madalyasının ayrıntılarını evire çevire blogunda görüntülemiş. Meraklılar bu fotoğrafları da şu bağlantıdan görebilir!

Şimdiii... Bu içeriği -izin aldıktan sonra- böyle uzun uzun kaleme almamın aslında başka bir nedeni daha var! Bu havadisi ilk kez bizlerle paylaşan Denize Karabuda, tıpkı eşi Wilhelm gibi övünmekten hiç hoşlanmaz. O yüzden bu haberi de Türkiye'ye iletirken yalnızca dostları ile paylaşmıştı. Bu yüzden bizim ülkede pek haber konusu da olmadı sanıyorum. Oysa Carlsson'un geçenlerde aynı zamanda Türk vatandaşı da olmak istemesi üzerine Türk basınında çıkan haberlerin haddi hesabı yoktu! Bu haber de bizim basına yansımış olsaydı acaba nasıl başlık atılırdı? İlk aklıma gelen şu oldu:
"Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!"
Hani bazı iyi biten maçlardan sonra olduğu ya da "Türk Bilim Adamının Başarısı!" türünden  haberlerde alışılageldiği gibi.
Yanılıyor muyum? ;)

Salı, Şubat 14, 2012

BİR TİYATRO SOHBETİ

..:: Radyo Cazkolik - Ahmet Erözenci - Bir Gölgenin Ardından - 039 / Konu: Tiyatro, Konuk: Ayşenil Şamlıoğlu ::..
( Ayşenil Şamlıoğlu'nun üslubu, özgüveni, cömertçe paylaştığı bilgi birikimi, bana, kadınların en çok "tiyatro" alanında bağımsızlığa kavuşup başarılı olabileceğini söyleyen Simone de Beauvoir'ı anımsattı. )
Çok keyifli bir sohbet, kaçırmayın derim!

Salı, Şubat 07, 2012

İki hikaye bir 'apartman' GALERİ-HABERTÜRK

İki hikaye bir 'apartman' GALERİ-HABERTÜRK

Herşey, sanatçı Gülsün Karamustafa'nın 1991 yılında Cihangir caddesindeki Başlamacı apartmanına taşınması ile başladı...

Yunanistan Modern Sanatlar Müzesi'nde Yunan halkı ile buluşan proje kapsamında ziyaretçileri, İstanbul'daki Başlamacı apartmanının bir maketi karşılıyor.
Proje, özellikle İstanbul'dan göç eden Rumlara duygu yüklü anları yeniden yaşatırken sergilendiği odanın duvarlarında 6-7 Eylül olaylarından ve Başlamacı ailesinin o dönem apartmandaki yaşantısından kareler ve açıklamalar yer alıyor...