Cuma, Eylül 23, 2005

GÜLSEREN KAYALI SERGİSİ...

Gülseren Kayalı, 26.Kişisel sergisini, 21 Eylül – 24 Ekim 2005 tarihleri arasında, Fener'deki tarihi bir yapı içinde faaliyetini sürdüren "Kapris Meyhanesi"nde açıyor...

Kayalı’nın son resimleri hakkında, (Kayalı resmi üzerine yazılmış "Bir Kedi Kitabı" ya da "Mitos ve Epos Yazıları"nın müellifi Özkan Eroğlu şunları söylüyor:

“Burada Kayalı’nın resimlerinin her birinin, post-modernist bağlamda, birer ‘önerme denekleri’ olarak bir dil kazanmaya gayret ettiğini söyleyebilirim. Çünkü bir sıkışmaya duyulan tepki yatmaktadır, söz konusu resimlerin altında. Bir sıkışmadan sıkılmak, yeni açılımlar sunmayı da beraberinde getirir ve o zaman kişi, kendisini yeni bir imajla yeniden yaratabilme olanağını elde etmiş olur. İşte bu son cümleler, post-modernliğin tarifi dahilindedir. Dikkatle irdeleyince G.Kayalı, kendi içinde sadece daha da özgür olabilmek için çabalamaktadır..."


Ayrıntılı bilgiler Fügen AKKEMİK'in "Sanat Tanıtım"ında...
E-posta: fugenakkemik@sanattanitim.com
Sergi -Adres: Hotel Daphnis-Kapris Meyhane, Sadrazam Ali Paşa Cad. 26, Haliç-Fener, Tel: 0212 531 48 11

Salı, Eylül 13, 2005

KOMET'TEN:

Gizli Resimler, ‘ŞEY’ler
ve
Allak Bullak Durumlarla İlgili Bir Sergi


22 Eylul – 15 Ekim 2005
KOMET


Açılış: 22 Eylül Perşembe, s. 17.00
Yer: DiRiMART
abdi ipekci caddesi arman palas apt. 7/4 nişantaı
T: 0 212 291 34 34

Pazar, Ağustos 28, 2005

KARİKATÜRLERLE "DEMİREL VE DEMOKRASİ"

karikatürlerle
“ Demirel ve
Demokrasi ”
Sergisi - Tan Oral

Tan Oral’ın
“Demirel ve Demokrasi” adlı sergisi,
Doku Sanat Galerilerinde
12 Eylül 2005 Pazartesi günü açılıyor.


Doku Sanat Galerileri’nde açılacak olan mevsimin bu ilk sergisi
Demirel ve Demokrasi” adıyla Tan Oral’ın tarihsel çizimlerinden oluşuyor.
Türk siyasal yaşamında inişler ve çıkışlarla dolu kırk yılı aşkın uzun bir süre politik mücadelede etkin bir yer alan ve her zaman çizerlere konu olan Sayın Demirel’in o günlerde yayınlanmış karikatürlerinden oluşan bu sergi 12 Eylül pazartesi günü Ankara’da, Doku Sanat Galerilerinde açılıyor.

açılış:
12 Eylül 2005 Pazartesi saat 18.oo de
Doku Sanat Galerileri, Cinnah Cad. Enis Behiç Koryürek Sok. 11/A-B Çankaya
Tel:(0-312) 439 78 80. fax: (0-312) 439 82 42

Sergi afişi:

Sergi açıklaması:

Demirel ve
Demokrasi
--------------

Tan Oral

Demirel, Türk siyasal yaşamında, inanılması zor iniş çıkışlarla dolu, kırk yılı aşkın uzun bir süre var olmuş, etkili olmuş ve gündemde kalmış ilginç bir siyasetçidir. Kendisi, iktidarda olmak, muhalefette olmak, askeri darbelere maruz kalmak, yasaklı yada tarafsız olmak gibi politik mücadelenin birbirinden çok farklı bölgelerinde, umut ve inançla ayakta durmasını bilmiştir. Onu defalarca iktidara taşıyan yandaşları olduğu kadar, kendisiyle kıyasıya ve acımasızca mücadele eden muhalifleri de hiç eksik olmamıştır. Her zaman çok şiddetle eleştirilmiş ama muhalifleriyle ve herkesle, kafa karıştırıcı zeka oyunlarıyla dolu polemiklere girişmekten hiçbir zaman geri kalmamış ve bu tavrından da hiç ödün vermemiştir. Onun siyaset felsefesi kadar, bunun bir yansıması olan söylemleri de her zaman ilgi çekmiş ve birer öz deyiş gibi akıllarda yer etmiştir. Böylesine renkli bir politik kişiliğin mizahın ve onun çizgilisi olan karikatürün baş konularından biri olması da kaçınılmazdı ve de öyle oldu. Onun icraatı ve sözleri kadar, hali, tavrı, şapkası, tombul çehresi ve kilolu bedeni de, çizerlere bitmez tükenmez zenginlikte esin kaynağı olmuştu. Bir dönem geldi, bir çizgi amatörü için bile Demirel portresi çizebilmek, neredeyse karikatür sanatıyla eş anlamlı sayılmaya başladıydı.
Bana gelince... Sayın Demirel’in ve onun politik icraatının, herkeste olduğu gibi, kuşkusuz benim yaşamım üzerinde de olumlu ve olumsuz önemli etkileri olmuştur. Bu da bana, politik çizgi çizdiğim yıllar boyunca onu eleştirme hakkı verdi. Onun gürültülü siyasal mücadeleleri kadar ona ve icraatına duyduğum kızgınlıklarım, sıkıntılarım, karşı oluşlarım ve yeri geldiğinde kendisinin demokratik haklarını savunuşum da çizdiklerime bol bol yansıdı ve belgelendi. Bugün aktif siyasetin dışında olmak gibi yeni bir konuma gelen bu duayen politikacı ile ilgili, bugüne kadar çizdiklerimi bir sergi ve kitapta bir araya getirmek de bir gereklilik oldu.

TAN ORAL'DAN YENİ SERGİLER...


“YüzYüze”
Sergi
Tan Oral


Tan Oral’ın
YüzYüze” adlı sergisi,
Schneidertempel Sanat Merkezi’nde
22 eylül 2005 Perşembe günü
açılıyor...


Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açılacak olan mevsimin ilk sergisi
“YüzYüze” adıyla portre çizimlerden oluşuyor.
Şu yada bu nedenle Tan Oral’ın kalemine takılan, tanıdık, tanımadık
yüzlerce yüz çizimi bu sergide bir araya getiriliyor.
22 eylül Perşembe günü açılacak olan “YüzYüze” sergisinde yer alan çizimler ayrıca aynı adı taşıyan ve tasarımını Çağla Turgul’un yaptığı ilginç bir kitapta da toplanarak ilgilenenlere sunuluyor.

açılış kokteyli:
23 eylül 2005 Perşembe saat 19.oo da
Schneidertempel Sanat Merkezi, Felek sok. 1 Karaköy-Galata

Sergi afişi:



"YüzYüze" adlı kitabın açıklamalı önsözü


Yüzde Yüz

Şu yada bu nedenle kalemime takılan yüzlerce yüz, yıllarca dosyalarda üst üste yığılarak biriktikten sonra, bu kez bu kitapta toplaşmayı ve bir sergi ile de insan yüzüne çıkmayı başardılar. Özel bir çaba ve özel bir seçim yapmadım, eklemedim, çıkarmadım. Gerçekten de günlük yaşam, çalışmalar, görev ve etkilenmeler içinde kalem oynatırken, bazen not alırcasına hızla, yada sabır isteyen yoğun emekle kağıt üstüne düşen bu izler, içinde yüzdüğüm insan denizinin bana vuran kimi dalgalarını oluşturuyor gibiydi. Yüzler zihnimizde yer edip arşivlenirken, belki fazla yer tutmasın diye en can alıcı, en akılda kalıcı birkaç ayrıntı ve oranlama ile saklanıyorlar. Gerçeği ile artık bir ilgisi kalmamış, ama gerçeğinin ta kendisi olarak hem de . Tanıdığımız bir yüzü hatırlarken, içindekileri ayrıştıramadığımız ve tanımlayamadığımız ama iyi bildiğimiz bir lezzet gibi, sadece bir tat gelir dilimize. İşte o, artık O’dur, deriz. Onu bir başkasına hatırlatmak için de ayrıntılara boğulmuş bilgi yumağı ve anatomik açıklamalar yerine, işte o lezzetten bir damla tattırmak yeterli olacaktır. Bellek, o karmaşık arşivinden anında bulup çıkaracaktır o lezzetin sahibini. Çünkü daha önce tadı damağında kalmıştır da ondan. Fazla teferruat ve malumat ise ağız tadını kaçıracaktır.

Tan Oral

Pazartesi, Ağustos 01, 2005

Doğan Hızlan da "blogger" oldu: "BlogNot"
Web-kütüğüne seçtiği ad da ilginç; "Bloknot"u çağrıştırıyor...

Pazartesi, Temmuz 11, 2005

YETER AMA...

Vüs'at Bener, Mehmet Ulusoy, Nuri İyem, Ali H. Neyzi, Kazım Koyuncu,... bugün
Jak Deleon...






Ve bugün Paris'ten gelen bir e-posta:
Dun gece saat 24.00 te Yerasimos'u kaybettik.
Hepimizin basi sagolsun!
Meral

MUZELER

{ Vatan Gazetesi ? }

YENI CIKAN KITAPLAR- Ercan AKYOL: "ÇİZİYORUM"

Ercan Akyol’un Milliyet Gazetesi Açık Pencere köşesinde 2004 yılı boyunca çizdiği karikatürlerden bir derleme niteliğinde olan kitabı ''Çiziyorum'' yayımlandı.


Dahasını da bekleriz Ercan Akyol, tebrikler...


Cumartesi, Haziran 25, 2005

Perşembe, Haziran 09, 2005

Bach'ın daha önce bilinmeyen bir eseri bulundu

Johann Sebastian Bach'ın daha önce bilinmeyen bir eserinin elyazmaları ortaya çıkarıldı. Bach'ın erken dönemini örnekleyen ve arya formunda bestelenen eser Almanya'nın Weimar kentindeki Anna-Amalia kütüphanesinde bulundu. Uzmanlar Bach'ın 1713 tarihini taşıyan bu eseri, Saksonya- Weimar Dükü'nün doğum günü için bestelediğini açıkladı. Eserin daha önce seslendirilip seslendirilmediği ise bilinmiyor.

Vakıf başkanı Peter Wollny “Bu olağanüstü bir buluntu” diyerek memnuniyetini dile getirdi ve iki sayfalık partisyonun, 1708 ile 1717 arasında Weimar şapelinde org çalan Bach'ın sanat çizgisindeki gelişmeyi yansıttığını söyledi.
Kaynak: Hurriyet
____________________________
News from the "Seattle Times":
Bach aria from 1713 discovered

By STEPHEN GRAHAM The Associated Press

BERLIN — Experts have discovered a previously unknown work by Johann Sebastian Bach in documents taken from a German library shortly before it was damaged by fire, researchers said yesterday.
It was believed to be the first new Bach work to surface in 30 years.
http://www.bach-leipzig.de/

Other news at GOOGLE:
http://news.google.com.tr/news?hl=en&ned=uk&q=Bach&btnG=Search+News
________________
Bu vesile ile ilginç bir kaynak:
"SCRIBE DATABASE"
________________

Çarşamba, Mayıs 18, 2005

VIDEO ART

“Takıntı” Uluslararası Audio Video Art Festivali

(Metin: "Haber Bülteni")

İstanbul Galeri-X’te düzenlenen, Küratörlüğünü Gülsün Erbil ve Şinasi Güneş’in üstlendikleri “Takıntı” (Obsession) Uluslararası Audio - Video Art Festivali, nihai olarak büyük hedeflerin bir parçası halinde kendini konumlandıran, önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlayan bir etkinlik olarak karşımızda durmaktadır. Daha önce New York’ta iki kez, İstanbul’da bir kez olmak üzere audio-video art festivali gerçekleştiren Galerix, bu yıl festivalin dördüncüsünü gerçekleştirmekle bu bağlamda tutarlı bir sürekliliği oluşturmaktadır.

Festivale, bu yıl Türkiye, İsveç, İngiltere, Amerika, Avusturya, Almanya, İtalya, Çin, Hollanda, Fransa, Slovenya, Japonya, Yunanistan, İsviçre, Makedonya, İspanya, Malta’dan toplam 89 sanatçı 1 ila 11 dakika arasında değişen video çalışmaları ile katılmaktadır.

Dünya’da Audio-video art sanatının başlangıcı,1965 yılında Sony Firması'nın ilk taşınabilir bir video kamerayı üretmesi, yine aynı yıl Kore'li sanatçı Nam June Paik'in bu kamerayı satın alarak çalışmalar yapması olarak gösterilir. Ama bu tarihten önce yapılmış çalışmalarda mevcuttur. 1970’lerde yaygınlaşan Audio-video art çalışmaları: kavramsal sanat çalışmaları, anında kayıtlardan oluşan çalışmalar, feminist-performans, video heykeli, video düzenlemeleri… gibi oldukça geniş bir üretim yaygınlığı göstermiştir. 1990’lar da internetin yaygınlaşmasına paralel olarak, yeni medya, intermedya olarak kavramsallaştırılmaya başlanan bu sanat biçimi gittikçe artan bir hızda yayılarak gelişimine devam etmektedir.

1980’li yıllarda video ile tanışan Türkiye 1990’lı yıllarda bunu bir kişisel üretim aracı olarak algılayabilmiş, bu üretimlerde belgesel film ve kısa film çevresinde gerçekleşmiştir. Plastik sanatlar çevresinin videoyu bir sanatsal üretim aracı olarak algılaması 5-6 yıl gibi kısa denilecek bir zaman içinde olmuştur. Genellikle alternatif sanat yapma biçimlerine ilgi duyan bu çevrenin yaptığı çalışmalar, diğer üretimlerle
( enstelasyon, düzenleme vb.. ) paralel olarak gerçekleştirilmiştir. Bu merkezde daimi çalışma yapan kişi sayısı oldukça azdır.

Festival bir tarafıyla Türkiye’de ki bu boşluğu/ihtiyacı doldurma konusunda üzerine düşeni yapmayı arzulamaktadır. Gönderilen çalışmalar festival mekanında korunarak bir arşiv, dolayısıyla bir bellek oluşturulmak istenmektedir. Gelecek etkinlikler için bir zemin oluşturmayı düşünen festival böylece bu sanat yapma biçimine olan ilgiyi ve üretimi artırma peşindedir. Festival uluslararası boyutuyla dünyada audio-video art çalışması yapan sanatçıların iletişim ve etkileşiminin gerçekleştirileceği bir sanatsal zemin olmanın da peşindedir.


Bilgimiz bilmek için kullandığımız araçlar ile şekillenir. Resim ve diğer konvansiyonel araçlar bilgimizi oluşturmamız için farklı yollar, gerçekliği algılamamız için değişik kavrama biçimleri sunar. Sinema ve video, kimya ve fizik alanındaki gelişmelere paralel olarak gelişmiş teknolojik olgulardır. Bilimsel kavrayışlar ikliminde ortaya çıkan bu araçlar, oluşma koşullarını öteleyen bir görme biçimini bize sunar. Yakın çekim, ağır çekim, montaj...vb , olguları kavrayışımızı kökten değiştirmiştir. Video kamera sinemadan, üretimin kişiselleştirilmesi ve bakışın özneleştirilmesine verdiği olanak ile ayrılır. Audio-video art faklı bir görsel, visüel bağlantıdır. Bu görsel etkinlik, görsel temas alanımızı başka bir boyuta taşır ve bu yeni türden deneyim yetkinliğimizi arttırır. Gerçeklik dediğimiz şey ancak çevresinde dolandığınızda size görünür. Bu elbet soğuk bir ilişkiyle ulaşılan sonuç değildir. Bu yeni bir visüel heyecan , coşkudur.

Video kamera bize öznelliğimizi kurabilmemiz için görüş sunar. Burada seyretme eylemi pasifliğinden sıyrılarak görmeye dönüşür. Video kamera bu yüzden her zaman belgeselciliğe uygun bir araç olmuştur. Ama burada tanıklıktan öte durumlar söz konusu olacaktır. Sadece bir yüzeysel görme değil, derinliğine görme ve ardından kavrayış söz konusudur. Her ne kadar görme ve düşünme felsefi çevrelerde farklı şeyler gibi tasniflenmiş olsalar da, bunlar aslında sürekli birbirinin içinde ve birbirini destekleyen bireşimlerdir.

Şimdi “Takıntı” uluslararası audio – video art festivali bize yeni bir çağrı yapmaktadır. Bu çağrı çevremizi ve kendimizi görmemiz, gerçekleştirmemiz için bir çağrıdır. Yapmamız gereken kameralarımızı açıp, gözlerimizi hazırlayıp, dışarı çıkmaktır.

Fatih Balcı

Açılış: 2 Haziran Perşembe,17:00



FESTİVALE KATILAN SANATÇILAR

A.B.D.
Dan Boord, Greg Durbin, Luis Valdovino, Lynda Jarman, Mollyne Karnofsky, Luke Lamborn, Ann Marie Lanesey, Dion Laurent, Joe Merrel

ALMANYA
Ronnie Yarisal, Katja Kublitz, Siegfried Grundmann-Neubert, Robert Seidel, Sylvia Winkler, Stephan Koperl, Wilfried Agricola de Cologne, Myriam Thyes, Nadja Schrade

AVUSTURYA
Brigitta Bodenauer, Barbara Doser


ÇİN
Deng Da Fei
Liu Chuan Ping
Zheng Liu Jun

FRANSA
Christiane Chaponniere, Jean-Gabriel Periot, M.Nomized, Dion Laurent, Marie-Josiane Agossou

HOLLANDA
Sebastiaan Schlicher, Jerome Symons, Sido Lanters

İNGİLTERE
Herve Constant, Tintin Cooper, Barrie J. Davies, Mark Dennett, Monica Dutta, Predjac Pajdic, Rachel Wilberforce, Stuard Pound, Michele Furier, Niki Sehmi, Lina Walker, Michael Szpakowski
İSPANYA
Iraida Lombardia, Lucas M.Figueroa

İTALYA
Werther Germanderi, Alberto Gallingani, Walentina Brandolini, Massimo Lovisco, Alberto Magrin, Jessica Iapino, Chiara Passa, Angelo Pretolani, A.Sassu, M.Perseghin, M.Albertin, T.Schimizu

İSVEÇ
Tina Eskilsson

İSVİÇRE
Bruno Tremblay


JAPONYA
Sachiko Hayashi

MAKEDONYA
Slobodanka Stevöeska, Denis Saraginovski
MALTA
Norbert Francis Attard

SLOVENYA
Tomi Valant


TÜRKİYE
Gülçin Aksoy, Barış Akzambaklar, Nancy Atakan, Volkan Aslan, Rahşan Duman, Mustafa Özbakır, Ali Ekber Kumtepe, İbrahim Tokaslan, Murat Çelik, Fatih Balcı, Gülsün Erbil, Gözde İlkin, Şinasi Güneş, Taner Karavit, Caner Karavit, Recep Batuk, Ali Nur Atasel, Hüsnü Obakan, Ethem Özgüven, Utku Ömeroğlu, Renk Martin, Vicdan Nalbur Taşdemir, Alp Uçar, Şehnaz Yalçın Wells

YUNANİSTAN
Mimilaki Theadora


GALERI-X
Galip Dede Caddesi
No:48/11 Tünel
Beyoğlu-İstanbul

info@galerix.org
sinasigun@netscape.net
www.GaleriX.org
www.simulasyon.net

Salı, Mayıs 17, 2005

Özlem Kalkan Erenus Arad Bienali’nde...

(Resmin üzerine tıklayınız!)


50 ülkenin sanatçılarını, Romanya’nın Arad kentinde buluşturan “2005 Arad Bienali” 20 Mayıs 2005’te açılıyor.

Arad Şehri Kültür Merkezi, Arad Belediyesi, “Vasile Goldi” Batı Üniversitesi ve İtalyan “Terra dell'Arte” Derneği’nin birlikte düzenledikleri “Uluslararası Arad Bienali” 20 – 29 Mayıs 2005 tarihleri arasında, dünya sanatçılarını Romanya’da buluşturuyor.

Temeşvar ve Oradea şehirleriyle birlikte “Banat Bölgesi”nde yer alan Arad, Batı Avrupa’ya açılan coğrafi konumu, etkileyici mimarisi ve kosmopolit yapısı ile uluslararası bu etkinliğe ilginç bir zemin hazırlıyor.

Başkanlığını İtalyan Sanatçı Alfonso Caputo’nun yürüttüğü, Arad Bienali Uluslararası Sanat Komitesi tarafından davet edilen Özlem Kalkan Erenus, 14 parça tuvalden oluşan bir düzenleme sergileyecek. Farmers Tekstil Firması sponsorluğunda bienale katılan Erenus, çalışmaları ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Son dönem çalışmalarımın oluşturduğu -Dünden Kalanlar- başlıklı seri, belleğimin dar yollarında çıktığım bir gezinti. Geçmişten gelen yüzleri harçlara kazıdığım ve yan yana dizerek bir araya getirdiğim bir yolculuk... Bu yüzler, geçmişin bir tür kalıntısı gibi, ufak tefek şeyler, zamanın gölgesinde bir parça bulanıklaşmış yansımalar. Her biri bir yabancı ve her biri biraz da ben...”

Erenus, geçtiğimiz Mart ayında, aynı seriden çalışmalarıyla, “Uluslararası Tahran Bienali”ne de katılmıştı.

“2005 Arad Bienali”ne, katılan ülkeler;

A.B.D., Almanya, Antiller, Arjantin, Arnavutluk, Avusturya, Belçika, Benin, Bolivya, Brezilya, Çin, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Filipinler, Finlandiya, Fransa, Guyana, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İran, Japonya, Kanada, Kenya, Kolombiya, Kuveyt, Küba, Malavi, Meksika, Mısır, Moldova, Nijerya, Norveç, Pakistan, Peru, Portekiz, Romanya, Şili, Tayvan, Türkiye, Uganda, Vietnam ve Yunanistan.


Cuma, Nisan 29, 2005

Romeo ve Juliet

İSTANBUL DEVLET BALESİ’NDE AŞK SÜRÜYOR

fotoğraf: fabrika

2004-2005 gösteri sanatları sezonunun başından beri İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sergilenen yapıtların ana teması aşk’tı… Aynı olguyu işleyen tüm eserlere esin kaynağı olmuş en ünlü aşk öyküsü Romeo ve Juliet Baleside 14 Mayıs 2005 tarihinden başlayarak Atatürk Kültür Merkezi Büyük Sahnesi’nde sergilenmeye başlanıyor.

Ülkemizde en sevilen bale eserleri arasında ilk sıralarda yer alan, büyük İngiliz yazarı William Shakespeare’nin aynı adlı yapıtından ünlü rus besteci Sergei Prokofiev’in unutulmaz müziği ve Gürcistan Devlet Sanatçısı Nugzar Magalashvili’nin koreografisi ile sergilenecek Romeo ve Juliet Balesi’nin baş rolerinde Çiğdem Tezcür, Berk Sarıbay, İlke Kodal, Selim Borak, Deniz Kılınç dans edecekler.

İstanbul Devlet Balesi ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası Sanatçılarının gerek teknik gerekse oyunculuk anlamında görsel ve işitsel bir şölene dönüştüreceği bu dünyaca ünlü trajik aşk öyküsü, 17 ve 21 Mayıs’ta tekrarlanarak, 1 Temmuz 2005 gecesi Aspendos Opera ve Bale Festivali kapsamında yaklaşık 7.500 seyirciye ulaşarak, Antalya’da yerli ve yabancı seyircilere sergilenecek.

BAŞKOREOGRAF : BEYHAN MURPHY
İletişim: Alim Günay ( bale iletişim koordinatörü )
tel:0212 249 8432

Salı, Nisan 19, 2005

TÜRKİYE’DE YAŞAYAN GÖRSEL SANATÇILARA BAŞVURU ÇAĞRISI
VISITING ARTS ULUSLARARASI YILLIK BURS PROGRAMI 2005
DELFINA STUDYOLARI, LONDRA


Visiting Arts, İngiltere dışında yaşayan sanatçılara yönelik misafirlik olanaklarını değerlendirme amacıyla Londra’da bulunan Delfina Stüdyoları’nda Uluslararası Yıllık Burs Programı veriyor...

Türkiye’de British Council’ın işbirliği ile gerçekleştirilecek olan program, Türkiye’de yaşayan ve çalışan görsel sanatçılara yöneliktir. Seçkin bir Türk sanatçının dokuz ay boyunca Londra’da kalarak ve yeni projeler üreterek sanatsal deneyimini arttırmasını, yerel sanatçılarla etkileşim içine girmesini ve mesleki iletişim ağını genişletmesini amaçlamaktadır.
2005 yılı programı Ekim 2005 – Haziran 2006 tarihleri arasında gerçekleşecektir.

Başvuruların, uluslararası çapta tanınmış bir kurum, küratör, eleştirmen veya galerinin tavsiyesi kanalıyla yapılması gerekiyor. Başvuru sahiplerinin en az 5 yıllık faal sanatçılık geçmişine ve uluslararası deneyime sahip olmaları koşulu aranmaktadır.

Son başvuru tarihi: 26 Mayıs 2005
Sonuçların açıklanacağı tarih: 10 Haziran 2005
Burs Programı ve başvuru koşulları hakkında detaylı bilgi almak için www.britishcouncil.org.tr/arts&culture veya www.britishcouncil.org.tr/arts&culture/turkish sitelerine bakıyorsunuz!

Pazartesi, Nisan 11, 2005

.. . .Hukkle ..: ..

Dun CNBCE'de oynayan inanilmaz ilginc bir Macar filmi vardi... Web sitesi surada:
.. . .Hukkle ..: ..

Cumartesi, Nisan 09, 2005

D.A.N.C.E. (Dance Apprenticeship Network Across Europe) Istanbul'da...

Avrupa'nın dans ustaları yetenekli çıraklar arıyor...


Fransa, Belçika ve İngiltere’den önemli sanat kurumlarının oluşturduğu bir organizasyon olan D.A.N.C.E. (Dance Apprenticeship Network Across Europe) Avrupa’da Dans Çıraklık Ağı, Türkiye'de yetenekli dansçılar arıyor. Klasik bale ve çağdaş dans konularında yoğun bir eğitim programında eğitime uygun adaylar bulmayı amaçlayan organizasyonun temsilcileri Türkiye'den 2 yıl burs hakkı kazanacak dansçıları belirleyecek.

Artistik direktörlüğünü Jason Bechey’in üstlendiği ve 2005’in ilk aylarından başlayarak birçok Avrupa ülkesinde seçmelere başlanan çıraklık ağının seçici kurulundan Aaron Watkin ve Emilio Calcageno Amsterdam, Barselona ve Roma’dan sonra, 7 Mayıs’ta İstanbul’da olacaklar. Aynı zamanda uzun yıllar William Forsythe’ın asistanlığını yapmış olan Aaron Watkin seçmelerden sonra da İstanbul Devlet Balesi’nde çalışmalar yapmak üzere iki hafta süreyle Türkiye’de kalacak.

Seçici kurul tarafından kendilerine William Forsythe, Angelin Preljocaj ve Wayne McGregor gibi Avrupa’nın en iyi koreograflarının yapıtlarından bölümler öğretilecek adaylar, kendilerine hazırlanan bu uluslararası olanaktan yararlanmak için ter dökecekler.

Projenin İstanbul ayağının evsahipliğini İstanbul Devlet Balesi yapacak. Seçmelere katılmak isteyen 18-25 yaş arasındaki dansçıların ön elemelerine katılmak için, en geç 15 Nisan 2005 akşamına kadar info.istbale@kultur.gov.tr veya Alim Günay alim@ttnet.net.tr adresine özgeçmişlerini yollamaları gerekiyor...



Pazartesi, Nisan 04, 2005

...::: ALITARGA.COM :::... BILIM-KURGU ALANINDA E-KITAPLAR

Ali Targa.com'da:
BUZLAR GEZEGENI ERNA ve
SARGON!

FUL YAPRAKLARI - Istanbul Devlet Tiyatrosu

DEVLET TİYATROSUNDA "INTERNET"Lİ İLK OYUN: "Ful Yaprakları"

Yazan: Civan Canova
Reji: Turgay Kantürk
Dekor: Ethem Özbora
Kostüm: Gülhan Kırçova
Işık: Enver Başar
Oyuncular:

Özlem Güveli, Özden Çiftçi, Musa Uzunlar

Yer:
AKM ODA TIYATROSU
1,2 ,5,6,7,8,9,19,20,21,22,23 NISAN SAAT 20:00
2,3,9,10,23,24 NISAN SAAT 15:00

İletişim:
AKM GİŞE- 0212 245 25 90
TAKSİM SAHNESI- 0212 249 69 44
TOPLU SATIŞ- 0212 292 39 00/111
E-posta- istdt@istdt.gov.tr
Web: http://www.istdt.gov.tr/oyunlar/oyun.asp?lngType=0&lngPlayID=236
Cevrimici Bilet: www.dtgm.gov.tr


Cumartesi, Mart 26, 2005

SEMAVER KUMPANYA

müzikli danslı güldürü - “Süleyman ve Öbürsüler” geliyor…

Yazan: Yavuz Pekman
Yöneten: Ayşenil Şamlıoğlu

28 Mart Pazartesi 20:30 (Prömiyer)
29 Mart Salı 20:30
2 Nisan Cumartesi 15:00

“Süleyman ve Öbürsüler” ademoğlunun yaşamdan hiç ders almayan yanına işaret ediyor; toplumsal ve bireysel sorumsuzluğunu, kayıtsızlığını, aymazlığını acı bir alayla anlatıyor.


Müzik: Can Atilla
Hareket Düzeni: Cihan Yöntem
Dekor Tasarımı: Hakan Dündar
Kostüm Tasarımı: Funda Çebi
Müzik Direktörü: Çiğdem Erken
Işık Tasarımı: Ulaş Yatkın


http://www.semaverkumpanya.com/

0 212 585 59 35
Kocamustafapaşa Çevre Tiyatrosu



NOT: Bu arada kaç yıldır ayakta kalmak için özveriyle uğraş veren Semaver Kumpanya "SOYULMUŞ"... Haber şöye ulaştı:
Semaver Kumpanya soyuldu…

28 Mart Pazartesi günü 20:30’da prömiyerini yapacağımız yeni oyunumuz “Süleyman ve Öbürsüler”in müzik aletleri
dün sabaha karşı tiyatromuza giren bir hırsız tarafından çalındı. Dün gece prova sonrası Kocamustafapaşa’daki sahnemize dekor girişinden camı kırarak giren hırsız ve ya hırsızlar yeni oyunumuzda kullandığımız müzik aletlerinin önemli bir kısmını aldı.Müzik aletlerinin yanı sıra bazı oyun aksesuarları ve elektronik aletler artık yok.

Çalınanların tam listesi aşağıda:

1 adet telsiz mikrofon
1 adet siyah bas gitar Rafter Marka 4 Telli
1 adet picolo trompet altın sarısı renginde (boyu küçük) Jupiter marka siyah küçük deri kutu içinde.
1 adet Phillips marka gri yeşil müzik seti (CD çalar ve kaset çalar)
1 adet siyah kılıfında keman

Duyurulur..
Semaver Kumpanya / Çevre Tiyatrosu
Kocamustafapaşa

0 212 585 59 35
__________________
İnanılmaz sayıda geçmiş olsun mesajı almışlar. Ama önemli olan çalınanları yerine koymak...

MIMARLIK MUZESI'NDE SADI CALIK

Sadi CALIK: HEYLEK OLMAYAN YERDE HEYKEL YAPMAK ICIN YASAMAK- Mimarlik Muzesi ..:::.::

Cumartesi, Mart 12, 2005

Anlat Istanbul

Cok begendik... (Final biraz reklam filmi gibi olmakla birlikte)
Anlat Istanbul

Cuma, Mart 11, 2005

Jules Verne Exhibition, Paris, Palais de Chaillot

Jules Verne Sergisi- Paris

Jules Verne, le roman de la mer...

http://education.france5.fr/julesverne/

İngilizce sayfa: http://www.musee-marine.fr/index.php?lg=en&nav=360&flash=1



CANNES'DE BIR ARDESENLİ RESSAM: SADIK VARER

04 Mart 2005 tarihinde Cannes'da açılan ve 31 Mart 2005 tarihine kadar sürecek resim sergisinin açılışında şöyle konuşmuş Sadık Varer:

“Bayanlar, baylar sizleri içtenlikle selamlıyorum. İstanbul’dan geldim. Burada sizlerle Türkçe konuşuyorum. Ancak resimlerimde kullandığım dil Fransızcadır.. Yunancadır.. İtalyancadır... İspanyolca ya da Çincedir!. Çünkü sanatın dili insanlığın ortak dilidir.
Benim için resim yalnızca renk, soyut bir ifade biçimi ya da estetize edilmiş bir doğa yorumlayışı değildir; resim daha kapsayıcı ve ciddi bir iştir.
Kuşkusuz resimde renk-biçim-estetik değerler önemlidir; ama düşünce de önemlidir.
Adını hatırlayamadığım bir filozof şöyle demiş: “ Düşüncelerimi resimle ifade edebilseydim, kalem yerine fırça kullanmayı tercih ederdim”. Bunu önemsiyorum.
Bu yaklaşım modern dünyanın az sorgulayan ressamları için eskimiş sayılıyor. Bunu biliyorum...
Ama şunu da biliyorum: dünyayı sorgulama ve yorumlama düşüncesine uzak duran ressamların sayısındaki artış, resim sanatının zayıflamasına neden oluyor..
Belki de bundandır: günümüzde Guernica katliamını kayıt altına alan Picasso’ya ya da savaşın vahşetini anlatan Goya’lara fazla rastlanmıyor artık!.
Ressam yalnızca güzel olanı değil, tanıklığını yaptığı açlığı, savaşları, ekolojik felaketleri ya da kadın-erkek eşitsizliğini de çizme sorumluluğunu göstermelidir.
Böylece ressam, gerçekten kalıcı değerler üretmiş ve insanlığın ortak kültürel mirasına katkıda bulunmuş olabilir.
Bayanlar, baylar: bu ortamda sizlerle birlikte olmaktan mutluyum. Teşekkür ediyor, iyi akşamlar diliyorum."

Sadık Varer
Biyografi ve çalışmaları için : www.art-cona.com

Cuma, Mart 04, 2005

EN SONUNDA KITAP OLDU:

"BİR TÜRK, BİR İNGİLİZ VE 3 KURUŞLUK DÜNYA'DAN NOTLAR"

“...Oysa ki, gitmek, hem de çok uzaklara gitmektir hep, hergün, her saat, belki de her dakika düşlediğimiz. Ancak, büyük şehir yaşantısının bize biçtiği eğreti giysinin içindeyken düşleri kovalayacak gücü bulamayız. Uzak diyarların hayali, ofisteki bilgisayarımızda bir ekran koruyucu, televizyonumuzun ekranındaki bir belgesel, ya da geçen yıl bir vesileyle tanıştığımız İngiliz “John”un sırt çantasıyla çıktığı dünya turundan bize yolladığı egzotik kartta kalır.”

Hakikaten düşten öteye gidemez mi, bir insanın yanına ellibeş litrelik bir sırt çantası alarak, bir kaç parça eşya ile uzak diyarlara yelken açması? O kadar imkansız mıdır bu? Ya da piyangodan çıkacak bir büyük ikramiyeye mi bağlıdır her şey?

Yaşadıkları talihsiz bir olay sonrasında, Rahmi Koç’un dünya turuna çıktığı teknede iş bulmayı, emekliliği, ya da piyangodan çıkacak büyük ikramiyeyi beklemeden 55 litrelik bir çantayla Güneydoğu Asya’nın tozlu yollarına düşen Alim Erginoglu eşi Rachel’ın, Istanbul’da geçmişte başlayan ve sonrasında Laos, Myanmar, Burma, Kamboçya, Vietnam, Hongkong, Tayland, Malezya, Singapur, Brunei Sultanlığı ve Borneo Adası’nda; kimi zaman yağmur ormanında, kimi zaman dağlarda, kimi zaman da binbir kokunun insanı alıp götürdüğü şehirlerde devam eden, 194 günlük acı-tatlı hikayeleri “Bir Türk, Bir İngiliz ve 3 Kuruşluk Dünyadan Notlar”.

Kaçmayı, gitmeyi hayal ediyorsanız ve hayatın bitmeyen bir içsel yolculuk olduğuna inananlardansanız ne duruyorsunuz, işte bu sizin hikayeniz. İyi yolculuklar...

http://alimrachel.blogspot.com

Türk soldaki. İngiliz de sağdaki. Yeni evli onlar. Kitabın kapak resmine dikkatli bakanlar, bu genç çiftten soldakinin taşıdığı "aksesuvar"dan, dünyayı neden "üç kuruşluk" diye nitelendirdiklerini çıkarabilir. Aslında dünya "üç kuruşluk" ama yaşam çok daha fazlası... Bu yüzden yaşamlarının hakkını vermeye kararlı, benim de genç arkadaşlarımdan olan yazar ve eşi her fırsatta düşlerini gerçekleştirmek için (ekonomik) gezilere çıkıyorlar...
Ne var ki artık İngiltere'ye yerleşiyorlar. Gitmeden önce Türk kamuoyuna söyleyecek bir çift sözleri var şu yaşam konusunda... 9 Mart 2005 Çarşamba akşamı, saat 19.00-20.00 arasında Armada'da yapılacak bir basın toplantısında paylaşacaklar görüşlerini... Alim bir de kısa görsel sunum yapacak.
Gazeteci dostlara not: Katılmak isteyenlerin postmaster (at) armadahotel.com.tr adresine katılma isteğini iletmesinden mutluluk duyulacak!

Çarşamba, Mart 02, 2005

laleper aytek'in kitabı

Birkaç hafta önce Laleper Aytek'in kitabından sözetmiştik burada: "Kendine Ait Bir Fotoğraf"...

Aytek, Virginia Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda"sına bir gönderme yaptığı bu ilk kitabından nasıl eleştiriler alıyor? Bunu henüz bilemiyorum.
Ben okudum ve baktım... Bazı fotoğrafların kitaptaki baskılarında yaşanan talihsizlik dışında kitaba diyecek söz yok. Gözlerinizi dört açmaya, gördüklerinize -ya da öyle sandıklarınıza- çok boyutlu bakmaya davet ediyor. Ya da "resmin arkasını görün" mü diyor? Çok kibarca yapıyor bunu tabii... Niye Virgina Woolf'dan yola çıkıyor peki? Bunu "Fotoğrafın Cinsiyeti" yazısında buluyoruz:


“Kendine Ait Bir Oda”da Virginia Woolf kadınların yüzyıllardır “görünmezliklerine” edebiyat ve kadın bağlamında bakarak (bunu fotoğraf ve kadın olarak değiştirdiğimizdeyse durum daha da vahimleşiyor, kadınlar daha da silikleşiyorlar!!!) oldukça temel bir soru: “kadınların neden yoksul oldukları” sorusunu soruyor. Kadınların yüzyıllarca eviçlerinde, sadece ev işleri yaparak ve çocuk yetiştirerek (önemsiz değil ama sürekli ve bir tek o yapıldığında besleyici olmadığı gibi geri de bırakıcı), hayattan, dünyada olan bitenden soyutlanarak –sadece izleyerek ama katılmadan-yaşadıkları, yaşamak zorunda bırakıldıkları bir dünya düzeni içinde doğal olarak sanat alanında da görünür olmaları oldukça yavaş ve sonradan olmuştur...
...ve Türkiye’ye dönerek; “bugün, Türkiye’de kaç kadın
fotoğrafçı olduğunu” soruyorum. Bu soruların hiçbirinin cevabının
birbirinden farklı olmadığının da farkındayım. Kadınların sanatta ve (nedense sanat olup olmadığı hala tartışılabilen) fotoğrafta da bu kadar “görünmez”, bu kadar “isimsiz”, bu kadar “yoksul” ya da bu kadar “geç kalmış” olmalarında; tarihsel süreçte, bu kadar
“içerde bırakılmış”, bu kadar sanatla yanyana görülmemiş ve bağdaştırılmamış”, bu kadar “herşeyden uzak tutulmuş”, bu kadar ve bir tek “çocuklarının annesi, evin düzenleyicisi, temizleyicisi, yemek pişiricisi, bulaşık ve çamaşır yıkayıcısı” olarak görülmüş olmasının büyük rolü olmuştur ve hala da olmaktadır.
Virgina Woolf bu durumu yine “Kendine Ait Bir Oda”da kısaca şu
cümlelerle anlatıyor: “Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir.” ... Ama fotoğraf öyle değildi, fotoğraf , mutlaka ya da daha çok evin dışında olmayı, dışarda çalışmayı, insanlarla, hayatla, tüm olan bitenle karşılaşmayı ve bire bir maruz kalmayı gerektiren, zorlayan bir alan ve bir araçtı(r). Ve fotoğraf kadını yüzyıllardır seyredilen olandan, seyreden olana taşıyan güçlü bir ifade biçimidir. Kadınların fotoğrafta bu kadar sonradan var ve görünür olmalarını, sayılarının azlığını doğru anlaşılabilmesi ve yorumlanabilmesi için önce böylesi bir tarihsel sürecin ve fiziki koşulların gözden geçirilmesi, incelenmesi gerekir.
İlk kadın fotoğrafçılardan biri kabul edilen Juliet Margaret
Cameron’un ilk fotoğrafını 1864’de, (küçük kızının annesinin canı
sıkılmasın diye aldığı bir fotoğraf makinasıyla) fotoğrafın bulunuşundan 25 yıl gibi kısa sayılacak bir süre sonra çektiğini biliyoruz. Bu cesaretli girişime Cameron’un eşinin engel olmaması kadar, ailesinin ekonomik bakımdan oldukça rahat ve güçlü olması da bence önemli. Çekimlerini dışarda değil ama evinin içinde, önceden tavuk kümesi olarak kullanılan ve sonradan stüdyoya dönüştürülen “camdan oda”da gerçekleştiren Cameron, gözüne güzel görünen bir anı, doğru netlik yapmaya ve objektifi yeterince sıkıştırmaya gerek duymadan cesaretle tespit etmiş ve bu yüzden (ve bence bir de kadın olduğu için) tekniği bilmemekle suçlanarak, fazla ciddiye alınmamış. Özellikle o yıllarda elinde fotoğraf makinesiyle bir kadının dışarlarda dolaşması, izlemesi, bakması, seyretmesi ve fotoğraf çekmesi herhalde hiç de kolay değildi (bugün bile çekimlerde yaşadıklarımız ortadayken!!!). Sanıyorum tek başına bu bile gecikmenin haklı bir açıklamalarından biri olarak kabul edilmelidir." "...Bugün kim bu zamanın “kendine ait fotoğrafı”
olan kadın fotoğrafçıları daha da çoğaltmayacağını söyleyebilir?..."

Ben de soruyorum şimdi -feminist de değilim üstelik-; "Bu güzelim kitaptaki usta fotoğrafçılara ait fotoğrafları basarken yapılan teknik "azizlik", şöyle aksi, kaprisli, bir erkek fotoğraf sanatçısının kitabı basılırken yapılsaydı, kitap bu haliyle yine de satışa sunulur muydu sunulmaz mıydı?"

Siz yine de bulursanız kitabı bu haliyle edinin, "nümizmatik" değeri olacak bu baskının gibi geliyor bana, sonraki baskılarda bunların bulunamayacağını varsayarak...


Bu kez Mimar Sinan Londra'da!

Mimar Sinan'ın eserleri Londra'da

“Türkler: Bir İmparatorluğun Mimarları ve Mimar Sinan'ın dehası” adlı fotoğraf sergisi Londra'da açıldı. Londra'nın ünlü sanat galerilerinden biri olan Shapero'da açılan sergide Mimar Sinan'ın eserleri, mimar-fotoğraf sanatçısı Ahmet Ertuğ'un 35 fotoğrafıyla sanatseverlerin ilgisine sunuluyor. Ağırlığın Mimar Sinan'ın eserlerine verildiği sergide, 16. yüzyıl İznik çinileri detay fotoğrafları da önemli bir yer tutuyor.

Shapero Galerisi de sergi çerçevesinde koleksiyonundaki Osmanlı dönemine ait antika kitap ve 1790 tarihli 10 adet suluboya resmi sanatseverlerin ilgisine sundu.

Yüksek Mimar Ahmet Ertuğ, sergiyle Türkiye'nin kültürel ve sanatsal açıdan da AB'ye büyük katkılarda bulunabileceği gerçeğini İngiliz kamuoyunun dikkatine sunmayı hedeflediklerini bildirdi.

Ertuğ, kendisinin de ortağı olduğu Ertuğ & Kocabıyık Yayınları bünyesinde bugüne kadar 16 sanat kitabı yayımladıklarını belirterek, bu kitapların Kariye müzesinden Ayasofya'ya, Kapadokya'dan İstanbul Arkeoloji müzesine kadar Türkiye'nin tarihi mirasını, sahip olduğu zenginlikleri dünyaya tanıttığını söyledi.

Yüksek Mimar Ahmet Ertuğ ve Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık'ın işbirliğiyle kurulan Ertuğ & Kocabıyık Yayınları, Osmanlı, Bizans, Roma ve Helenistik sanatını tanıtan kitaplar yayımlıyor. Çeşitli dönemleri ele alan 16 sanat kitabına imza atan yayınevi, bu kitapların fotoğraflarından metinlerine, kağıtlarından, baskılarına ve renk ayrımlarına kadar dünya çapında konusunda ün yapmış uzmanlardan yardım alıyor.
Kitaplar, İsviçre ve İtalya'da sektörün en iyileri tarafından basıldıktan sonra, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa'daki ünlü müze, kültür merkezi ve kitapevlerinde satışa sunuluyor.
-------------------------------------------------------------
This news in English:

TURKS :: Architecture... experience the outstanding achievements of Sinan’s architectural ... interiors of the16th century Ottoman architecture. ... Venue: Bernard Shapero Rare Books, 32 St ...
www.turks.org.uk/index.php?pid=49
- 15k - 28 Feb 2005 - Cached - Similar pages

TURKS :: Turkish Season in London
Turks: A Journey of a Thousand Years, 600-1600 co-incides ... Photographs by Ahmet Ertugexploring the architecture of Sinan, chief architect to Suleyman the ...
www.turks.org.uk/index.php?pid=30
- 13k - 28 Feb 2005 - Cached - Similar pages

-------------------------------------------------------------

Other related links:
Asım Kocabıyık Kültür Eğitim Vakfı: http://www.akkev.org.tr/
Shapero (Rare Books) Web Site: http://www.shapero.com/
A story from Amsterdam Book Fair: http://www.amsterdambookfair.com/shapero.htm
Address:
Shapero Gallery
24 Bruton Street
W1J 6QQ
Get here from Green Park
8. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali
8. Uluslararası Belgesel Sinemacılar Konferansı

The 8 Th Conference Of Documentary Filmmakers
The 8 Th International 1001 Documentary Film Festival
2-6 Mart 2005 - İstanbul - March 2-6, 2005
Click on the picture left!

Pazar, Şubat 20, 2005

Tay Projesi.Org'da "Höyük"'de bir Ali Kabaş Sergisi: Sessiz Köyler...



Salı, Şubat 08, 2005

Archives

Archives & Museum Informatics: Museums and the Web 2005

Laleper Aytek'ten "Kendine Ait Bir Fotoğraf"



Bir insan bu kadar güzel "alçakgönüllü" olabilir ancak! Bakar mısınız ilk kitabını tanıttığı şu cümlelere lütfen?


Kendine Ait Bir Fotoğraf
fotoğraf çekmeye başladıktan
20 yıl,
fotoğraf üzerine yazmaya başladıktan 10 yıl sonra
bir ilk kitap.
fotoğrafı düşünmek üzerine
fotoğrafa dair düşünceler(im),
sorular(ım) ve
akıl karışıklıkları(m).
Ortalık kısa yoldan ün ve para sahibi olmak için "aklını" kitap yapıp pazara çıkaranlarla bu kadar dolmuşken, sen kalk "akıl karışıklıkları(m)" de! O parantez içindeki "m"yi aslında başka karışık akılları anlatırken incelik yapıp koyduğuna eminim Laleper... Ama önce bir okuyalım kitabını bakalım... Gene yazarız. Ey ziyaretçi, sen de aşağıdaki resmi tıkla, bu güzel insanın yaptıklarını gör lütfen hazır gelmişken:

Özlem Kalkan Erenus'tan yola çıkarak...

Nereden nereye...

Karlı bir İstanbul sabahı. Bilgisayarın başına geçmişim. Bir e-posta; Özlem Kalkan Erenus'tan. "İnternet ortamının bizlere zaman zaman hazırladığı güzel sürprizlerden biri olarak değerlendiriyorum 'web'de kültür sanat' sitenizi... Elinize sağlık..." diyor. Sevip saydığı hocası Gülseren Kayalı'nın yaklaşmakta olan resim sergisi ile ilgili bir davetiye ve bülten de eklemiş... "Web'de Kültür Sanat" yazıları hanidir geleneksel basında yayınlanmadığı halde bu siteye konulması amacıyla hemen her gün benzer bilgi ve belgeler geliyor. Demek ki burada da işlevsel kalabiliyoruz. Bu iyi. Elimden geldiğince ben de buraya koyuyorum o malzemeleri. Ama bu sefer Erenus'un yolladığı mesajdan koca bir başka yazı çıkacak. Bu açık. Niye mi? Eh, vaktiniz olduğunda Erenus'un kendi web sitesine bir girerseniz, ne demek istediğimi bizzat yaşar, daha iyi anlarsınız! "Vaktiniz olduğunda" uyarımı da ciddiye almanızı öneririm. Çünkü son derece "yalın", "net", "az/öz" görünümlü, tam da bir "web'de zen tasarımı" örneği gibi görünen bu site, sunduğu içeriğin niceliğinden çok, niteliği ile sizi "alıp götürüyor"... "Nereye" mi? Bu, merak alanlarınıza bağlı olarak başka sitelerden, hayata dair düşüncelere doğru değişebilir...

Ben nerelere gittim?

Sanatın sınır tanımazlığı...

Önce Özgeçmiş'ini okudum Özlem'in. 1971 doğumlu, İÜ ve ODTÜ'de İşletme eğitimini tamamlamış. 1994'de yaşamında resime yer açmış. 1994'den 2005'e kadar ne kadar çok şey yaptığına şaştım kaldım. Dünyanın hemen her coğrafyasında iz bırakmış. Resimleri özel ve resmi koleksiyonlarda yer almış. TransCultural Exchange (Boston - ABD) organizasyonunun davetiyle, dünyanın çeşitli ülkelerinden 100 sanatçının ürettikleri fayansların birlikte yerleştirilerek edilerek, 20 ülkenin 22 ayrı kentinde, 22 adet kollektif yapıtın oluşturulduğu "Çini Projesi Hedef: Dünya" başlıklı etkinlikte solda gördüğünüz (üzerine tıklarsanız, bu projeyi hazırlayan "Kültürlerarası Değişim"; "TransCulturalExchange" girişiminin projeyle ilgili sayfasına gideceğiniz) 22 fayansı hazırlamış. Aslında bu projenin gelişimde daha önceden beri Türkiye'yi temsil ederek çalışan bir sanatçımız var: Gülay Alpay. Alpay Fransız Sanatçı Ralph G.Brancaccio, Amerikalı Sanatçı Mary Sherman ve Özlem Kalkan Erenus ile birlikte çalışarak, 2004 Mayıs'ında Artemis galerisinde projenin İstanbul yerleştirmesi faslını gerçekleştirmiş... Mary Sherman ise bu "Kültürlerarası Değişim" grubunu kuran 6 Şikago sanatçısından biri. Fikrin doğum tarihi: 1988! Bu insanlar (daha "9/11 hadisesi" olmadan önce, içlerine doğmuş gibi), bu dünyadaki olumsuzlukların aşılmasında sanatın sınır ötesi bir yolculuğa çıkmasının "hayırlı" olacağını düşünmüşler ve yaptıkları işleri Viyana'ya göndererek bu işe kalkışmışlar. Şimdilerde proje gerçekten yaygınlaşmış. Yalnızca "sanatçı"ları değil, çoluğu çocuğu herkesi işin içine katmışlar. Bu tür küresel projelerin yönetimi için yazılmış bir program kullanarak, projeyi web üzerinden de örgütlemeyi sürdürüyorlar: http://tce.smartworkspaces.com/

Çini projesi ise daha bitmemiş. 2005 yılı içinde dünyanın diğer noktalarında bir araya gelmeye devam edecek çiniler. Niçin mi "çini"? Eski Mısır'dan bu yana dünyanın her yerinde, her mimaride, her evde bulunan ender ögelerden biri olarak kültürün bağlayıcılığını o temsil ediyor!

Web'de kültür sanat; "Mail Art" ve dünyanın çocukları...

Özlem, Balkan ülkeleriyle de sanatsal ilişki içinde. Yandaki (fotokopi üzerine mürekkep) çalışmayla Romanya'da kurulmuş Inter-Art Vakfı 'nın 2003 "AiudOnLine Uluslararası Email Art Yarışması Inter-Art Sanat Vakfı Özel Ödülü"nü kazanmış. Aynı yerde 2001'de açılan "Balkan Dostluğu" sergisine katılmış. Inter-Art Vakfı da Erenus'u çok seviyor olmalı herhalde ki Vakfın web sitesi onun "zürafa kadınları"ndan bir grup ile açılıyor... Sınırları boşverip, çocuklara uzanmak burada da karşımıza çıkıyor. Örneğin 2004'de çocuklara dönük bir "MailArt" etkinliği de onlar yapmış: http://www.inter-art.ro/mailart/?page=5

Çocuklar... Özlem Kalkan Erenus'un çocukları "ateşe bakan karaderili çocuklar", "çöp toplayan çocuklar", "askerlerin şeker attığı çocuklar"... 1999'daki solo sergisi "OnÜçBuçuk"da karaderili kadınlar ve çocuklarını şöyle özetliyor:

Resmettiğim zencilerin, soft pasteldeki teknik becerimin önüne geçtiğini söyleyenler haklı olabilir. Ama bu noktada onların “rol çaldığını” söylerken haksızlar. Çünkü ben bu resimleri yaparken zaten “başrolü” karaderililere verdim. “Bakın ben bu boyaları beceri ile kullanıyorum” demek, benim için altını çizmeye çalıştığım duyarlılıktan daha sonra geliyor. “Siz bir on üç buçuk musunuz?” gibi akıl ve zekadan uzak sorular soran beyinlerin, bu duyarlılık ve farkındalığa o kadar
ihtiyacı var ki…



Pırlanta, sonsuza kadar!

Bütün dünyanın -zürafa boyunlu olmayan!- kadınlarına benimsetilmeye çalışılan bu slogan, aşk ile pırlanta arasında bağlantı kurup, aşklarını "pırlanta armağan ederek sonsuzlaştırmaya çalışan" erkeklerin de işini güçleştiriyor. Bir "Wall Street çalışanı" Thomas Hope da o erkeklerden biri. Evleneceği kıza 14 bin dolara malolan bir pırlanta yüzük alıp, taksitleri öderken “İlk elmas yüzüğü icat ederek, milyonları kafalamayı başaran o sivri zekalıyı bir bulursam benzeteceğim” diye dertlenen Thomas, Özlem'in New York Metropolitan Müze'sinde açtığı “Maskesiz Beyazlar: Zenciler” sergisini gezmiş. Gezerken bir taraftan karaderililere bakıyor, bir taraftan da yüzüğü düşünüp hayıflanıyor. Sonra birden bir şimşek çakıyor kafasında. Ben ne kadar anlatsam Thomas'ın duygularını özetleyemem, en iyisi Serdar Özkan'ın çevirisinden aynen vermek onları:



Zenci portrelerinizin herbiri farklı duyguları yansıtıyordu: Kimi olumlu,
kimi olumsuz, güçlü, zayıf, durgun, hareketli, vesaire. Ama hepsinin tek bir
paydada buluşuyordu. İç dünyalar olduğu gibi yüzlerdeydi. Şeffaf…
Transparan… Maskesiz… Bizim toplumumuzda heran elimizin altında ihtiyaca göre değiştirdiğimiz, maskeler yoktu onlarda.

Maskeli balolar çok rahatlatıcı gözükür. Gizlemek istediklerini kolayca saklayabilirsiniz. Afrika toplumundan bu insanlar neden bu rahatlıktan yüz çevirsinler ki? Onlar da toplumsal şartlanmalar yok muydu? Onların gizlemek istedikleri zayıflıkları yok muydu? İç dünyaların dışa bu kadar kuvvetli yansıması onları incitmiyor muydu? Hayır, onlarda bizim gibi insanlar. Saydamlıklarının başka bir sebebi olmalı...

Acaba bu saydamlık, yüzyıllarca “yük” altında ezilmenin şeffaflığı
mıydı?

Öbür yandan Wall Street’teki insanlar belki de onlardan daha
fazla bir yükün altındalar. Telaş, stres, belirsizlik, geceyarılarına kadar
çalışma, tüketme derdi, bir de daha az tüketiyor olma kaygısı ve mutsuzluk.
Kaldırılır yük değil. Ama bu yük, sadece maskelerinin çoğalmasına yarıyor….

Çünkü yükleri yaşama dair değil, insanın temel ihtiyaçlarının yükü değil.
Hayatını, daha beğenilen maskeyi satın alabilmeye adayan “kendini kanıtlamanın”
yükü.

Belki de portrelerinize canveren, modellerinizin, yaşamın ve özgürlüğün kutsallığını en zor şekilde hisseden, “kendini kanıtlamaya” zaman bulamayan bireyler olması.

Kendimize yabancılaştığımızı, dünyanın bir ucundaki yabancılarla evimde bana bir kez daha hatırlattığınız için sonsuz teşekkürler…
Thomas Hope



Teşekkürler Özlem Kalkan Erenus... Yaptıklarınızı ve dünya ile ilişikinizi web'e iyi ki böyle güzel taşımışsınız. Bu sabah hem sizi tanıdım, hem bir sürü şey öğrendim, hem ben de kafamdaki bazı sorulara yanıt buldum... Başkaları da başka yolculuklara çıkacak elbette sizin siteden. Ama ben buraya epeydir bu kadar zevkle yazmamıştım! Çünkü sizin varoluş biçiminiz beni çok mutlu etti ve gelecek umudumu tazeledi... Umarım başkalarını da eder...



GÜLSEREN KAYALI SERGİSİ HAKKINDA

07-28 Mart 2005 tarihleri arasında, Gülseren Kayalı, Nişantaşı Koçbank’ta bir grup resimlerini izleyiciyle buluşturacak. Uzun yıllar ressamlığını, sanat eğitimciliğiyle birlikte sürdüren G.Kayalı’nın son resimleri üzerine, Özkan Eroğlu şunları söylemekte:

“Ben, öz olarak G.Kayalı’nın yeni söylemler peşinde olduğunu ifade etmek isterim bir kez daha. Umberto Eco, bu tip söylemlerin, ‘ironi’ ve ‘eğlence’ olmak üzere, çift anlamlılık taşıdığını savunur. Bu bir anlamda modernizm üzerinde yargılarda bulunmak, hem de sonrasına bazı işaretlerde de bulunmak demektir. Doğru bir söyleyişle post-modernist bir dil yaratmaya çalışmaktır belki de. Post-modernizmin en önemli iki özelliği ‘çoğulcu’ ve ‘çeşitlikçi’ olmasıdır. Yeni modernist süreçler baş gösterdikçe, yeni post-modernist süreçler de kendiliğinden ortaya çıkacaktır, buna şüphe yok”.




Perşembe, Ocak 13, 2005

RASIM KONYAR - SERGI

2005'in ilk heykel sergi çağrısı: Rasim KONYAR'dan...


Pazartesi, Aralık 27, 2004

TAN ORAL'IN YENİ YIL DESENİ

"2005'e dikkat edin! İlk defa geliyor" diyen Tan Oral'ın elektronik ortamda dostlarına yolladığı yeni yıl mesajı:



HEYKELİN DİBİNDE HEYKELTRAŞ YAŞGÜNÜ

GALATASARAY'DA BİR YAŞGÜNÜ

Heykeltraş Prof. Namık Denizhan'ın arkadaşları, onun doğumgününü, hocası Şadi Çalık'ın yaptığı, Galatasaray'daki Cumhuriyet heykelinin altında kutladılar! Nice yıllara...



Pazar, Aralık 19, 2004

ŞAİRİN ÖLÜMÜ

Fikret İLKİZ

Dört yıl önce, Bizim Gazetede’deki “Şairin Gerçeği” başlıklı yazımda Şükran Kurdakul’un gerçeklerini yazmışım. Aynı yazıya bakarak yazıyorum. Şairin ölümü derslerle dolu. 16.12. 2004 günlü gazetelerdeki haberler; “23 Mart 1927’de İstanbul’da doğdu” cümleleriyle başlayıp şairin, dün sabah evinde yaşamını yitirdiği hakkındaydı. 77 yaşındaki şair “ölümüyle” haber oldu. Şair Şükran Kurdakul 15 Aralık 2004 günü öldü.

Yetmiş yedi yıllık ömründe şair, yazar, kitap yayıncısı, dergi editörü ve yazar örgütleri yöneticiliğiyle Türk edebiyatına önemli katkılarından dolayı “çoşkunun ve direncin şairi” olarak; 3-12 Kasım 2000 tarihlerinde düzenlenen TÜYAP İstanbul 19.İstanbul Kitap Fuarının “onur yazarı” Şükran Kurdakul... Dostlarına ve TÜYAP’a teşekkür etmek istiyorum. Çok şükür yaşıyordu ve “onur yazarı” seçildiğini, ne kadar sevildiğini gördü. Sağlığı hiç iyi değildi. Konuşmasında; birkaç damla gözyaşıyla karıştırdığı birkaç sözle dostluğun, direnişin, sevginin, şiirin gerçekliğini anlatmıştı. Çektiği sıkıntıları dirence dönüştüren ve inançlarından vazgeçmeyen bu adamın “ (...) Ne günler gelmiş geçmiş memleketten / Ne günler gelip geçiyor / Darağacından kurtarılan düşünceyi / Darağacına çekip asmak için tekrar / Namlular şakaklarda nasıl bekliyor (...)” dizeleri, memlekette olup bitenlerin resmidir. Adına yayınlanan kitaba, şairin el yazısıyla “Armağan” başlıklı şiirini koymuşlardı. “Armağan” şiiri kim bilir kimlere armağan?..

Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda
Senin olsun.
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği
Sabrım senin olsun,
Aşkım senin olsun.
Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mahpushane avlularında boy verdi
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadım saksımdaki çiçeği
Senin olsun.
Biz ki acılar döneminden
Ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
Sevgim senin olsun.


“Acılar döneminden” ellerini kirleterek çıkanlar, hala şiir okuyorlarsa eğer; bu şiir sizin armağanınız ... Okuyun ve ellerinizin kirlerinden utanın.

Şükran Kurdakul, 16-17 yaşında iken şiirlerini “Tomurcuk”/“Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri” isimli kitaplarında toplamıştı. Lise öğrencisiyken Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ni kurma girişiminden dolayı tutuklanıp beş ay hapis cezası almıştı. Çocukluk ve gençlik yıllarını, 1946’da ilk tutuklanışını “Türkiye Yazıları” dergisinde, bundan sonrasını da Cumhuriyet gazetesindeki “Hapisten Babıaliye” başlığıyla yayınlanan dizide kendisi anlatıyor:
“Evet, 1946’nın aralık ayında evden alıp önce I.Şubede tuttular; sonra eski İzmir Cezaevinin Jandarma Karakolunda bir odaya kapadılar beni. İçerde bir asker sızmış yatıyor, ön dişlerinden ikisi eksilmiş biri asker kaputuna sarılmış okuyordu. Beni görünce başını kaldırdı.
- Geçmiş olsun, dedi.
- Sağ olun dedim.
- Hayrola?..
Duraladım.
- Ne yaptın da seni attılar buraya?
- Emekçi köylü Partisini tutuyordum, dedim.
- Vay be!.. diye coşkulandı asker.
Gözlerim o andaki gözlerin, o andaki yüzün resmini çekmişti ama yansıtamıyorum şimdi. Sesini kısarak:
- Ben de sosyalistim. dedi. Muğla’ya sürgün alayına götürülüyorum.
O denli ısrar etmeme karşın adını söylemeyen, o tarihteki, asker arkadaşla okuduğumuz romanları konuştuk. Dergilerimizi, yetişmekte olan yazarlarımızı konuştuk. Dönemin başbakanı Recep Peker’in bir tür faşizm geliştirmeye çalışmasına karşın İsmet Paşanın sessiz kalışını konuştuk.” Yargıtay şairin mahkumiyet kararını bozmuştu, ama liseden de atılmıştı.

77 yıldır bu topraklar üzerinde yaşamış Şair’le aynı topraklar üzerinde yaşamak ayrı bir onur… Onun dizeleriyle büyümek başka bir sevinç… Yaşam, sevgi, dostluk ve herkes için yaşanacak bir dünya yaratmaya adanmış ömrünü sonlandırdı. Onu yaşamının son yıllarında unuttuk. Oysa yarattığı gerçeklerini, sevgisini, şiirlerini ve direncini paylaşabilirdik. Yapmadık… Şiirlerine can verebilir miyiz? Şair Şükran Kurdakul toprak, hava ve su oldu. Güle güle Şükran abi!…Güle güle!…



Cumartesi, Kasım 20, 2004


Helene Karabuda... (Photo: Thomas Gidén)

HELENE - a choreograpy materialised in a flip-book.
Release October 1 at 14.00 at E.L.D. LAB Norrtullsgatan 7.
Choreography and text: Efva Lilja
Dance: Helene Karabuda
Photo: Thomas Gidén
Graphic Design: Nina Ulmaja
Print: Katarina Tryck


Yukarıdaki özet bilgi E.L.D'nin web sitesinde Karabuda ailesinin dansçı üyesi Helene'in adına yapılan gösteri hakkında. Helene, İsveç'in çok önemli bu topluluğunda uzun yıllardır dansediyor. Aynı zamanda yardımcı koreograf olarak çalışıyor.

Helene "The Outmost White" oyununda buz üzerinde solo dansetmiş:
Photo: Tomas Pommier Photo:Hans Skoglund

About "The Outmost White":
"Helene Karabuda’s performance mirrors human despair at the edge of the world, where no earthly laws are valid and no human contact is possible. The tiny figure that moves about in the rays of light appears to be playing with the changing light, colouring each part of the stage with a new plastic intonation." Kultura, Moscow 12/6/03



E.L.D Ankara'da ODTÜ Uluslararası Dans Festivali için davet almış. Keşke onları İstanbul Festivallerinde de görebilsek...

E.L.D kendisini şöyle anlatıyor:

E.L.D. LAB

The role of the artist is to provide the context for creative processes in which the goal has not been pre-determined. This involves a considerable degree of risk-taking and the insight and understanding generated by the process may be just as much the goal as the “result” – the work of art. In the relatively near future this process will become a more public matter than the work itself as the audience will take on a more active role in relation to concept, working methods, equipment, teaching… everything that contributes towards the working process. Members of the audience will have to make use of their own creative capacities in relation to experience, context, cause and effect. This new form of participation will have an effect both on the artist and on the participating audience. Interaction.

E.L.D. LAB concentrates on open-ended creative processes involving new forms of collaboration between artists and scientists with the focus on dance.The aim of the work we do together is to develop new ways of working for artistic activities as well as new forms of performance and to improve the conditions for the encounter with our audience. Our aim is also to shed light on the creative possibilities available within dance as an art form and how it can serve contemporary society. E.L.D.’s studios are the headquarters for our operations.

Research and Artistic Development Projects

We develop projects in collaboration with artists and scientists in different genres and fields. The current project is “Movement as the Memory of the Body”, a three-year project involving dancers, composers, film directors, researchers in dance, sociologists, social gerontologists, philosophers and others. The director of the project is Efva Lilja. The various parts of the project will be on show as part of Open Monday series of evenings in the form of seminars, workshops, open rehearsals etc. and the end result will be a new work for performance, a documentary film and a publication.

Multi-Genre Collaborative Projects

The work we do in E.L.D. crosses the boundaries between genres. We collaborate with other fields of artistic endeavour on projects to develop new forms of performance and new networks of arrangers. These projects also generate general models for others to experiment with.
In addition to our own projects and productions, we are developing the Forum for a New Choreography – a project in which choreographers from outside E.L.D. are invited to join us as guests and are given an opportunity to present their works. The criteria for invitation is that the work is judged to be original and creative in character and that the working process will be an open one. We find as much room as we can for other artistic projects within the framework of our activities. A reference group made up of young students at arts institutions in higher education or those recently graduated is being formed so as to incorporate within what we do young people’s points of view, what they enjoy, what they really want, as a complement to the skills and knowledge of the established artists.

E.L.D. EVENT
Produces works of art in dance for presentation both by new networks of arrangers and in new performance contexts as well as on the traditional stage – nationally and internationally. Based in E.L.D.’s premises in Stockholm, the field in which we can engage with audiences of very age-group, social class and a wide range of cultural and geographic backgrounds spans the entire globe. Our performances have been presented in more than a score of countries.

Site Specific Shows

We are frequently invited to stage performances in particular places or events at various sites throughout the world. The sites for which we have created special stagings include the Guggenheim Museum in Bilbao, Akers Internationals enormous foundry at Åkers gun-factory, the Vasa Museum, the Siarö Fort in the Stockholm archipelago and Hammarby seaport – to name but a few. Priority is given to site specific work and to works which contribute to the development of new forms of performance.

Our Repertoire

Maintaining a repertoire of prominent work of high quality is of vital importance to the continuity of our work. Repertory performances alternate with new productions. E.L.D.’s repertoire is made up of works for various fora and contexts, from intimate solo pieces to whole-evening performances for major stage venues.

Dance in Schools

Performances for children and young people form an important part of our activities. In order to improve and expand the nature of our encounter with the public and to encourage interest in art within schools, we are also engaged in developing new methods and models for arrangers. Public presentation of this work occurs as part of courses of professional training and within the institutions concerned with the aim of improving conditions both for ourselves and for other practitioners and to promote the very concept of presenting dance as an art form in schools.

Video/Television/New Media

Creating Dance for the new media is one of the artistic challenges we are actively committed to.

E.L.D.’s ORGANISATION

Our activities need to be clearly structured and defined so as to ensure that production, administration and marketing function efficiently. E.L.D. is run as a co-operative economic association. The board is assisted by a consultative committee made up of representatives from various areas of expertise. The members of the committee are engaged by the board on each occasion, depending on what the issues are. As is always the case, the various staff groups within E.L.D. are represented on decision-making and consultative bodies. We work within clearly-defined democratic structures and with a powerful sense of professional ethics.
E.L.D. has received funding from the National Council for Cultural Affairs since 1985, from Stockholm City Council (the Municipality of Stockholm) since 1988 and from Stockholm County Council since 1990.

Staff

We work together under different forms of employment and our employment contracts are of various lengths. What we have in common is the goals we share at work and our determination to make them reality. To achieve these goals we work in a democratic framework implemented so as to create the best possible conditions for individual members of staff in which to develop their abilities and to put them to best use.

Study Visits, Work Experience, Postgraduate Researchers

The openness of our activities and our continual involvement and engagement with the world around us is invigorated and fortified by the curiosity of the young about our working processes and our performances. It is also vital to provide young people with an opportunity to find out about our various areas of professional activity. This is why we encourage visits from both secondary school pupils as well as from students at sixth-form colleges and in vocational training or in higher education. Our activities are accessible to both current and prospective researchers.

Premises

Our premises at Norrtullsgatan in Stockholm are the headquarters of our operations. It is here that various parts of our activities are developed, here that artists, scientists, technicians and other the other collaborating professional groups – theoreticians and practitioners – come together. We receive study visits here as well as visits from trainees, the media and interested members of the general public.

Bu sürekli arayan, araştıran, dansı yaşama sokmanın bilimsel yöntemleri üzerinde odaklanan ve ürünlerini halka karşılıksız sunan grubun web sitesini ziyaret edin, harika fotoğraflar görün: E.L.D.

Osmanlı Madalyaları


Osmanlı İmparatorluğu’ndaki nişan ve madalya geleneğinin 120 yıllık serüvenini gözler önüne seren "İftihar ve İmtiyaz- Osmanlı Nişan ve Madalyaları" başlıklı sergi 26 Aralık tarihine kadar Osmanlı Bankası Müzesi'nde meraklılara sunuluyor. Küratörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Edhem Eldem'in üstlendiği serginin tasarımı Bülent Erkmen'e ait.
Bir “tarih düşme” mekanizması olarak da kullanılan nişan ve madalyalar 120 yıllık bir dönemi sembollerin güçlü diliyle anlatıyor. Sözkonusu dönem ve günümüz dinamikleri arasındaki benzerlikleri gözler önüne seren objeler, Osmanlı’nın Batı’ya açılma izleri dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş sürecinin kökleri hakkında ipuçları içeriyor.

Sergide, pırlantalarla bezeli nişanlardan bakır harp rozetlerine, beratlardan fotoğraflara, kartpostallardan biblolara kadar 1.000’in üzerinde obje ve belge yer alıyor. Aralarında Tanzimat Hatıra Madalyası , Sultan Abdülaziz’in Londra Ziyareti Hatıra Madalyası , Kırım Harbi Madalyası , Birinci Rütbe Murassa Mecidî Nişanı Şemsesi, Birinci Rütbe Murassa Osmânî Nişanı Şemsesi, Bosna Madalyası, Birinci Rütbe Şefkat Nişânı Şemsesinin de sergilendiği "İftihar ve İmtiyaz- Osmanlı Nişan ve Madalyaları Sergisi" , 26 Aralık 2004 tarihine kadar açık kalacak.

OSMANLI BANKASI MÜZESİ
Bankalar (Voyvoda) Caddesi 35/37
Karaköy
http://www.obmuze.com/


Çarşamba, Kasım 10, 2004

"teatro VASCELLO" geliyor!
insan kaderine dair en umutsuz yorum: "Trachis Kadınları"


Sofokles'in Ezra Pound tarafından İngilizce'ye uyarlanan "Trachis Kadınları"nı Giancarlo Nanni İtalyanca'ya çevirerek sahneye koymuş... Oyun 24 Kasım Çarşamba saat 20.00'de, Enka Vakfı – Şadi Gürçelik Spor Sitesi (İstinye) sahnesinde "teatro Vascello" tarafından Türk seyircisine oynanacak.



TEATRO VASCELLO HAKKINDA:
İtalya’nın en önemli alternatif ve bağımsız tiyatrosu Teatro Vascello ilk kez Türkiye’de. Usta oyuncu Manuella Kustermann ile rejisörlükte 40. yılını doldurmaya hazırlanan Giancarlo Nanni’nin birlikte kurduğu Teatro Vascello seksenli yıllardan beri Roma’da birçok tiyatro ve tiyatrocuya öncülük ve ev sahipliği yapıyor. Peter Brook, Bob Wilson, Robert Lepage, Tadeus Kantor, Edith Clever, Stephen Petronio, Judith Malina, Jan Febre, Jurij Ljubimov, Oriza Hirata gibi isimler Teatro Vascello ile çalıştılar.

YÖNETMEN HAKKINDA:
GIANCARLO NANNI
Yönetmen, Teatro Vascello Sanat Yönetmeni

1941 yılında İtalyan bir babanın ve Yunanlı bir annenin oğlu olarak Rodos (Yunanistan)’da doğdu. 1943’de ailesiyle beraber Roma’ya yerleşti. Okulu bitirdikten sonra 1964’de Cy Tombly ile resim çalışmaları yaparak Gallery Arco d’Alibert’de başladı. Yine aynı yıl Manuella Kustermann’la tanışmasıyla tiyatro kariyerine başladı. 1972’de Wedkind’in “Spring Awakening”ini devrimci bir anlayışla yönetmesiyle Roma’nın deneysel tiyatro toplulukları arasında önemli bir lider haline geldi. Nanni, tanınmış “The School of Rome” diğer adıyla “Theatre İmage” i kurdu. Öğrencileri Memé Perlini, Giuliano Vasilico ve Pippo di Marca, bindokuzyüzyetmişlerdeki İtalyan Avangartı’nın en önemli yönetmenleri oldular.
2001’de Actors Studio’da bir workshop yöneterek bu saygın kurumun ilk İtalyan eğitmeni oldu. Tokya’da ve Polonya’da konferanslar ve eğitim çalışmalarında bulundu. Yönettiği oyunlar Mısır, Rusya, Bulgaristan, Brezilya, Ukrayna, Amerika, Arjantin gibi çeşitli ülkelerin festivallerine katıldılar.

UYARLAMA HAKKINDA:

Trachis Kadınları, Sofokles’in yedi tragedyasından biri. Büyük şair Ezra Pound eseri ingilizceye uyarlarken tragedyanın özüne bağlı ve sade olmasına dikkat etmiş. Modern seyirciyle antik eserin bağını kurabilmek için dil değişimini, alışkanlıkları ve değişen şartları göz önüne almayarak, olaylar bütününü basit bir dile indirgeyerek yüzyıllar arasındaki farkı ortadan kaldırmış.

OYUNUN KONUSU:

Trachis şehrinde sürgünde olan Herkül'ün karısı Deianira, kocasından uzun süredir haber alamamanın endişesi içinde sütanne'ye derdini döker. Sütanne de oğlu Illo'yu babasını aramak için göndermesini salık verir.Tellal Lica, Herkül'ün sağ olduğunu ve Kral Eurito'dan öç almak için mahvettiği Eukalia şehrinin zaferini kutlamakta olduğunu bildirir. Lica beraberinde bazı esireleri de getirir.Bunlardan özellikle bir tanesi Herkül’ü çok etkiler. Bir haberci, kendisine, Iole adlı bu kızın, kral Eurito'nun kızı olduğunu ve bu kız uğruna Herkül'ün Eukalia'yı mahvettiğini söyler.Deianira kocasını tekrar kazanmak için, bir aşk iksiri olduğunu sandığı, Herkül tarafından öldürülen Nesso'nun kanıyla ıslatılmış bir elbise gönderir. Daha sonra Deianira bu kanın çok kuvvetli bir zehir olduğunu öğrenir. Elbisenin babası üzerindeki etkisini gören Illo, annesine nefretini kusar. Umutsuzluğa kapılan Deianira intihar eder. Illo vicdan azabı çekerken, ölmek üzere olan Herkül gelir. Oğlundan kendisini öldürmesini ister. Karısı Deianira’nın intihar ettiğini öğrenince eski bir kehanetin gerçekleştiğini anlar. Oğluna Etna'da cesedini yakması ve Iole ile evlenmesi konusunda yemin ettirir. Illo her ne kadar itiraz etmeye çalışsada , cenaze alayı yola koyulur. Illo gökyüzüne meydan okur.

24 Kasım Çarşamba 20:00

Enka Vakfı – Şadi Gürçelik Spor Sitesi – İstinye
Bilet Satış: 12 Kasım Cuma’dan itibaren D.T. Taksim Sahnesi Gişesi / 12:00 – 20:30
Bilet Fiyatları: 35.000.000 – 25.000.000
Rezervasyon: Enka Vakfı (0 212) 276 22 14 / 209
Semaver Kumpanya (0 212) 585 59 35 : http://www.semaverkumpanya.com/


Not: Oyunun müzikleri Paolo Vivaldi tarafından bestelenmiş. Bu "Vivaldi"yi merak edebilecekler için!:
PAOLO VIVALDI born in Rome in 1964 with a degree in S.Cecilia Music Conservatory as Composer and Orchestra conductor. Paolo Vivaldi is considered one of the new hopes of the Italian film music and he has already recorded several soundtracks for TV, feature films and theatrical works with a remarkable success of public and critics.
Kaynak: http://www.promusic-inc.com/frontdoor/the_composers.cfm









ÇOCUKLAR İÇİN TİYATRO...

"Pırtlatan Bal" (Aziz Nesin, Çocuk müzikali), "Nasreddin Hoca", "Evvel Zaman İçinde" (7'den 70'e kukla oyunları) Semaver Kumpanya'da sürüyor:
bkz: Oyunlar: http://www.semaverkumpanya.com/oyunlar.htm

Bu da daha küçükler için: "Sihirli Orman"

AKATLAR KÜLTÜR MERKEZİ
Kasım Ayı Boyunca Her Cumartesi - Pazar Saat 11.00
(Arife Günü ve Bayramın 1. günü hariç)

Tek perdelik müzikal komedi, Çocuk Oyunu
Yazan - Yöneten : Sibel SEZER
Müzik : Mehmet SEZER
Söz : Sibel SEZER
Afiş Tasarım : Onur KADAM
OYNAYANLAR
Işılay ÜRKMEZ : Fıstık
Dergah ŞEN : Mıstık
Burak ALKAŞ : Cingöz
İdil YÜRÜK : Peri
Tarık ÇİÇEK : Hüsnü ARAKEL
Alize ERTEM : Cadı ve Tavşan
Bilgi için: Füsun ELİZ
Beşiktaş Belediyesi BELTAŞ A.Ş.
fusun.eliz(at)eltas.com.tr


Paris'te "Fotoğraf Ayı" ve Güneş Karabuda sergisi !

İstanbul'da Yapı Kredi Kültür merkezinde "Güneş'in Dünyasından" başlığıyla ses getiren sergiden 100 parçalık bir seçki şimdi de Paris'te Elele Galeri'sinde...


(Soldan) Ayten Dobra, Güneş Karabuda, Ayperi Ecer Karabuda, onun solunda Gökşin Sipahioğlu, "en eski GS mezunlarından" (1939) Alişan Dobra ve kızı ile birlikte.

"Portreler, olaylar, anlar ve ülkeler" olmak üzere 4 başlık altında derlemiş Karabuda Paris sergisini... Sergi 12 Kasım’a kadar açık kalacak...



Açılışta Alev Ebüzziya, kendi fotoğrafının önünde...

Perşembe, Ekim 21, 2004

Devrim ALTAYLI göndermiş:
info@e-creative.net

Web Oskarları Türkiye’den: e-CREATIVE AWARDS


Türkiye’nin ve Dünya’nın en kreatif web sitelerini seçmek üzere kurulan www.e-CREATIVE.net tüm web tasarımcılarını ortak bir platformda bir araya getiriyor. Brezilya’dan Çin’e kadar dünyanın en iyi 12 art direktörü (bu arada Türkiye’den Murat Birsel ve Yurtsan Atakan’ın da aralarında bulunduğu) jüri heyeti, her ay Dünya’nın en kreatif sitesini online ortamda belirliyor.

12 ay sonunda Dünya’nın en iyi web sitesinin belirleneceği e-CREATIVE.net’te her ay yüzlerce web sitesi yanında, bu sitelerin yapımında emeği geçen tasarımcı ve programcıların tanıtılmasına olanak sağlanıyor.

4 ay önce yayın hayatına geçtiği halde ayda 60 bin tasarımcının ziyaret ettiği bir web sitesi haline gelen e-CREATIVE.net, dünyanın en prestijli web yarışmalarından biri olmayı başardı.
Türkiye’yi web tasarımı alanında söz sahibi yapan e-CREATIVE.net, Türkiye’nin ve Dünya’nın en kreatif sitelerini bir arada görme imkanı sağlıyor. Moda, otomobil, eğlence, spor gibi konu başlıkları altında kategorize edilen e-CREATIVE.net’te web siteleri ayrıca tasarımlarına ve renklerine göre de sınıflandırılıyor. Tasarımcılar, üye kayıtlarını “desing studios” veya “freelance” olarak belirleyerek tüm dünyadaki müşterilerine tasarımları ile ulaşıyor.

Özellikle yeni web tasarımcılarına yol göstermesi bakımından da çok yararlı bir adres olan sitenin forum bölümünde ise; sinemadan, fotoğrafa, tasarımdan çizgi romana kadar ilgili konuların meraklıları kendilerine ilham veren her şey hakkında fikirlerini paylaşıyor.

"Turkey’s" bölümünde ise sadece Türk web tasarımcılarının seçkin web sitelerini bir arada görmek mümkün.

“Special Links” bölümünde sadece Türkiye’nin tanıtımına yönelik sitelere yer vererek ülkemizin tanınması yönünde de önemli bir misyon üstleniyor.

"Sadece ilham verenler" sloganıyla yola çıkan e-CREATIVE.net ekibi "Benim tasarımlarım da ilham verir" diyen tüm amatör ve profesyonellerin çalışmalarını bekliyor.

www.e-CREATIVE.net


Çarşamba, Ekim 06, 2004

Alfons Karabuda'nın uğraşları ve
"Kahve ve Sanat"...

Çok yönlü bir "creative" Alfons Karabuda. Beste yapar, spor yapar, sanat ile uğraşır. "İnsan'ın annesi ve babası Güneş ve Barbro Karabuda olursa başka türlü nasıl olabilirdi ki?" denilebilir tabii.

Alfons, Stockholm'de yaşar. Karısı Helen bir balerin. Emil ve Elin adında 2 çocukları var. "Naomi" stüdyosunun adı: http://www.algonet.se/~naomi/about.html

Son yıllarda uğraşları arasına "Alfons' CoffeShop" u ekledi. Burası sanat yuvası bir "kafe". Ben daha hiç görmedim ama atmosferini "hissediyorum". Bugün yeni web sitesinin adresi geldi, girdim ve çıkamadım. Tavsiye ederim, siz de ziyaret edin:

http://www.alfonscoffeeshop.se

Yalnız, bu sitenin ziyaretçilerinin "edilgin" kalmayıp, "etkileşim"i iyi bilmesi gerekiyor. Adeta bir "origami" ortamında, farenizi sürekli ekranda dolaştırıp, neyi nereden tıklarsanız, "dahasını" görebileceğinizi araştırmanız gerek. Sitenin tasarımcısı belli ki çok zeki ve çok yaratıcı. Ziyaretçinin de "ondan aşağı kalmaması için" sabırla tıklamayı sürdürmesi şart. Ödüller mi? Bir tanesi yukarıda işte, içinde "Türk Kahvesi"nin de bulunduğu menü. Menünün sayfalarını elinizle çevirebiliyorsunuz, sakın bir kere görünce orada bırakmayın!
Fondaki harika bir Fransız "şansonu" cabası...

"Sanat ile kahve" bir arada ancak bu kadar olur diye düşünüyorum.
Alfons, haftanın belli günlerinde orada söyleşiler de düzenliyormuş bu konuda...
Yolu Stockholm'e düşenleri kıskanıyorum açıkçası şu aralar...

Bu da Alfons'un Yöneticileri arasında olduğu "Swedish Art Grants Committee"nin web sitesi:
http://www.konstnarsnamnden.se/




Cumartesi, Ekim 02, 2004

Mimarlık Müzesi’nde


"Kubbelerde Yüksek Ökçeler" sergisi açıldı.



Küratör: Derya Nüket Özer

Mimarlık Müzesi yeni sergisinde, Türkiye’nin öncü kadınlarının verdikleri mücadelenin heyecan verici bir örneği olan Cahide Tamer’in arşivinde yeralan fotoğraflara ve kendisi ile yapılan bir söyleşiye yer veriyor. Cahide Tamer (1915-...), Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen ardından yaşanan pek çok gelişmeye katkıda bulunan “ilk”lerden. Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından birisi. Dahası, o dönemlerde Türkiye’de yeni gündeme gelen tarihsel yapıların onarımı konusunda çalışan ilk mimarlardan. Korumacılık mevzuatının yeni oluştuğu, restorasyon tekniklerinin yeni keşfedildiği yıllarda “restorasyon şiir yazmak gibidir” diyen Cahide Tamer, Yedikule, Rumelihisarı, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı gibi pek çok önemli onarımlara imza atmış. Tamer’in önemli bir özelliği de çok iyi bir arşivci olması. Yaptığı bütün işlere ait resmi yazışmalar, çizimler ve fotoğraflara evindeki arşivinde ulaşmak mümkün. Bunların bir bölümü hazırladığı kitaplarda da yayımlanmış...


Topkapı Sarayı, Cariyeler Hastanesi'nden dolap kapağı.

"Cariyeler Hastanesi'ne keşif yapmaya gitmiştim, ölçü alırken bu dolap kapağı ilgimi çekti. Bembeyaz boyalıydı, üzerine çocukların defterlerine yapıştırdıkları çıkartmalardan süsler yapılmıştı. Ben de konstrüksiyonu açısından altına bakmak istedim, yanımdaki çakı ile biraz kazıdım. Bir de baktım altından yaldız çıkıyor. Biraz daha kazıdım, yaldız , boya müthiş. Hemen müdürümüz Tahsin Öz'e gittim. Hemen geldi, yerinden çıkaralım, inceleyelim dedi. Boya temizlenince altından nefis bir dolap kapağı çıktı. Sonra UNICEF bunu kartpostal yapmış"...

Cahide Tamer Arşivi
(Sergi icin resmin uzerine tıklayınız)






“Üç Belge: Padişah Tapusundan Şayeste Hanım'ın Duvarına”
sergisi sürüyor...


Hazırlayanlar: Derya Nüket Özer, Tufan Sağnak

Osmanlı dönemine ait üç belgenin yer aldığı sergide Preveze’deki Hazine’ye ait bir çiftliğin Sultan 2. Abdülhamid’in üzerine geçişini belgeleyen tapu ile kendi halinde iki hanıma ait bir yapı izin belgesi ve harç belgesi yer alıyor.

Sözü edilen tapu...

2. Abdülhamid, kendi adına mülk sahibi olan ilk Osmanlı padişahı idi. Musul, Kerkük, Filistin, Doğu Anadolu, Çukurova ve Balkanlar’da çok sayıda araziye sahip olmuştu. Mimarlık Müzesi’nde yayımlanan 1892 tarihli tapuda da belirtildiği gibi bu mülkler “kız ve erkek çocuklarına eşit olarak” miras kalıyordu. 1930’larda Musul ve Kerkük’teki arazileri için mücadele veren Osmanlı hanedan üyelerinin elinde, bazı kaynaklara göre 50.000 adet tapu bulunuyordu. Pek çok tarihçiye göre 2. Abdülhamid ulusal hareketlerin Osmanlı İmparatorluğu’nu tehdit ettiği, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmaya çalışıldığı, İngilizlerin Irak’taki petrol kaynaklarına göz diktiği o dönemde Osmanlı topraklarını kişisel tapusuyla koruma altına almaya çalışmaktaydı.

Şayeste Hanım'ın duvar onarım ruhsatı...

Sergide yer alan 1922 tarihli Yapı ve Onarım İzin Belgesi, evini bir duvarla çevirmek isteyen Şayeste Hanım’a ait. Formun içerdiği başlıklar, arkasında basılı olarak yer alan Ebniye (Binalar) Yasası’nın ilgili maddeleri, yeni oluşmaya başlayan mimari terminolojide “resm-i mücessem” (üçboyutlu görünüm) ve “pianta” (plan) sözcüklerini yan yana gelişi ve kalfanın resmini koyma zorunluluğu belgenin ilginç yanları.

Habibe Hanım'ın harç muafiyeti...

Son belge ise, yoksulluğu nedeniyle yapacağı küçük bir inşaat için ödemesi gereken harçtan muaf tutulmak isteyen bir hanıma verilen olumlu yanıtı içeriyor.

Padişahın Tapusundan Şayeste Hanımın Duvarına” sergisinde yer alan belgeler Şehmuz Dirim koleksiyonundan sağlanmış, çevriyazımı Şinasi Acar, günümüz Türkçesi’ne Derya Nüket Özer ve Tufan Sağnak tarafından çevrilmiş.

Mimarlık Müzesi’nde ayrıca; Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı ile Pullar ve Mimarlık sergileri de sürmekte.

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız:
http://www.mimarlikmuzesi.org/