Pazartesi, Ocak 30, 2012

KAYDA DEĞER ADRESLER...

DEPO-Istanbul
AYASPAŞA ÇEVRE VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ: http://ayaspasadernegi.blogspot.com/

ÖMER ULUÇ WEB SİTESİ...

Az önce Cem Erciyes'in "Ömer Bey'siz İkinci Yıl" başlıklı yazısında gördüm:
www.omeruluc.com

Çok güzel bir site olmuş...
Zafer Malkoç ve Mahmut Özdil 28 Ocak'a yetiştirmişler siteyi..
Yapıtları, sergileri, şiirler, fotoğraflar, ses kayıtları...

Onun ölümünün birinci yılında eşi Vivet Kanetti'nin dostları arasında düzenlediği gecenin kayıtları dahil, herşey bu sitede toplanmış...

Sevenlerine duyurulur!

Cuma, Ocak 27, 2012

İSVEÇLİ OPERA YÖNETMENİ CARLSSON TC VATANDAŞI OLUYOR...

Bugünkü Hürriyet haberi:


İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf tarafından “Operanın Ordinaryüsü” olarak ödüllendirilen ünlü opera yönetmeni İsveçli Bengt Wilhelm Carlsson, Türk vatandaşı oldu...



Prof. Wilhelm Carlsson, Türkiye'ye yabancı değil, Denize Karabuda'nın eşi, Güneş ve Barbro Karabuda'nın damadı, Alfons Karabuda ve Ayperi Ecer Karabuda'nın eniştesi olup, Türkiye'yi çok sever!

Bu arada... Wilhelm'in çocuklarından biri de tanınmış şarkıcı Robyn!

Karabuda'lar hakkında burada hayli içerik var!










x x x x x x x x
Bu resim de bugün geldi, Uppsala Üniversitesi'nde "Operanın Ordinaryüs Profesörü" unvanı almış Wilhelm!
Wilhelm Carlsson, Denize Karabuda

Çarşamba, Ocak 11, 2012

BACH Before and After - Milliyet.com.tr

Her ay iki konserle izleyici karşısına çıkan “Bach Before and After” konserlerinin Ocak ayındaki konuk sanatçıları, dünyaca Çek viyolonselci Jiri Barta ve piyanist Stanislav Gallin. Bu ayın “Pazar günü saat 16.00 Konseri” mekânı ise 100 yıl sonra ibadete açılan Surp Vortvots Vorodman Kilisesi olacak

Hakan Erdoğan Prodüksiyon tarafından düzenlenen ve her ay iki konserle müzikseverleri ağırlayan “Bach, Before and After” konserlerinin ikincisi ocak ayında düzenleniyor. Bach’ı, öncesi ve sonrasına ait repertuvarla birlikte sunan konserler 20 Ocak’ta St. Antuan Kilisesi, 22 Ocak’ta ise Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde dinleyicilerle buluşacak.
Haberin devamı için:
BACH Before and After - Milliyet.com.tr

Cuma, Ocak 06, 2012

BALE HABERLERİ VAR!


Dostumuz Alim Günay, Ocak ve Şubat ayı içindeki bale haberlerini iletmiş:


BALE/ DON KİŞOT
Don Kişot
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, modern dünya romanının ilk örneklerinden kabul edilen Cervantes’in, yerel değerlerin evrenleşmesini hicveden ünlü eserini sergiliyor. Sinema ve tiyatro uyarlamaları ile bilinen Don Kişot, en az öyküsü kadar iyi tanınan L. Minkus’un bale müzikleriyle Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde 26 Ocak saat 20.00 ve 28 Ocak saat 16.00’da izlenebilir. Eserin koreografisini oluşturan Mehmet Balkan, alışılagelmiş Don Kişot balelerinin aksine şizofreni maskesi ardına gizlenmiş ihtiyar bir beyefendinin karakterini daha ön plana çıkartmaya çalışıyor. Bu ihtiyar Şövalye’ye başrol vererek, Don Kişot’un İstanbul Devlet Opera Balesi Süreyya Sahnesi’nde matador pelerinleri, tütüler ve pointlerle yeniden hayat bulmasını sağlıyor.
Başdansçılar, Tülay Yalçınkaya / Zuhal Balkan/ Carlos Castro / Melih Mertel, Deniz Zirek, Oktay Keresteci ve kalabalık bir dansçı kadrosu ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde sergilecek balenin kostüm tasarımı Serdar Başbuğ’a, Dekorlar Tayfun Çebi’ye ait. Don Kişot, İstanbul Devlet Opera Balesi tarafından, 4 Şubat 16.00 ile 7 ve 9 Şubat  20.00'de yine Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda tekrarlanacak.

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)



BALE/ GENC WERTHER’İN ACILARI

Genç Werther'in Acıları

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Dünya Edebiyatının en önemli yazarlarından Goethe’nin ünlü eseri Genç Werther’in Acıları’nda, insanı çok mutlu eden aşkın aynı zamanda onun felaketine nasıl neden olabildiğini genç Werther’in, Lotte’ye karasevdasını film, öyküler, tiyatro eserlerinden sonra dünyada ilk kez dans dilinde seyircisine ulaşıtırıyor. Yıllarca Almanya’da çeşitli topluluklarda dans etmiş, Paris Opera ve Balesi’nin solist dansçılarından Yannick BOQUIN koreografisi ve piyanist Yelena ŞEKALYOVA’nın iki perde boyunca F. Chopin bestelerinden derlenmiş muhteşem performansıyla sunuyor.
İstanbul Devlet Balesinin solist dansçılarından Melih Mertel / Erhan Güzel, Deniz Zirek / Zuhal Balkan, Barış Adikti / Ömer Erenler başta olmak üzere kalabalık bir dansçı kadrosu eşliğinde İsmail Dede’nin kostüm ve dekor tasarımları ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde 17, 19 Ocak 2012 ve 21 Şubat 2012, saat 20.00’de izlenebilir.
Başrolleri Deniz Zirek / İlke Kodal, Egemen Kement / Selim Borak tarafından paylaşılan balede aşk, kıskançlık ve ihanet gibi duygular dansla aktarılıyor…

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)



BALE: OTHELLO ve DON KİŞOT

Othello


İstanbul Devlet Opera ve Balesi, William Shakespeare’nin ünlü trajedisi Othello’yu, Uğur Seyrek’in koreografisi ile sergiliyor. 15, 22 Şubat 2012 ve 7 Mart 2012, saat 20.00’de Fulya Sanat Merkezi’nde sergilenecek balenin müzikleri, Giuseppe Verdi ve Michael Galasso’dan derlenmiş… 
Başrolleri Deniz Zirek / İlke Kodal, Egemen Kement / Selim Borak tarafından paylaşılan balede aşk, kıskançlık ve ihanet gibi duygular dansla aktarılıyor. Dekor Tasarımı Adnan Öngün, kostüm tasarımı Sevtaç Demirer’in..

Adres: Fulya Sanat Merkezi, Hakkı Yeten Cad. Selenium Plaza 10 C Fulya Beşiktaş 
Bilet Satış : (212) 215 60 37


Ayrıca, L. Minkus'un ünlü müziği ile, koreografisini Mehmet Balkan’ın yaptığı ve diğer alışılagelmiş Don Kişot balelerinin aksine, şizofreni maskesi ardına gizlenmiş ihtiyar bir beyefendinin karakterini daha ön plana çıkartmaya çalışarak, ihtiyar şövalye’ye başrol verip ona itibarını iade ettiği Don Kişot, İstanbul Devlet Opera Balesi tarafından, 4 Şubat 2012, saat 16.00 ile 7 ve 9 Şubat 2012, saat 20.00'de sahnelenecek.
Başdansçılar, Tülay Yalçınkaya / Zuhal Balkan/ Carlos Castro / Melih Mertel, Deniz Zirek, Oktay Keresteci ve kalabalık bir dansçı kadrosu ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde sergilecek balenin kostüm tasarımı Serdar Başbuğ’a, Dekorlar Tayfun Çebi’ye ait.

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)

Monnet9: The BBC becomes a propaganda voice for the Monnet Myth

Monnet9: The BBC becomes a propaganda voice for the Monnet Myth

Perşembe, Ocak 05, 2012

KOMET'İN KİBRİTLERİNDEN AYŞE'NİN TAKILARINA

Ayşe'nin gümüş takılarına oldum olası bayılırım...
Az önce e.posta kutuma düşen "Bir Kibrit Çakın" başlıklı koleksiyon duyurusu da çok ilgimi çekti...
Komet'in (*) kibritler serisinden yola çıkıp tasarımlamış bunları...

(*) Şurada da Komet'le yapılmış kimi röportaj videoları var!

Cumartesi, Aralık 24, 2011

"GALAT-I MEŞHUR"DAN "DİL MESELELERİ"NE...

"Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır"diye bir laf var (dı)...

Babam yanlış kullandığımı yakaladığı sözcükleri düzeltirken bunu sık sık tekrarlardı... Günümüzde durmadan tekrarlanan öyle Türkçe sözcükler var ki bana bu lafı hatırlatıyor, hem de her gün. Bunların bir kısmı yanlış olduğu halde yaygın kullanıldığı için doğru sanılanlar. Örneğin, "müsaitlik", "muhattap", "hakikatten", "ikametgah" -birinci a şapkalıymış gibi, ince telaffuz ediliyor-... 

Bir kısmı hiç olmayan sözcükler, ör. "ayrıyeten"! 

Bir de virüs gibi yayılan, dili çarpıtan moda sözcükler var. Bunların tek başına bir suçu yok, ama doğru yerde kullanılmıyorlar. En başta "adına" geliyor bu grubun. İngilizce "in the name of"da olduğu gibi; "birinin namına, onun yerine", ya da "bir şey uğruna" demek gerektiğinde kullanılacağı yerde düpedüz "için" yerine kullanılıyor bu "adına". Neden acaba? Laf daha firaklı, daha tumturaklı olsun diye mi? Sonra "Süreç"!.. "Süreç" de "süre" yerine kullanılmakta çoğunlukla. Hele haber yayınlarına bir kulak verildiğinde yüzlerce "süreç" sözcüğü duyuyorsunuz. 

Israrla birlikte kullanılan "ilgi ve alaka", "mutlu-mesut", "açık ve net"lere hiç değinmiyorum bile...

Ya "sonrasında"ya ne demeli. "Sonra" demek kesmiyor, illa ki "sonrasında" denecek. Nedense "önce" hala eski yerini koruyor, "öncesinde"lere o kadar teslim olmadı o sanki. 

"İçinde" demek yerine "i-çe-ri-sin-de" diye insanı kıl eden o gereksiz ses yığılımı ise çoktan genel kabul gördü, yayıldı yayılacağı kadar. Artık sadece "içinde" diyeni ara ki bulasın. "-Ayşe buraya ne zaman geliyor?" "-Üç gün içerisinde geliyor"!

Yıllar önce bu "içinde mi içerisinde mi" konusunun "içinden" ("içerisinden" değil elbette!) çıkamamış, o zamanlar Radikal'de "Dil Meseleleri" başlığıyla kılı kırk yaran Necmiye Alpay'a yazıp sormuştum. O da şöyle yanıt vermişti:

...Avniye Tansuğ'dan güzel bir soru geldi:"Bir 'Türkçe uzmanı' değilim ama 'hiç değilse ana dilimizi düzgün kullanmak' konusunda çok ısrarcıyım. Son yıllarda bir sözcük var ki beni deli ediyor. Nedenini de bilmiyorum doğrusu!O sözcük 'içerisinde'. Özellikle imzamı taşıyacak metinlerde onu hemen 'içinde'ye çevirmezsem içim rahat etmiyor. 'Dışarısında'ya da aynı işlemi uyguluyorum. Ama birincisi çok yaygın kullanılıyor, hem yazı hem konuşma dilinde. 'İçinde' deyince pekala anlatılıyor anlatılmak istenen. 'İçinde' varken niye 'içerisinde' denir ki?Yoksa benimki yalnızca bir takıntı mı? Bazı sözcüklere duygusal tavırlar takınmak mümkün tabii. Size bir danışayım dedim... Bir kural var mı bu konuda acaba?"Bu soruya kesin bir yanıt vermek zor ama, bazı fikirler ileri sürebilirim.Tansuğ'un duyduğu rahatsızlığın, dilde tasarruf duygusu ve müzik duygusu gibi nedenleri olabilir. Dilde tasarruf ilkesi, genellikle, aynı anlamı verebilen iki kullanımdan hangisi daha kısaysa onu yeğlememize yol açıyor. Bu durumda "içinde"yi yeğlememiz olağan. Üstelik, öylesine önemli yüklerle dolu ve bağımsızlık eğilimli bir sözcükle karşı karşıyayız ki, fazladan kullanılması harcandığı duygusuna da yol açıyor. "İçeri" bizim bütün bir iç dünyamızın, ayrıca hapisanelerin adı, vb.Müzik duygusundan kastım ise zihnimizdeki ritim ve ses ölçülerinin devreye girmesi. "İçerisinde" sözcüğünün çoğu kullanımı aruza göre bir felaket. "Binanın içinde" ya da "birkaç gün içinde" demenin müziği ile "binanın içerisinde" ya da "birkaç gün içerisinde" demenin müziğini karşılaştırmak yeter."

Babamın yukarıda değindim deyişiyle ilgili olarak Internet'te yaptığım aramada da gene Necmiye Alpay imdadıma yetişti. Radikal'deki köşe yazılarından birinde "Galatat -üçüncü a şapkalı olacak, buradaki Blogspot klavyesinde şapka koyamıyorum!- Sözlükleri"ni tanıtmış. Bilmiyordum böyle bir çalışma olduğunu. Çok sevindim. Hemen "İdefixee" üzerinden bir tane ısmarladım. Zuhal Kültüral yazmış bu sözlüğü.  Arka kapağında şöyle yazıyor:

"Yanlış, yanılma, hata" anlamına gelen galat, bir dil bilimi terimi olarak "bir dilden başka bir dile geçerken biçim ve anlam açısından değişikliğe uğrayan kelime veya kelime grupları" şeklinde tanımlanmaktadır. Kelimenin çokluk şekli galatât'dır. Yanlış anlamına geldiği halde herkesçe benimsenip kullanılan kelimelere galat-ı meşhur, hiçbir şekilde kullanımı uygun görülmeyen kelimelere de galat-fahiş denmektedir. Uzun bir geçmişe sahip olan ve bir imparatorluk dili haline gelen Türk dili, 13. ve 14. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılmaya başlamış, önce dilimize yerleşmeye başlayan Arapça ve Farsça kelimeler, daha sonra batı kökenli kelimeler, deyimler ve anlatım biçimleri de eklenmiştir. Ses veya anlam değişikliğine uğrayarak Türkçeye yerleşen bu yabancı öğeler konusunda bazı Osmanlı aydınları tarafından çeşitli sözlükler ve risaleler yazılmıştır. Bu eserde, galatlar konusunda yazılmış bu sözlükler tanıtılmış, yazarlarının galat konusundaki görüşleri ortaya konmuş ve sözlüklerde ele alınan konuların tasnifi yapılmıştır. Cumhuriyet sonrası, galatlar konusunda yazılmış eserleri ilk kez bir araya toplayan bu kitap, bir ilk olmanın yanı sıra, eserlerin yazıldığı dönemde dilin yabancı öğelerden arınması konusunda gösterilen hassasiyeti ortaya koyması bakımından da günümüz için bir örnek teşkil etmektedir. "
Necmiye Alpay ile hiç tanışmadık, ama Radikal'de yazdığı zamanlar onun sadık okurlarından biriydim. Şimdi de onu Twitter'dan izlemeye aldım. Twitter sayfasında bir blog açtığını da gördüm. Radikal yazılarını da ayrı bir blogda toplamış. "Dil Meseleleri"ni de belki aynı biçimde bir araya toplayacağını söylüyor. Keşke bir an önce öyle de yapsa. Yapsa da eski içeriklere erişim eskisi kadar kolay olmayabiliyor her zaman geleneksel "medya"nın arşivlerinde. Keşke "Dil Meseleleri" kitap olsa. Keşke dili "mesele" edebilenler çoğalsa... 

FaceBook'ta tam da bu konuda bir grup sayfası yapmak istiyorum aslında. Malum, çoğunluk "orada"! Aslında bu konuda bir girişimde de bulunmadım değil. Arkadaşlarımın içinde bu konuda "mesele"si olanları arıyorum şimdi. FaceBook'un ilk yıllarında esasen dil konusunu mesele edinen gruplar vardı. Örneğin "Dahi Anlamındaki 'de'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" ki şu anda bile 13.524 üyesi var gözüküyor. Gerçi içerik maalesef amacından sapmış, orası bir reklam duvarına dönüşmüş ama arada hala tek tük de olsa ilginç saptamalara rastlanıyor. Bu grubun bir de kardeşi var; "bağlaç olan 'ki'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" orada hiç üye gözükmüyor. 

Şimdi artık bu yazıyı noktalamanın ve bağlantıları FaceBook ve Twitter'a ve de diğer bloglara yollamanın zamanı geldi!


Perşembe, Kasım 24, 2011

Perşembe, Kasım 10, 2011

Meet the Beetles - NYTimes.com

Meet the Beetles - NYTimes.com
At the Milan Furniture Fair this year, the design mecca Spazio Rossana Orlandi was infested with beetles. The culprit was Thomas Eyck, an adviser at the Zuiderzee Museumin Enkhuizen, the Netherlands, and also the producer of a growing collection of strange and wonderful things, including this set of bug vases called Schwarm. Each year at the time of the fair, Eyck switches gears from curator to editor by selecting a different designer with whom he delves into a traditional material and craft. Past explorations have yielded flax rope furniture and lighting by Christien Meindertsma, brightly colored striped woolen blankets and pillows by Scholten & Baijings, and pewter objects by Studio Job. For Schwarm, he worked with the German artists Beate Reinheimer and Ulrike Rehm, known as RaR, who are fascinated with the dizzying diversity of the animal kingdom, particularly among insects. To wit, Schwarm features 10 different shapes, or genuses, and 63 species, each with a different glaze. They are being sold as a limited-edition set or individually, for the less entomologically inclined. For more information, go to thomaseyck.com.

Pazartesi, Ekim 24, 2011