Salı, Mayıs 01, 2012

Acı Bir Haber: CÜNEYT TÜREL ARAMIZDAN AYRILDI...


Cüneyt Türel, 1942 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tiyatroya Yeşil Sahne ve Gençlik Tiyatrosu’nda başlamıştı. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 1962 yılında Gülriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu’nda profesyonel oldu. Daha sonra Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda çalıştı. 1965 yılında Cimri oyunu ile 30 yıl boyunca çalışacağı Şehir Tiyatroları’na geçti. 1995 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ayrıldı ve Tiyatro İstanbul bünyesinde bir sezon “Sanat” adlı oyunu oynadı.
1975 yılında Ajda Pekkan’ın “Palavra Palavra” şarkısında yaptığı düetle, herkesin hafızasında sesiyle kalıcı iz bıraktı. 1995 yılında Işıl Kasapoğlu ve Tilbe Saran ile birlikte Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nu kurdu. 2007 yılında kapanana kadar bu tiyatronun her oyununda oynadı. 2004 yılında Kent Oyuncuları’na misafir oyuncu olarak katıldı ve üç oyunda rol aldı. 2007 yılında tekrar Tiyatro İstanbul’da Çıkmaz Sokak Çocukları adlı oyunda misafir oyuncu olarak oynadı. 2008 yılında Tiyatro Dot’a Karatavuk adlı oyunla misafir oldu. 2007 yılından başlayarak rol aldığı Robert Wilson’un yönetimindeki “Rumi” (In the Blink of the Eye) oyunu Atina’da, Varşova’da ve Ravenna Festivalinde sergilendi. 2009 yazında İstanbul Tiyatro Festivali’nin özel projesi kapsamında ünlü Fransız oyuncu Jeanne Moreau ile birlikte Rumeli Hisarı’nda sahnelenen ve Amos Gitai’nin yönettiği, “Işığın Oğulları ile Karanlığın Oğullarının Savaşı” adlı oyunda rol aldı.
1979 yılından bu yana çeşitli sinema, televizyon ve seslendirme çalışmalarını da sürdürmekteydi...
1 Mayıs 2012, Salı sabahı maalesef aramızdan ayrıldı... Türkiye'de tiyatroların politik tehdit malzemesine dönüştüğü bir kesitte hem de...
Onu özleyenler artık rol aldığı ya da seslendirdiği filmler ve  web sitesine bıraktıkları ile avunacak...

Pazartesi, Nisan 16, 2012

MASUMİYET MÜZESİ AÇILIYOR!

Orhan Pamuk'un büyük hayali gerçek oldu / Hayat / Radikal İnternet
...Biletler kitabın içinde 
Müzeye elinizde ‘Masumiyet Müzesi’ kitabıyla gidebilirsiniz. Kitabın sonundaki bilet geçerli. Kapıda o bilete bir damga basılacak ve kitabınız daha da ‘özelleşecek’. Bilet fiyatları kitaptan ucuz tabii, öğrenci 10, tam 15 TL. Açılış günü kuyrukta beklemek istemeyenler Masumiyet Müzesi’nin web sitesinden biletlerini şimdiden alabilir.www.masumiyetmuzesi.org ...
********
Orhan Pamuk's "The Museum of Innosence" turned into reality!
The museum is being inaugurated on April 28, 2012.


For the details pls. see: http://www.masumiyetmuzesi.org/W3/Default-ENG.htm  

Çarşamba, Mart 14, 2012

ADAY.org – Picture Today Inspire Tomorrow

ADAY.org – Picture Today Inspire Tomorrow
15 Mayıs'ta bütün dünya fotoğraf çekip paylaşacak!
Çok ilginç bir proje...
(Başında da Reuters Thompson'un deneyimli yöneticilerinden Ayperi Ecer Karabuda var!)

Pazar, Mart 11, 2012

"BİR AVUÇ MAZİ"- Roman, Fügen Ünal Şen

Çok eski dostlarla eğer uzun bir süre yollarınız kesişmemişse yüzyüze gelindiğinde belki birbirinizi hatırlamadan bile geçip gidebilmek olası iken FaceBook'taki karşılaşmalarda durum farklı oluyor. Hem seviniyorsunuz hem de durup bir düşünüyorsunuz. "Acaba o da beni hatırlıyor mudur?" Eğer hatırlamışsa bu hemen belli oluyor zaten. Arkadaşlık hemen alınıp verilen bir iki mesajla da olsa "şıp" diye yeniden kaldığı yerden tazeleniyor. Vahim olan pek de hatırlanmayanlardan gelen arkadaşlık önerileri. Neyse. O ayrı bir konu...

Bir Avuç Mazi, Fügen Ünal Şen, Everest Yayınları
Milliyet'li yıllarımdan çok sevdiğim arkadaşlarım Yunus Şen ve Fügen Ünal Şen ile işte bu bağlamda yeniden karşılaştık. İkisi de hem gazeteci hem yazar olarak zamanı çok iyi değerlendiren, çok çalışıp çok üreten, çok saygı duyduğum iki dürüst, aydın insan... "Nesli tükenenler" kümesinden yani... Bu yüzden de FaceBook'a sempati tazeledik karşılıklı!

Fügen'in "Kuzey Yanım Ayazım", "Kuytuda Büyür Hayat", "Bir Anı Paylaşmak", "Sonbahar Yakın"dan sonra geçtiğimiz Ocak'ta yeni bir kitabı daha çıkmış: "Bir Avuç Mazi". Bu bir mübadele romanı. Kitabın FaceBook'ta da bir özel grubu var: Şurada.
"OkuryazarTV" ile yaptığı söyleşiden de bu kitabın yazılmasının dört yıl sürdüğünü anlıyoruz...

Fügen Ünal Şen, kişisel blogunda bu kitap için "O'nu ben yazmadım, benim mazim yazdı, ben onların sözlerini yazıya döken oldum" gibi alçakgönüllü bir mesaj veriyor. Ama son kısmı çok önemli:


“Benimkine benzemese de maziniz, aman ha kıymetini bilin. Sorun, soruşturun, köklerinizi sağlamlaştırın. Zira bir an geliyor bir de bakıyorsunuz ki size kalan sadece BİR AVUÇ MAZİ…”


Haksız mı? Sonra da oturup "bu toplumun belleği yok" diye hayıflanmalardan sıkılmadık mı artık?

Kaynak sayfa için lütfen resmi tıklayın!

-Fügen'in blogunda dolaşırken, "anneanne tavsiyeleri"nin birinde ortaklık bulmak ayrıca çok hoşuma gitti. 

Benim de her yeni mevsim, ne zaman onların yanından geçsem, gözüm yerlerde olur!  

Bu bile henüz okumadığım "Sonbahar Yakın"ın da hemen listeye eklenmesini gerektiriyor şimdi...-






Perşembe, Mart 08, 2012

KARIA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Zamanlaması harika! 8 Mart 2012...

KARİA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Karia bölgesinde yaşayan Fotoğraf Sanatçıları Erol Ünal, Jak Kohen, Nayil Kabak ve Osman Yüzbaşıgil Milas Baltalıkapı, Milas köyleri Ekiztaş köyü, Çomakdağ, Kızılağaç, Yatağan Yeşilbağcılar köyü, Bodrum Geriş köyü gibi Muğlanın çeşitli yörelerinden çektikleri fotoğraflar ile "Karia'lı Kadınlar Fotoğraf Sergisi"ni Aznavur Sanat Merkezi Galerisinde 8 Mart 2012 Perşembe günü Saat 18:00'de açıyorlar. Sergi 18 Mart'a kadar sürecek.

"Karia, Menderes Nehri’nden Dalaman Çayı’na, Tavas’tan Kos’a Rodos’a uzanan toprakların tarihte bilinen en eski adıdır. Buradaki antik şehirleri hep Karia'lılar kurmuş. Dünyada ilk kez savaşta miğfer kullanmayı, kalkanlarına kulp takmayı onlar akıl etmiş. Dünyanın ilk kadın amirali Artemisia, tarihin babası Herodot Karia'lıdır. Dünyada ilk müzik yarışması bu topraklarda yapılmış; dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum bu topraklarda yükselmiştir. Dünyanın ilk kadın direnişçileri de Karia'lı kadınlardır."

"Karia'lı Kadınlar Fotoğraf Sergisi" Karia'lı kadınların fotoğrafları yanında; Karia'lı kadınları ve yöreyi tanıtan panolarla belgesel niteliğinde bir sergi...
Dahası şurada:

KARIA'LI KADINLAR FOTOĞRAF SERGİSİ

Çarşamba, Mart 07, 2012

"TİYATRO MEDRESESİ"- Şirince

Şirince'de başlatılan ve şu ana kadar yapılan desteklerle yüzde kırkaltısı tamamlanan "Tiyatro Medresesi", desteklerinizi bekliyor!

Neden Medrese Mimarisi? sorusuna projeyi başlatan sanatçı ve gönüllülerden oluşan ekip şu yanıtı veriyor:


"Gelecek kuşaklara kalacak bir eser, çölün ortasında bir vaha

İnşaattan bir kesit...
Mekân ile imkân iki akraba kelime. Bir mekân yaratırken bir imkânlar yelpazesi de yaratmış oluyorsunuz. Dolayısıyla nasıl imkânlar yaratmak istediğinizin cevabı nasıl bir mekân yaratacağınızla da doğrudan ilgili. Biz, gelecek kuşaklara kalacak bir eser inşa etmek; mimari açıdan bir cehennemde yaşadığımız düşünülürse, çölün ortasında bir vaha yaratmak istiyoruz. Dünya çapında ses getirecek bir merkeze ev sahipliği yapacak mekânın da kendi başına bir anlamı ve güzelliği olmalı diye düşünüyoruz..

...
Bir de şu var tabii; Şirince’deki Tiyatro Medresesi cumhuriyet tarihinde inşa edilmiş nadir medreselerden olacak. Modernleşme serüvenimizin en önemli sembollerinden tiyatro ile köklü bir geleneğe ait olan medrese formunun bu bileşimi bizi oldukça heyecanlandırıyor."
Şu aşamada bile projede düşünülmedik ayrıntı yok. "Medrese Yayınları" dahil.
Destekler bağlamında;

BU HAFTA DÖRT GRUPTAN DÖRT FARKLI OYUN VAR!
 
8 Mart 20:30, Oyunbaz "Ekmek Parası"
@Beyoğlu Terminal Sahnesi
Bilgi ve Rezervasyon için:0531 888 62 31

9 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli Oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu
Bilgi ve Rezervasyon için:0531 696 41 09 / info@seyyarsahne.com

11 Mart Pazar 19:00, BuluTiyatro "Tetikçi"
@İkinci Kat
Bilgi ve Rezervasyon için: 0212 292 32 47 / 0545 462 45 28

12 Mart Pazartesi 20:30, Altıdan Sonra Tiyatro "Fail-i Müşterek"
@KUMBARACI50
Bilgi ve Rezervasyon için: 0212 243 50 51 / 0532 255 55 80

12 Mart Pazartesi 20:00, Seyyar Sahne, “Tehlikeli Oyunlar” ANKARA’DA!
@AKÜN Sahnesi
Biletler Ardıç Kitabevinde (Turhan Kitabevi'nin üstü, KIZILAY)

…ve MART AYINDAKİ DİĞER GÖSTERİMLER

16 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

18 Mart Pazar 18:00, Seyyar Sahne "Ben, Pierre Rivière..."
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

19 Mart Pazartesi 20:30, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@SalonİKSV

23 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

24 Mart Cumartesi 20:00, Seyyar Sahne "Çocukluğun Soğuk Geceleri"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

25 Mart Pazar 18:00, Gnlev "Yüksek Derece"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

30 Mart Cuma 20:00, Seyyar Sahne "Tehlikeli oyunlar"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

31 Mart Cumartesi 16:00, Seyyar Sahne "Leylâ Erbil'den İki Öykü"
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

31 Mart Cumartesi 20:00, Seyyar Sahne "Ben, Pierre Rivière..."
@İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu

Diğer ayrıntılar için:
/



Zaten bir kere sitelerine girerseniz, kolay kolay çıkamayacak, muhtemelen siz de destekçilerden biri olacaksınız! FaceBook'da şu an itibarıyla 700'den fazla beğeneni var! Bu tuhaf zaman kesidinde insanı mutlu eden, gidişattan umut kesmekten alıkoyabilen bir haber bu aynı zamanda. Başarılar Tiyatro Medresesi!

Çarşamba, Şubat 29, 2012

Aydın Doğan Ödülü Selim İleri’nin - Hürriyet Kültür Sanat

Aydın Doğan Ödülü Selim İleri’nin - Hürriyet Kültür Sanat

Bu yıl 'öykü' dalında verilen Aydın Doğan Ödülü'nün sahibi, Türk edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle Selim İleri oldu.

Pazar, Şubat 26, 2012

EVDE SANAT

Bugünkü Hürriyet Pazar'da Tolga Tanış'ın "30-40 Yaş arası İçin IKEA Tablolarını Atma Vakti" başlıklı yazısını görünce hemen tıkladım!

Tanış, Doğan Hızlan'ın "Sanatı Orta Halliler Yaşatır" başlıklı yazısına gönderme yapmış.

Hızlan, o yazısında geçenlerde Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan "Rembrandt ve Çağdaşları" sergisi ile ilgili izlenimlerini yazarken, sergi kataloğunda dikkat çekilen önemli hususun altını çiziyor: "ressamların, saray ve kilisenin bittiği yerde, eserlerini seçkinler ve orta hallilere satabilmeleri!" Sonra da bizde de bir zamanlar orta hallilerin resim alabildiklerini, şimdi ise öyle olduğunu sanmadığını söylüyor.

Tanış, o orta halliler tarafından "duvar boş kalmasın" diye asılan "bet IKEA tabloları"nın yerini gerçek sanat eserlerinin alabilmesi için, pragmatik Amerikan yaklaşımlarından oluşan bir rehberi okurlarıyla paylaşıyor. Rehberin ilk maddeleri bana sanki "borsada oynamaya yeni başlayanlar için ipuçları" tadı verdi. Ama son madde çok gerçekçi: "Öğrenciler!"

"İlla Komet'i atölyesine kapatmak zorunda değilsiniz" diyor, Tanış, Amerika'da ev dekoratörlerinin başlattığı bu yöntemle "gidin Mimar Sinan'a, portfolyosunu beğendiğiniz bir öğrenciye iş verin!"

Bunu okuyunca aklıma Haldun Dostoğlu ile yıllar önce yaptığımız bir sohbette onun şöylece bir değindiği; villa tasarımlayan kimi "mimarların özgün tablolar için özel olarak bıraktıkları boşluklar" geldi...

Buradan da "evde gerçek sanat" arayanların, ille özgün eser alamıyorlarsa reprodüksiyon ya da özgün baskılar alabileceği...

Onu bunu bilmem, bizim duvarlarda hala onlardan var, 30-40 yaş arasındayken Galeri Nev'den aldığımız Abidin Dino'lar, Tiraje'ler! Mutluyuz onlarla.

Pazar, Şubat 19, 2012

WILHELM CARLSSON'A KRAL'DAN MADALYA!

Tarihimiz ve müzelerimiz türlü "madalya" ile dolu...
Keşke kültür ve sanat tarihimiz de öyle olsaydı...
Kültür ve sanat insanlarını yaşarken ödüllendirmek ise ayrı bir kültür olsa gerek!
Bizde genellikle onlar gittikten sonra "ah-vah" edilir. Eminim şu anda geleneksel kitle iletişim yayınlarının arşivlerini kurcalasak, belli bir yaşa gelmiş sanatçıların yaşam öykülerini içeren malzemenin bir kenarda hazır tutulduğunu görürüz. Nedeni de "o an" gelip çattığında diğerlerinden önce o içeriği hemen "yayına girmek" içindir.

İsveç, kültür-sanat üretimini akıllıca desteklemeyi bir devlet politikası olarak benimsemiş toplumlara iyi bir örnek.

Kral Gustav ve Wilhelm Carlsson- İsveç Kraliyet Sarayı
Kraliçe ödül diplomalarını veriyor...
İşte kadim dostumuz, Türkiye Cumhuriyeti'nin taze vatandaşı, İsveç'in medar-ı iftiharı Wilhelm Carlsson'a İsveç Kralı'nın verdiği madalya da bunun son örneklerinden. Carlsson, daha geçen ay Uppsala Üniversitesi'nde  "Operanın Ordinaryüs Profesörü" olarak ödüllendirilmişti. Bundan bir hafta önce, 16 Şubat, 2012'de de İsveç Kralı Gustav, diğer bir grup sanat, kültür ve bilim insanı ile birlikte dostumuza da bir altın madalya verdi.


Litteris et Arbitus

Kral bunu yaparken, Kraliçe de aynı kişilerin bu ödüle ilişkin "Diploma"larını veriyordu

Denize Karabuda ve Wilhelm Carlsson sarayda!
Carlsson'un aldığı madalya "Litteris et Artibus" ("Bilim ve Sanat"ın Latincesi) kategorisinde. İlk kez Kral Charles XV tarafından 1853'de çıkarılan bu madalya, başta müzik, drama ve edebiyat olmak üzere sanat alanında üstün başarıları ve katkıları olanlara veriliyor. Bir yüzünde "Litteris et Arbitus" yazısı, diğer yüzünde kralın resmi bulunan bu madalya, kime veriliyorsa onun adı da çepere yazılıyor. Aynı törende bu madalya ile ödüllendirilen Anders Paulsson, madalyasının ayrıntılarını evire çevire blogunda görüntülemiş. Meraklılar bu fotoğrafları da şu bağlantıdan görebilir!

Şimdiii... Bu içeriği -izin aldıktan sonra- böyle uzun uzun kaleme almamın aslında başka bir nedeni daha var! Bu havadisi ilk kez bizlerle paylaşan Denize Karabuda, tıpkı eşi Wilhelm gibi övünmekten hiç hoşlanmaz. O yüzden bu haberi de Türkiye'ye iletirken yalnızca dostları ile paylaşmıştı. Bu yüzden bizim ülkede pek haber konusu da olmadı sanıyorum. Oysa Carlsson'un geçenlerde aynı zamanda Türk vatandaşı da olmak istemesi üzerine Türk basınında çıkan haberlerin haddi hesabı yoktu! Bu haber de bizim basına yansımış olsaydı acaba nasıl başlık atılırdı? İlk aklıma gelen şu oldu:
"Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!"
Hani bazı iyi biten maçlardan sonra olduğu ya da "Türk Bilim Adamının Başarısı!" türünden  haberlerde alışılageldiği gibi.
Yanılıyor muyum? ;)

Salı, Şubat 14, 2012

BİR TİYATRO SOHBETİ

..:: Radyo Cazkolik - Ahmet Erözenci - Bir Gölgenin Ardından - 039 / Konu: Tiyatro, Konuk: Ayşenil Şamlıoğlu ::..
( Ayşenil Şamlıoğlu'nun üslubu, özgüveni, cömertçe paylaştığı bilgi birikimi, bana, kadınların en çok "tiyatro" alanında bağımsızlığa kavuşup başarılı olabileceğini söyleyen Simone de Beauvoir'ı anımsattı. )
Çok keyifli bir sohbet, kaçırmayın derim!

Salı, Şubat 07, 2012

İki hikaye bir 'apartman' GALERİ-HABERTÜRK

İki hikaye bir 'apartman' GALERİ-HABERTÜRK

Herşey, sanatçı Gülsün Karamustafa'nın 1991 yılında Cihangir caddesindeki Başlamacı apartmanına taşınması ile başladı...

Yunanistan Modern Sanatlar Müzesi'nde Yunan halkı ile buluşan proje kapsamında ziyaretçileri, İstanbul'daki Başlamacı apartmanının bir maketi karşılıyor.
Proje, özellikle İstanbul'dan göç eden Rumlara duygu yüklü anları yeniden yaşatırken sergilendiği odanın duvarlarında 6-7 Eylül olaylarından ve Başlamacı ailesinin o dönem apartmandaki yaşantısından kareler ve açıklamalar yer alıyor...

Perşembe, Şubat 02, 2012

Pazartesi, Ocak 30, 2012

KAYDA DEĞER ADRESLER...

DEPO-Istanbul
AYASPAŞA ÇEVRE VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ: http://ayaspasadernegi.blogspot.com/

ÖMER ULUÇ WEB SİTESİ...

Az önce Cem Erciyes'in "Ömer Bey'siz İkinci Yıl" başlıklı yazısında gördüm:
www.omeruluc.com

Çok güzel bir site olmuş...
Zafer Malkoç ve Mahmut Özdil 28 Ocak'a yetiştirmişler siteyi..
Yapıtları, sergileri, şiirler, fotoğraflar, ses kayıtları...

Onun ölümünün birinci yılında eşi Vivet Kanetti'nin dostları arasında düzenlediği gecenin kayıtları dahil, herşey bu sitede toplanmış...

Sevenlerine duyurulur!

Cuma, Ocak 27, 2012

İSVEÇLİ OPERA YÖNETMENİ CARLSSON TC VATANDAŞI OLUYOR...

Bugünkü Hürriyet haberi:


İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf tarafından “Operanın Ordinaryüsü” olarak ödüllendirilen ünlü opera yönetmeni İsveçli Bengt Wilhelm Carlsson, Türk vatandaşı oldu...



Prof. Wilhelm Carlsson, Türkiye'ye yabancı değil, Denize Karabuda'nın eşi, Güneş ve Barbro Karabuda'nın damadı, Alfons Karabuda ve Ayperi Ecer Karabuda'nın eniştesi olup, Türkiye'yi çok sever!

Bu arada... Wilhelm'in çocuklarından biri de tanınmış şarkıcı Robyn!

Karabuda'lar hakkında burada hayli içerik var!










x x x x x x x x
Bu resim de bugün geldi, Uppsala Üniversitesi'nde "Operanın Ordinaryüs Profesörü" unvanı almış Wilhelm!
Wilhelm Carlsson, Denize Karabuda

Çarşamba, Ocak 11, 2012

BACH Before and After - Milliyet.com.tr

Her ay iki konserle izleyici karşısına çıkan “Bach Before and After” konserlerinin Ocak ayındaki konuk sanatçıları, dünyaca Çek viyolonselci Jiri Barta ve piyanist Stanislav Gallin. Bu ayın “Pazar günü saat 16.00 Konseri” mekânı ise 100 yıl sonra ibadete açılan Surp Vortvots Vorodman Kilisesi olacak

Hakan Erdoğan Prodüksiyon tarafından düzenlenen ve her ay iki konserle müzikseverleri ağırlayan “Bach, Before and After” konserlerinin ikincisi ocak ayında düzenleniyor. Bach’ı, öncesi ve sonrasına ait repertuvarla birlikte sunan konserler 20 Ocak’ta St. Antuan Kilisesi, 22 Ocak’ta ise Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde dinleyicilerle buluşacak.
Haberin devamı için:
BACH Before and After - Milliyet.com.tr

Cuma, Ocak 06, 2012

BALE HABERLERİ VAR!


Dostumuz Alim Günay, Ocak ve Şubat ayı içindeki bale haberlerini iletmiş:


BALE/ DON KİŞOT
Don Kişot
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, modern dünya romanının ilk örneklerinden kabul edilen Cervantes’in, yerel değerlerin evrenleşmesini hicveden ünlü eserini sergiliyor. Sinema ve tiyatro uyarlamaları ile bilinen Don Kişot, en az öyküsü kadar iyi tanınan L. Minkus’un bale müzikleriyle Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde 26 Ocak saat 20.00 ve 28 Ocak saat 16.00’da izlenebilir. Eserin koreografisini oluşturan Mehmet Balkan, alışılagelmiş Don Kişot balelerinin aksine şizofreni maskesi ardına gizlenmiş ihtiyar bir beyefendinin karakterini daha ön plana çıkartmaya çalışıyor. Bu ihtiyar Şövalye’ye başrol vererek, Don Kişot’un İstanbul Devlet Opera Balesi Süreyya Sahnesi’nde matador pelerinleri, tütüler ve pointlerle yeniden hayat bulmasını sağlıyor.
Başdansçılar, Tülay Yalçınkaya / Zuhal Balkan/ Carlos Castro / Melih Mertel, Deniz Zirek, Oktay Keresteci ve kalabalık bir dansçı kadrosu ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde sergilecek balenin kostüm tasarımı Serdar Başbuğ’a, Dekorlar Tayfun Çebi’ye ait. Don Kişot, İstanbul Devlet Opera Balesi tarafından, 4 Şubat 16.00 ile 7 ve 9 Şubat  20.00'de yine Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda tekrarlanacak.

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)



BALE/ GENC WERTHER’İN ACILARI

Genç Werther'in Acıları

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Dünya Edebiyatının en önemli yazarlarından Goethe’nin ünlü eseri Genç Werther’in Acıları’nda, insanı çok mutlu eden aşkın aynı zamanda onun felaketine nasıl neden olabildiğini genç Werther’in, Lotte’ye karasevdasını film, öyküler, tiyatro eserlerinden sonra dünyada ilk kez dans dilinde seyircisine ulaşıtırıyor. Yıllarca Almanya’da çeşitli topluluklarda dans etmiş, Paris Opera ve Balesi’nin solist dansçılarından Yannick BOQUIN koreografisi ve piyanist Yelena ŞEKALYOVA’nın iki perde boyunca F. Chopin bestelerinden derlenmiş muhteşem performansıyla sunuyor.
İstanbul Devlet Balesinin solist dansçılarından Melih Mertel / Erhan Güzel, Deniz Zirek / Zuhal Balkan, Barış Adikti / Ömer Erenler başta olmak üzere kalabalık bir dansçı kadrosu eşliğinde İsmail Dede’nin kostüm ve dekor tasarımları ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde 17, 19 Ocak 2012 ve 21 Şubat 2012, saat 20.00’de izlenebilir.
Başrolleri Deniz Zirek / İlke Kodal, Egemen Kement / Selim Borak tarafından paylaşılan balede aşk, kıskançlık ve ihanet gibi duygular dansla aktarılıyor…

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)



BALE: OTHELLO ve DON KİŞOT

Othello


İstanbul Devlet Opera ve Balesi, William Shakespeare’nin ünlü trajedisi Othello’yu, Uğur Seyrek’in koreografisi ile sergiliyor. 15, 22 Şubat 2012 ve 7 Mart 2012, saat 20.00’de Fulya Sanat Merkezi’nde sergilenecek balenin müzikleri, Giuseppe Verdi ve Michael Galasso’dan derlenmiş… 
Başrolleri Deniz Zirek / İlke Kodal, Egemen Kement / Selim Borak tarafından paylaşılan balede aşk, kıskançlık ve ihanet gibi duygular dansla aktarılıyor. Dekor Tasarımı Adnan Öngün, kostüm tasarımı Sevtaç Demirer’in..

Adres: Fulya Sanat Merkezi, Hakkı Yeten Cad. Selenium Plaza 10 C Fulya Beşiktaş 
Bilet Satış : (212) 215 60 37


Ayrıca, L. Minkus'un ünlü müziği ile, koreografisini Mehmet Balkan’ın yaptığı ve diğer alışılagelmiş Don Kişot balelerinin aksine, şizofreni maskesi ardına gizlenmiş ihtiyar bir beyefendinin karakterini daha ön plana çıkartmaya çalışarak, ihtiyar şövalye’ye başrol verip ona itibarını iade ettiği Don Kişot, İstanbul Devlet Opera Balesi tarafından, 4 Şubat 2012, saat 16.00 ile 7 ve 9 Şubat 2012, saat 20.00'de sahnelenecek.
Başdansçılar, Tülay Yalçınkaya / Zuhal Balkan/ Carlos Castro / Melih Mertel, Deniz Zirek, Oktay Keresteci ve kalabalık bir dansçı kadrosu ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi’nde sergilecek balenin kostüm tasarımı Serdar Başbuğ’a, Dekorlar Tayfun Çebi’ye ait.

Adres: Bahariye Caddesi, No: 29  34710- Kadıköy / İstanbul
Bilet Satış : (216) 346 15 31   (Dahili 120/ 121)

Monnet9: The BBC becomes a propaganda voice for the Monnet Myth

Monnet9: The BBC becomes a propaganda voice for the Monnet Myth

Perşembe, Ocak 05, 2012

KOMET'İN KİBRİTLERİNDEN AYŞE'NİN TAKILARINA

Ayşe'nin gümüş takılarına oldum olası bayılırım...
Az önce e.posta kutuma düşen "Bir Kibrit Çakın" başlıklı koleksiyon duyurusu da çok ilgimi çekti...
Komet'in (*) kibritler serisinden yola çıkıp tasarımlamış bunları...

(*) Şurada da Komet'le yapılmış kimi röportaj videoları var!

Cumartesi, Aralık 24, 2011

"GALAT-I MEŞHUR"DAN "DİL MESELELERİ"NE...

"Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır"diye bir laf var (dı)...

Babam yanlış kullandığımı yakaladığı sözcükleri düzeltirken bunu sık sık tekrarlardı... Günümüzde durmadan tekrarlanan öyle Türkçe sözcükler var ki bana bu lafı hatırlatıyor, hem de her gün. Bunların bir kısmı yanlış olduğu halde yaygın kullanıldığı için doğru sanılanlar. Örneğin, "müsaitlik", "muhattap", "hakikatten", "ikametgah" -birinci a şapkalıymış gibi, ince telaffuz ediliyor-... 

Bir kısmı hiç olmayan sözcükler, ör. "ayrıyeten"! 

Bir de virüs gibi yayılan, dili çarpıtan moda sözcükler var. Bunların tek başına bir suçu yok, ama doğru yerde kullanılmıyorlar. En başta "adına" geliyor bu grubun. İngilizce "in the name of"da olduğu gibi; "birinin namına, onun yerine", ya da "bir şey uğruna" demek gerektiğinde kullanılacağı yerde düpedüz "için" yerine kullanılıyor bu "adına". Neden acaba? Laf daha firaklı, daha tumturaklı olsun diye mi? Sonra "Süreç"!.. "Süreç" de "süre" yerine kullanılmakta çoğunlukla. Hele haber yayınlarına bir kulak verildiğinde yüzlerce "süreç" sözcüğü duyuyorsunuz. 

Israrla birlikte kullanılan "ilgi ve alaka", "mutlu-mesut", "açık ve net"lere hiç değinmiyorum bile...

Ya "sonrasında"ya ne demeli. "Sonra" demek kesmiyor, illa ki "sonrasında" denecek. Nedense "önce" hala eski yerini koruyor, "öncesinde"lere o kadar teslim olmadı o sanki. 

"İçinde" demek yerine "i-çe-ri-sin-de" diye insanı kıl eden o gereksiz ses yığılımı ise çoktan genel kabul gördü, yayıldı yayılacağı kadar. Artık sadece "içinde" diyeni ara ki bulasın. "-Ayşe buraya ne zaman geliyor?" "-Üç gün içerisinde geliyor"!

Yıllar önce bu "içinde mi içerisinde mi" konusunun "içinden" ("içerisinden" değil elbette!) çıkamamış, o zamanlar Radikal'de "Dil Meseleleri" başlığıyla kılı kırk yaran Necmiye Alpay'a yazıp sormuştum. O da şöyle yanıt vermişti:

...Avniye Tansuğ'dan güzel bir soru geldi:"Bir 'Türkçe uzmanı' değilim ama 'hiç değilse ana dilimizi düzgün kullanmak' konusunda çok ısrarcıyım. Son yıllarda bir sözcük var ki beni deli ediyor. Nedenini de bilmiyorum doğrusu!O sözcük 'içerisinde'. Özellikle imzamı taşıyacak metinlerde onu hemen 'içinde'ye çevirmezsem içim rahat etmiyor. 'Dışarısında'ya da aynı işlemi uyguluyorum. Ama birincisi çok yaygın kullanılıyor, hem yazı hem konuşma dilinde. 'İçinde' deyince pekala anlatılıyor anlatılmak istenen. 'İçinde' varken niye 'içerisinde' denir ki?Yoksa benimki yalnızca bir takıntı mı? Bazı sözcüklere duygusal tavırlar takınmak mümkün tabii. Size bir danışayım dedim... Bir kural var mı bu konuda acaba?"Bu soruya kesin bir yanıt vermek zor ama, bazı fikirler ileri sürebilirim.Tansuğ'un duyduğu rahatsızlığın, dilde tasarruf duygusu ve müzik duygusu gibi nedenleri olabilir. Dilde tasarruf ilkesi, genellikle, aynı anlamı verebilen iki kullanımdan hangisi daha kısaysa onu yeğlememize yol açıyor. Bu durumda "içinde"yi yeğlememiz olağan. Üstelik, öylesine önemli yüklerle dolu ve bağımsızlık eğilimli bir sözcükle karşı karşıyayız ki, fazladan kullanılması harcandığı duygusuna da yol açıyor. "İçeri" bizim bütün bir iç dünyamızın, ayrıca hapisanelerin adı, vb.Müzik duygusundan kastım ise zihnimizdeki ritim ve ses ölçülerinin devreye girmesi. "İçerisinde" sözcüğünün çoğu kullanımı aruza göre bir felaket. "Binanın içinde" ya da "birkaç gün içinde" demenin müziği ile "binanın içerisinde" ya da "birkaç gün içerisinde" demenin müziğini karşılaştırmak yeter."

Babamın yukarıda değindim deyişiyle ilgili olarak Internet'te yaptığım aramada da gene Necmiye Alpay imdadıma yetişti. Radikal'deki köşe yazılarından birinde "Galatat -üçüncü a şapkalı olacak, buradaki Blogspot klavyesinde şapka koyamıyorum!- Sözlükleri"ni tanıtmış. Bilmiyordum böyle bir çalışma olduğunu. Çok sevindim. Hemen "İdefixee" üzerinden bir tane ısmarladım. Zuhal Kültüral yazmış bu sözlüğü.  Arka kapağında şöyle yazıyor:

"Yanlış, yanılma, hata" anlamına gelen galat, bir dil bilimi terimi olarak "bir dilden başka bir dile geçerken biçim ve anlam açısından değişikliğe uğrayan kelime veya kelime grupları" şeklinde tanımlanmaktadır. Kelimenin çokluk şekli galatât'dır. Yanlış anlamına geldiği halde herkesçe benimsenip kullanılan kelimelere galat-ı meşhur, hiçbir şekilde kullanımı uygun görülmeyen kelimelere de galat-fahiş denmektedir. Uzun bir geçmişe sahip olan ve bir imparatorluk dili haline gelen Türk dili, 13. ve 14. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılmaya başlamış, önce dilimize yerleşmeye başlayan Arapça ve Farsça kelimeler, daha sonra batı kökenli kelimeler, deyimler ve anlatım biçimleri de eklenmiştir. Ses veya anlam değişikliğine uğrayarak Türkçeye yerleşen bu yabancı öğeler konusunda bazı Osmanlı aydınları tarafından çeşitli sözlükler ve risaleler yazılmıştır. Bu eserde, galatlar konusunda yazılmış bu sözlükler tanıtılmış, yazarlarının galat konusundaki görüşleri ortaya konmuş ve sözlüklerde ele alınan konuların tasnifi yapılmıştır. Cumhuriyet sonrası, galatlar konusunda yazılmış eserleri ilk kez bir araya toplayan bu kitap, bir ilk olmanın yanı sıra, eserlerin yazıldığı dönemde dilin yabancı öğelerden arınması konusunda gösterilen hassasiyeti ortaya koyması bakımından da günümüz için bir örnek teşkil etmektedir. "
Necmiye Alpay ile hiç tanışmadık, ama Radikal'de yazdığı zamanlar onun sadık okurlarından biriydim. Şimdi de onu Twitter'dan izlemeye aldım. Twitter sayfasında bir blog açtığını da gördüm. Radikal yazılarını da ayrı bir blogda toplamış. "Dil Meseleleri"ni de belki aynı biçimde bir araya toplayacağını söylüyor. Keşke bir an önce öyle de yapsa. Yapsa da eski içeriklere erişim eskisi kadar kolay olmayabiliyor her zaman geleneksel "medya"nın arşivlerinde. Keşke "Dil Meseleleri" kitap olsa. Keşke dili "mesele" edebilenler çoğalsa... 

FaceBook'ta tam da bu konuda bir grup sayfası yapmak istiyorum aslında. Malum, çoğunluk "orada"! Aslında bu konuda bir girişimde de bulunmadım değil. Arkadaşlarımın içinde bu konuda "mesele"si olanları arıyorum şimdi. FaceBook'un ilk yıllarında esasen dil konusunu mesele edinen gruplar vardı. Örneğin "Dahi Anlamındaki 'de'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" ki şu anda bile 13.524 üyesi var gözüküyor. Gerçi içerik maalesef amacından sapmış, orası bir reklam duvarına dönüşmüş ama arada hala tek tük de olsa ilginç saptamalara rastlanıyor. Bu grubun bir de kardeşi var; "bağlaç olan 'ki'yi ayrı yazamayanlara uyuz olanlar" orada hiç üye gözükmüyor. 

Şimdi artık bu yazıyı noktalamanın ve bağlantıları FaceBook ve Twitter'a ve de diğer bloglara yollamanın zamanı geldi!


Perşembe, Kasım 24, 2011

Perşembe, Kasım 10, 2011

Meet the Beetles - NYTimes.com

Meet the Beetles - NYTimes.com
At the Milan Furniture Fair this year, the design mecca Spazio Rossana Orlandi was infested with beetles. The culprit was Thomas Eyck, an adviser at the Zuiderzee Museumin Enkhuizen, the Netherlands, and also the producer of a growing collection of strange and wonderful things, including this set of bug vases called Schwarm. Each year at the time of the fair, Eyck switches gears from curator to editor by selecting a different designer with whom he delves into a traditional material and craft. Past explorations have yielded flax rope furniture and lighting by Christien Meindertsma, brightly colored striped woolen blankets and pillows by Scholten & Baijings, and pewter objects by Studio Job. For Schwarm, he worked with the German artists Beate Reinheimer and Ulrike Rehm, known as RaR, who are fascinated with the dizzying diversity of the animal kingdom, particularly among insects. To wit, Schwarm features 10 different shapes, or genuses, and 63 species, each with a different glaze. They are being sold as a limited-edition set or individually, for the less entomologically inclined. For more information, go to thomaseyck.com.

Pazartesi, Ekim 24, 2011

Cuma, Ekim 14, 2011

Art Project, powered by Google

Art Project, powered by Google
Explore museums from around the world, discover and view hundreds of artworks at incredible zoom levels, and even create and share your own collection of masterpieces.

Cumartesi, Ekim 08, 2011

13 EKİM'DE SİPAHİOGLU'NA SAYGI TOPLANTISI- PARİS


SİPA, 13 Ekim 2011, saat 11.00'de, Odeon Meydanı, Avrupa-Odeon Tiyatrosu'nda Sipahioğlu'na Saygı Toplantısı düzenlemiş... Aşağıda bu konu ile ilgili bülten var:


COMMUNIQUE


CEREMONIE D’HOMMAGE 
A GOKSIN SIPAHIOGLU


THEATRE DE L’ODEON, JEUDI 13 OCTOBRE, 11H00


Une cérémonie d’hommage à Goksin Sipahioglu se tiendra, jeudi 13 octobre 2011 à 11h00 au Théâtre de l’Europe - Théâtre de l’Odéon, place de l’Odéon, dans le VIème arrondissement de Paris.


Proches, amis et collaborateurs, tous ceux qui ont connu le photographe de légende et fondateur de l’agence Sipa Press sont invités à saluer sa mémoire et lui témoigner leur sympathie.


La cérémonie se tiendra symboliquement dans un lieu cher à Goksin, resté fidèle au quartier Saint-Michel/Odéon depuis son arrivée à Paris dans les années 60. C’est à quelques mètres de là que, pendant les événements de Mai 68, il avait réalisé ses « coups » photographiques, restés célèbres.

Çarşamba, Ekim 05, 2011

GÖKŞİN SiPAHİOĞLU...

Bu sabah, Paris'te Amerikan Hastanesi'nde hayata veda etti...

BBC'deki haber...

Sipahioğlu, Web'de Kültür Sanat'a da izler bırakmıştı:


10 Kasım 2004
"Paris'te "Fotoğraf Ayı" ve Güneş Karabuda sergisi! 
İstanbul'da Yapı Kredi Kültür merkezinde "Güneş'in Dünyasından" başlığıyla ses getiren sergiden 100 parçalık bir seçki şimdi de Paris'te Elele Galeri'sinde... "






13 Ekim 2006- İstanbul Gezisi
Sipahioğlu'nun İstanbul Modern'de açılan "Doğru Yerde- Doğru Zamanda" sergisini görmek için gelen 33 uluslararası gazeteci ile birlikte yaptığı İstanbul Gezisi'nden:





Ve bugün; 5 Ekim 2011....

SİPA'nın kurucusu Sipahioğlu'nun ardından SİPA ana sayfaya konulan resim:

It is with deep sadness that we at Sipa announce the death of our founder, 
internationally acclaimed photojournalist Goksin Sipahioglu.









Pazar, Ekim 02, 2011

BEYOĞLU'NDA SANAT: ARTER ve SALT...

"İSTANBULLAŞMAK"

İstiklal Cad. 136
Salı-Cumartesi 12.00-20.00
Pazar 10.30-18.00



SALT Beyoğlu, kavramsal ve etkileşimli bir sergi sunuyor...
Anlatım ve izleyicinin dahli hayli ilginç.
SALT'ın kendisi de...
İnsanın İstanbullu olduğuna sevindiği nadir mekanlardan biri bence burası...

Kule, 2009, Kutlu Ataman
Hemen karşı sıradaki ARTER de öyle... Dün sergi gezme günü gibiydi benim için... SALT'tan çıkıp ARTER'e, Kutluğ Ataman'ın "Mezopotamya Dramaturjileri" sergisine girdim. Akşam kapanışa kadar da orada kaldım, hala giriş katındaki işlerden birini izlemek mümkün olamadı. Tekrar gitmek gerek... Özellikle "Aya Seyahat"a bayıldık. Daha ilginç olanı, Ataman'ın ne yaptığı ne ettiği hakkındaki uzun açıklamalar içeren film idi. Önce o filmi izleyip sergiyi sonra gezmek iyi oluyor...
Bugün bu konularda buraya not düşmek için Web'de ne var ne yok diye bakarken, dün sergideki işleri açıklayan etiketlerde yer alan "Yapım: Saatleri Ayarlama Enstitüsü" açıklamasındaki siteye de baktım. Ataman'ın projelerini somuta döndürmek için kurduğu "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nün web sitesi de başlı başına bir sanat!
Son olarak iki Biennal kitabının yanısıra ARTER'in hemen tüm sergi kitaplarının editörlüğünü yapan İlkay Baliç'e de kocaman bir "Bravo"!