Perşembe, Mayıs 16, 2002

Geçen haftanın izleri...




"Kültür", geniş anlamıyla "toplumların kendileri için yarattığı yaşam biçimi" olarak tanımlandığında, son aylarda Türkiye'nin bu konuda pek "yaratıcı" olduğunu söylemek mümkün! Geçtiğimiz hafta ise "yaratılan" ya da "yaratılmak istenen yaşam biçimleri"nin, çeşitlenmesi ve "üst yapısal düzenlemeler öngörülmesi" bağlamında, önemli bir zaman kesidi idi. Nasıl kullanılacağı tartışıladursun, İnternet, toplumların geçirdiği kültürel değişimlerin "sessiz tanığı" rolünü sürdürüyor. İşte geçen hafta Türkiye'den internet düşen bazı izler...

Bir şehre ve onun sanat etkinliklerine dost olmak...

"Ah şu Festival olmasa bu Istanbul çekilmez" demek yetmiyor. İstanbul Festivalini istiyorsanız, onu destekliyorsunuz! Kredi kartına taksitli destek, öğrenci indirimi v.s. herşey düşünülmüş. Ayrıntılar burada:
istanbuldostlari.org

Geçmişi ve bugünü belgelemek...

Zamanın boyutlarına kök salmak: geçmişi, geçmişteki başarıları-başarısızlıkları bilmek, şimdiyi geçmişin başarılarına dayanarak ve geleceği hesaba katarak yaşamak... Örneğin kalkıp bir "Erzincan Belgeliği" yapmak: mimoza.marmara.edu.tr/~avni/ERZiNCAN

Bilgi toplumu olmak için "Şura" düzenlemek...

"Şura"yı alt gruplara ayırmak, çeşitli kentlerden insanları getirip, işbölümü yaptırmak, dünyada "nasıl" yaptıklarını, bu ülkede "nasıl olacağını" araştırmak, ortak çalışma raporları ve "en güzel yasa nasıl yapılır"ın ilkelerini yazdırmak...
bilisimsurasi.org.tr


İnternet'in kağıda basılı iletişim araçlarıyla bir tutulmasına itiraz etmek...

Düzenlenen "Şura"ların, kendi kendini görevlendiren sivil oluşumların hazırlıklarının ve bazı "veto" gerekçelerinin bir yana bırakılıp, İnternet'in Basın Kanunu hükümlerine uydurulmaya çalışılmasına itiraz etmek, "önce bilgiye erişim özgürlüğü" demek...
ivhp.net , ulucgurkan http://www.tbv.org.tr
TBV.ORG

İnternet'e "Hafta" düzenlemek...

"İnternet'in Türkiye'ye gelişinin 9. yıl dönümünde Türkiye İnternetini büyütmek, yeni projeler başlatmak, geniş kitlelere tanıtmak, yaymak, toplumun gündemine yerleştirmek ve Türkiye İnterneti'ne ivme verecek" etkinliklerin yapılması amacıyla 8-21 Nisan'ı "İnternet Haftası" olarak ilan etmek...
internethaftasi.org.tr


"Unutulmuş yazarlar"ı hatırlatmak...

"Bir zamanlar değeri bilinmemiş yazarların roman ve hikayeleri yayımlandıkça, yalnızca o yapıtların yazıldığı dönemi ve o dönemin edebiyat dünyasını öğrenmiyoruz. Bu anlatılan aynı zaman da bizim de hikayemiz... Hikayemizin baş kısmı..." diyerek, onlara bir site yapmak:
geocities.com/unutulmusyazarlar


Yayın: 18 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

Pazartesi, Nisan 22, 2002

Mudanyalı çocuklar ve Mark Dubois



- Bu satırlar 22 Nisan Dünya Günü'nde sabah, Mudanya'da yapılan Dünya Günü töreninden sonra uğradığımız Tirilye'den, (Zeytinbağ Belediyesi) bilgisayar sistemi ve internet bağlantısından yararlanılarak yazılıyor! -

Bu yıl, "Evimizi Koruyalım!" ana teması ile kutlanan "dünyanın yaşgünü"nde, Türkiye'deki temel etkinlik, yalnız doğal çevresi ile değil, tarihi evleri ile de hatırı sayılır bir koruma örneği oluşturmaya başladığı için Mudanya'da yapıldı. 1970'de bu hareketi ilk başlatanlardan biri; Mark Dubois da Türkiye'de idi. 21 Nisan'da İstanbul'da Çatalca'da yapılan "Çekül 7 Ağaç Ormanları"nın 10. yaşgünü fidan dikim törenine katılan Dubois, Mudanya'da bir sevgi çemberi ile karşılandı. Mudanya töreninin önemli bir özelliği de uydu kanalıyla internet üzerinden yapılan canlı bağlantı ile bütün dünyaya yayınlanması idi. (Yayın sayfası)... Nitekim törene katılan Orman Bakanı'nın konuşması sırasında Mudanya törenini internet'ten izlediklerini belirten Berlinli Türk'lerden gelen telefon mesajı da anons edilince, Mütareke Meydanı'nı dolduran yüzlerce çocuk ve genç alkışlayıp Berlin'e ve dünyaya el salladı...

Mudanyalı çocuklar, Mark Dubois'nın konuşması sırasında da alkış ve tezahürat ile inanılmaz anlamlı tepkiler verdiler... Aşağıda Mark'ın mesajından alıntılar:

Şimdi, şu anda neredeyiz? İnsanlık tarihinin tarihi bir dönüm noktasındayız. Şimdi nerede olduğumuzu ve geleceğimizi gösteren 3 şey var :1. Türlerin yokoluşu. 2. İklim değişikliği : Fosil yakıt kullanırken, atmosfere tonlarca karbon yayıyoruz, 3. Böcek öldürücü, diğer zehirli maddeler, genetik olarak dönüştürülmüş yiyecekler, plastiklerdeki hormonlar, uranyumlu mermiler, çevreye uzun dönemde olumsuz etkileri olan icatlardan bazı örneklerdir.

İyi örnekler de var: a) Davos iş dünyası liderleri, birkaç ay önce New York’ta, uluslararası bir gündem oluşturmak için toplandıklarında, Brezilya Porto Alegre’de 60 000 vatandaş, “bir başka dünya mümkün!” diyorlardı.
Atölye çalışmaları, seminerler, şarkılar ve danslarla, dünyanın sosyal ve çevresel çözümlerini vurguladılar...b) Avrupa Birliği, genetik olarak dönüşüme uğratılmış yiyeceklerle kumar oynamaya henüz hazır olmadığını söylüyor.c) Bolivya’da halk, Dünya Bankası ve Bechtel Şirketleri’nin içme suyu özelleştirmelerine karşı ayaklanmış ve baskı uygulamakta. d). Güney Afrika, Soweto’da halk, topraklarını ağaçlandırmaya ve geri dönüşümle ilgili iş alanları yaratmaya başlıyor. e) Pek çok iş dünyası lideri, atıkları bertaraf ederek çevreyi korurken, aynı zamanda para da kazanabileceklerini keşfediyorlar. f) Hükümetler, yerel ve ulusal çevre kanunlarını hayata geçirmek için, artan sayılarda, bu işe gönül vermiş elemanları istihdam etmeye başlıyorlar. Tıpkı, bugün Mudanya’da yeni bir Dünya Günü ormanı başlatacak olan Orman Bakanınız gibi, tıpkı buradaki kültür mirasını koruyan Mudanyalılar gibi... (Alkışlar) g) Her geçen gün daha fazla birey, hayatları için daha iyi seçimler yapmaya başlıyor. Seçimin yalnızca genel seçimlerde oy vererek yapılmadığını her gün daha iyi anlıyoruz... Çok fazla iyi haber var. Ama bu iyi haberlerin güçlü akımı, yokedici süreçleri durdurmak için, yeterince güçlü ya da kalıcı değil. Henüz değil...

Peki, gidişat nereye? Bu, size ve bana bağlı. Biz her gün, yaptığımız seçimlerle, dünyayı birlikte yaratırız. İhtiyacımız olduğu zaman, başarıya ulaşabiliyoruz.Bu yolda yürürken, birkaç araç bize yardımcı olabilir :

Sabır ve azim. / Sorumluluk ve hesap verebilirlik. / Kim demiş dünyayı değiştiremezsiniz diye? İçinde yaşadığımız kritik zamanlar, bizi, hayal ve isteklerimizi gerçekleştirmek için konuşmaya ve çalışmaya davet ediyor. Bundan böyle, bir farklılık yaratamazmışız gibi davranmamak zorundayız!

İletişiminizi güçlendirin. Bizi çevreleyen doğanın nimetleri ve komşularımızla daha çok ilişkiye geçmeliyiz. “Onlar” ve “düşmanlar” diye birşey yoktur. Türkiye, her zaman, yolların kesişim noktasında ve tarihin merkezinde yeralmıştır. Türkiye, aynı zamanda, çağlar boyu, iki dünyanın köprüsü olmuştur. Şimdi, sizin için çok özel bir davetim var. Şimdi, dünya bir yol ayrımındadır. Bu mucizevi kırılgan gezegen ve onu paylaştığımız tüm varlıklarla birlikte, birbirimizle yaşayıp yaşamayacağımız bu yol ayrımına bağlıdır. Sizin atalarınız, bütün dünyanın hala çok ilgisini çeken bu olağanüstü anıtları inşa etmek için yaratıcı dehalarını kullanmışlar ve çok çalışmışlardır. Şimdi siz de, gelecek kuşaklarınızı, onlara hayrete düşürecek güzellikte yeniden canlandırılmış bir doğal çevre ve doğru korunmuş bir tarihi mirastan oluşan bir dünya yaratmak için aynı yaratıcılığı ve çalışkanlığı kullanabilirsiniz.

Gelecek bizim ellerimizdedir. Özellikle de gençliğin... “Küçük Güzeldir” kitabının yazarı Bucky Fuller’ın söylediği gibi, hepimiz bir “Dünya Uzay Gemisi”nde yaşıyoruz. Bu geminin yolcuları yok, sadece mürettebatı var. !



Yayın: 25 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki


Perşembe, Nisan 18, 2002

Kültürüne sahip çıkan Ege...




4 Nisan 2002
“Bergama bir dünya kentidir! Ancak, tıpkı Türkiye gibi, Bergama da sahip olduğu kaynakları iyi kullanamıyor. Bunun için siyaseti bir tarafa bırakıp, azami müştereklerde birleşmeliyiz! Bu yüzden 2,5 yıldır, hiçbir yeni inşaata ruhsat vermiyorum...” - Akif Ersezgin, Bergama Belediye Başkanı

5 Nisan 2002

“Burası tekstil sanayii ve diğer el sanatları vesaire ile haftada 4-5 milyon dolar girdisi olan bir kentti, turiste filan da ihtiyaç yoktu.... Eski evlere gelince, pek aldıran olmadığı gibi, ‘bir yangın çıksa da kurtulsak’ diyen çoktu. Krizden sonra halkı da işe katarak, kültürel mirası koruma ve yaşatma projeleri geliştirmeye başladık...” – Selim Aşkın, Kula Belediye Başkanı

6 Nisan 2002

“İlçe olarak hiç de anılmak istemediğimiz bir biçimde algılanıyoruz. Artık kültürel mirası öne çıkartmaya hazırız. Bunun için Sağlık Caddesi’nin iyileştirilmesi ile işe başladık. Kahramanlar Caddesi esnafı ise bana niye oradan başlanmadığının hesabını sordu. Ben de ‘işte bunu sorun bana’ dedim. Bazı tur operatörleri, broşürlerine ‘Sağlık Caddesi’ndeki dükkanları mutlaka ziyaret edin’ diye yazmışlardı...” - Fuat Akdoğan, Kuşadası Belediye Başkanı

“Bizim, korumada kamu-yerel-sivil işbirliği derken kasdettiğimiz ‘kamu’; ‘devlet’ demek değil, devletin ve toplumun karşılıklı görevlerini yeniden inşa ettikleri alandır. ‘Yerel’, yerel dinamiklerin yeniden inşaı ve güçbirliğine katılımıdır. Sivil ise ‘başıbozuk’, ‘resmi olmayan’ değil, katılımcılığı ve etkileşimi teşvik eden güçtür. Sonuçta, eskimiş kavramlardan kurtulmak ve hayatı savunmak zorundayız, çünkü artık gerileyecek bir yer kalmadı...” - Hasan Özgen, Çekül Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Yönetmen.

“Türkiye, yeni binyıla, diri tutulması gereken kesimlerle çok yönlü birlikteliğe dayalı yürüyor. Bugün yanlışın doğruya dönüşmesi için Kuşadası’ndayız. 22 Nisan’da Dünya Günü’nü başlatanlardan Mark Dubois Türkiye’ye gelecek, Dünya’nın yaşgününde, Mudanya’dan dünyaya mesaj vereceğiz.. Bu yeni bir buluşma, yeni bir yürüyüştür...” - Prof. Dr.Metin Sözen


Yukarıdaki alıntılar, 4 ve 7 Nisan günleri arasında yapılan “Ege Koruma Toplantıları-I” etkinliği sırasında tuttuğum notlardan... Bergama, Kula, ve Kuşadası yerel yönetimlerinin evsahipliğinde, onlarla ve oralardaki sivil örgütlerle işbirliği içinde Çekül Vakfı’nın Ege bölgesindeki koordinatör ve temsilcilerinin düzenlediği bu etkinlik, - Birgi de dahil- kent gezileri, sergiler, Kuşadası’nda bir panel ve çeşitli toplantıları içeriyordu. Üç kentin de ortak derdi –ya da Bergama Belediye Başkanı’nın deyimiyle “azami müşterek”i-, sahip oldukları kültürel mirasın, başta kitle turizmi olmak üzere, plansızlık ve yanlış politikalarla “çarçur edildiği” idi. Tutulan notların devamını, ilgili internet kaynakları ve çekilen fotoğraflarla birlikte http://cekul.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz...



Yayın: 4 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki






Çarşamba, Nisan 10, 2002

İsrael ve Filistin’de kültür-sanat...



Ortadoğuda ipler iyice birbirine karışırken, Filistin ve Israel’deki kültür ve sanat yaşamının, kültürel korumanın ne merkezde olduğu da ayrı bir merak konusu...

Avrupa Birliği’nin 26 Avrupa ülkesi ile Israel’den oluşan ve bir “Avrupa Kültür Mirası Ağı” kurmayı amaçlayan “Cultivate Europe” projesinin alt başlığı; “Cultivate Israel” web sitesine bakılacak olursa, Israel’in bu konuda hiç bir sorunu yokmuş gibi görünüyor. Sitenin girişinde “İsrael, yalnız bilişim teknolojilerinde değil, kültür mirası alanında da dünyaya çok şey sunuyor” deniliyor. İsrael’in, A.B.’nin 5. Çerçeve Programı kapsamında katıldığı programlardan yalnızca biri olan “Cultivate Israel” ile şunlar amaçlanıyor:

  • A.B. “Bilgi Toplumu Teknolojileri” programı içinde İsrael kültür mirası kurumlarının bilinirliğini artırmak ve katılımın başarısı için çalışmak,

  • Müzeler, anıtlar kurumları, kütüphaneler, arşivler ve galerilerden oluşan Avrupa kültür mirası ağının bir parçası olmak (Israel’in 200’e yakın müzesi var) ,

  • Israel’deki pek çok önemli kültür mirası kurumu ve ören yerini Avrupa’daki etkinliklerle ilinitilendirmek,

  • “Bilgi Günleri”, elektronik bilgi servisleri gibi araçlarla AB’nin “Bilgi Toplumu Teknolojileri” programına sunulmuş tekliflerin kalite ve sayısını yükseltmek.


  • Kültür ile teknolojinin bu işbirliği İsrael toplumunu daha “incelmiş” düzeylere taşıyor. Örneğin geçtiğimiz Mart ayını, ülkenin ilk “yaratıcı çevrebilim” ve “eko-turizm” merkezi Lotan’da kuş gözlemeye hasretmişler...

    Öbür tarafa gelince... Filistin’in sayfiyesi ve “kültür şehri” Ramallah’ın web sitesi, daha çok “gelecek zaman” kipiyle konuşuyor. “Pek çok kültür sanat merkezinin Israel işgali altındayken yokedildiği, şehrin hem altyapı, hem kültür yaşamı açısından her seferinde yeniden inşa edilmek zorunda kalındığı” vurgulanan siteden, sadece bir tek bağlantı veriliyor, Filistin Kültür Bakanlığı’nın kurduğu: “Sakakini Kültür Merkezi”...

    Sakin bir müzikle açılan sitede El Aksa’dan sonra hazırlanmış “100 Şehit 100 Yaşam” ve 1998’de 50. yıldönümü yaşanan “Nakba” (Kıyamet) başlıklı sergiler, Görsel Sanatlar, Edebiyat, “Filistinli kültürel kimliği”ni işleyecek uzun vadeli etkinlikler ve Mart ayı programı yer alıyor. Filistinliler de Mart ayında “Sinema ve Fotoğrafta Kadın” konulu 3-5 film gösterisi yapmışlar... (Bu yazı gazeteye yollanırken, evinde mahsur kalan bu Merkez'in Müdiresi'nin yazdığı ve "Indymedia"da yayınlanan çağrı internet'te bir e-posta zinciri halinde dolaşıma çıkmıştı...)

    Bir de dönüp, UNESCO’nun web sitesine, “Silahli Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasina Dair Sozlesme ve Ekleri”nin bulunduğu sayfaya bakalım:

    “Yaşamlar kayboluyor… Aileler göçmenlere dönüşüyor… Çocuklar sakatlanıyor… Anıtları niçin korumalı? Birgün çatışmalar bitecek… Birgün insanlar kendi evlerine dönecek… Parçalanmış yaşamlar yeniden bir araya gelecek… Kültür mirası kimliği yansıtır. Onun korunması dağılmış toplumların ve kimliklerinin yeniden kurulmasına, onların geçmişlerinin ve geleceklerinin birbirine eklemlenmesine yardım edecek…”

    İnşallah!


    Yayın: 4 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...



    Türkiye’de, bünyesinde tarih ve kültür açısından kayda değer ölçüde “miras” barındıran ve bu mirası doğru koruma yolunda belli ölçütlere uyan kentlerin bir örgütü var; “Tarihi Kentler Birliği”! Bu örgütle, yani “kültür zenginliği” ile Türkiye, AB’ne de girmiş durumda. Türkiye’ninki, Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi... 100’e yakın belediyenin üye olduğu bu Birlik, her seferinde başka bir kentte toplanarak, öncelikle o kentin, genel olarak da Türkiye’nin kültür mirasının korunması konusunu tartışıyor. İşte bu toplantılardan sonuncusu 22-24 Mart 2002 tarihleri arasında Tokat’ta yapıldı...

    Tokat’ta hemşehrilerin oylarıyla işbaşına gelmiş bir “Kent Senatosu” var... Çekül Vakfı’nın girişimi ile kurulan Senato, Tokat’ın, kültür mirasını koruma yolunda çözüm arayan bir kent iken, çözümleri bulup, uygulama aşamasına gelen bir kent olmasında önemli rol oynuyor. Senato, bir taraftan çalışıp, bir taraftan da bulgularını sistematik hale getirerek, “bilgi” üretiyor...

    Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması’nın 22 Mart’taki ilk günü, Tokat ve çevresinde yaşayan el sanatları ve halk kültüründen örneklerle oluşturulan bir sergi, “Selçukludan Günümüze Akan Uzun Yol” ve “Tarihi Kentler Birliği’nin Geleceği” başlıklı panellerle başladı. Toplantı açılışında Tokat Valisi Mehmet Gündoğdu, “Halk oyunları ile kültürü canlı tutmak kolay ama tarihi mirası oyunla canlandırmak zor, kaynak yaratmada bulduğu yaratıcı çözümler getirdiği için gerçek bir sivil toplum kuruluşu olan Kent Senatosu’nun bu bağlamda işlevi çok önemli” diyerek, kamu-yerel-sivil işbirliğini benimsediğini gösterdi... Çekül Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen’in yönettiği ilk panelin konuşmacıları arasında bulunan Prof. Dr. Raci Bademli, kültür mirası “taşınır ve taşınmaz varlıklar” olarak gruplanırken, onun hep “elle tutulur” şeyler olarak algılandığını, oysa kültürün “elle tutulamayan” şeyleri de içerdiğini vurguladı ve “bir bütün olan kültür zincirinin kırılmaması” gerektiğine dikkat çekti. Bademli, belki de bir “kültür zinciri mühendisliği” disiplininin gelişmesi gerektiğini, bir tür “kırsal yaşam bilgeliği” diye adlandırılabilecek bu “elle tutulamayan” kültürün aktarılmasında ülkemizde “genetik bir sıkıntı” yaşandığını belirtti.

    “Tokat Buluşması”nın ikinci gününde kentteki tarihi eserler, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Kampüsü ve Ballıca Mağarası gezildi. Son gün, Danişmentliler döneminin başkenti Niksar’a bir gezi yapıldı. “Edirne’den Karsa kadar” pek çok üye kent belediye başkanının, sivil toplum temsilcilerinin ve gönüllülerin katıldığı, Tokat’lıların sıcak dostluğu ile sarılıp sarmalanan bu üç günlük kültür alışverişi sırasında çok şey söylendi, ilginç çözümler üretildi ve kararlar alındı. Ayrıntılar “Tarihi Kentler Birliği”nin web-kütüğünde!


    Yayın: 28 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Salı, Mart 26, 2002

    Bir kesişim: Radyo – İnternet




    Bir kamusal alan olarak yaşama girdiğinde, radyo bir devrim olarak nitelendirilmişti. İnternet ise bugüne kadar hayatımıza giren iletişim araçlarının içinde en gelişmiş etkileşim olanaklarını sunanı kuşkusuz... Radyo ile internet’in kesişim noktalarını bu bağlamda irdeleyen harika bir kaynak var; “Cogito”nun “İnternet; Üçüncü Devrim?” başlıklı son sayısında , Mick Underwood’un “Kamusal Alan Olarak İnternet” makalesi. “Cogito”nun tüm sayılarına internet’ten ulaşılabiliyor, ancak, Mehmet Küçük’ün çevirisiyle yayınlanan bu yazı henüz taşınmamış. (Bu arada Yapı Kredi Yayınları’nın son zamanlarda internet’teki izdüşümünde geçen yıllara oranla “olumlu-ötesi” bir gelişme yaşandığını, yalnız Cogito’nun değil, yayınların tümünün , YK Kültür Sanat’ın , “Kitap-lık” ın , “4.Kat”ın , “Sanat Dünyamız”ın da "ulaşılabilir" kılındığını belirtmekte yarar var...)

    Underwood, sözkonusu makalede, radyo ve diğer kitle iletişim araçları ile kıyasladığı internet’i diğerlerinden ayırdeden en önemli özelliğin, her konuda “kendi duyarlığını dile getirme olanağı” olduğunu ileri sürüyor.

    “... Ayrıca, Internet’in demokratik toplumlara sunabileceği potansiyel olanaklar hakkındaki bu kapsamlı ve bazen çatışmalı görüşler, bana öyle geliyor ki, savunulmaya, kampanyalar düzenlemeye, büyük medya şirketlerinin ve hükümetin müdahalesine karşı sahip çıkmaya değer....” diyen Underwood, ABD Anayasası’nın ilk ek maddesiyle koruma altında bulunan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”nün altını çiziyor...

    Sonuçta bir “metin” olan anayasa içinde neyin nerede yer aldığı da önemli ve bu bağlamda sözügeçen Anayasa’da bu özgürlüğün “en başta” yer almasının, bununla verilen üstü örtülü mesajın önemi büyük. Peki, zamanında bu Anayasa hazırlanırken, “bizim” de payımız olduğunu duymuş muydunuz? Bu Anayasayı kaleme alan Alexander Hamilton’un, son kullanıcısının “bizler” olduğu Anadolu uygarlıklarından nasıl esinlediklerini anlatan metinleri yönetimbilimci Kutlu Merih, "Likyanet" sitesine koymuş.

    Düşünmeye değer, öyle değil mi?

    Öyleyse, işte tam bunun için kurulmuş bir site: Açık Radyo’nun Açık Site’si! “Kâinatta uygarlık kurabilecek kadar yüksek zekâ düzeyine sahip olan tek türün, gezegeni, hayatı, ve - tabiî - kendisini de ortadan kaldıracak kadar budala olmadığını ispat etmek için düşünmek, türümüzün biyolojik bir ‘hata’ olmadığını ispat etmek için düşünmek... Belki de hiçbir zaman şimdiki kadar düşünüp taşınmaya ihtiyacımız olmamıştı...”

    Yayın: 21 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki


    Cuma, Mart 15, 2002

    Portakal Ailesi ve “Yeni Sayfa”



    Üç kuşaktır Türkiye'nin sanat ve kültür hayatına katkılarda bulunan bir aile: Portakal Ailesi... 1881'de doğan, Kapalıçarşı'da antikacılık yapan Yervant Portakal. 1915'te doğan, antikacılık ve müzayedecilik mesleğini babasından devralan Aret Portakal ve 1946’da doğan, yüksek öğrenimini psikoloji alanında yapan,1964'ten başlayarak baba mesleğini benimseyip, 1973'te kendi mağazasını açan, sonra da Portakal Sanat ve Kültür Evi'ni kuran Raffi Portakal... Raffi Portakal, Sakıp Sabancı'nın Hat Eserleri Koleksiyonu'nun oluşmasını sağlayan ve New York Metropolitan Sanat Müzesi'nde düzenlenen "Altın Harfler: Sakıp Sabancı Koleksiyonu'ndan Osmanlı Hat Eserleri" sergisinin de sanat danışmanlığını üstlenen kişi. Portakal Sanat ve Kültür Evi, 1996’dan bu yana “P Sanat Kültür Antika Dergisi”ni yayımlıyor. Celal Üster’in yayın yönetiminde ve üç ayda bir yayımlanmakta olan “P” dergisi, 1999’danberi yılda iki kez İngilizce olarak da çıkıyor. Raffi Portakal, toplumsal sorumluluk katkılarına son yıllarda şık bir yenilik daha eklemişti: “P Kitaplığı”. Genellikle kendi alanına giren konularda hazırlanan bir kitabı dostlarına yeni yıl armağanı olarak göndermekle başlattığı bu girişim, yavaş yavaş ilginç bir kitaplığa dönüşüyor. “Antikacıların Piri” (Behrman), Demir Özlü’den “Paris Güncesi”, Ferit Edgü’den “Dağ Şiirleri”, Ahmet Erol’un “Yıkıldık Ey İstanbul” kitaplarından sonra, bu yıl Elif Gökteke çevirisiyle, Michèle Haddad’ın bu kitap“Halil Şerif Paşa, Bir İnsan Bir Koleksiyoncu” kitabı... Bu Paşa, hani şu Enis Batur’un toplatılan kitabı “Elma”daki resim tutkunu Osmanlı paşası. Sanat tarihçisi Fransız Haddad, bu kitapta Halil Şerif Paşa’yı gün ışığına çıkarıyor. Bu pazar günü İstanbul’da yapacağı “ilkbahar müzayedesi”ndeki eserler de dahil olmak üzere, Raffi Portakal’ın kültür ve sanat hayatımıza katkılarının tümü internet’te...

    Bitirmeden, bir iyi, bir kötü haber...

    Önce kötüsü; dün sahaf.com’a girdiğimde ana sayfada karşılaştığım “Tüm müşteri veritabanı, yazılımı ve grafik tasarımı ile birlikte satılıktır” yazısı ... İyi haber; geçen yıl teknik altyapı bağlamında iddialı bir biçimde yayına giren “Yeni Sayfa” kitap sitesinin ilk yaşgününü sağ salim “idrak edebilmesi” ... Yeni Sayfa’nın “Edebiyat Penceresi” sayfasında, yazı yazmayı sevenler için de ilginç olanaklar var; Feridun Andaç yönetimindeki “Edebiyat Okulu” gibi... Hararetle tavsiye edilir!


    Yayın: 14 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki



    “Taşınan Vapurlar”dan “Hayalet Gemi”ye...




    Ayşe Erkmen'in, gemilere bindirdiği üç yolcu vapurunu, Frankfurt'a taşıyıp, sonra da onlara Main nehrinin iki kıyısı arasında yolcu taşıttığı “Taşınan Vapurlar” projesini duymuşsunuzdur... “Deutsche Bank”ın desteklediği “Moment-Art” güncel sanat etkinliğinin ilki olan bu yerleştirme projesi, kataloglarla “esaslı bir biçimde” belgelenmişti. Projenin web sitesinde ise bir video film dahil, konu en ince ayrıntılarına kadar yer alıyor. Projenin videosu

    Erkmen, kaptanlar ve ekipleriyle birlikte taşıdığı vapurları dördüncü kente eklemlerken, işin içine kattığı “yolcular”ı da, kentteki diğer sanat etkinlikleriyle etkileşim içine sokmayı amaçladığını söylüyordu. Yolcular bir konuda daha işe yaradılar! Bilet ücreti olarak toplanan 42.000 Euro, Amazon bölgesinde ekolojik tarım yöntemlerini yaygınlaştırmak amacıyla kullanılan bir araştırma gemisine bağışlandı.

    Bilindiği gibi, organik tarım ürünlerine dönüş konusunda Avrupa başı çekiyor.
    “Farklı yemek yeme biçimleri zenginlerle yoksullar arasinda neredeyse biyolojik bir farka işaret eder olmuştur... Pahalı, ayrıntılı bir biçimde hazırlanan ve yüksek bir damak zevkine hitap eden yiyecekler soyluların midesine layıkken, basit ve sıradan yiyecekler ise köylülerin midesine göredir.”

    Zeynep Direk’in, “Hayalet Gemi”ye yazdığı, ortaçağ Avrupası ile doğu toplumlarının yemek yaklaşımlarını irdelediği “Yemek” başlıklı yazıdan alınan yukarıdaki ayrım, şimdi artık “organik tarım” düzlemine taşınmış durumda. Basit, ama “organik” yiyecekleri artık “gelişmişler” tüketiyor... Avrupa’da organik tarım ürünlerinin tercih edilmesi için daha ilk ve ortaöğretim yıllarında öğrencilere kampanyalar düzenleniyor. Darısı, bizim Anadolu topraklarında geliştirilebilecek organik tarım projelerinin başına...

    Bu arada, daha önce tanışmadı iseniz, ve zamanınız darsa, farklı disiplinlerden gelen yazarlar tarafından oluşturulan Hayalet Gemi’nin web sitesine sakın girmeyin! :) “Çıkılması zor ” bir yer çünkü... “Eski Limanlar” adı verilen arşiv bölümünde “...dip, parça/bütün, dişi, sonsuz, yemek, kötü, tuzak, esaret, dönmek, kader, rüya, hayvan, büyümek, hız, makina, denge, temas, kayıt...” gibi kavramların seçildiği eski sayılardaki yazıların büyük bölümüne ulaşılabiliyor. Hayalet Gemi, “Teknofil” tarafından çıkarılıyor. “Mürettebat”ta kendilerini “tayfa” olarak nitelendirenler içinde alanlarının ustası tanınmış isimler var. “Halatlar” sayfasında ise ileride değineceğimiz daha başka projelere “halat atılıyor”...


    Not: Ayşe Erkmen'in Shipped Ships çalışması dolayısıyla basılan katalogta Sayın Aykut Köksal'ın, Almanca ve İngilizce çevirileriyle yer alan metni için bkz. YKY- "Sanat Dünyamız", "Main Nehrinde 'Yer'in Geçici Dönüşümü"...


    Yayın: 7 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Akal Atilla ve bazı iyi şeyler...




    “Milliyet Sanat Dergisi tam 28 yıldır yayınlanıyor... Bu derginin kalbimde özel bir yeri olduğunu itiraf etmeliyim. Ben, iyi bir editörün -Akal Atilla- bir yazarı nasıl kamçılayıp, üretken hale getireceğini ondan öğrendim. Akal'ın yüreklendirmeleri ile uzunca bir süre dünyanın öte yanında karlı bir kentten bu dergiye yazılar göndermenin ve en iyi şekilde değerlendirildiğini görmenin kıvancını yaşadım. Milliyet Sanat'a ve öteki sanat dergilerine en fazla ihtiyacımız olan bir dönemden geçtiğimize inanıyorum... ...Beni derginin reklamını yapmakla suçlayacaklara, İsmet İnönü'den esinlenerek şunu diyorum: Bir ülkede iyi şeylerin reklamını yapanlar, kötü şeylerin reklamını yapanlar kadar cesur değilse o ülke iflah olmaz!”

    Bu sözleri 4 Şubat 2001 tarihli Radikal gazetesinde yani Akal Atilla aramızdan ayrılmadan bir yıl önce Haluk Şahin yazmış. Ona karşı duyduklarını, iyi ki de o yaşarken belirtmiş. Geçtiğimiz Cuma (8 Şubat 2002) onu uğurladıktan sonra, bu yazıya eklemek için web’de ondan izler aradım... O yaşarken yazılmış yukarıdaki satırlar gibi. Atilla, kendisini geri planda tutmaya çok özen gösterdiğinden olacak, pek iz bulamadım. Sonra ardından yazılanları ve yazılacakları da bir yerde toplayıp, çok sevdiği kızı gazeteci Eser Atilla’ya iletmek aklıma geldi. Bu amaçla bir “Akal Atilla Defteri” açtım. Dostları ya da eskiden beri Milliyet Sanat Dergisi’ne yaşamında yer açanlar, bu deftere -bulundukları yerden- yazabilirler.

    Bitirmeden, Şahin’in yukarıdaki son cümlesinden de esinlenerek, bazı “iyi şeyler” duyurayım...

  • Bir süredir ara verdiği internet yayınını tekrar başlatan “görsel sanat dergisi”. Bülent Akşahin ve Özkan Eroğlu’nun sorumluluğundaki derginin bu sayısında yer alan yazılardan bazıları: “Figen Ünüvar 'la Görüşme”, “Serdar Turgut ve Türkiye Üzerinde Dolaşan Tehdit”, “Bedri Baykam Sergisi”, “Anais M. Martin'den ‘Çizgilim”...

  • Üyelerini, yayınlarını ve derneği tanıtan, camia ile ilgili en son etkinlikler, yarışma duyuruları ile ilgili haberler veren ve bir de üyelik formu bulunduran; “Edebiyatçılar Derneği” sitesi …

  • Kendisini ve işlerini tanıtırken, internet’i başarıyla kullanma örneği: Ressam Nilgün Yonter Ercanturk’ün sitesi...

  • Ve son olarak bugünün (14 Şubat ) “anlam ve önemini”! perçinlemek isteyenler için bir armağan önerisi: “7 Ağaç” .


  • Yayın: 14 Şubat 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Pazartesi, Mart 11, 2002

    “Birinci Mevki İnternet” için...




    Tartışmalar süredursun, artık yaşlanan, haylice de “lümpenleşen” bu internetin “birinci mevki” olanı geliyor: “Internet-II! ABD’de kurulan bir konsorsiyum , İnternet-II ile bilimsel araştırma topluluklarının birbirleriyle daha etkin bir ağ oluşturabilmesini, devrim yaratacak internet uygulamalarını, yeni hizmet ve uygulamaların daha geniş bir internet cemaatına daha hızlı aktarılmasını mümkün kılmayı amaçlıyor.

    Ücretli olacak İnternet-II projesine Avrupa’dan şimdiden katılan üyeler arasında Yunanistan dahil, Balkan ülkelerinin sayıca çokluğu dikkat çekici. Türkiye listede gözükmüyor, ancak 1994’de kurulmuş, Avrupa TERENA ağına dahil “ULAKBİM” ile dolaylı bir biçimde yer alıyor. Sitesine baktığınızda, 2001 planını henüz yenilemediği görülen TERENA, toplantılarından birini geçen yıl Mayıs ayında Antalya’da yapmış. ULAKBİM’ den ulaşılabilen canlı yayın kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, bu toplantıda Avrupalılar, daha çok Balkan ülkelerini dert edinmişler. “GTRN” (Global Terabit Research Network ) konsorsiyumu da, ikinci kuşak internet projesine dünyanın geri kalanını aşamalı olarak dahil etmeye çalışıyor. Türkiye’nin ilk elektronik kitap portali “Alt Kitap”da da İnternet-II hakkında ilginç bir yorum var.

    Buraya kadarı konunun daha çok “yukarıdan aşağıya” politikalarını ve teknik altyapı sorunlarını ilgilendiriyor. İşin bir de “içinin doldurulması” boyutu var ki, burası hepimizi ilgilendiriyor işte. O da, her ne kadar kullanıcıları öncelikle araştırma kurumları olacaksa da, bu ayrıcalıklı ağın yarınki “bireysel kullanıcılarını” bugünden hazırlamak için yapılan yaygın çalışmalar...

    “ThinkQuest” (“Düşün-Araştır”) ağı bunlardan biri. Bu ağ, özellikle çocuklar, gençler, eğitimciler, anne-babalar, akademisyenler, sanatçılar, web girişimci ve tasarımcılarına -şimdilik ücretsiz olarak- açık. Sitede “Programlar”, “Bilgi” ve “Kütüphaneler” diye üç alt bölüm var. “Kütüphaneler”de 5000’in üzerinde kaynak adresi içeren ve dünya çapında katılımla oluşturulmuş bir web araştırma merkezi yer alıyor. “Programlar” arasında “Geleceği Düşlemek” başlıklı projeler, çeşitli ülkelerin kendi “Düşün-Araştır” ağları, “Yarının Öğretmenlerini Hazırlama” girişimi ve ilki 18 Mart 2002’de başlayacak üç yarışma dikkati çekiyor. Amaç, bilgi üretme ve işlemeyi bir yaşam biçimi haline getirmek . Yarışmalar her ülkeye ve her bireye açık. Katılanlar ya da “Birinci Mevki’de yer ayırtanlar” arasında Arabistan, Slovenya, Estonya, Burundi de var... Haydi!


    Yayın: 28 Şubat 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki

    Perşembe, Şubat 28, 2002

    “Bej renkli” ülkeler ve Okuyan Us...




    “Politik coğrafya” haritalarındaki yerimiz malûm. Ama üç renkli bir harita var ki, orada hiç iyi bir yerde değiliz. Bej renkle gösterildiğimiz bu harita, vatandaşların öncelikle devlet bilgilerine serbestçe erişimi anlamına gelen “Dünya Bilgi Özgürlüğü Yasaları” haritası. Harita, böyle bir yasası olup da, yürürlüğe de girmiş olan ülkeleri yeşil, yasaları “yolda” olanları sarı, bu konuda herhangi bir girişimi olmayanları “bej” ile gösteriyor. “Yaşam kültürü” açısından bakıldığında, bu renkler, bir bakıma “vatandaş ile devlet arasındaki ilişkinin rengi”ni de gösteriyor. Aynı kaynaktaki “Bilgi ve Devlet Kayıtlarına Erişim Özgürlüğü Yasaları” başlıklı raporda, “yeşiller” ile “sarılar” teker teker incelenmiş. “Bejler”den bahis yok. Oysa, bu alanda alt yapı açısından “ilk adımlar” bizde de atılmış durumda. Örneğin T.C. Başbakanlık ya da “Başbakanlık Yönetim Bilişim Merkezi” sitesinden ulaşılabilecek “Vatandaşlar İçin Rehber” ve “Ulusal Bilgi Sistemi” hiç de az iş değil... Ne var ki, “Ulusal Program”da da öngörüldüğü halde, İnternet alt yapısı yavaş geliştiği için olacak, bilgiye erişim özgürlüğü yasası gibi konular gündeme gelemiyor.

    Aslında bir sivil toplum girişimi, “İnternet ve Hukuk Platformu”, kısaca “İ v HP”, harıl harıl çalışıp, “sırası gelince el altında bulunsun, yasakoyucuya zaman kazandırsın” diyerek, dünyadan örnekler derliyor. Platform’un iletişim sitesinde de, son haftalarda üstüste gelişip, İnterneti adeta sanık sandalyesine oturtan bir dizi olumsuz olayın, internet’ten önce de varolduğuna, “hedefi şaşırmamak” gereğine dikkat çekiliyor.

    “Kamu” bilgi paylaşımı için hazırlanadursun, bazı “siviller” bizim vatandaşlarımızın bilgiye erişimini çağa yakışır biçimde kolaylaştırıyor. “Okuyan Us” gibi. Psikiyatri ve sanat ile ilgili yayınlarla yola çıkıp, şimdi yelpazeyi edebiyat, çizgi, sinema, öykü, felsefe, şiir ve sanata da açan Okuyan Us, hem web sitesinden, hem de yayınladığı kitaplarla ürünlerini paylaşırken, dünya gündemini de Türkçe’ye çeviriyor. Diderot’dan İnternete: Medya Tarihi“Diderot’dan İnternete: Medya Tarihi” kitabından sonra, Türkçe’ye çevirdiği en anlamlı son şey ise “LE MONDE Diplomatique”!. LE MONDE diplomatique Türkçe "LE MONDE diplomatique" Yıllık abonelik bedeli 38,5 milyon TL. “Online” abone olunabiliyor, fakat internet bağlantısı olmayanlar için Okuyan Us’un telefonunu da vereyim: 0212 232 5373. Onlara ne kadar teşekkür edilse az bence...

    Yayın: 21 Şubat 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki


    Pazartesi, Şubat 18, 2002

    Kim haklı - kimin hakkı?




    “Fathom”... “Doğruluğu belgeli” bilgi ağı ve bir uzaktan-öğrenme merkezi. Dünyanın önde gelen üniversiteleri, araştırma kurumları, kütüphaneleri ve müzelerinden oluşan bir konsorsiyum tarafından kurulmuş. Sanat, teknoloji, mühendislik, iş dünyası, ekonomi, hukuk ve politika, bilim ve doğa, dünya olayları, tarih ve toplum gibi bölümlerde şunları buluyorsunuz:

    · Üye kuruluşların öğretim üyeleri, araştırmacıları (ki, birisi Türkiye’ye yabancı olmayan bir isim; Deniz Kandiyoti) ve küratörleri tarafından sunulan konferanslar, söyleşiler, makaleler, gösteri ve sergiler,
    · Araştırma konuları ve tüm disiplinleri kapsayan kaynak içeriği,
    · “İz sürme”. Aranan bilgi kaynaklarını konusuna göre tematik olarak birbiriyle ilintilendirerek çeşitlendiren, bir görsel sunum, bilgi tasarımı yöntemi.
    · “Online” kurslar,
    · Kitaplar ve diğer eğitim ürünleri.
    Fathom’a üye olmak ücretsiz. Kaynaklardan yararlanmak paralı. Zaten site tasarımında Amazon’un da parmağı var; seçtiğiniz ürünü, “sepetinize” atıp, tıkır tıkır parasını ödüyorsunuz. Özellikle güncel içerik ve kredili kurslar paralı. Bununla birlikte Fathom’da ücretsiz seminerler, kısa süreli kurslar ve ucuz eğitim malzemeleri bulmak mümkün. Örneğin, kolayca kopyalanan müzik ve görüntü ürünleri üzerindeki hakların, internet kullanıcısını engellemeden korunmasına ilişkin “Fikri Mülkiyet: Kim haklı veya kimin hakkı?” başlıklı, ama 2000 yılında yapılmış panelin kayıtları bedava. . Fathom, internet vatandaşlarının bilgiye erişim hakkının bedelini böyle dengeliyor. Bir tür “seri sonu” yaklaşımı...

    Şimdi de bizden bir örnek, bir bilgi-belge merkezi öntipi: Marmara Üniversitesi öğretim üyesi H. Avni Öztopçu’nun hazırladığı “Ders BELGELİĞİ” . Kendi resim sergileriyle başlattığı çalışmayı, öğrencileri de yararlansın diye, “sanat - felsefe - eğitim - toplum – belgelik” başlıkları altında bir ağa dönüştüren Öztopçu’dan başka bu girişimin arkasında kimse yok. Fikri mülkiyet hakkının bedeli mi? Lafı mı olur canım? O öğrencinin doğal hakkı. Ha, bir yükümlülük var; “Ağaç dikmek”. Özellikle mezun olup giden öğrenciler, gittikleri yerlere birer ağaç dikmekle yükümlü . Dikilen ağaçlar, sitenin "Belgelik Ağaçları" bölümünden izleniyor.


    İşte bilgi çağının “hakim çelişkisi”ne ilişkin bazı sorular: Yeni üretim araçlarının asıl “malik”leri kim? Bilgiye ulaşmak artık bir “insan hakkı” ise kimler haklı? Ya bilgiyi üretenin hakkı?


    Yayın: 7 Şubat, 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki

    Pazartesi, Şubat 04, 2002

    Küsme tavşan, no’lur?...



    “Pek çok alana olduğu gibi, kültüre ve edebiyata da yeni boyutlar, olanaklar getirdi Internet. Bu yıl içinde şiir, müzik, sanat, kütüphane, üniversite sitelerini kolaçan ettim biraz; bire bir yararlanabileceğim başvuru kaynaklarının bir bölüğünü saptadım, ayırdım; yaratıcı etkinliğin ağır bastığı kimi ortamları belli aralarla ziyaret ediyorum... Şüphesiz bir internet uzmanı sayılmam... bu durum, internetten yararlanmanın; internet ortamı için kimi işler yapmanın getirilerini hafifsememe yol açmıyor, nasıl yol açsın: Tavşan dağa küsse ne olur?”

    Defter-kalemini hiçbirşeylere değişmeyen Enis Batur, 4 Kasım 2001 tarihli Cumhuriyet’teki “İnternet ve Edebiyat” başlıklı yazısını böyle bitirmiş. Sanki yavaş yavaş internet’e ısınıyor gibi. Dilerim, çok uzak olmayan bir gelecekte görüşlerini kendi web sitesi üzerinden de paylaşır. Yoksa, “şöylesine” bir arama yapıldığında karşısına gelecek 2.620 adet kaynaktaki anlatımın hangisinin onu daha doğru anlattığına daha çok şaşıracak.

    Leonardo'nun Atı'nın Amerikan versiyonu. Bir de Milano Atı var.Başka çare yok! Kültür - sanat içeriğinin tercihan “sahibi eliyle” hızla yeni ortama taşınması gerekiyor. Eğer sahibi taşımazsa, sonuçta ortaya çıkan ürün, onu taşıyanın kültüründen etkileniyor. Avrupa’nın internet seferberliği ilan etmesinin altında yatan etkenlerin biri de bu. Avrupa’nın vaktiyle gözardı ettiği internet’e, Avrupa kültürünü en çok Amerika taşıyor. Ne ki, onların eliyle anlatılan şeyler de Amerikan kültürünün ve kozmopolitizminin izlerini... “Leonardo da Vinci’nin Atı” bunun tipik örneği .

    Rönesans’ın coğrafyası Avrupa, kendisinin çoktan kanıksadığı süzülmüş sanatını yeni düzleme kendi eliyle taşımak için şimdi telaş ediyor. Türkiye de aynı trend/t/e. Ve onun Anadolu uygarlıkları başta olmak üzere söyleyecek çok sözü var. Sözün izi ise -henüz- az. Mesela dünya kültür mirası listesinde Türkiye’den yalnızca 7 kalem var... Zeugma telaşını anımsayın. Zeugma sular altında kalmadan çok daha önce Lüksemburg’daki “Institut Superior de Technologie”, arkeoloji ile teknolojiyi “Zeugma" da buluşturarak, bölgeyi dijital ortama aktarmıştı. Ama sırada daha çok Zeugma’lar ve neler neler var ve Lüxemburg’lar artık başka projelerle ilgileniyor. Tavşanlar küsmesin, no’lur, daha yapacak çok işimiz var.

    Haftaya!


    Yayın: 31 Ocak 2002, Perşembe,Milliyet Kültür Sanat Eki

    Perşembe, Ocak 24, 2002

    Yeni okur-yazarlık türleri...



    Kimin için olduğu pek değil, ama kimin için olmadığı açık olan “Bilgi Çağı”nda “okur-yazarlık” artık başka türlü tanımlanır oldu…

    Yeni okur-yazarlık türlerinin başında “bilgisayar okuryazarlığı” geliyor. Elin kalem tutması ya da daktilo kullanabilmek yeterli değil. Artık bilgisayar başına geçip, kelime işlem programlarından başlayarak, tablolama, hesap kitap yapma, görsel sunumlar hazırlama, veri tabanı oluşturma, web sayfaları dizayn etme ve kişisel yayıncılık yapmaya kadar, ilgi alanı ve beceriler ölçüsünde bilgisayarın günlük yaşama sokulması gerekiyor.

    Sonra, bilgi çağında bilginin hangi formatlarda üretildiğini ve kullanıldığını anlayabilmek bağlamında “dijital okur-yazarlık” var. Mesela Macaristan’daki Orta Avrupa Üniversitesi, “Açık Toplumlar İçin Dijital Okur-yazarlık” kurs programı ile akademisyenlerin bu konudaki açığını kapatmayı amaçlıyor . Washington Üniversitesi ise kendini sınamak isteyenler için bir test hazırlayıp, internet’e atmış.

    -Şimdilik!- en son okur-yazar türü; “bilgi okur-yazarı”! Bu, bir ele bilgisayarın faresini alıp, internet’te bir siteden ötekine gezinmek , alışveriş, banka işlemleri, “chat” yapmak veya bir takım web siteleri oluşturmak anlamında değil, elektronik ortama aktarılan “içerik”le doğrudan ilgili bir kavram. Avrupa’nın ilan ettiği, bizim de etmemiz beklenen seferberlik kapsamındaki “Elektronik Öğrenme” (“E-Learning”) projesinin temelinde yatan kavram bu. Bilgi-okur yazarlığı, bir taraftan “ışıkları yanmayan o dev kütüphanede”; doğru kaynağa kısa sürede ve en ekonomik biçimde ulaşmak, bir taraftan da bilgi üretmek ve bilgiyi işlemekte onu etkin biçimde kullanmak anlamına geliyor. “Bilgi okur-yazarıyım” diyebilmek için şunlara sahip olmanız gerekiyor (kaynak:Nua):

  • Bilgiyi (içeriği) etkin bir biçimde ve beceriyle bulabilme yeteneği,
  • İçeriğe, eleştirel gözle yaklaşıp, onu ustaca geliştirebilme yeteneği,
  • İçeriği, doğrulukla ve yaratıcı bir tarzda kullanabilme yeteneği,
  • Nitelikli içerik yaratma ve yaratım sırasında başkalarıyla işbirliği yapabilme yeteneği.

    Görüldüğü gibi, bu özelliklere sahip olmak çok da zor değil, cahil kalmaya ( ! ) değmez yani...


    Yayın: 24 Ocak 2001, Milliyet Kültür Sanat

  • Salı, Ocak 22, 2002

    Kütüphanenin ışıkları....




    Gerry McGovern...
    İrlanda’dan çıkıp, dünyaya yayılmış “NUA” unvanlı bir kuruluş var. İnternet araştırmaları ve elektronik yayıncılık konusunda dünyada “bir numara”. NUA’nın başkanı Gerry McGovern, “E-devlet=E-yayıncı” adlı yayınında, Internet’te 2,5 milyar adet belge bulunduğunu, bu yığına hergün ortalama 7 milyon adet daha eklendiğini” belirterek “Web, ışıkları yanmayan ve bütün kitapların yerde yığılı olduğu bir kütüphaneye benziyor” diyor . İnternet'le doğan farklı ekonomi ve iletişim kültürünün, tek başına, insanlığın toplumsal yaşam kalitesini yükseltmeye yetmediği açık. Tıpkı, Gutenberg matbaasından yirmi-otuz yıl sonra Avrupa'da 50 milyon kitapla Aydınlanma Çağı’na girilmesinin, faşizmi ve dünya savaşlarını engellemeye yetmediği gibi...

    AB, Türkiye ve İnternet


    Dünyanın kuzeyi ve güneyi arasındaki eşitsizlik, şimdi “dijital bölünme” etiketiyle ABD ile Avrupa arasında, Avrupa içindeki ülkelerin kendi arasında, dünya ile Türkiye arasında... su yüzüne çıkıyor. Ama aynı İnternet, insanlık için matbaa ile kıyaslanmayacak kadar geniş olanakları da içinde barındırıyor. Etkileşimli iletişim ve sivil toplumun kendini özgürce ifade edebileceği bir kamusal alan olması gibi. 90’lı yılların başında İnternet’i hafife alan Avrupa da, şimdi “e-Avrupa” projesi ile hem ekonomik, hem kültürel açıdan atağa geçip, İnternet’e hızla “Avrupa içeriği” yerleştirmeye çalışıyor. Bazı görüşlere göre bu telaşın nedeni, Amerikan kültürünün yayılmacılığına karşı Avrupa kültürünü korumak ve yaygınlaştırmak. ( Bkz. Ethan B. Kapstein, Minnesota Üniversitesi - Thomas Marten, Worldcom France, “Bridging the Transatlantic Digital Divide”) Bazıları yeni sistemin ayakta kalabilmesi için bu projenin Amerika ile danışıklı uygulandığını ima ediyor .(Ör. Harvard Üniversitesi'nden Pippa Norris. Pippa Norris, “The Worldwide Digital Divide: Information Poverty, the Internet and Development”. Harvard Üniversitesi profesörlerinden Pippa Norris’in web sitesinde, “Dijital Bölünme” konusunda araştırma yapanlar için geniş çapta kaynak var. Bu arada AB’nin Avrupa ve İnternet kültürü politikasını İsveç'te olduğu gibi Birlik üyeleri içinden eleştirenler de var.)
    Bu tablo içinde Türkiye, projenin “e-Avrupa+”  (*) adı verilenine kendi isteği ile dahil olmuş durumda. Hani şu telekomünikasyon-altyapı sorunları da olmasa, aslında Türkiye’nin, oluşturulmaya çalışılan kültürel içeriğe katılacak malzeme konusunda, bırakın Amerika’yı, birçok AB üyesinden de çok daha zengin olduğunu söylemek mümkün. Binlerce yıllık Anadolu uygarlıklarından başlayarak web’e taşınacak öyle çok şey var ki...

    Bundan böyle bu bölümde, bir taraftan bu zenginliği keşfetmeye, bir taraftan da şu “ışıkları yanmayan kütüphane”deki nitelikli içeriğe birlikte ulaşmaya çalışacağız. Bu bağlamda paylaşmak istediğiniz kaynakları ve önerilerinizi bana yukarıdaki e-posta yoluyla iletebilirsiniz. Haftaya “yeni okur-yazarlık türleri”!

    (*) iEurope web

    Yayın Tarihi: 17 Ocak 2002 "Milliyet Kültür Sanat"

    Cuma, Ocak 18, 2002

    Internet'teki kültür - sanat kaynaklarını araştırırken, bulunca heyecan duyduğum web sitelerini, önce dostlarımla paylaşmaya başlamıştım...

    Adresler birikmeye başlayınca, Milliyet Sanat'taki dostlar bunları haftalık yazılara dönüştürmemi istemişlerdi. "Dünya Günü" ile ilgili adreslerle dolu ilk yazı 22 Nisan 2000'de
    yayınlandı. 2001 Şubat'ına kadar gazetede süren bu yazıların ve verilen kaynakların toplu bir dökümü için "2000 Arşivi" sayfasına göz atabilirsiniz...

    "Web'de Kültür Sanat", şimdi her hafta Perşembe günleri Milliyet'le birlikte yayınlanacak "Kültür - Sanat" ekinde yer alacak. Yayından sonra yeni yazıları burada saklayacağım...

    Bu yazılarda, "kültür"ü "toplumların kendileri için yarattıkları yaşam biçimi" bağlamında ele alarak, web'deki izdüşümlerin izini sürüyorum! Bu yüzden zaman zaman yelpaze genişleyebiliyor. Paylaşmak istediğiniz web adreslerini, önerilerinizi, eleştirilerinizi yukarıdaki adresime göndermeniz, beni mutlu edecek.