Perşembe, Temmuz 25, 2002

Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi...




Geçen hafta, yakın geçmişin ünlü yönetmenleri Güneş ve Barbro Karabuda ile Çeşme’de, sonra da Latife Tekin ile Gümüşlük Akademisi’nde bir araya geldik... Güneş Karabuda’nın İletişim Yayınları’nın yayınladığı “Uzakların Ötesinde” ile Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “İndim Zaman Bahçesine” ve “Zaman Bahçesinden Portreler”e eklenecek üçüncü kitabı yolda. Karabuda, bir taraftan da, aslen bir Avusturyalı olan Bonneval Kontu ya da Humbaraci Ahmet Paşa’nın yaşamöyküsü çerçevesinde Osmanlı - Avrupa ilişkilerine ışık tutacak bir “drama” çekmeye hazırlanıyor. Senaryosu da hazır olan projenin şimdilik tek eksiği “fon”. Bu film, Türkiye-AB ilişkileri açısından işlevsel bir kültürel yatırım da olacak, destek verebilecek kurumlara duyurulur! Ahmet Filmer’in Gümüşlük sırtlarında 15 dönüm araziyi vakfederek başlattığı, Garanti Bankası’nın destek verdiği, Latife Tekin’in “taş üstüne taş koyarak” canlandırdığı Gümüşlük Akademisi’ne yapılan yatırımın, dünya kültür – sanatıyla kurulan somut ilişkilerle katlanarak geliştiği gibi tıpkı...

“Sanat, Kültür, Ekoloji ve Bilimsel Araştırma Merkezi Vakfı” Gümüşlük Akademisi, Haziran’dan itibaren, farklı disiplinlerde çalışan pek çok sanatçıyı biraraya getiren atölye çalışmaları yapılmaya başlamış. Biz oradayken, “Demir Adam” diye tanınan Fransız heykeltraş Alain Valtat geldi. 18 Ağustos'a kadar sürecek bir heykel atölye çalışması yapacak olan ve “Benim heykelim modern dünyamızın tamamlayıcı bir parçası, insan yapısı işe, düzene ve kaosa bir övgüdür. Heykelim harekete, sürekli yenilenmeye, görkeme ve yeni potansiyel arayışlarına, sadece bakmak yerine yeni görme yolları bulma başarısına bir övgüdür.” diyen Valtat’ın kendi web sitesinde de bu dediklerini somutlayan bolca malzeme var...

Bu yazın önemli etkinliklerden biri de “Anadolu Edebiyat Dergileri Forumu” olmuş. Anadolu’da yayımlanmakta olan edebiyat dergilerinin çalışanlarını biraraya getiren forumda, akademisyenlerle birlikte dergicilerin sorunları tartışılmış. Latife Tekin’in, “Ağırlıklı olarak yoksullukla edebiyat arasındaki ilişki tartışıldı” diye özetlediği toplantıya, T. İş Bankası, Friedrich Ebert Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü ve Diyarbakır Kültür Merkezi katkıda bulunmuşlar. Akademi’nin web sitesinde bu ilginç iletişimin özet notları mevcut...
Latife Tekin, Temmuz ve Ağustos içinde gerçekleşecek diğer projelerden de söz etti. New York'tan gelecek çağdaş sanatçılarla yapılacak "Dijital Sanat Atölyeleri", Dijital Tasarım, İnternet Sanatı, Elektronik Müzik, İnteraktif Sanat ve Digital Video atölyelerinden oluşuyor. Ayrıca bu atölyelere malzeme sağlaması bakımından, bir de "Sualtında Fotoğraf ve Video" atölyesi var. Bu program antik Myndos kentinde tüpsüz dalış çalışmalarını da içeriyor. Ağustos ayı ortalarında Ayla Algan'ın baş rolünü oynadığı, Paul Bargetto'nun yöneteceği "Hekabe" oyunu ile Finlandiya'dan gelecek Eri Dans Tiyatrosu’nun "Ritüel" adlı bir gösterisi olacak. 4 Ağustos’ta ise Yaylı Çalgılar Kuarteti, Gümüşlük Akademisi anfi-tiyatrosunda klasik ve çağdaş programıyla bir konser verecek...

Bu tarihlerde yolu Gümüşlük’e düşeceklere ne mutlu...

Yayın: 18 Temmuz, 2002 Milliyet Kültür ve Sanat Eki



Pazartesi, Temmuz 22, 2002

9. Caz Festivali ve web’de caz...



Bugün, 9. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin 7. günü... Bu yılki festival büyük bir coşku ile başladı. Bir kere, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 9 yıldan beri özel bir bölüm olarak düzenlediği Caz Festivali’nin "babası"; Görgün Taner, tam da Festival başlarken, Vakfın Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Her biri ardında güzel izler bırakan Melih Fereli ve Dr. Ersin Onay’dan sonra, bu görevin bu kez "Vakıf ailesinin bir bireyi"ne, hele Taner gibi, tanıyan herkesin çok sevip, çok saydığı birine teslimi çok olumlu yankılar uyandırdı... Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Görgün Taner, İKSV’de 1983 yılından bu yana çalışıyor. Taner, Avrupa Caz Festivalleri Birliği’nin başkanlığını da yürütüyor. Sonra, - krize rağmen - Festival’in geleneksel açılış mekanı Ortaköy, Esma Sultan Yalısı’nda verilen davet, "hala ayaktayız" dedirten cinstendi... Açılışta çalan ve New Orleans’tan gelen "Coolbone New Orleans Marching Band" 5 Temmuz’da İstiklal Caddesi boyunca bir ‘caz turu’ attı. Coolbone, iki gün sonra Barış Manço adlı vapurun yolcularına ‘cazlı’ bir Boğaz gezisi keyfi yaşattı... Son yılların en parlak "asit caz" ve etkileşimli elektronik müzik grubu Morcheeba, Hindistan sanatının ve kültürünün çok çeşitli geleneklerine kaynaklık eden, "kralların toprağı" Rajastanlı müzisyenlerden oluşan "Maharaja", Rio’nun ünlü Samba okulu Mangueira’nın karnaval davulcuları Funk’n Lata grubu, ardından Brezilya’nın divası Daniela Mercury ile samba cümbüşü... Bugün Açık Hava Sahnesi’nde Jan Garbarek... Yarın Erik Trouffaz, Antibalas... Cumartesi Okay Temiz Ritm Atölyesi, Us3 Yakuza + Naki; Pazartesi, Türkiye’ye ilk kez gelen 60’lı yılların rock kraliçesi Marianne Faithfull, aynı gece Fazıl Say’dan "Caz Parçaları ve Bahar Ayini"... Çarşamba Chick Korea...

Bu coşkuyu bizzat yaşayabilen cazseverler için unutulmayacak bir Festival kısacası... Ne var ki, meraklılar için web’de sağlam caz kaynakları var. İşte hem Festival, hem de genel olarak caz ile ilgili bazı adresler:

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Resmi Sitesi:
http://www.istfest.org

ECM:rarum (Jan Garbarek ve diğer caz ustalarının bu site için kendi seçtikleri parçaları dinleyebileceğiniz bir kaynak) :
http://www.ecmrecords.com/ecm/artists/68.html

BBC Radio - Jazz Library (20’li yıllardan günümüze kadar cazın kilometre taşları)
http://www.bbc.co.uk/radio3/jazz/jazzlibrary/lillekort.shtml

"All About Jazz" - Caz hakkında her şey
http://www.allaboutjazz.com/

Akusta - (Türkçe) :
http://www.akustamusic.com/

Anlaşılan, cazseverleri İstanbul’da da, web’de de yoğun yaz günleri bekliyor...

Yayın: 11 Temmuz 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

Salı, Temmuz 16, 2002

“Müzik Magazin”




Geçen hafta, Evin İlyasoğlu’nun “Ayla’yı dinler misiniz?” kitabından yola çıkarak, “bu kolay kolay yetişmeyen türden değerli keman virtüozunun, yaşam öyküsünü -en az iki dilden- internet’e de taşımalı” demiştim. Çünkü yazıyı hazırlarken yapılan aramada, Erduran’la ilgili Türkçe kaynaklar arasında “dişe dokunur” bir çalışma yoktu. Sonra bir e-posta geldi. Serhan Bali’dendi. “Yaklaşık iki ay önce aktif hale getirdiğim Müzik Magazin’e bir bakın” diyordu . Baktım hemen tabii... Bakar bakmaz da bu haftanın konusu kendiliğinden ortaya çıktı!

Serhan Bali çok iyi bir iş yapmış...

“Ana Sayfa, Andante, Ajanda, Akademi, Linkler, Haberler, Diskotek, Röportaj, Müzik Festivali, Dergiler, Müzik Kitaplığı, Caz ve Dünya Müziği” bölümlerinden oluşan “Müzik Magazin”, sürekli güncellenen bir site. -Ana Sayfa’da yerleşik “Yorumcularımız” içinde Ayla Erduran da yerini almış...- “Andante” sayfası, aslında Serhan Bali’nin Açık Radyo’da aynı başlıkla yayınlanan “Klasik Müzik Dünyasından Yansımalar” programının bir nevi “kulis”i . “Ajanda”, adı üstünde, İstanbul’un klasik müzik sahnelerinde olup bitenleri, “Akademi”, ağırlıklı olarak Serhan Bali’nin “Açık Site”de yayımladığı makaleleri içeriyor.

Açılışında “Tam anlamıyla balta girmemiş bir ormanı andıran siber alemdeki klasik müzik içerikli web mekanlarını bu bölümde sınıflandırılmış halde bulabileceksiniz” denen “Linkler” sayfasındaki sınıflandırma, “Besteciler, Çağdaş Müzik, Enstrüman Yapımcıları ve Satıcıları, Festivaller, İcracılar, Kayıt Firmaları, Konser Salonları, Kültür Merkezleri, Menajerlik Firmaları, Müzik Yayımcıları, Müzik Yayınları ve Dergileri, Online CD Marketler, Opera, Topluluklar, Web Radyoları ve Yarışmalar” biçiminde yapılmış. “Diskotek”te sanatçı, yapıt ve besteci diskografileri ile yeni çıkan CD, DVD ve VHS’lere yer verilmiş. “Dergiler” ülkelere göre sınıflandırılıyor. “Müzik Kitaplığı”, alfabetik olarak hazırlanan “Besteciler” ve “Yorumcular” ile “Genel Müzik Tarihleri” kaynaklarını içeriyor. Bu sayfada -herhalde içeriği yakında oluşturulacak- bir de “Ansiklopediler, Sözlükler, Rehber Kitaplar” bölümü var... “Caz”da Serhan Bali’nin, “Dünya Müziği”nde Serhan Yedig’in makaleleri yer alıyor.

Serhan Yedig, “Röportajlar” bölümünün de baskın imzası. Yedig’in Toros Can, Shlomo Mintz, Gidon Kremer, Yo Yo Ma, Zeynep Üçbaşaran... gibi müzisyenlerle yaptığı röportajlar, yalnız müzikseverleri değil, edebiyat meraklılarını da “ziyadesiyle” tatmin edecek lezzette... Eh, Ana Sayfa’da bir de “Doğum Günleri-Ölüm Yıldönümleri” köşesi bulunduğunu da belirtirsem, sanki tek eksiği “sıkı bir grafik tasarım” olan “Müzik Magazin”in sözünü etmediğim bir yeri -herhalde- kalmamış olacak.

Pazar akşamları 21.00’de FM 94.9’da kendi programında dinleyebileceğiniz
Bali’nin niye böyle bir zahmete girdiğini merak edenler olabilir tabii. deki program tanıtım yazısında şöyle diyor:

“Dünyanın en yaygın konuşulan dili olduğuna inandığım müzik sayesinde bir gün tüm kötülüklerin kalkacağına inananlardanım. Müziğin sunduğu güzelliklerin daha çok insan tarafından bilinmesi ve paylaşılması için kendi çapımda uğraş veriyorum. “

Yayın: 4 Temmuz Perşembe, 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

Perşembe, Temmuz 04, 2002

Ayla’yı hemen dinlemeli!



Remzi Kitabevi ISBN=975_14_0870_9Hani ele alınınca bitirmeden bırakılamayan kitaplar vardır ya, Evin İlyasoğlu’nun yeni yayınlanan “Ayla’yı dinler misiniz?”i benim için onlardan biri oldu... İlyasoğlu, Ayla Erduran’ın yaşamını onun ağzından anlattığı için kitabın adını da böyle koyduğunu düşünmüştüm önce. Ama kitabın sonuna doğru, bu başlığa sanki incelikli bir uyarı da saklamış gibi geldi bana. Bu “kolay kolay yetişmeyen” türden değerli keman virtüozunun, “yaşam öyküsünü dinlemeli, hem de bir an önce dinlemeli, sonra da harekete geçip, onu yaşarken daha rahat ettirmeli, bir taraftan da bu yaşamı -en az iki dilden- internet’e de taşımalı” diye düşündüm doğrusu...

Batıdaki öğrencileri, kişisel sitelerinde yalnızca onun yanında “yetiştiklerini” bile -ör: Celisa Amaral Frias- gururla belirtirken, “Ayla Erduran” diye bir arama yapılınca, onun için özel olarak hazırlanmış bir web sitesi bulunmalı örneğin.(1) Bu yalnızca bir “kadirbilirlik” meselesi değil. Bir “varolma” meselesi. Nasıl futbolumuzla gurur duymaya başladıysak, kültürümüzle, sanatımızla, bilim insanlarımızla da “kendimizi önce bize, sonra dünyaya anlatabilme” meselesi. Bunun günümüzdeki en hızlı ve ekonomik yolu da internet . Nitekim, Türk Üroloji Derneği, Ayla’nın çok sevdiği babası, ürolog, Prof. Dr. Behçet Sabit Erduran için web sitesinde ayrıntılı bir bölüm hazırlamış.

Benim Türkçe kaynaklar içinde yaptığım taramada, daha çok onun verdiği konser programlarına ilişkin kayıtlar bulundu.(2) Türkçe olmayanlar içinden, İngiliz “Prestige Elite” firmasının web sitesinden, Erduran’ın çaldığı parçalardan kaydı yapılmış bulunan bazı Brahms yapıtlarına ulaşmak mümkündü... Fakat en çok, dünyanın ünlü kemancı ve bestecisi Polonyalı Henryk Wieniawski için Polonyalılar’ın yaptığı web sitesinin “tarihçe” sayfasında, Wieniawski ödülü kazanan “Ayla Erduran” adını da görünce sevindim... Orta Avrupa, kültürel içerik oluşturmada hızla yol alıyor...

Erduran’ın müzik yaşamında en çok iz bırakanlardan birinin; Yehudi Menuhin’in ölümünden sonra Erduran ve Menuhin ile ilgili olarak Zeynep Oral’ın yazdığı “Ustayı Usta Yapan Aşktır” başlıklı bir makale ile Emre Kongar’ın 1997’de “Eskişehir Festival Orkestrası" ile ilgili olarak yazdığı “Şefler Dayanışması” başlıklı makale ise internet’teki Türkçe kaynaklar içinde bulabildiğim ilginç malzemeler oldu.

Bunlardan birincisinde, “Ayla’yı dinler misiniz?”de de değinilen, Menuhin ile birlikte verilecek bir konser öncesi “kaybolan notalar”ın öyküsü, bir kez de Zeynep Oral’ın kaleminden anlatılıyor... Kongar’ın makalesinde ise Erduran’ın bilinmeyen bir yönünü; “bilim-kurgu” türü filmlere merak duyduğunu öğreniyoruz.

“Ayla’yı dinler misiniz?”, yalnızca Erduran’ın yaşamından değil, İstanbul’un, Zürih’in, Moskova’nın kent kültüründen da kesitler sunması açısından ilgi ile okunan bir kitap.

Erduran’a da, İlyasoğlu’na da “elleriniz dert görmesin” derken, “e-Avrupa” projesinin en önemli girdilerinden biri olarak “kültürel içerik” desteği arayan Avrupa Birliği’ne “ne etsek de, daha çabuk girsek?” diye dertlenenlere:

“Ayla’yı ve Aylaları hemen dinlemeli ve anlattıklarını web üzerinden dünyaya yaymalı!”




(1) - Bilkent web sitesinde Ayla Erduran maddesi: http://mssf.bilkent.edu.tr/cgi/mssf.dll/Performer?id=31... Dünyada bilinen tüm Stradivarius kemanları kimlerin kullandığının bir tablosunu yapan Jose-Sanchez-Penzo’nun web sitesi. Bu listede şimdi David Grimal’de bulunan Ayla’nın kemanı 1710 Stradivarius’un yanındaki isimler boş, doldurulmalı…
(2) Bilkent Konserlerinden: http://mssf.bilkent.edu.tr/cgi/mssf.dll/Performer?id=31 - http://www.milliyet.com.tr/1997/01/21/sanat/
Borusan İstanbul Filarmoni konserlerinden: http://www.turkishdailynews.com/past_probe/03_12_00/Art2.htm


YAYIN: 27 Haziran 2002, Milliyet Kültür Sanat Eki

Perşembe, Haziran 27, 2002

“Bakanlı” fikri mülkiyet semineri...




“Hukuk zor oluşan bir bilimdir, yeni bir hukuk yapılandırılıyor bu tür toplantılarla...” dedi İstanbul Barosu adına Av. Özgül Kıvanç. Yer Yıldız Teknik Üniversitesi’nin “Oditoryum”u, günlerden 8 Haziran Cumartesi idi. “İnternet, Fikri Haklar ve Özel Hukuk Sorunları” başlıklı iki günlük seminerin açılış konuşmaları yapılıyordu . Sonra Kültür Bakanı İstemihan Talay konuştu. Bakan “İrlanda, Hindistan gibi ülkelerde bilgi toplumuna dönük çalışmaların aldığı yolu gördük” dedi. “Türkiye kendisi yaratıcı olabilirse, dünyanın şu noktasında taşaron değil, bir ihracat üssü olabilir” diye ekledi. Talay, “Kendi içimizdeki çekişmelerden dolayı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu konusunda vakit kaybettik” diyerek, “yasaların da evrim geçirip, statik kalmaması gerektiğine” değindi, sonra “Korsan yazılımlar için senaryo konusu ‘etik’ olan bir tanıtım filmi hazırlattık; etik önemli, tıpkı temiz toplumun yalnız siyasetle ilgili bir kavram olmayıp, tüm toplumu kapsayan bir şey olması gibi” dedi. Av.Haluk İnanıcı’nın yönettiği ilk Panel’e geçildiğinde Bakan hâlâ gitmemişti, üstelik oturup, konuşmacılardan ilk ikisini dikkatle dinledi.

-Soldan saga-Cevat Ozel, BSA Temsilcisi, Haluk Inanici, Erdem Turkekul, Tekin Memis, Gunay Gormez



Bu tür toplantılarda, açılışa katılan “devlet büyüklerimiz”in genellikle konuşmalarını yapar yapmaz, “beraberindekiler” ve de “o orada diye orada bulunanlar”la birlikte gitmesine çok alışık olanlar, Kültür Bakanı’nın biraz daha kalıp, hiç değilse iki konuşmacıyı dinlemesinden çok olumlu etkilendiler.
Bakan Talay



Kendisine konuşma sırası Bakan gittikten sonra gelen İstanbul Basın Savcısı Cevat Özel, “keşke benim konuşmamı da duysaydı” dedi. O panelde “artık korsan fikri mülkiyet ürünü ihraç eden ülke olarak izlenmekten çıktığımızı” müjdeleyen, bununla birlikte “Avrupa’ya giren korsan ürünlerin yüzde altısının hâlâ üzerimizden geçtiğinin de söylendiğini” nakleden Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü Gn. Md. Yrd. Günay Görmez, “Ben iletirim sizin görüşlerinizi” dedi Basın Savcısı’na. Savcı Özel, Adalet Bakanlığı’nın “İstanbul Basın Savcılığına bağlı fikri mülkiyet haklarının ihlali konusunda uzmanlaşmış bir savcılar grubu”, İçişleri Bakanlığının da “Emniyet’te de yalnızca bu suçlarla ilgilenmek amacıyla eğitilmiş bir özel ekip” oluşturmasını istiyordu. O zaman adaletin etkin biçimde gerçekleşmesi hız kazanabilirdi. “Peki Kültür Bakanı bunları duysa ne olurdu?” diye sorduğumuzda Özel, “İşte Adalet ve İçişleri Bakanları ile konuşurdu bunları” dedi…



Seminerin düzenleyicilerinden İstanbul Barosu Fikri Haklar Komisyonu Başkanı Av. Erdem Türkekul, sonradan “Kültür Bakanlığı bir yandan uluslararası alanla uyumlu yasal düzenlemeleri gerçekleştirirken, bir yandan da bunların uygulanmasına yönelik çalışmalar yapmakta ve bu konuda kurulmuş sivil toplum kuruluşlarıyla ortak hareket etmekte” dedi. Bu konuda uygulanacak genel politikalar ve hukuk alanında yapılması gerekenlerin DPT’nin ”Fikri Haklar Özel İhtisas Komisyonu Raporu”nda derli toplu bulunabileceğine dikkat çeken Türkekul, Seminer’e geniş bir kadro ile katılan Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri ile “İnternet ve Hukuk Platformu”nun desteklerinin altını çizmeden geçmedi. Erzincan Hukuk ekibinin internet yayını “e-Akademi” ilginç tezler içeriyor...



Sonuç: Şu “etik senaryolu anti-korsan” filmi merakla bekliyorum...

Konu ile ilgili diğer adresler:

Kültür bakanlığı web sitesinde F.S.E.K ve diğer yasalar:
http://www.kultur.gov.tr/portal/ Kanunlar

TÜSIAD'ın fikri mülkiyet konularında çıkardığı raporlar:
http://www.tusiad.org.tr/yayin/bulten/f2/html/sec2.html

Çanaktan'ın web sitesi:
http://www.canaktan.org/hukuk/fikir-hukuku.htm

Hacettepe Üniversitesi kaynakları:
http://www.history.hacettepe.edu.tr/archive/InternetTelif.html
-benzer bir sayfa-

YAYIN: 20 Haziran 2002, Milliyet Kültür Sanat Eki

Perşembe, Haziran 20, 2002

“Bakanlı” fikri mülkiyet semineri...



“Hukuk zor oluşan bir bilimdir, yeni bir hukuk yapılandırılıyor bu tür toplantılarla...” dedi İstanbul Barosu adına Av. Özgül Kıvanç. Yer Yıldız Teknik Üniversitesi’nin “Oditoryum”u, günlerden 8 Haziran Cumartesi idi. “İnternet, Fikri Haklar ve Özel Hukuk Sorunları” başlıklı iki günlük seminerin açılış konuşmaları yapılıyordu . Sonra Kültür Bakanı İstemihan Talay konuştu. Bakan “İrlanda, Hindistan gibi ülkelerde bilgi toplumuna dönük çalışmaların aldığı yolu gördük” dedi. “Türkiye kendisi yaratıcı olabilirse, dünyanın şu noktasında taşaron değil, bir ihracat üssü olabilir” diye ekledi. Talay, “Kendi içimizdeki çekişmelerden dolayı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu konusunda vakit kaybettik” diyerek, “yasaların da evrim geçirip, statik kalmaması gerektiğine” değindi, sonra “Korsan yazılımlar için senaryo konusu ‘etik’ olan bir tanıtım filmi hazırlattık; etik önemli, tıpkı temiz toplumun yalnız siyasetle ilgili bir kavram olmayıp, tüm toplumu kapsayan bir şey olması gibi” dedi. Av.Haluk İnanıcı’nın yönettiği ilk Panel’e geçildiğinde Bakan hâlâ gitmemişti, üstelik oturup, konuşmacılardan ilk ikisini dikkatle dinledi.

Bu tür toplantılarda, açılışa katılan “devlet büyüklerimiz”in genellikle konuşmalarını yapar yapmaz, “beraberindekiler” ve de “o orada diye orada bulunanlar”la birlikte gitmesine çok alışık olanlar, Kültür Bakanı’nın biraz daha kalıp, hiç değilse iki konuşmacıyı dinlemesinden çok olumlu etkilendiler.

Kendisine konuşma sırası Bakan gittikten sonra gelen İstanbul Basın Savcısı Cevat Özel, “keşke benim konuşmamı da duysaydı” dedi. O panelde “artık korsan fikri mülkiyet ürünü ihraç eden ülke olarak izlenmekten çıktığımızı” müjdeleyen, bununla birlikte “Avrupa’ya giren korsan ürünlerin yüzde altısının hâlâ üzerimizden geçtiğinin de söylendiğini” nakleden Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü Gn. Md. Yrd. Günay Görmez, “Ben iletirim sizin görüşlerinizi” dedi Basın Savcısı’na. Savcı Özel, Adalet Bakanlığı’nın “İstanbul Basın Savcılığına bağlı fikri mülkiyet haklarının ihlali konusunda uzmanlaşmış bir savcılar grubu”, İçişleri Bakanlığının da “Emniyet’te de yalnızca bu suçlarla ilgilenmek amacıyla eğitilmiş bir özel ekip” oluşturmasını istiyordu. O zaman adaletin etkin biçimde gerçekleşmesi hız kazanabilirdi. “Peki Kültür Bakanı bunları duysa ne olurdu?” diye sorduğumuzda Özel, “İşte Adalet ve İçişleri Bakanları ile konuşurdu bunları” dedi…

Seminerin düzenleyicilerinden İstanbul Barosu Fikri Haklar Komisyonu Başkanı Av. Erdem Türkekul, sonradan “Kültür Bakanlığı bir yandan uluslararası alanla uyumlu yasal düzenlemeleri gerçekleştirirken, bir yandan da bunların uygulanmasına yönelik çalışmalar yapmakta ve bu konuda kurulmuş sivil toplum kuruluşlarıyla ortak hareket etmekte” dedi. Bu konuda uygulanacak genel politikalar ve hukuk alanında yapılması gerekenlerin DPT’nin ”“e-Akademi” ilginç tezler içeriyor...

Sonuç: Şu “etik senaryolu anti-korsan” filmi merakla bekliyorum...




    Konu ile ilgili diğer adresler:

http://www.kultur.gov.tr/portal/ Kanunlar

http://www.tusiad.org.tr/yayin/bulten/f2/html/sec2.html
http://www.canaktan.org/hukuk/fikir-hukuku.htm
http://www.history.hacettepe.edu.tr/archive/InternetTelif.html
aynı kaynakta benzer bir sayfa..


YAYIN: 13 Haziran 2002, Milliyet Kültür Sanat Eki

Cuma, Haziran 14, 2002

"Mağara-Forum-II"



Geçen haftaya sığdıramadığım Hasankeyf “mağara-forum”unda konuşulanları, “iyice özetleyerek”, bu hafta tamamlıyorum. Ayrıntılar ve görüntüler Tarihi Kentler Birliği’nin http://tkb.blogspot.com adresindeki web-kütüğünde !

İris Şentürk, Antakya Belediye Başkanı: “Hasankeyf’e geldiğimde keyfim kaçtı, çünkü doğada bir arada ve barış içinde yaşayan insanların kendilerini kötülüklere karşı korumak için oluşturdukları bu güzelliğin, maalesef medeniyet adına yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gördüm.”

Mehmet Eriş, Ödemiş Belediye Başkanı: “Burada kararlar verilirken ‘insan’ı unutmamak gerekir. Hasankeyfli’ler bunun dikkate alınmamamasından keyif almadıklarını her zaman söylediler.”

Osman Aydın, Mimar, Antalya : “10 yıldır her yıl buraya geliyorum Ama her geldiğimde Hasankeyf’deki eserlerden birkaçını ya çökmüş ya da çökmekte olduğunu görüyorum. Yani ‘zaten kalmadı, bırakalım çöksün, barajı yapalım’ diyecekler gibi.”

Şeyhmus Nasıroğlu, Midyat Belediye Başkanı: “Burada biz baraja karşı değiliz, baraj yapılsın ama su seviyesi düşürülerek yapılsın. Mesela buraya 40. km ileride tünelini koyacağına, barajın gövdesini 60 km ötede yapsın. 60 km ileride yapsın. Burası yalnız bu bölgenin değil, dünyanın tarih kültür merkezi. Buraya aydın geliyor, ilk kez gelmiş. Adam Almanya’ya her gün gidiyor, buraya gelmiyor. En büyük şanssızlığımız şu; batıdaki insan doğuyu tanımıyor. Neyle tanıyor? Buradan göçen insanlarıyla tanıyor. Buranın tarihini, kültürünü, örf adetini, insanperverliğini, buradaki sıcak ilişkiyi bilmiyor. Bu yüzden eşinizi, dostunuzu herkesi buraya gönderin, burayı tanısınlar. Burası Türkiye’nin bir parçası, biz bununla gurur duyuyoruz...”

Dr. Murat Özyaba, Uludağ Üniversitesi :”İşte bir çözüm; (Duygusal değerler ve yaşanmışlıklar+yaşanacaklar ve paylaşılacaklar + kullanım kapasitesi ve bu kapasiteden doğacak gelir + evrensel kültür + milli değerler + yerel kimlik) – (Bayan Stepova raporunda özetlenen küreselleşme çığlıkları)= Hasankeyf “

Saniye Öz, TKB Genel Sekreteri, Bursa B.Şehir Belediyesi Proje Daire Bşk. “Bir öneride bulunacağım. Avrupa Tarihi Kentler Birliği'ne üye olduk biliyorsunuz. Onun 12 ülke üyesi var. Her üyenin içinde üye beldeler, bölgeler ve hatta kişiler var. Biz 90 üye olduk. Her üye hem merkezde, hem diğer üye ülkeler içinde bunu yaygınlaştırsın...”

Recep Esengil, Mimar: “Antalya Karain'de ilk insanın ayak izlerinden beri gelen o uygarlığın, -üstelik oluk oluk para akıtarak- ne hale geldiğini görerek buralara geldik. Hasankeyf de, buradakiler isterse ayakta tutar. Serge'de Köprülü Kanyonda yapılmak istenen baraj, sivil toplum kuruluşları ve Mimarlar Odası’nın direnişi ile durdurulmuştu...”

Tamer Şaylan- Tokat: “Kültür öncelikli gündem, burada ‘namus öncelikli gündem’e dönüşüyor...”

Dr. Ayşe Şerifoğlu, Kuşadası Belediyesi
“Biz Kuşadası’nda tarihi ve kültürel değerlerimizi kaybettikten sonra şimdi onları yeniden nasıl kazanacağız diye araştırıyoruz. Dilerim Hasankeyf böyle olmasın...”


Yayın: 13 Haziran 2002, Milliyet Kültür Sanat Eki


“Mağara-Forum”-I




Hasankeyf’te gün batımı ... Zirveye yakın bir mağaradayız. Tarihi Kentler Birliği’nin “Forum”larından biri başlıyor ...

“Mağara-Forum”u, Genel Danışman Oktay Ekinci, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı hakkında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kültür ve Eğitim Komisyonu Genel Raportörü Vlasta Stepova’nın raporundan sözederek açıyor. Stepova, geçen yıl bölgeye 4 günlük bir ziyarette bulunmuş, Hasankeyf’te ise sadece bir gün kalıp, barajın kültür varlıkları üzerine etkileri konusunda 100 sayfalık bir rapor yazmıştı. Stepova, bölgedeki tarihsel ve kültürel mirasın önemli olduğunu anlatmakla birlikte, Hasankeyf’in kurtarma kazıları ile kurtulabileceğini, böylece barajın yapılmasında bir sakınca olmadığını belirttiğinden, Ekinci, tartışmayı bu başlık altında açıyor...

Şimdi verilen mesajlardan bazı alıntılar:

Ekinci: “...Şimdi biz bu hanımın kurtarılabileceğini iddia ettiği bir mağaranın içindeyiz. Dünyada bu dokuyu, bu kentsel bütünlüğü, bu binlerce yıllık yaşanmış ve birbirine geçmiş olan değerleri kurtaracak hiçbir teknoloji yok. Çünkü kent bir bütündür. Kurtarma kazılarında iki risk vardır; gelecek kuşaklara sanki ‘en değerlisi oymuş da kurtarılmış’ izlenimini verir. ki, kesinlikle taşınamayacak olan o doku kurtarılamayacağından, en önemli unsurları da aktarmamış olursunuz. Ayrıca, kurtarma kazılarında ‘hangisi değerlidir?’ kararı verilemez”!

Prof. Dr. Metin Sözen: “Hasankeyf’in sorumluluğunu kim yüklenecek?’ Bu ortak bir sorumluluktur, birilerinin karar verme mekanizmasının çok önünde ve ötesindedir. Bugün vereceğimiz kararı bizim kuşak adına tartışmamız lazım. ‘Hasankeyf’de, acaba bizler bu büyük kararı verme yetkisine sahip miyiz, ne oranda sahibiz ve buna yetkimiz var mı?’ Bu yüzden bütün herkese soruyorum. Türkiye’de yaşayanlara, dünyada o raporları yazanlara soruyoruz , bellli angajmanlar içinde gelip, burada Türkiye hakkında bir takım kararlar vermek isteyenlerin de sorularının arkasındakini aramak zorundayız. Bu konuda taraflıyız Çünkü dünya ile ilişkimiz namuslu ve dikkatli olmak zorundadır.”

Cengiz Varnatopu, Edirne Belediye Başkanı

“O araştırmacı bayanın bir günde hazırladığı raporundaki görüşe katılmıyorum. İnsanlar geçmişini görmezlerse, geleceklerini de tayin edemezler. Geçmiş medeniyetleri bilmek, bulmak, araştırmak durumundayız. Ben başka projeler önerilerek burasının kurtarılmasından yanayım.”

Vahap KUSEN, Hasankeyf Belediye Başkanı

Bugün size Hasankeyf’in çok küçük bölümünü gezdirebildik. Ben TKB kurucularındanım ve hemen her toplantıya katıldım. Her toplantıda da bağırarak ses getiririm, ‘Hasankeyf kurtulmalıdır’ diye. TKB’nin esas teması da tarihi ve kültürel değerleri gelecek kuşaklara aktarmaktır... O bayanın gezisinde ben de bulundum. Giderken vah vahlar ederek ayrıldığını hatırlıyorum. Şimdi ben kamuoyuna seslenmek istiyorum. Taliban Buda heykellerini yıktığında, Ecyad kalesi yıkıldığında ne de üzüldük. Tepki verdik. Beni sevindiren şey tarihi kültür değerleri koruma bilinci oluştu, ama yurt içinde kaybedeceğimiz şeyler için çıt çıkarmıyoruz. Halfeti’yi kaybettik biliyorsunuz. Samsat’ı ise hiç kimse duymadı. Sıra Hasankeyf’de. Bu tarihi miras hepimizin... Bugün 100’e yakın TKB başkanı var, şimdi 100 kişiyiz, yarın 1000 olacağız. Umarım Hasankeyf barajla birlikte gelecek nesillere hizmet eder ve Hasankeyf’e kamouyunda sahiplenme bilinci doğar ve Hasankeyf yıllarca yaşar...”


Yayın: 16 Mayıs 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki

“Tarihi Kentler Birliği Şanlıurfa Buluşması”




Türkiye’nin her tarafından, bünyesinde tarihi ve kültürel miras barındıran, onlara “iyi ve doğru davranmaya kararlı” yüze yakın belediyenin üyeliği ile oluşan “Tarihi Kentler Birliği”nin, her seferinde farklı bir coğrafyada yapılan toplantılarına, üye başkanlar bizzat geldikleri için, “buluşma” deniyor. Sonuncusu geçen hafta, Şanlıurfada başlayıp, Mardin, Midyat, Hasankeyf’te duraklayıp, Diyarbakır’da bitti. Hasankeyf’de bir “Mağara-forum” ile sonlanan bu üç günlük kültür maratonunun özetini buraya sığdırmak mümkün olmadığı için bu yazı biter bitmez, şu anda değerlendirilmeyi bekleyen yüz küsur dijital fotoğraf, beş-altı saatlik ses kaydı, Birliğin web-kütüğüne taşınacak. Burada bazı izlenimleri paylaşalım şimdi...

Meşhur Balıklı Göl... Aslında bir havuz. Ama deniz kokuyor. Şanlıurfa uçağında karşılaştığımız Melih Aşık da, Milliyet’te yazmış. Gölün çevresinde turistlerden para isterken, böyle yapmamaları için kurstan geçirilen 20 dolayında çocuk, Balıklı Göl’e gelenlere rehberlik yapıyor. Şiir gibi ezberlemişler mekânın öyküsünü. En çok da şunu tekrarlıyorlar:
“-Ateşin su, odunun balık olduğu yer, işte burası abla.”
Kucuk Ibrahim

Şanlıurfa İli Kültür, Eğitim, Sanat ve Araştırma Vakfı; “ŞURKAV”, güzel çalışmaların altındaki yerel imza. Halk “Şanlıurfa Kültür Sözlüğü”nü, “Türkülerle Şanlıurfa” “vcd” ve kasetini de yapan ŞURKAV’ı çok seviyor (Tel: 0414- 215 6527). Balıklı Göl’e bitişik kiralık “Taziye Evleri” de ŞURKAV’ın toplumsal yaşama bir katkısı. Ölüm acısı buralarda üç gün süren örgütlü bir törene dönüşüyor. Yakını ölen hiçbir masrafa karıştırılmadan, başsağlığı için gelenlere öğle ve akşam yemekleri ikram ediliyor.

“Kahvenin acısı 'mırra', yalnızca Güneydoğu yöresine özgü, özellikle de Urfa'ya. Mırra kelimesi Arapça'dan geliyor, acı anlamına gelen 'mur'dan türetilmiş. Mırra, günlük yaşamın önemli bir parçası bu yörede...” Benan Kapucu’nun kaleminden THY Skylife dergisinin Mayıs sayısında böyle anlatılmaya başlanan ve insanda “iner inmez şunu bir deneyeyim” duygusu yaratan “Mırra” gerçekten büyüleyici bir içecek... Bazı yerlerde “Nescafe” de işin içine karıştırılıyor! Onarılmış bir eski Urfa evi olan Saray Konukevi’ndeki mırra pek iyiydi.

“Evet Urfa sesiz sedasız ve bir o kadar da hızlı değişiyor. Yani artık Urfa'lı patlıcanlı kebabı ve kadayıfı (künefe) değil toplumu geleceğini ilgilendiren konuları konuşuyor. Peki Urfa'lıyı değişime zorlayan ne?” Bu soruyu Urfa’nın ilk internet gazetesi Urfa Haber’in başyazarı Ahin Güneş soruyor, cevabını da aynı yazıda veriyor.
Suryani Kilisesi bahçesindeki iki kardes
Midyat’ta çocukların çoğunun caneriği gibi yemyeşil ve iri gözleri var. “Dışarlıklı”ları görür görmez, koşup gelip, “merhaba”ya boğuyor, yanınız sıra yürüyorlar. Elinde fotoğraf makinesi ve kamera tutanlara dönük nidalar ise biraz daha değişik oluyor: “Maraba televole!”
merakli ve dost iki Midyatli
Çekül’ün 7 Bölge 7 Kent projesinin de Güneydoğu durağı olan Midyat’ın gençleri ise Internet üzerinde yapılan ankete göre bir “Gençlik Festivali” istiyor...

23 Mayıs 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki


Nefes kesen gösteri




“2002, Türk dilinin büyük şairi Nâzım Hikmet’in doğumunun 100. yılı. Unesco’nun da ‘Nâzım Hikmet Yılı’ ilan ettiği bu anlamlı zaman diliminde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın geçen yıl ekonomik kriz yüzünden erteleyip, iki yılda bir yapmaya karar verdiği Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, ‘Açılış Gösterisi’ni ‘Nâzım’a Armağan’ ediyor. Festival yapımı olan ‘Nâzım’a Armağan’, yirmi beş yıldan beri bu güçlü şairle hesaplaşan, onun şiirlerini oyunlaştıran, çalışmalarını Türkiye sınırları dışına taşıyan Genco Erkal’ın yeni bir uyarlaması... Bu etkileyici tiyatro olayını sahneye koyan ve oyunda Nazım’ı oynayan Genco Erkal ile birlikte Türk tiyatrosunun değerli sanatçıları; Yıldız Kenter, Ayla Algan, Zeliha Berksoy, Jülide Kural, Zuhal Olcay, Tilbe Saran, Sema, Zeynep Tanbay, Işık Yenersu ‘Nâzım’a Armağan’da rol aldılar... Belleklerden kolay silinmeyecek olan bu çalışmanın müzik direktörü Selim Atakan, çevre tasarımı Metin Deniz’e, giysilerinki Bilge Mestçi’ye ait...”
Böyle anlatılıyor “Nazım’a Armağan” İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın web sitesinde. Anlatılmasına anlatılıyor da, Festival’in açılış gecesinde Rumelihisarı’nda olanlar, herhalde bu kadar sakin hatırlamayacaklar bu gösteriyi... O ne müthiş bir “meydan okuma”ydı Genco Erkal! Yaptığınız oyun sahneleme filan değil, gerçek bir meydan okumaydı... Fizik kurallarına, yerçekimine, takvimlere, Rumelihisarı’nın asırlık dev basamaklarına... Hisar’ın en yüksek burcunda, o devasa ateşi başlattıktan sonra, elinizde meş’ale, o basamakları karanlıkta sarsıntısız inişiniz... Sahne arkasına kurulan metal konstrüksiyonun – çıplak gözle herhangi bir koruma önlemi olduğu da görülmeyen- basamaklarını durmadan tırmanışlarınız... Jülide Kural’ın size aynı biçimde ve adeta “gökyüzünde” eşlik etmesi... Şiirlerin seçimi ve sıralamasının, günümüze uygunluğu... Tanbay’ın bedenini bir mors alfabesi aracı gibi kullanarak, dile getirdiğiniz dizelerdeki sözcükleri somutlaştırması... Mestçi’nin zaman zaman dekor ögelerine dönüşen giysileri, o güzel müzik... Olcay’ın şarkılarına mikrofonu kapatıp devam etmesi... Bütün o usta oyuncular...

Nefesler tutularak, dizler titreyerek seyredilen bu muhteşem gösteri sona ererken derin bir nefes çekildiğini sanabilir okurlar şimdi... Ne mümkün? Seyircilerin pek çoğunun gözleri “hallice” ıslak... “Güneşli günler göreceğiz çocuklar”la bile dinmeyen bu ıslaklık şu dizelerle kendini koyvermiş çünkü:

“İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.”


Diğer Nazım siteleri :
http://www.siir.gen.tr/siir/nazim_hikmet/
http://nazimhikmet.fisek.com.tr/
http://www.nazimhikmetran.com/

Yayın: 23 Mayıs 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki

“RHIZOME” ve “net-sanat”...



“Rhizome”u meraklıları mutlaka biliyordur. "Rhizome” -rizom, kök, yeraltı gövdesi-, adı gibi, için için gelişen yeni bir sanat dalını kendine konu edinenlerin kurduğu bir çevrimiçi (“online”) topluluk... Onlar, “yeni medya sanatı” ya da net-sanat” diye adlandırılan bu sanatı, “çağdaş sanatların yeni medya teknolojileri kullananı” diye tanımlıyorlar. “Rhizome”un etkinlikleri arasında iletişim ve ağ kurmanın yanısıra, yeni medya sanatçılarını, eleştirmenlerini, küratörlerini sunma ve “yeni medya sanatını gelecek için koruma” var. “Rhizome” o kadar da sanal değil. New York merkezli örgütlenme, Los Angeles başta olmak üzere, ABD’de çeşitli şehirlerde, Kanada’da, zaman zaman İngiltere ve Fransa’da “somut” etkinlikler düzenliyor. Müzik ağırlıklı olup, “Rhizome-Remix” başlığı altında çalışan grubu “Görsel Sanatlar Andy Warhol Vakfı” destekliyor. New York bazlı “Kültürel Simya” kavramsal sanatlar grubu ile işbirliği yapan “Rhizome OpenMouse” –AçıkFare- grubu da yine zaman zaman canlı etkinlikler düzenliyor.

“Rhizome”a girip bir kere üye olduktan sonra, dilerseniz, ücretsiz okuyabileceğiniz “Net Art News” başlıklı elektronik bültenlerinden gönderiyorlar. Her sayısında “bir sanatçı-bir etkinlikt”en sözeden bu bültene dünyanın heryerinden içerik akıyor.

Bilgisayar başındaki “net-sanat” izleyicilerinin, genellikle etkileşimli olacağı varsayılarak üretilen bu tür işlerden tad alabilmesi için, bilgisayar bağlantı hızlarının olabildiğince yüksek, bir elleri farede, dikkatle ekranda gezinip, neyi nerede “tıklayabileceklerini” iyi kestirmelerinin, ses ve hareketli görsel malzemeler için gerekli yazılımların önceden yüklenmiş olmasının ön-koşul olduğunu ekleyerek, işte bu hafta için kenara ayırdığım iki örnek...

“Dante’yi Yeniden Ziyaret”



Klasik edebiyatı net-sanat dünyasına getiren Polonyalı sanatçı Dariusz Nowak-Nova’nın “Dante Projesi”, yeni medyanın, mitlere, mitolojiye bakışımızı nasıl güncelleştirdiğine örnek oluşturan karmaşık bir site. Tıpkı bir rüya gibi, türlü canlandırmalara, metinlere ve seslere tanık olaraktan, web sitesinin katmanlarını tıklaya tıklaya dolaşmanın gerçek-üstü yanına dikkat çeken sanatçı, ziyaretçilerin yeni teknolojiler yoluyla daha fazla bilinçaltı deneyimi yaşayabileceklerini söylüyor. “Dante Projesi” birkaç yıl önce yapılmış “Inferno” ve geçen yıl yayına sokulmuş “Purgatorio” başlıklı bölümlerden oluşuyor.

“Merkez Kentin İçinden”



Steve Tanza; “Stanza”nın “Videobrasil Sao Paulo 2001”, “Porto 2001” ve “Cynet Art 2000” birincilik ödüllerini kazanmış projesi, sizi Londra’nın caddeleri, kuleleri, metrosu, kısacası “her yerinden” kaydedilmiş sesler eşliğinde, tanımlanması zor bir büyük kent gezintisine davet ediyor (Bu proje için “Shockwave” yüklemeniz ve 200’ün üzerindeki filme ulaşabilmeniz için durmadan “tıklamanız” gerekiyor). Londra sanki canlı bir organizmaymış, siz de onun, kılcal damarlarında dolaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Stanza, canlı organizmanın içindeki ağı anlatmak için bir metafor olarak sıkça büyük kent ağına başvurduğunu söylüyor. “Merkez Kent” ve “İç Kent” olarak iki ayrı bölümde izleyebileceğiniz projeye “info”dan başlamakta yarar var!

Yayın: 16 Mayıs 2002, Perşembe, Milliyet Kültür Sanat Eki

Hukuk kültürü ve ANKOS



Türkiye’de “kültür-sanat ile hukukun ilişkisi” dendiğinde aklımıza ilk gelen “Hukuk kültürü”, “hukukun da bir sanat olup olmadığı” değil de, genellikle “fikir ve sanat eserleri hukuku”, “telif hakları” v.b. konular olur. Toplumların kendilerine uygun bulduğu yaşam biçimleri içinde “Hukuk”u nereye konumladıkları, yaşam kültürünün kalitesi açısından önemli bir uygarlık göstergesi olsa gerek. Son zamanlara kadar “biraz dışımızda” bir yerlere konumlanan hukuk, artık yavaş yavaş “içimizde” olmaya başlıyor. Bir “hukukçu Cumhurbaşkanı”na sahip olmamız ve internet’in bu olguyu hızlandırdığını düşünüyorum. Böylece hukuk sık sık gündelik konularımız arasına girerken, İnternet de, bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığı ve bir kamusal alan yarattığı için, yaşamımızdan soyutlanmış hukuku, olması gereken yere doğru taşıyor. Hele hukukun düzenlemesi sözkonusu alan kendisi ise, “ilgili”ler ile “yetkililer” arasındaki alışılmış “sınır”ı İnternet kaldırıveriyor! Ülkemizde de artık geniş kesimlere yayılan bir “hukuk kültürü” oluşuyor sözün kısası...

Bizde örneğin yargı kurumu, “Allah muhtaç etmesin, eksikliğini de vermesin”ler kategorisinde olup, “hak arama” olabildiğince kendi aramızda halledilmeye bakılan bir durum. “Yasama” ise “zaten üzerimize vazife değil”lerden. İşte internet’le hızla değişen özellikle bu ikincisi. Artık halkımız, internet üzerinden, yasalar, örneğin RTÜK tasarısı tartışılırken hangi milletvekili ne demiş, TBMM'de neler konuşulmuş (Bkz. tutanaklar) , hangi milletvekili nasıl önergeler hazırlamış; bu hafta sonu toplanacak Türkiye Bilişim Şurası’na hangi hukuk belgeleri sunulmuş, okuyabiliyor, Resmi Gazete’ye ulaşabiliyor, haberleşme gruplarında tartışmalar izleyebiliyor, soru soruyor, görüş belirtiyor.

Bugün, bu bölümün okurları içinden “internet ve hukuk” konusuyla ilgili olanlardan bir ricam var: “İnternet ve Hukuk Platformu” ve Açık Radyo işbirliği ile yayına giren “İnternet ve Hukuk” başlıklı radyo programı için işbirliği yapmak isteyenlerin, internetvehukuk@tansug.com e-posta adresine nasıl katkıda bulunabileceklerini yazmaları. Programın amacı Türkiye’nin bilgi üreten bir toplum olması için gereken dönüşümü hızlandıracak araçlardan en önemlisi internet ile hukuk arasındaki ilişikiyi irdelemek ve akılcı uygulama örneklerine dikkat çekmek...

Bugün İstanbul’da başlayacak çok önemli bir toplantı var: İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kuştepe Kampusü'nde, "Kütüphane konsorsiyumlarının büyümesi" konulu ANKOS (Anadolu Üniversite Kütüphaneleri Konsorsiyumu) toplantısı. Türkiye’deki birçok üniversitenin yanı sıra ABD, Kanada ve Avrupa’dan da konuşmacılar var. ANKOS’un amacı, üniversitelerdeki kullanıcıların, lisans anlaşmaları çerçevesinde çeşitli yayınevlerine ait elektronik dergi ve veri tabanlarına, internet üzerinden erişimini sağlamak. Toplantıda yeni konsorsiyum olanaklarının yaratılması, ANKOS'un daha etkinleştirilmesi ve yurt dışındaki konsorsiyum ilişkilerinin geliştirilmesi de tartışılacak. Bilimsel yayıncılıkta dünyanın en gelişmiş 24 online veri tabanı sağlayıcısının açacağı bir sergi de ziyarete açık. Duyurulur!

Yayın: 9 Mayıs 2002, Milliyet Kültür Sanat Eki.


Çarşamba, Haziran 05, 2002

Uçan Süpürge Festivali ile İtalya'dan bir seminer...



Bugün başlayıp, ayın 9'una kadar sürecek olan "Uçan Süpürge 5. Kadın Filmleri Festivali" hakkında internet üzerinden bilgi edinmek isteyenler için, Festival'in web adresi: . Ana sayfadan verilen bilgilere göre, bu akşam Devlet Opera ve Balesi Salonu'ndaki Açılış Töreni'yle başlayacak Festival'de 18 ülkeden 54 kadın yönetmenin 103 filmi sinemaseverlerle buluşmayı bekliyor. Bu festival ve gösterilecek filmler hakkında herhalde Alin Taşçıyan yazıyordur... Ben, Uçan Süpürgeci'lerin bu etkinlik kapsamında düzenledikleri, "Televizyon Dizilerinde Değişen Kadın Rolleri" konulu panele değinmek istiyorum daha çok. "Yeditepe İstanbul", "Şehnaz Tango", "Şaşıfelek Çıkmazı", "Üzgünüm Leyla", "İkinci Bahar", "Çatısız Kadınlar" dizilerinin senaryo yazarları, yönetmen ve oyuncularının da katılacağı panelde, bu örneklerde olduğu gibi kadınlara "güçlü", "modern" ve "baş karakter" rolleri biçilmeye başlanmasının nedenleri tartışılacak. Aslında "pek olumlu" bulduklarını belirttikleri halde, Festival komitesini bu değişimi sorgulamaya da iten olgu, elbette yabana atılır gibi değil. Bizimki gibi toplumlar için "saniyesi para" yayın kanallarının, herhalde daha kaliteli "içerik" için kullanılmasının vakti geldi... Ya da? Umarım, bu Panel'de meseleye yalnızca "kadın karakterler" açısından değil, örneğin "bilgi çağı toplumuna yaraşır içerik nedir, ne değildir?" gibi daha geniş ve güncel açılardan da yaklaşılır...

"Tarihi Binaların Restorasyonu - Teknolojinin ve Malzemelerin Kullanımında İtalyan Deneyimi"


Tamı tamına adı böyle seminerin. İtalyan Dış Ticaret Enstitüsü düzenliyor. 7 Mayıs 2002'de İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre Sarayı'nda, 9 Mayıs'ta da Ankara, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde yapılacak seminere katılacak İtalyan kurumları ve kişilikler şöyle: Roma Restorasyon Enstitüsü'den Mimar Cladudio Prosperi Porta. Kültürel varlıkların korunması ile ilgili olarak İtalya'da yürürlükte olan bilimsel çalışmalar ve politikaları anlatacak. Floransa Belediyesi, Eski Binalar Bakım Bölümü'nden Mimar Paolo Ferrara. Başta Pisa Kulesi'ndekiler olmak üzere tarihi kilise, duvar freskleri ve mozaikleri nasıl koruduklarını anlatıyor. Sicilya Bölgesi Kültürel ve Çevre Mirasını Koruma, Restorasyon ve Projelendirme Merkezi'nden Mimar Guido Meli. Bu zat da bizi çok ilgilendiren bir konuda; deprem riski altında olan kültürel ve mimari mirasın korunması konusunda aldıkları önlemler ve uygulanan yasalar hakkında konuşacak. Daha ilginci, sabahtan öğleye kadar sürecek seminerden sonra "bizden" ilgilenenler, konuk konuşmacılardan istediği ile ikili görüşmeler yapıp, daha ayrıntılı bilgi alışverişi yapabilecek. Daha başkaları da var. Katılmak isteyenler için iki ipucu: 212-251 0989 telefon ve istanbul@istanbul.ice.it e-posta adresi.

Çok işimiz var çok!


Yayın: 2 Mayıs 2002 - Milliyet Kültür-Sanat Eki



Perşembe, Mayıs 16, 2002

Geçen haftanın izleri...




"Kültür", geniş anlamıyla "toplumların kendileri için yarattığı yaşam biçimi" olarak tanımlandığında, son aylarda Türkiye'nin bu konuda pek "yaratıcı" olduğunu söylemek mümkün! Geçtiğimiz hafta ise "yaratılan" ya da "yaratılmak istenen yaşam biçimleri"nin, çeşitlenmesi ve "üst yapısal düzenlemeler öngörülmesi" bağlamında, önemli bir zaman kesidi idi. Nasıl kullanılacağı tartışıladursun, İnternet, toplumların geçirdiği kültürel değişimlerin "sessiz tanığı" rolünü sürdürüyor. İşte geçen hafta Türkiye'den internet düşen bazı izler...

Bir şehre ve onun sanat etkinliklerine dost olmak...

"Ah şu Festival olmasa bu Istanbul çekilmez" demek yetmiyor. İstanbul Festivalini istiyorsanız, onu destekliyorsunuz! Kredi kartına taksitli destek, öğrenci indirimi v.s. herşey düşünülmüş. Ayrıntılar burada:
istanbuldostlari.org

Geçmişi ve bugünü belgelemek...

Zamanın boyutlarına kök salmak: geçmişi, geçmişteki başarıları-başarısızlıkları bilmek, şimdiyi geçmişin başarılarına dayanarak ve geleceği hesaba katarak yaşamak... Örneğin kalkıp bir "Erzincan Belgeliği" yapmak: mimoza.marmara.edu.tr/~avni/ERZiNCAN

Bilgi toplumu olmak için "Şura" düzenlemek...

"Şura"yı alt gruplara ayırmak, çeşitli kentlerden insanları getirip, işbölümü yaptırmak, dünyada "nasıl" yaptıklarını, bu ülkede "nasıl olacağını" araştırmak, ortak çalışma raporları ve "en güzel yasa nasıl yapılır"ın ilkelerini yazdırmak...
bilisimsurasi.org.tr


İnternet'in kağıda basılı iletişim araçlarıyla bir tutulmasına itiraz etmek...

Düzenlenen "Şura"ların, kendi kendini görevlendiren sivil oluşumların hazırlıklarının ve bazı "veto" gerekçelerinin bir yana bırakılıp, İnternet'in Basın Kanunu hükümlerine uydurulmaya çalışılmasına itiraz etmek, "önce bilgiye erişim özgürlüğü" demek...
ivhp.net , ulucgurkan http://www.tbv.org.tr
TBV.ORG

İnternet'e "Hafta" düzenlemek...

"İnternet'in Türkiye'ye gelişinin 9. yıl dönümünde Türkiye İnternetini büyütmek, yeni projeler başlatmak, geniş kitlelere tanıtmak, yaymak, toplumun gündemine yerleştirmek ve Türkiye İnterneti'ne ivme verecek" etkinliklerin yapılması amacıyla 8-21 Nisan'ı "İnternet Haftası" olarak ilan etmek...
internethaftasi.org.tr


"Unutulmuş yazarlar"ı hatırlatmak...

"Bir zamanlar değeri bilinmemiş yazarların roman ve hikayeleri yayımlandıkça, yalnızca o yapıtların yazıldığı dönemi ve o dönemin edebiyat dünyasını öğrenmiyoruz. Bu anlatılan aynı zaman da bizim de hikayemiz... Hikayemizin baş kısmı..." diyerek, onlara bir site yapmak:
geocities.com/unutulmusyazarlar


Yayın: 18 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

Pazartesi, Nisan 22, 2002

Mudanyalı çocuklar ve Mark Dubois



- Bu satırlar 22 Nisan Dünya Günü'nde sabah, Mudanya'da yapılan Dünya Günü töreninden sonra uğradığımız Tirilye'den, (Zeytinbağ Belediyesi) bilgisayar sistemi ve internet bağlantısından yararlanılarak yazılıyor! -

Bu yıl, "Evimizi Koruyalım!" ana teması ile kutlanan "dünyanın yaşgünü"nde, Türkiye'deki temel etkinlik, yalnız doğal çevresi ile değil, tarihi evleri ile de hatırı sayılır bir koruma örneği oluşturmaya başladığı için Mudanya'da yapıldı. 1970'de bu hareketi ilk başlatanlardan biri; Mark Dubois da Türkiye'de idi. 21 Nisan'da İstanbul'da Çatalca'da yapılan "Çekül 7 Ağaç Ormanları"nın 10. yaşgünü fidan dikim törenine katılan Dubois, Mudanya'da bir sevgi çemberi ile karşılandı. Mudanya töreninin önemli bir özelliği de uydu kanalıyla internet üzerinden yapılan canlı bağlantı ile bütün dünyaya yayınlanması idi. (Yayın sayfası)... Nitekim törene katılan Orman Bakanı'nın konuşması sırasında Mudanya törenini internet'ten izlediklerini belirten Berlinli Türk'lerden gelen telefon mesajı da anons edilince, Mütareke Meydanı'nı dolduran yüzlerce çocuk ve genç alkışlayıp Berlin'e ve dünyaya el salladı...

Mudanyalı çocuklar, Mark Dubois'nın konuşması sırasında da alkış ve tezahürat ile inanılmaz anlamlı tepkiler verdiler... Aşağıda Mark'ın mesajından alıntılar:

Şimdi, şu anda neredeyiz? İnsanlık tarihinin tarihi bir dönüm noktasındayız. Şimdi nerede olduğumuzu ve geleceğimizi gösteren 3 şey var :1. Türlerin yokoluşu. 2. İklim değişikliği : Fosil yakıt kullanırken, atmosfere tonlarca karbon yayıyoruz, 3. Böcek öldürücü, diğer zehirli maddeler, genetik olarak dönüştürülmüş yiyecekler, plastiklerdeki hormonlar, uranyumlu mermiler, çevreye uzun dönemde olumsuz etkileri olan icatlardan bazı örneklerdir.

İyi örnekler de var: a) Davos iş dünyası liderleri, birkaç ay önce New York’ta, uluslararası bir gündem oluşturmak için toplandıklarında, Brezilya Porto Alegre’de 60 000 vatandaş, “bir başka dünya mümkün!” diyorlardı.
Atölye çalışmaları, seminerler, şarkılar ve danslarla, dünyanın sosyal ve çevresel çözümlerini vurguladılar...b) Avrupa Birliği, genetik olarak dönüşüme uğratılmış yiyeceklerle kumar oynamaya henüz hazır olmadığını söylüyor.c) Bolivya’da halk, Dünya Bankası ve Bechtel Şirketleri’nin içme suyu özelleştirmelerine karşı ayaklanmış ve baskı uygulamakta. d). Güney Afrika, Soweto’da halk, topraklarını ağaçlandırmaya ve geri dönüşümle ilgili iş alanları yaratmaya başlıyor. e) Pek çok iş dünyası lideri, atıkları bertaraf ederek çevreyi korurken, aynı zamanda para da kazanabileceklerini keşfediyorlar. f) Hükümetler, yerel ve ulusal çevre kanunlarını hayata geçirmek için, artan sayılarda, bu işe gönül vermiş elemanları istihdam etmeye başlıyorlar. Tıpkı, bugün Mudanya’da yeni bir Dünya Günü ormanı başlatacak olan Orman Bakanınız gibi, tıpkı buradaki kültür mirasını koruyan Mudanyalılar gibi... (Alkışlar) g) Her geçen gün daha fazla birey, hayatları için daha iyi seçimler yapmaya başlıyor. Seçimin yalnızca genel seçimlerde oy vererek yapılmadığını her gün daha iyi anlıyoruz... Çok fazla iyi haber var. Ama bu iyi haberlerin güçlü akımı, yokedici süreçleri durdurmak için, yeterince güçlü ya da kalıcı değil. Henüz değil...

Peki, gidişat nereye? Bu, size ve bana bağlı. Biz her gün, yaptığımız seçimlerle, dünyayı birlikte yaratırız. İhtiyacımız olduğu zaman, başarıya ulaşabiliyoruz.Bu yolda yürürken, birkaç araç bize yardımcı olabilir :

Sabır ve azim. / Sorumluluk ve hesap verebilirlik. / Kim demiş dünyayı değiştiremezsiniz diye? İçinde yaşadığımız kritik zamanlar, bizi, hayal ve isteklerimizi gerçekleştirmek için konuşmaya ve çalışmaya davet ediyor. Bundan böyle, bir farklılık yaratamazmışız gibi davranmamak zorundayız!

İletişiminizi güçlendirin. Bizi çevreleyen doğanın nimetleri ve komşularımızla daha çok ilişkiye geçmeliyiz. “Onlar” ve “düşmanlar” diye birşey yoktur. Türkiye, her zaman, yolların kesişim noktasında ve tarihin merkezinde yeralmıştır. Türkiye, aynı zamanda, çağlar boyu, iki dünyanın köprüsü olmuştur. Şimdi, sizin için çok özel bir davetim var. Şimdi, dünya bir yol ayrımındadır. Bu mucizevi kırılgan gezegen ve onu paylaştığımız tüm varlıklarla birlikte, birbirimizle yaşayıp yaşamayacağımız bu yol ayrımına bağlıdır. Sizin atalarınız, bütün dünyanın hala çok ilgisini çeken bu olağanüstü anıtları inşa etmek için yaratıcı dehalarını kullanmışlar ve çok çalışmışlardır. Şimdi siz de, gelecek kuşaklarınızı, onlara hayrete düşürecek güzellikte yeniden canlandırılmış bir doğal çevre ve doğru korunmuş bir tarihi mirastan oluşan bir dünya yaratmak için aynı yaratıcılığı ve çalışkanlığı kullanabilirsiniz.

Gelecek bizim ellerimizdedir. Özellikle de gençliğin... “Küçük Güzeldir” kitabının yazarı Bucky Fuller’ın söylediği gibi, hepimiz bir “Dünya Uzay Gemisi”nde yaşıyoruz. Bu geminin yolcuları yok, sadece mürettebatı var. !



Yayın: 25 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki


Perşembe, Nisan 18, 2002

Kültürüne sahip çıkan Ege...




4 Nisan 2002
“Bergama bir dünya kentidir! Ancak, tıpkı Türkiye gibi, Bergama da sahip olduğu kaynakları iyi kullanamıyor. Bunun için siyaseti bir tarafa bırakıp, azami müştereklerde birleşmeliyiz! Bu yüzden 2,5 yıldır, hiçbir yeni inşaata ruhsat vermiyorum...” - Akif Ersezgin, Bergama Belediye Başkanı

5 Nisan 2002

“Burası tekstil sanayii ve diğer el sanatları vesaire ile haftada 4-5 milyon dolar girdisi olan bir kentti, turiste filan da ihtiyaç yoktu.... Eski evlere gelince, pek aldıran olmadığı gibi, ‘bir yangın çıksa da kurtulsak’ diyen çoktu. Krizden sonra halkı da işe katarak, kültürel mirası koruma ve yaşatma projeleri geliştirmeye başladık...” – Selim Aşkın, Kula Belediye Başkanı

6 Nisan 2002

“İlçe olarak hiç de anılmak istemediğimiz bir biçimde algılanıyoruz. Artık kültürel mirası öne çıkartmaya hazırız. Bunun için Sağlık Caddesi’nin iyileştirilmesi ile işe başladık. Kahramanlar Caddesi esnafı ise bana niye oradan başlanmadığının hesabını sordu. Ben de ‘işte bunu sorun bana’ dedim. Bazı tur operatörleri, broşürlerine ‘Sağlık Caddesi’ndeki dükkanları mutlaka ziyaret edin’ diye yazmışlardı...” - Fuat Akdoğan, Kuşadası Belediye Başkanı

“Bizim, korumada kamu-yerel-sivil işbirliği derken kasdettiğimiz ‘kamu’; ‘devlet’ demek değil, devletin ve toplumun karşılıklı görevlerini yeniden inşa ettikleri alandır. ‘Yerel’, yerel dinamiklerin yeniden inşaı ve güçbirliğine katılımıdır. Sivil ise ‘başıbozuk’, ‘resmi olmayan’ değil, katılımcılığı ve etkileşimi teşvik eden güçtür. Sonuçta, eskimiş kavramlardan kurtulmak ve hayatı savunmak zorundayız, çünkü artık gerileyecek bir yer kalmadı...” - Hasan Özgen, Çekül Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Yönetmen.

“Türkiye, yeni binyıla, diri tutulması gereken kesimlerle çok yönlü birlikteliğe dayalı yürüyor. Bugün yanlışın doğruya dönüşmesi için Kuşadası’ndayız. 22 Nisan’da Dünya Günü’nü başlatanlardan Mark Dubois Türkiye’ye gelecek, Dünya’nın yaşgününde, Mudanya’dan dünyaya mesaj vereceğiz.. Bu yeni bir buluşma, yeni bir yürüyüştür...” - Prof. Dr.Metin Sözen


Yukarıdaki alıntılar, 4 ve 7 Nisan günleri arasında yapılan “Ege Koruma Toplantıları-I” etkinliği sırasında tuttuğum notlardan... Bergama, Kula, ve Kuşadası yerel yönetimlerinin evsahipliğinde, onlarla ve oralardaki sivil örgütlerle işbirliği içinde Çekül Vakfı’nın Ege bölgesindeki koordinatör ve temsilcilerinin düzenlediği bu etkinlik, - Birgi de dahil- kent gezileri, sergiler, Kuşadası’nda bir panel ve çeşitli toplantıları içeriyordu. Üç kentin de ortak derdi –ya da Bergama Belediye Başkanı’nın deyimiyle “azami müşterek”i-, sahip oldukları kültürel mirasın, başta kitle turizmi olmak üzere, plansızlık ve yanlış politikalarla “çarçur edildiği” idi. Tutulan notların devamını, ilgili internet kaynakları ve çekilen fotoğraflarla birlikte http://cekul.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz...



Yayın: 4 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki






Çarşamba, Nisan 10, 2002

İsrael ve Filistin’de kültür-sanat...



Ortadoğuda ipler iyice birbirine karışırken, Filistin ve Israel’deki kültür ve sanat yaşamının, kültürel korumanın ne merkezde olduğu da ayrı bir merak konusu...

Avrupa Birliği’nin 26 Avrupa ülkesi ile Israel’den oluşan ve bir “Avrupa Kültür Mirası Ağı” kurmayı amaçlayan “Cultivate Europe” projesinin alt başlığı; “Cultivate Israel” web sitesine bakılacak olursa, Israel’in bu konuda hiç bir sorunu yokmuş gibi görünüyor. Sitenin girişinde “İsrael, yalnız bilişim teknolojilerinde değil, kültür mirası alanında da dünyaya çok şey sunuyor” deniliyor. İsrael’in, A.B.’nin 5. Çerçeve Programı kapsamında katıldığı programlardan yalnızca biri olan “Cultivate Israel” ile şunlar amaçlanıyor:

  • A.B. “Bilgi Toplumu Teknolojileri” programı içinde İsrael kültür mirası kurumlarının bilinirliğini artırmak ve katılımın başarısı için çalışmak,

  • Müzeler, anıtlar kurumları, kütüphaneler, arşivler ve galerilerden oluşan Avrupa kültür mirası ağının bir parçası olmak (Israel’in 200’e yakın müzesi var) ,

  • Israel’deki pek çok önemli kültür mirası kurumu ve ören yerini Avrupa’daki etkinliklerle ilinitilendirmek,

  • “Bilgi Günleri”, elektronik bilgi servisleri gibi araçlarla AB’nin “Bilgi Toplumu Teknolojileri” programına sunulmuş tekliflerin kalite ve sayısını yükseltmek.


  • Kültür ile teknolojinin bu işbirliği İsrael toplumunu daha “incelmiş” düzeylere taşıyor. Örneğin geçtiğimiz Mart ayını, ülkenin ilk “yaratıcı çevrebilim” ve “eko-turizm” merkezi Lotan’da kuş gözlemeye hasretmişler...

    Öbür tarafa gelince... Filistin’in sayfiyesi ve “kültür şehri” Ramallah’ın web sitesi, daha çok “gelecek zaman” kipiyle konuşuyor. “Pek çok kültür sanat merkezinin Israel işgali altındayken yokedildiği, şehrin hem altyapı, hem kültür yaşamı açısından her seferinde yeniden inşa edilmek zorunda kalındığı” vurgulanan siteden, sadece bir tek bağlantı veriliyor, Filistin Kültür Bakanlığı’nın kurduğu: “Sakakini Kültür Merkezi”...

    Sakin bir müzikle açılan sitede El Aksa’dan sonra hazırlanmış “100 Şehit 100 Yaşam” ve 1998’de 50. yıldönümü yaşanan “Nakba” (Kıyamet) başlıklı sergiler, Görsel Sanatlar, Edebiyat, “Filistinli kültürel kimliği”ni işleyecek uzun vadeli etkinlikler ve Mart ayı programı yer alıyor. Filistinliler de Mart ayında “Sinema ve Fotoğrafta Kadın” konulu 3-5 film gösterisi yapmışlar... (Bu yazı gazeteye yollanırken, evinde mahsur kalan bu Merkez'in Müdiresi'nin yazdığı ve "Indymedia"da yayınlanan çağrı internet'te bir e-posta zinciri halinde dolaşıma çıkmıştı...)

    Bir de dönüp, UNESCO’nun web sitesine, “Silahli Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasina Dair Sozlesme ve Ekleri”nin bulunduğu sayfaya bakalım:

    “Yaşamlar kayboluyor… Aileler göçmenlere dönüşüyor… Çocuklar sakatlanıyor… Anıtları niçin korumalı? Birgün çatışmalar bitecek… Birgün insanlar kendi evlerine dönecek… Parçalanmış yaşamlar yeniden bir araya gelecek… Kültür mirası kimliği yansıtır. Onun korunması dağılmış toplumların ve kimliklerinin yeniden kurulmasına, onların geçmişlerinin ve geleceklerinin birbirine eklemlenmesine yardım edecek…”

    İnşallah!


    Yayın: 4 Nisan 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...



    Türkiye’de, bünyesinde tarih ve kültür açısından kayda değer ölçüde “miras” barındıran ve bu mirası doğru koruma yolunda belli ölçütlere uyan kentlerin bir örgütü var; “Tarihi Kentler Birliği”! Bu örgütle, yani “kültür zenginliği” ile Türkiye, AB’ne de girmiş durumda. Türkiye’ninki, Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi... 100’e yakın belediyenin üye olduğu bu Birlik, her seferinde başka bir kentte toplanarak, öncelikle o kentin, genel olarak da Türkiye’nin kültür mirasının korunması konusunu tartışıyor. İşte bu toplantılardan sonuncusu 22-24 Mart 2002 tarihleri arasında Tokat’ta yapıldı...

    Tokat’ta hemşehrilerin oylarıyla işbaşına gelmiş bir “Kent Senatosu” var... Çekül Vakfı’nın girişimi ile kurulan Senato, Tokat’ın, kültür mirasını koruma yolunda çözüm arayan bir kent iken, çözümleri bulup, uygulama aşamasına gelen bir kent olmasında önemli rol oynuyor. Senato, bir taraftan çalışıp, bir taraftan da bulgularını sistematik hale getirerek, “bilgi” üretiyor...

    Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması’nın 22 Mart’taki ilk günü, Tokat ve çevresinde yaşayan el sanatları ve halk kültüründen örneklerle oluşturulan bir sergi, “Selçukludan Günümüze Akan Uzun Yol” ve “Tarihi Kentler Birliği’nin Geleceği” başlıklı panellerle başladı. Toplantı açılışında Tokat Valisi Mehmet Gündoğdu, “Halk oyunları ile kültürü canlı tutmak kolay ama tarihi mirası oyunla canlandırmak zor, kaynak yaratmada bulduğu yaratıcı çözümler getirdiği için gerçek bir sivil toplum kuruluşu olan Kent Senatosu’nun bu bağlamda işlevi çok önemli” diyerek, kamu-yerel-sivil işbirliğini benimsediğini gösterdi... Çekül Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen’in yönettiği ilk panelin konuşmacıları arasında bulunan Prof. Dr. Raci Bademli, kültür mirası “taşınır ve taşınmaz varlıklar” olarak gruplanırken, onun hep “elle tutulur” şeyler olarak algılandığını, oysa kültürün “elle tutulamayan” şeyleri de içerdiğini vurguladı ve “bir bütün olan kültür zincirinin kırılmaması” gerektiğine dikkat çekti. Bademli, belki de bir “kültür zinciri mühendisliği” disiplininin gelişmesi gerektiğini, bir tür “kırsal yaşam bilgeliği” diye adlandırılabilecek bu “elle tutulamayan” kültürün aktarılmasında ülkemizde “genetik bir sıkıntı” yaşandığını belirtti.

    “Tokat Buluşması”nın ikinci gününde kentteki tarihi eserler, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Kampüsü ve Ballıca Mağarası gezildi. Son gün, Danişmentliler döneminin başkenti Niksar’a bir gezi yapıldı. “Edirne’den Karsa kadar” pek çok üye kent belediye başkanının, sivil toplum temsilcilerinin ve gönüllülerin katıldığı, Tokat’lıların sıcak dostluğu ile sarılıp sarmalanan bu üç günlük kültür alışverişi sırasında çok şey söylendi, ilginç çözümler üretildi ve kararlar alındı. Ayrıntılar “Tarihi Kentler Birliği”nin web-kütüğünde!


    Yayın: 28 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki

    Salı, Mart 26, 2002

    Bir kesişim: Radyo – İnternet




    Bir kamusal alan olarak yaşama girdiğinde, radyo bir devrim olarak nitelendirilmişti. İnternet ise bugüne kadar hayatımıza giren iletişim araçlarının içinde en gelişmiş etkileşim olanaklarını sunanı kuşkusuz... Radyo ile internet’in kesişim noktalarını bu bağlamda irdeleyen harika bir kaynak var; “Cogito”nun “İnternet; Üçüncü Devrim?” başlıklı son sayısında , Mick Underwood’un “Kamusal Alan Olarak İnternet” makalesi. “Cogito”nun tüm sayılarına internet’ten ulaşılabiliyor, ancak, Mehmet Küçük’ün çevirisiyle yayınlanan bu yazı henüz taşınmamış. (Bu arada Yapı Kredi Yayınları’nın son zamanlarda internet’teki izdüşümünde geçen yıllara oranla “olumlu-ötesi” bir gelişme yaşandığını, yalnız Cogito’nun değil, yayınların tümünün , YK Kültür Sanat’ın , “Kitap-lık” ın , “4.Kat”ın , “Sanat Dünyamız”ın da "ulaşılabilir" kılındığını belirtmekte yarar var...)

    Underwood, sözkonusu makalede, radyo ve diğer kitle iletişim araçları ile kıyasladığı internet’i diğerlerinden ayırdeden en önemli özelliğin, her konuda “kendi duyarlığını dile getirme olanağı” olduğunu ileri sürüyor.

    “... Ayrıca, Internet’in demokratik toplumlara sunabileceği potansiyel olanaklar hakkındaki bu kapsamlı ve bazen çatışmalı görüşler, bana öyle geliyor ki, savunulmaya, kampanyalar düzenlemeye, büyük medya şirketlerinin ve hükümetin müdahalesine karşı sahip çıkmaya değer....” diyen Underwood, ABD Anayasası’nın ilk ek maddesiyle koruma altında bulunan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”nün altını çiziyor...

    Sonuçta bir “metin” olan anayasa içinde neyin nerede yer aldığı da önemli ve bu bağlamda sözügeçen Anayasa’da bu özgürlüğün “en başta” yer almasının, bununla verilen üstü örtülü mesajın önemi büyük. Peki, zamanında bu Anayasa hazırlanırken, “bizim” de payımız olduğunu duymuş muydunuz? Bu Anayasayı kaleme alan Alexander Hamilton’un, son kullanıcısının “bizler” olduğu Anadolu uygarlıklarından nasıl esinlediklerini anlatan metinleri yönetimbilimci Kutlu Merih, "Likyanet" sitesine koymuş.

    Düşünmeye değer, öyle değil mi?

    Öyleyse, işte tam bunun için kurulmuş bir site: Açık Radyo’nun Açık Site’si! “Kâinatta uygarlık kurabilecek kadar yüksek zekâ düzeyine sahip olan tek türün, gezegeni, hayatı, ve - tabiî - kendisini de ortadan kaldıracak kadar budala olmadığını ispat etmek için düşünmek, türümüzün biyolojik bir ‘hata’ olmadığını ispat etmek için düşünmek... Belki de hiçbir zaman şimdiki kadar düşünüp taşınmaya ihtiyacımız olmamıştı...”

    Yayın: 21 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki


    Cuma, Mart 15, 2002

    Portakal Ailesi ve “Yeni Sayfa”



    Üç kuşaktır Türkiye'nin sanat ve kültür hayatına katkılarda bulunan bir aile: Portakal Ailesi... 1881'de doğan, Kapalıçarşı'da antikacılık yapan Yervant Portakal. 1915'te doğan, antikacılık ve müzayedecilik mesleğini babasından devralan Aret Portakal ve 1946’da doğan, yüksek öğrenimini psikoloji alanında yapan,1964'ten başlayarak baba mesleğini benimseyip, 1973'te kendi mağazasını açan, sonra da Portakal Sanat ve Kültür Evi'ni kuran Raffi Portakal... Raffi Portakal, Sakıp Sabancı'nın Hat Eserleri Koleksiyonu'nun oluşmasını sağlayan ve New York Metropolitan Sanat Müzesi'nde düzenlenen "Altın Harfler: Sakıp Sabancı Koleksiyonu'ndan Osmanlı Hat Eserleri" sergisinin de sanat danışmanlığını üstlenen kişi. Portakal Sanat ve Kültür Evi, 1996’dan bu yana “P Sanat Kültür Antika Dergisi”ni yayımlıyor. Celal Üster’in yayın yönetiminde ve üç ayda bir yayımlanmakta olan “P” dergisi, 1999’danberi yılda iki kez İngilizce olarak da çıkıyor. Raffi Portakal, toplumsal sorumluluk katkılarına son yıllarda şık bir yenilik daha eklemişti: “P Kitaplığı”. Genellikle kendi alanına giren konularda hazırlanan bir kitabı dostlarına yeni yıl armağanı olarak göndermekle başlattığı bu girişim, yavaş yavaş ilginç bir kitaplığa dönüşüyor. “Antikacıların Piri” (Behrman), Demir Özlü’den “Paris Güncesi”, Ferit Edgü’den “Dağ Şiirleri”, Ahmet Erol’un “Yıkıldık Ey İstanbul” kitaplarından sonra, bu yıl Elif Gökteke çevirisiyle, Michèle Haddad’ın bu kitap“Halil Şerif Paşa, Bir İnsan Bir Koleksiyoncu” kitabı... Bu Paşa, hani şu Enis Batur’un toplatılan kitabı “Elma”daki resim tutkunu Osmanlı paşası. Sanat tarihçisi Fransız Haddad, bu kitapta Halil Şerif Paşa’yı gün ışığına çıkarıyor. Bu pazar günü İstanbul’da yapacağı “ilkbahar müzayedesi”ndeki eserler de dahil olmak üzere, Raffi Portakal’ın kültür ve sanat hayatımıza katkılarının tümü internet’te...

    Bitirmeden, bir iyi, bir kötü haber...

    Önce kötüsü; dün sahaf.com’a girdiğimde ana sayfada karşılaştığım “Tüm müşteri veritabanı, yazılımı ve grafik tasarımı ile birlikte satılıktır” yazısı ... İyi haber; geçen yıl teknik altyapı bağlamında iddialı bir biçimde yayına giren “Yeni Sayfa” kitap sitesinin ilk yaşgününü sağ salim “idrak edebilmesi” ... Yeni Sayfa’nın “Edebiyat Penceresi” sayfasında, yazı yazmayı sevenler için de ilginç olanaklar var; Feridun Andaç yönetimindeki “Edebiyat Okulu” gibi... Hararetle tavsiye edilir!


    Yayın: 14 Mart 2002, Milliyet Kültür ve Sanat Eki