Kültür ve sanat ilintili web kaynakları, izlenimler, haberler...
Art and culture resources on the web...
- Avniye TANSUG
Pazartesi, Aralık 27, 2004
TAN ORAL'IN YENİ YIL DESENİ
HEYKELİN DİBİNDE HEYKELTRAŞ YAŞGÜNÜ
Heykeltraş Prof. Namık Denizhan'ın arkadaşları, onun doğumgününü, hocası Şadi Çalık'ın yaptığı, Galatasaray'daki Cumhuriyet heykelinin altında kutladılar! Nice yıllara...
Cuma, Aralık 24, 2004
Pazar, Aralık 19, 2004
Fikret İLKİZ
Yetmiş yedi yıllık ömründe şair, yazar, kitap yayıncısı, dergi editörü ve yazar örgütleri yöneticiliğiyle Türk edebiyatına önemli katkılarından dolayı “çoşkunun ve direncin şairi” olarak; 3-12 Kasım 2000 tarihlerinde düzenlenen TÜYAP İstanbul 19.İstanbul Kitap Fuarının “onur yazarı” Şükran Kurdakul... Dostlarına ve TÜYAP’a teşekkür etmek istiyorum. Çok şükür yaşıyordu ve “onur yazarı” seçildiğini, ne kadar sevildiğini gördü. Sağlığı hiç iyi değildi. Konuşmasında; birkaç damla gözyaşıyla karıştırdığı birkaç sözle dostluğun, direnişin, sevginin, şiirin gerçekliğini anlatmıştı. Çektiği sıkıntıları dirence dönüştüren ve inançlarından vazgeçmeyen bu adamın “ (...) Ne günler gelmiş geçmiş memleketten / Ne günler gelip geçiyor / Darağacından kurtarılan düşünceyi / Darağacına çekip asmak için tekrar / Namlular şakaklarda nasıl bekliyor (...)” dizeleri, memlekette olup bitenlerin resmidir. Adına yayınlanan kitaba, şairin el yazısıyla “Armağan” başlıklı şiirini koymuşlardı. “Armağan” şiiri kim bilir kimlere armağan?..
Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda
Senin olsun.
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği
Sabrım senin olsun,
Aşkım senin olsun.
Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mahpushane avlularında boy verdi
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadım saksımdaki çiçeği
Senin olsun.
Biz ki acılar döneminden
Ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
Sevgim senin olsun.
“Acılar döneminden” ellerini kirleterek çıkanlar, hala şiir okuyorlarsa eğer; bu şiir sizin armağanınız ... Okuyun ve ellerinizin kirlerinden utanın.
Şükran Kurdakul, 16-17 yaşında iken şiirlerini “Tomurcuk”/“Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri” isimli kitaplarında toplamıştı. Lise öğrencisiyken Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ni kurma girişiminden dolayı tutuklanıp beş ay hapis cezası almıştı. Çocukluk ve gençlik yıllarını, 1946’da ilk tutuklanışını “Türkiye Yazıları” dergisinde, bundan sonrasını da Cumhuriyet gazetesindeki “Hapisten Babıaliye” başlığıyla yayınlanan dizide kendisi anlatıyor:
- Geçmiş olsun, dedi.
- Sağ olun dedim.
- Hayrola?..
Duraladım.
- Ne yaptın da seni attılar buraya?
- Emekçi köylü Partisini tutuyordum, dedim.
- Vay be!.. diye coşkulandı asker.
Gözlerim o andaki gözlerin, o andaki yüzün resmini çekmişti ama yansıtamıyorum şimdi. Sesini kısarak:
- Ben de sosyalistim. dedi. Muğla’ya sürgün alayına götürülüyorum.
O denli ısrar etmeme karşın adını söylemeyen, o tarihteki, asker arkadaşla okuduğumuz romanları konuştuk. Dergilerimizi, yetişmekte olan yazarlarımızı konuştuk. Dönemin başbakanı Recep Peker’in bir tür faşizm geliştirmeye çalışmasına karşın İsmet Paşanın sessiz kalışını konuştuk.” Yargıtay şairin mahkumiyet kararını bozmuştu, ama liseden de atılmıştı.
77 yıldır bu topraklar üzerinde yaşamış Şair’le aynı topraklar üzerinde yaşamak ayrı bir onur… Onun dizeleriyle büyümek başka bir sevinç… Yaşam, sevgi, dostluk ve herkes için yaşanacak bir dünya yaratmaya adanmış ömrünü sonlandırdı. Onu yaşamının son yıllarında unuttuk. Oysa yarattığı gerçeklerini, sevgisini, şiirlerini ve direncini paylaşabilirdik. Yapmadık… Şiirlerine can verebilir miyiz? Şair Şükran Kurdakul toprak, hava ve su oldu. Güle güle Şükran abi!…Güle güle!…
Cumartesi, Kasım 20, 2004
Helene Karabuda... (Photo: Thomas Gidén)
HELENE - a choreograpy materialised in a flip-book.
Release October 1 at 14.00 at E.L.D. LAB Norrtullsgatan 7.
Choreography and text: Efva Lilja
Dance: Helene Karabuda
Photo: Thomas Gidén
Graphic Design: Nina Ulmaja
Print: Katarina Tryck
Yukarıdaki özet bilgi E.L.D'nin web sitesinde Karabuda ailesinin dansçı üyesi Helene'in adına yapılan gösteri hakkında. Helene, İsveç'in çok önemli bu topluluğunda uzun yıllardır dansediyor. Aynı zamanda yardımcı koreograf olarak çalışıyor.
Helene "The Outmost White" oyununda buz üzerinde solo dansetmiş:
About "The Outmost White":
"Helene Karabuda’s performance mirrors human despair at the edge of the world, where no earthly laws are valid and no human contact is possible. The tiny figure that moves about in the rays of light appears to be playing with the changing light, colouring each part of the stage with a new plastic intonation." Kultura, Moscow 12/6/03
E.L.D Ankara'da ODTÜ Uluslararası Dans Festivali için davet almış. Keşke onları İstanbul Festivallerinde de görebilsek...
E.L.D kendisini şöyle anlatıyor:
E.L.D. LAB
The role of the artist is to provide the context for creative processes in which the goal has not been pre-determined. This involves a considerable degree of risk-taking and the insight and understanding generated by the process may be just as much the goal as the “result” – the work of art. In the relatively near future this process will become a more public matter than the work itself as the audience will take on a more active role in relation to concept, working methods, equipment, teaching… everything that contributes towards the working process. Members of the audience will have to make use of their own creative capacities in relation to experience, context, cause and effect. This new form of participation will have an effect both on the artist and on the participating audience. Interaction.
E.L.D. LAB concentrates on open-ended creative processes involving new forms of collaboration between artists and scientists with the focus on dance.The aim of the work we do together is to develop new ways of working for artistic activities as well as new forms of performance and to improve the conditions for the encounter with our audience. Our aim is also to shed light on the creative possibilities available within dance as an art form and how it can serve contemporary society. E.L.D.’s studios are the headquarters for our operations.
Research and Artistic Development Projects
We develop projects in collaboration with artists and scientists in different genres and fields. The current project is “Movement as the Memory of the Body”, a three-year project involving dancers, composers, film directors, researchers in dance, sociologists, social gerontologists, philosophers and others. The director of the project is Efva Lilja. The various parts of the project will be on show as part of Open Monday series of evenings in the form of seminars, workshops, open rehearsals etc. and the end result will be a new work for performance, a documentary film and a publication.
Multi-Genre Collaborative Projects
The work we do in E.L.D. crosses the boundaries between genres. We collaborate with other fields of artistic endeavour on projects to develop new forms of performance and new networks of arrangers. These projects also generate general models for others to experiment with.
In addition to our own projects and productions, we are developing the Forum for a New Choreography – a project in which choreographers from outside E.L.D. are invited to join us as guests and are given an opportunity to present their works. The criteria for invitation is that the work is judged to be original and creative in character and that the working process will be an open one. We find as much room as we can for other artistic projects within the framework of our activities. A reference group made up of young students at arts institutions in higher education or those recently graduated is being formed so as to incorporate within what we do young people’s points of view, what they enjoy, what they really want, as a complement to the skills and knowledge of the established artists.
E.L.D. EVENT
Produces works of art in dance for presentation both by new networks of arrangers and in new performance contexts as well as on the traditional stage – nationally and internationally. Based in E.L.D.’s premises in Stockholm, the field in which we can engage with audiences of very age-group, social class and a wide range of cultural and geographic backgrounds spans the entire globe. Our performances have been presented in more than a score of countries.
Site Specific Shows
We are frequently invited to stage performances in particular places or events at various sites throughout the world. The sites for which we have created special stagings include the Guggenheim Museum in Bilbao, Akers Internationals enormous foundry at Åkers gun-factory, the Vasa Museum, the Siarö Fort in the Stockholm archipelago and Hammarby seaport – to name but a few. Priority is given to site specific work and to works which contribute to the development of new forms of performance.
Our Repertoire
Maintaining a repertoire of prominent work of high quality is of vital importance to the continuity of our work. Repertory performances alternate with new productions. E.L.D.’s repertoire is made up of works for various fora and contexts, from intimate solo pieces to whole-evening performances for major stage venues.
Dance in Schools
Performances for children and young people form an important part of our activities. In order to improve and expand the nature of our encounter with the public and to encourage interest in art within schools, we are also engaged in developing new methods and models for arrangers. Public presentation of this work occurs as part of courses of professional training and within the institutions concerned with the aim of improving conditions both for ourselves and for other practitioners and to promote the very concept of presenting dance as an art form in schools.
Video/Television/New Media
Creating Dance for the new media is one of the artistic challenges we are actively committed to.
E.L.D.’s ORGANISATION
Our activities need to be clearly structured and defined so as to ensure that production, administration and marketing function efficiently. E.L.D. is run as a co-operative economic association. The board is assisted by a consultative committee made up of representatives from various areas of expertise. The members of the committee are engaged by the board on each occasion, depending on what the issues are. As is always the case, the various staff groups within E.L.D. are represented on decision-making and consultative bodies. We work within clearly-defined democratic structures and with a powerful sense of professional ethics.
E.L.D. has received funding from the National Council for Cultural Affairs since 1985, from Stockholm City Council (the Municipality of Stockholm) since 1988 and from Stockholm County Council since 1990.
Staff
We work together under different forms of employment and our employment contracts are of various lengths. What we have in common is the goals we share at work and our determination to make them reality. To achieve these goals we work in a democratic framework implemented so as to create the best possible conditions for individual members of staff in which to develop their abilities and to put them to best use.
Study Visits, Work Experience, Postgraduate Researchers
The openness of our activities and our continual involvement and engagement with the world around us is invigorated and fortified by the curiosity of the young about our working processes and our performances. It is also vital to provide young people with an opportunity to find out about our various areas of professional activity. This is why we encourage visits from both secondary school pupils as well as from students at sixth-form colleges and in vocational training or in higher education. Our activities are accessible to both current and prospective researchers.
Premises
Our premises at Norrtullsgatan in Stockholm are the headquarters of our operations. It is here that various parts of our activities are developed, here that artists, scientists, technicians and other the other collaborating professional groups – theoreticians and practitioners – come together. We receive study visits here as well as visits from trainees, the media and interested members of the general public.
Bu sürekli arayan, araştıran, dansı yaşama sokmanın bilimsel yöntemleri üzerinde odaklanan ve ürünlerini halka karşılıksız sunan grubun web sitesini ziyaret edin, harika fotoğraflar görün: E.L.D.
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki nişan ve madalya geleneğinin 120 yıllık serüvenini gözler önüne seren "İftihar ve İmtiyaz- Osmanlı Nişan ve Madalyaları" başlıklı sergi 26 Aralık tarihine kadar Osmanlı Bankası Müzesi'nde meraklılara sunuluyor. Küratörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Edhem Eldem'in üstlendiği serginin tasarımı Bülent Erkmen'e ait.
Bir “tarih düşme” mekanizması olarak da kullanılan nişan ve madalyalar 120 yıllık bir dönemi sembollerin güçlü diliyle anlatıyor. Sözkonusu dönem ve günümüz dinamikleri arasındaki benzerlikleri gözler önüne seren objeler, Osmanlı’nın Batı’ya açılma izleri dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş sürecinin kökleri hakkında ipuçları içeriyor.
Sergide, pırlantalarla bezeli nişanlardan bakır harp rozetlerine, beratlardan fotoğraflara, kartpostallardan biblolara kadar 1.000’in üzerinde obje ve belge yer alıyor. Aralarında Tanzimat Hatıra Madalyası , Sultan Abdülaziz’in Londra Ziyareti Hatıra Madalyası , Kırım Harbi Madalyası , Birinci Rütbe Murassa Mecidî Nişanı Şemsesi, Birinci Rütbe Murassa Osmânî Nişanı Şemsesi, Bosna Madalyası, Birinci Rütbe Şefkat Nişânı Şemsesinin de sergilendiği "İftihar ve İmtiyaz- Osmanlı Nişan ve Madalyaları Sergisi" , 26 Aralık 2004 tarihine kadar açık kalacak.
OSMANLI BANKASI MÜZESİ
Bankalar (Voyvoda) Caddesi 35/37
Karaköy
http://www.obmuze.com/
Çarşamba, Kasım 10, 2004
insan kaderine dair en umutsuz yorum: "Trachis Kadınları"
Sofokles'in Ezra Pound tarafından İngilizce'ye uyarlanan "Trachis Kadınları"nı Giancarlo Nanni İtalyanca'ya çevirerek sahneye koymuş... Oyun 24 Kasım Çarşamba saat 20.00'de, Enka Vakfı – Şadi Gürçelik Spor Sitesi (İstinye) sahnesinde "teatro Vascello" tarafından Türk seyircisine oynanacak.
TEATRO VASCELLO HAKKINDA:
İtalya’nın en önemli alternatif ve bağımsız tiyatrosu Teatro Vascello ilk kez Türkiye’de. Usta oyuncu Manuella Kustermann ile rejisörlükte 40. yılını doldurmaya hazırlanan Giancarlo Nanni’nin birlikte kurduğu Teatro Vascello seksenli yıllardan beri Roma’da birçok tiyatro ve tiyatrocuya öncülük ve ev sahipliği yapıyor. Peter Brook, Bob Wilson, Robert Lepage, Tadeus Kantor, Edith Clever, Stephen Petronio, Judith Malina, Jan Febre, Jurij Ljubimov, Oriza Hirata gibi isimler Teatro Vascello ile çalıştılar.
YÖNETMEN HAKKINDA:
GIANCARLO NANNI
Yönetmen, Teatro Vascello Sanat Yönetmeni
1941 yılında İtalyan bir babanın ve Yunanlı bir annenin oğlu olarak Rodos (Yunanistan)’da doğdu. 1943’de ailesiyle beraber Roma’ya yerleşti. Okulu bitirdikten sonra 1964’de Cy Tombly ile resim çalışmaları yaparak Gallery Arco d’Alibert’de başladı. Yine aynı yıl Manuella Kustermann’la tanışmasıyla tiyatro kariyerine başladı. 1972’de Wedkind’in “Spring Awakening”ini devrimci bir anlayışla yönetmesiyle Roma’nın deneysel tiyatro toplulukları arasında önemli bir lider haline geldi. Nanni, tanınmış “The School of Rome” diğer adıyla “Theatre İmage” i kurdu. Öğrencileri Memé Perlini, Giuliano Vasilico ve Pippo di Marca, bindokuzyüzyetmişlerdeki İtalyan Avangartı’nın en önemli yönetmenleri oldular.
2001’de Actors Studio’da bir workshop yöneterek bu saygın kurumun ilk İtalyan eğitmeni oldu. Tokya’da ve Polonya’da konferanslar ve eğitim çalışmalarında bulundu. Yönettiği oyunlar Mısır, Rusya, Bulgaristan, Brezilya, Ukrayna, Amerika, Arjantin gibi çeşitli ülkelerin festivallerine katıldılar.
UYARLAMA HAKKINDA:
Trachis Kadınları, Sofokles’in yedi tragedyasından biri. Büyük şair Ezra Pound eseri ingilizceye uyarlarken tragedyanın özüne bağlı ve sade olmasına dikkat etmiş. Modern seyirciyle antik eserin bağını kurabilmek için dil değişimini, alışkanlıkları ve değişen şartları göz önüne almayarak, olaylar bütününü basit bir dile indirgeyerek yüzyıllar arasındaki farkı ortadan kaldırmış.
OYUNUN KONUSU:
Trachis şehrinde sürgünde olan Herkül'ün karısı Deianira, kocasından uzun süredir haber alamamanın endişesi içinde sütanne'ye derdini döker. Sütanne de oğlu Illo'yu babasını aramak için göndermesini salık verir.Tellal Lica, Herkül'ün sağ olduğunu ve Kral Eurito'dan öç almak için mahvettiği Eukalia şehrinin zaferini kutlamakta olduğunu bildirir. Lica beraberinde bazı esireleri de getirir.Bunlardan özellikle bir tanesi Herkül’ü çok etkiler. Bir haberci, kendisine, Iole adlı bu kızın, kral Eurito'nun kızı olduğunu ve bu kız uğruna Herkül'ün Eukalia'yı mahvettiğini söyler.Deianira kocasını tekrar kazanmak için, bir aşk iksiri olduğunu sandığı, Herkül tarafından öldürülen Nesso'nun kanıyla ıslatılmış bir elbise gönderir. Daha sonra Deianira bu kanın çok kuvvetli bir zehir olduğunu öğrenir. Elbisenin babası üzerindeki etkisini gören Illo, annesine nefretini kusar. Umutsuzluğa kapılan Deianira intihar eder. Illo vicdan azabı çekerken, ölmek üzere olan Herkül gelir. Oğlundan kendisini öldürmesini ister. Karısı Deianira’nın intihar ettiğini öğrenince eski bir kehanetin gerçekleştiğini anlar. Oğluna Etna'da cesedini yakması ve Iole ile evlenmesi konusunda yemin ettirir. Illo her ne kadar itiraz etmeye çalışsada , cenaze alayı yola koyulur. Illo gökyüzüne meydan okur.
24 Kasım Çarşamba 20:00
Enka Vakfı – Şadi Gürçelik Spor Sitesi – İstinye
Bilet Satış: 12 Kasım Cuma’dan itibaren D.T. Taksim Sahnesi Gişesi / 12:00 – 20:30
Bilet Fiyatları: 35.000.000 – 25.000.000
Rezervasyon: Enka Vakfı (0 212) 276 22 14 / 209
Semaver Kumpanya (0 212) 585 59 35 : http://www.semaverkumpanya.com/
Not: Oyunun müzikleri Paolo Vivaldi tarafından bestelenmiş. Bu "Vivaldi"yi merak edebilecekler için!:
PAOLO VIVALDI born in Rome in 1964 with a degree in S.Cecilia Music Conservatory as Composer and Orchestra conductor. Paolo Vivaldi is considered one of the new hopes of the Italian film music and he has already recorded several soundtracks for TV, feature films and theatrical works with a remarkable success of public and critics.
Kaynak: http://www.promusic-inc.com/frontdoor/the_composers.cfm
ÇOCUKLAR İÇİN TİYATRO...
"Pırtlatan Bal" (Aziz Nesin, Çocuk müzikali), "Nasreddin Hoca", "Evvel Zaman İçinde" (7'den 70'e kukla oyunları) Semaver Kumpanya'da sürüyor:
bkz: Oyunlar: http://www.semaverkumpanya.com/oyunlar.htm
Bu da daha küçükler için: "Sihirli Orman"
Kasım Ayı Boyunca Her Cumartesi - Pazar Saat 11.00
(Arife Günü ve Bayramın 1. günü hariç)
Tek perdelik müzikal komedi, Çocuk Oyunu
Yazan - Yöneten : Sibel SEZER
Müzik : Mehmet SEZER
Söz : Sibel SEZER
Afiş Tasarım : Onur KADAM
OYNAYANLAR
Işılay ÜRKMEZ : Fıstık
Dergah ŞEN : Mıstık
Burak ALKAŞ : Cingöz
İdil YÜRÜK : Peri
Tarık ÇİÇEK : Hüsnü ARAKEL
Alize ERTEM : Cadı ve Tavşan
Bilgi için: Füsun ELİZ
Beşiktaş Belediyesi BELTAŞ A.Ş.
fusun.eliz(at)eltas.com.tr
İstanbul'da Yapı Kredi Kültür merkezinde "Güneş'in Dünyasından" başlığıyla ses getiren sergiden 100 parçalık bir seçki şimdi de Paris'te Elele Galeri'sinde...
(Soldan) Ayten Dobra, Güneş Karabuda, Ayperi Ecer Karabuda, onun solunda Gökşin Sipahioğlu, "en eski GS mezunlarından" (1939) Alişan Dobra ve kızı ile birlikte.
"Portreler, olaylar, anlar ve ülkeler" olmak üzere 4 başlık altında derlemiş Karabuda Paris sergisini... Sergi 12 Kasım’a kadar açık kalacak...
Açılışta Alev Ebüzziya, kendi fotoğrafının önünde...
Perşembe, Ekim 21, 2004
info@e-creative.net
Web Oskarları Türkiye’den: e-CREATIVE AWARDS
Türkiye’nin ve Dünya’nın en kreatif web sitelerini seçmek üzere kurulan www.e-CREATIVE.net tüm web tasarımcılarını ortak bir platformda bir araya getiriyor. Brezilya’dan Çin’e kadar dünyanın en iyi 12 art direktörü (bu arada Türkiye’den Murat Birsel ve Yurtsan Atakan’ın da aralarında bulunduğu) jüri heyeti, her ay Dünya’nın en kreatif sitesini online ortamda belirliyor.
12 ay sonunda Dünya’nın en iyi web sitesinin belirleneceği e-CREATIVE.net’te her ay yüzlerce web sitesi yanında, bu sitelerin yapımında emeği geçen tasarımcı ve programcıların tanıtılmasına olanak sağlanıyor.
4 ay önce yayın hayatına geçtiği halde ayda 60 bin tasarımcının ziyaret ettiği bir web sitesi haline gelen e-CREATIVE.net, dünyanın en prestijli web yarışmalarından biri olmayı başardı.
Türkiye’yi web tasarımı alanında söz sahibi yapan e-CREATIVE.net, Türkiye’nin ve Dünya’nın en kreatif sitelerini bir arada görme imkanı sağlıyor. Moda, otomobil, eğlence, spor gibi konu başlıkları altında kategorize edilen e-CREATIVE.net’te web siteleri ayrıca tasarımlarına ve renklerine göre de sınıflandırılıyor. Tasarımcılar, üye kayıtlarını “desing studios” veya “freelance” olarak belirleyerek tüm dünyadaki müşterilerine tasarımları ile ulaşıyor.
Özellikle yeni web tasarımcılarına yol göstermesi bakımından da çok yararlı bir adres olan sitenin forum bölümünde ise; sinemadan, fotoğrafa, tasarımdan çizgi romana kadar ilgili konuların meraklıları kendilerine ilham veren her şey hakkında fikirlerini paylaşıyor.
"Turkey’s" bölümünde ise sadece Türk web tasarımcılarının seçkin web sitelerini bir arada görmek mümkün.
“Special Links” bölümünde sadece Türkiye’nin tanıtımına yönelik sitelere yer vererek ülkemizin tanınması yönünde de önemli bir misyon üstleniyor.
"Sadece ilham verenler" sloganıyla yola çıkan e-CREATIVE.net ekibi "Benim tasarımlarım da ilham verir" diyen tüm amatör ve profesyonellerin çalışmalarını bekliyor.
www.e-CREATIVE.net
Çarşamba, Ekim 06, 2004
"Kahve ve Sanat"...
Çok yönlü bir "creative" Alfons Karabuda. Beste yapar, spor yapar, sanat ile uğraşır. "İnsan'ın annesi ve babası Güneş ve Barbro Karabuda olursa başka türlü nasıl olabilirdi ki?" denilebilir tabii.
Alfons, Stockholm'de yaşar. Karısı Helen bir balerin. Emil ve Elin adında 2 çocukları var. "Naomi" stüdyosunun adı: http://www.algonet.se/~naomi/about.html
Son yıllarda uğraşları arasına "Alfons' CoffeShop" u ekledi. Burası sanat yuvası bir "kafe". Ben daha hiç görmedim ama atmosferini "hissediyorum". Bugün yeni web sitesinin adresi geldi, girdim ve çıkamadım. Tavsiye ederim, siz de ziyaret edin:
http://www.alfonscoffeeshop.se
Yalnız, bu sitenin ziyaretçilerinin "edilgin" kalmayıp, "etkileşim"i iyi bilmesi gerekiyor. Adeta bir "origami" ortamında, farenizi sürekli ekranda dolaştırıp, neyi nereden tıklarsanız, "dahasını" görebileceğinizi araştırmanız gerek. Sitenin tasarımcısı belli ki çok zeki ve çok yaratıcı. Ziyaretçinin de "ondan aşağı kalmaması için" sabırla tıklamayı sürdürmesi şart. Ödüller mi? Bir tanesi yukarıda işte, içinde "Türk Kahvesi"nin de bulunduğu menü. Menünün sayfalarını elinizle çevirebiliyorsunuz, sakın bir kere görünce orada bırakmayın!
Fondaki harika bir Fransız "şansonu" cabası...
"Sanat ile kahve" bir arada ancak bu kadar olur diye düşünüyorum.
Alfons, haftanın belli günlerinde orada söyleşiler de düzenliyormuş bu konuda...
Yolu Stockholm'e düşenleri kıskanıyorum açıkçası şu aralar...
Bu da Alfons'un Yöneticileri arasında olduğu "Swedish Art Grants Committee"nin web sitesi:
http://www.konstnarsnamnden.se/
Cumartesi, Ekim 02, 2004
"Kubbelerde Yüksek Ökçeler" sergisi açıldı.
Küratör: Derya Nüket Özer
Mimarlık Müzesi yeni sergisinde, Türkiye’nin öncü kadınlarının verdikleri mücadelenin heyecan verici bir örneği olan Cahide Tamer’in arşivinde yeralan fotoğraflara ve kendisi ile yapılan bir söyleşiye yer veriyor. Cahide Tamer (1915-...), Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen ardından yaşanan pek çok gelişmeye katkıda bulunan “ilk”lerden. Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından birisi. Dahası, o dönemlerde Türkiye’de yeni gündeme gelen tarihsel yapıların onarımı konusunda çalışan ilk mimarlardan. Korumacılık mevzuatının yeni oluştuğu, restorasyon tekniklerinin yeni keşfedildiği yıllarda “restorasyon şiir yazmak gibidir” diyen Cahide Tamer, Yedikule, Rumelihisarı, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı gibi pek çok önemli onarımlara imza atmış. Tamer’in önemli bir özelliği de çok iyi bir arşivci olması. Yaptığı bütün işlere ait resmi yazışmalar, çizimler ve fotoğraflara evindeki arşivinde ulaşmak mümkün. Bunların bir bölümü hazırladığı kitaplarda da yayımlanmış...
"Cariyeler Hastanesi'ne keşif yapmaya gitmiştim, ölçü alırken bu dolap kapağı ilgimi çekti. Bembeyaz boyalıydı, üzerine çocukların defterlerine yapıştırdıkları çıkartmalardan süsler yapılmıştı. Ben de konstrüksiyonu açısından altına bakmak istedim, yanımdaki çakı ile biraz kazıdım. Bir de baktım altından yaldız çıkıyor. Biraz daha kazıdım, yaldız , boya müthiş. Hemen müdürümüz Tahsin Öz'e gittim. Hemen geldi, yerinden çıkaralım, inceleyelim dedi. Boya temizlenince altından nefis bir dolap kapağı çıktı. Sonra UNICEF bunu kartpostal yapmış"...
Cahide Tamer Arşivi
(Sergi icin resmin uzerine tıklayınız)
“Üç Belge: Padişah Tapusundan Şayeste Hanım'ın Duvarına”
sergisi sürüyor...
Hazırlayanlar: Derya Nüket Özer, Tufan Sağnak
Osmanlı dönemine ait üç belgenin yer aldığı sergide Preveze’deki Hazine’ye ait bir çiftliğin Sultan 2. Abdülhamid’in üzerine geçişini belgeleyen tapu ile kendi halinde iki hanıma ait bir yapı izin belgesi ve harç belgesi yer alıyor.
2. Abdülhamid, kendi adına mülk sahibi olan ilk Osmanlı padişahı idi. Musul, Kerkük, Filistin, Doğu Anadolu, Çukurova ve Balkanlar’da çok sayıda araziye sahip olmuştu. Mimarlık Müzesi’nde yayımlanan 1892 tarihli tapuda da belirtildiği gibi bu mülkler “kız ve erkek çocuklarına eşit olarak” miras kalıyordu. 1930’larda Musul ve Kerkük’teki arazileri için mücadele veren Osmanlı hanedan üyelerinin elinde, bazı kaynaklara göre 50.000 adet tapu bulunuyordu. Pek çok tarihçiye göre 2. Abdülhamid ulusal hareketlerin Osmanlı İmparatorluğu’nu tehdit ettiği, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmaya çalışıldığı, İngilizlerin Irak’taki petrol kaynaklarına göz diktiği o dönemde Osmanlı topraklarını kişisel tapusuyla koruma altına almaya çalışmaktaydı.
Sergide yer alan 1922 tarihli Yapı ve Onarım İzin Belgesi, evini bir duvarla çevirmek isteyen Şayeste Hanım’a ait. Formun içerdiği başlıklar, arkasında basılı olarak yer alan Ebniye (Binalar) Yasası’nın ilgili maddeleri, yeni oluşmaya başlayan mimari terminolojide “resm-i mücessem” (üçboyutlu görünüm) ve “pianta” (plan) sözcüklerini yan yana gelişi ve kalfanın resmini koyma zorunluluğu belgenin ilginç yanları.
Son belge ise, yoksulluğu nedeniyle yapacağı küçük bir inşaat için ödemesi gereken harçtan muaf tutulmak isteyen bir hanıma verilen olumlu yanıtı içeriyor.
“Padişahın Tapusundan Şayeste Hanımın Duvarına” sergisinde yer alan belgeler Şehmuz Dirim koleksiyonundan sağlanmış, çevriyazımı Şinasi Acar, günümüz Türkçesi’ne Derya Nüket Özer ve Tufan Sağnak tarafından çevrilmiş.
Mimarlık Müzesi’nde ayrıca; Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı ile Pullar ve Mimarlık sergileri de sürmekte.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız:
http://www.mimarlikmuzesi.org/
Salı, Eylül 07, 2004
Pazartesi, Eylül 06, 2004
SEMAVER KUMPANYA
Semaver Kumpanya, üçüncü sezonuna, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, savaş temalı 3 oyun ile başlıyor; Diktat,(Enzo Corman), Resm i Geçit (Loula Anagnostaki) ve Tetikçi (Adel Hakim). “Mem ile Zin”, “Murtaza” ve “Onikinci Gece” yeni sezonda da perde açmaya devam edecek.
4 Ekim Pazartesi günü başlayacak sezonun ilk oyunu “Diktat”da Köksal Engür ve Bülent Emin Yarar oynuyuyor. “Diktat”. İç savaş sonrası ayrı saflarda çarpışmış iki kardeşin yirmi beş yıl sonra karşılaşmalarını ve hesaplaşmalarını anlatan oyunu Enzo Corman yazdı Nükhet İpekçi dilimize çevirdi.
“Resm i Geçit”, Yunanlı yazar Loula Anagnostaki’nin “Resm i Geçit” ini yine Nükhet İpekçi çevirdi. Bülent Emin Yarar ve Evren Kardeş rol aldığı Resm i Geçit; tavan arasına sıkışmış iki kardeşin, dışarıda olan biten bütün şiddet ve toplumsal karmaşadan soyutlanarak, aile, yaşam, şiddet, savaş, kıyım gibi olguları kendi iki kişilik dünyalarında anlamaya çalışmalarını anlatıyor.
Adel Hakim’in yazdığı “Tetikçi” sini ise Sinan Sinangil’in Türkçesiyle Bülent Emin Yarar oynayacak. İç savaşta harap olmuş bir kentin ortasında savaşın hayatını nasıl değiştirdiğini, nasıl tetikçi olduğunu anlatan bir adamı konu ediyor.
Uluslarası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında geçtiğimiz Haziran ayında prömiyer yapan “Mem ile Zin” bu sezon devam eden oyunlardan. Cuma Boynukara’nın yazdığı oyunu Bülent Emin Yarar ve Işıl Kasapoğlu yönetti.
W. Shakespeare’in “Onikinci Gece”si üçüncü sezonunda Orhan Kemal’in “Murtaza”sı ikinci sezonunda yine sahnedeler.
Semaver Kumpanya, 2004 – 2005 sezonunda dördü yeni; altı büyük oyun ve dört çocuk oyunuyla haftanın beş günü Çevre Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşacak.
www.semaverkumpanya.com
Çevre Tiyatrosu / Kocamustafapaşa 0 212 585 59 35
Perşembe, Eylül 02, 2004
GEZİCİ FESTİVAL EKİM AYINDA 10. KEZ YOLA ÇIKIYOR!
Avrupa sinemasının örneklerini Türkiye'nin çeşitli kentlerine taşıyan Gezici Festival, bu yıl Ankara, Bursa, İzmir, Kars, Van ve Kayseri'ye konuk oluyor.
Gezici Festival 1-7 Ekim tarihlerinde Ankara'da Ankapol ve Megapol Sinemaları'nda, 8-14 Ekim tarihlerinde Bursa'da Tayyare Kültür Merkezi'nde, 15-21 Ekim tarihlerinde İzmir'de İzmir Sanat ve Fransız Kültür Merkezi'nde, 22-24 Ekim tarihlerinde Kars'ta Kars Kültür Merkezi'nde, 25-28 Ekim tarihlerinde Van'da Van Devlet Tiyatrosu'nda, 29-31 Ekim'de de Kayseri'de gösterimlerini sunacak.
Destekleyenler: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Açık Toplum Enstitüsü, Skoda Praha, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı, Çankaya Belediyesi, Europa Cinemas, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Sanat, Kars Belediyesi, Van Belediyesi, Kayseri Belediyesi, 100. Yıl Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi, Aras Kargo.
Festival Web Sitesi:
http://www.europeanfilmfestival.com/index.php?ln=tr
There is an English site in the above URL as well!
Salı, Ağustos 31, 2004
Pazar, Ağustos 22, 2004
"Tasarım Ağı / Ağ Tasarımı"...
"Şehircilik ile mimarlık, gayrimenkul piyasası ile yerel yönetimler ve devlet, bireyler ile kentler arasında köprü oluşturmak için gerekli araç-fikir-kaynak buluşmasını sağlamayı hedefleyen Urban Probe" ağının Garanti Galeri için hazırladığı çalışmalardan görüntüler:
Mimari, grafik, ürün tasarımı ve kentsel tasarım konulu sergilerden sonra, Garanti Galeri (GG) bu kez sanal dünyadaki tasarım üzerine odaklanmış. Gerçek dünyadan sanal dünyaya uzanan ve giderek büyüyen ağlar, ağ tasarımları ve ağ tasarımcılarının sorgulandığı Tasarım Ağı/ Ağ Tasarımı başlıklı sergi, 10 Ağustos-18 Eylül 2004 tarihleri arasında açık olacak...
Sergide, Tom Klinkowstein'ın yönetimindeki Media A grubunun yanı sıra Urban Probe, D-Fuze, Core77, Media A, ESP Trendlab, Doors of Perception adlı ünlü ağ tasarımcılarının Garanti Galeri (GG) için ürettikleri web tasarımları yer alıyor.
New York'lu tasarımcı Tom Klinkowstein'ın küratörlüğünü ve tasarımını üstlendiği sergide, 1990-2090 yılları arasında ağ tasarımı ve tasarım ağının gelişimine ilişkin öngörüleri kurgulayan "Ağ Bağlantılı Tasarımcının Hayati Yolu 1990-2090" başlıklı bir çalışma var ki tek kelime ile "müthiş" bir şey!
geldi!)
2040-2049 Toplumsal Yaşamda Tasarım (50-59 yaşları)
Kitlesel Çapta Ticari Yaygınlık Kazanır (70-79 yaşlar)
İpuçları Verir (90-100)
Serginin küratör ve yaratıcı yönetmeni Tom Klinkowstein'in eserleri, Paris Pompidou Merkezi (Centre Pompidou), Venedik Bienal'i ve Tokyo Wave Galerisi (Wave Gallery) gibi dünya çapında sanat merkezleri, müzeler ve galerilerde sergilendi.
Ve Münevver Emiroğlu tabii... GG'nin bize gösterdiklerinin "Görünmeyen kahramanı"...
Bu konu ile ilgili diğer haber ve yorumlar:
- Icograta
- Garanti Sanat
- Basından...
- "Geleceği Biçimlendireceklerden misiniz?"- A. Tansuğ (Bir "Doors of Perception" konferansı ile ilgili olarak Eylül 2002'de Milliyet'e yazıldı...)
Garanti Galeri: İstiklal Caddesi 187, Beyoğlu, İstanbul. Tel: 90 212 293 6371 e-posta: garantigaleri@garanti.com.tr
Salı, Ağustos 10, 2004
http://www.milliyet.com.tr/2004/08/10/son/sonyas18.html
Yazar Orhan Pamuk'un "Kar" romanının, "modern Türkiye'deki çelişkiler fırtınası"nı yansıttığı ifade edildi.
ABD'de yayınlanan The New York Times gazetesi, Orhan Pamuk'u bir kez daha sayfalarına taşıdı. Pamuk'un "Kar" romanının değerlendirildiği yazıda, romandaki olay örgüsüne ilişkin bilgi verilirken, kitabın "modern Türkiye'deki çelişkiler fırtınası"nı yansıttığı yorumu yapıldı.
Pamuk'un daha önceki kitabı "Benim Adım Kırmızı"da da "ikilik" düşüncesini işlediği anımsatılan yazıda, Pamuk'un, "Türkiye'nin batılılaşma ile İslami değerler arasında kalan ruhunu" ele aldığı ifade edildi.
"ATATÜRK'ÜN DİKTATÖRCE BÜYÜMÜŞ VARİSLERİ"
Yazıda Pamuk'tan, "Kültürel ve siyasi olarak Batılı" diye söz edildi. Ancak, inançları, "Kemal Atatürk'ün, diktatörce ve çoğunlukla bozulmuş olarak büyüyen ve kendi laik kalıplarını büyük çoğunluktaki (türbansız, fessiz ve başörtüsüz) kırsal ve varoş alt sınıflara zorlayan varislerince" dışavurulduğu için Pamuk'un "paramparça olduğu" yorumu yapıldı.